Google

30 Aralık 2015 Çarşamba

Yapabildiğinizi kimseye çaktırmayın!

Ay ben bunu yapamam, ay ben şunu yapamam, ben onu beceremem ki diyen tüm kızlar en iyi işleri kaptı, en iyi yerlere geldi ve çoktan evlendi. Siz hala ben kendi kendime yeterim, her işin üstünden gelirim, elimden her iş gelir, diye ortalarda dolana durun.

Sadece bunlarla da kalmadılar, eş olmak, gelin olmak, evlat olmak, çalışan olmak konularında hep en iyi olarak sizi geçtiler. En iyi eş, en iyi gelin, en iyi arkadaş, en iyi çalışan…

Peki, bu hiçbir şeyi beceremeyeceklerini savunan arkadaşların sırrı neydi de sizi bizi geçtiler?

Anlatalım.

Onların sırrı algı operasyonu gerçekleştirmekti. Bu operasyonlarında derin devlet kadar başarılı olduklarını söylememe gerek yok sanırım.

Bu uyguladıkları operasyonu şimdi sizlere de anlatacağım ki uygulamaya geçerek en iyiler alanını zorlayın.*
Örneklerle açıklama yoluna gidersem; 
mesela nişanlısınız, 
kayınvalidenize ve müstakbel eşinize yemek yapmayı pek beceremediğinizi,  çok az deneyiminiz olduğunu, elinizden pek de gelmediğini söyleyin, ama hepten de kapıyı kapamayın, yani zamanla öğrenirim herhalde diyerek açık kapı bırakın, hevesli olduğunuzu da gösterin.

Tüm bunları söylerken de gerçekte iyi yemek yapan biri olmanız gerekiyor. Yani işin matematiği;
iyi olduğunuz alanı inkar edip ortalamanın altında olduğunuza vurgu yapmak. Bir başka deyişle her şeyi yapabilecek ama bunu asla çaktırmayacaksınız.



E peki, ben iyi yemek yapabiliyorum ama neden aksini söylüyorum nabrutcuğum, ben ne yemekler döktürürüm diye kayınvelideme caka satarım gibi bir düşünceniz varsa maalesef ki çok büyük bir yanlış içindesiniz. 

Şöyle ki; eğer yemek yapmak konusunda deneyimsiz olduğunuzu söylerseniz, karşı taraf beklentilerini ortalamanın altına düşürür. Ama siz gerçekte deneyimli olduğunuz için yaptığınız yemeği yediklerinde beklentilerinin üzerinde bir şeyle karşılaşacakları için memnuniyet de en üst seviyede olacaktır.

Ama siz ben şahane yemekler yaparım, on parmağımda on marifet gibi hal sergilerseniz karşı tarafın beklentisi görelim bakalım şunun marifetlerini diye en üst seviyeden olacaktır ki, ne yaparsanız yapın asla en iyi gelin olamayacağınız gibi ömrünüzce kimseye yaranmak kabil de olmayacaktır.

Yaaa, yıllardır, ben onu yapamam ben bunu yapamam, elimden gelmez diyenler neden en iyiler listesine adını altın harflerle yazdırıyor anladınız mı? Hahah!

Aslında bu tip insanları çok zeki buluyorum ve zeki olduklarını da gizliyorlar, çünkü zeki olduğunu gizlemek de başka bir algı operasyonu oda başka bir yazı olsun.

Ben size en basitinden gelin örneğini verdim ama bunlar çalışma hayatında da var, eğitim hayatında da var, var oğlu var. Her yerde karşımıza çıkıyorlar. Siz ben her şeyi yaparım, yapamasam bile yapmak için kendimi parçalarım gibi düşünceler içinde çok affedersiniz bir yerlerinizi yırtarken bu tip insanlar alkışlanıyor, sizden ise hep daha fazlası bekleniyor ve asla onlar gibi takdir göremiyorsunuz. 

*Kendim bunu bildiğim halde yapabiliyor muyum? Ben böyle oyunlar oynayamam. Yapabiliyorsam, yapabiliyorum derim, yapamıyorsam yapamam. Çünkü çok akıllı değilim. Akıllı değilim diyerek sizin üzerinizde bir algı operasyonu da ben mi yapıyorum acaba? :)

29 Aralık 2015 Salı

Gardaş La Bi' Bah!

Doğma büyüme Ankaralıyım ama Gimsa'ya ilk defa yaz tatilinde teyzem götürdü. 
Hep duyardım; Gimsa'ya gittik, Gimsa’dan aldık.

Duyduklarım içinde ucuz olduğu ve genellikle çok kalabalık olduğu da vardı. Teyzeme çok kalabalık oluyormuş elimi çizerler mi, dedim. 
Geçen gün benim pardösüm yırtıldı, dedi.
Tabi benim gözlerimden fışkıran ünlemleri hayal edersiniz. 

Neyse ki pardösüsü alışveriş arabasına sıkışarak yırtılmış. Böylece korkusuzca adımımı içeri atabildim.



Ucuz sanırım. Artık Ankara'ya belirli zamanlarda geldiğim için piyasaya çok hakim değilim. Giyim kısmından çok züccaciye reyonunu sevdiğimi söyleyebilirim. Birde yaş pasta, kuru pasta, börek, kısmına bayıldım. Epey lezzetli ve ucuz şeyler var. Her marketin o kısmını pek severim zaten. 

Alışverişin sonunda elim çizilmedi. Ama mahalleli ve marketin gediklisi olan teyzeler popoları ile beni iteleyerek kendilerine yer açmaya çalıştılar. O kadar kalabalıktı. Hatta iyi ki yalnız gitmemişim, üzerime yanlışlıkla raflardan bir barkod yapışır, teyzeler ucuzmuş diye beni de sepete atarlar diye korkular içinde teyzeme yapışık gezdim. Pek bir şey de bulamadım zaten. Bu sürekli Gimsa’ya gittik, Gimsa’dan aldık diyen kişilerin ne alıp sattıklarını yine anlayamadım. Pasta haricinde bir kulaklık ve bir kitap aldım. Belki de meşhur Gimsa alışveriş usulünü bilmiyorumdur. Bu arada kulaklık sadece 1 hafta dayandı.


Gimsa nedir? İçinde giyim, elektronik, züccaciye ve gıda kısmı bulunan hepsini tek bir kasada ödediğiniz büyükçe bir market diyebilirim. 5M Migros’tan ne farkı var derseniz; Migros Tunalı, Gimsa Ulus derim ve durum anlaşılır sanırım. Birde Gimsa'nın giyim kısmı daha geniş tutulmuş ve tesettür kıyafetleri ve markaları da epey büyük bir alan kaplıyor.

İşte bu kısımda sizden Ankaralı olanların Gimsa maceralarını ve deneyimlerini dinlemek isterim. Ankaralıyım ama bende gitmedim diyorsanız aman ha, yalnız falan gitmeyin, sizi de alır götürürler, demedi demeyin...

28 Aralık 2015 Pazartesi

Kıbrıs'ta Kumar Oynuyor muyum?

Çocukken kumarbazdım. Zamanında dini açıdan bir aydınlanma yaşamamış olsaydım durumum vahim olabilirdi. Nitekim aynı burçlara sahip olduğumuz Mehmet Ali Erbil ve Serdar Ortaç’ın kumarbaz olduğu gerçeği bir tesadüften ibaret değil. 

Kova burcunun kazanmak hissinden beslenmesi ve çok hırslı insanlar olmalarından ileri geldiğini düşündüğüm bu kumar sevdasını astrologlar da doğruluyor ve kova burçlarına aman dikkat diye tavsiyelerde bulunuyorlar.

Hatta bendeki bu kazanma hırsı öyle bir seviyede ki, jenga, scrabble, tabu, cranium, monopoly gibi eğlence amaçlı oyunları bile ciddiye alır, kazanmak için olanca gücümle çalışır, takımsak takımı galibiyete götürmek adına tüm varlığımı ortaya koyarım. Asla mızıkçılık yapmam, kaybedeceğim belli olan bir oyunun bile son anına kadar elimden geleni yaparım. Sanki içimden birisi He-Man gölgelerin gücü adına diye bağırıyor şu an.
Genelde kazanırım. Nadiren kazanamadığım oyunların sonunda ağlarım. Hadi tamam ağlamam o kadar da değil ama suratım düşer. Kaybetmeyi sevmiyorum, oyun bile olsa… Yazdıktan sonra kendime uzaktan baktım da, ne korkunç bir kadınmışım ya hu!


Giriş cümleme dönersem;

Çocukken kumar adına ne yaptığımı soracak olursanız; kırtasiyeye gidip tombala çekerdim. En büyük zevklerimden biriydi. 

Sizin okulunuzun yakınındaki kırtasiyede de var mıydı, her okulda olur mu, bunların cevabını bilmiyorum ama bizim okulun yakınındaki kırtasiyede tombala vardı. 
Şöyle ki; kırtasiyeci amca sayılardan oluşan bir liste hazırlar, her sayıya denk gelen bir hediye olur, siz ise kapalı torbadan bir sayı çeker ve sayıya denk gelen hediyenin sahibi olurdunuz. Kırtasiyeci amcamız bunun zaman zaman kazı kazan versiyonunu da yapardı. Bu listenin size vaat ettikleri silmeyen silgi, bilye, tebeşir, adı sanı bilinmeyen zehirlemesi olası gofret gibi eften püften dandik şeylerdi. Ama 1 numarada büyük hediye olurdu. Sizi teşvik eden, tost almanız gereken parayı kırtasiyeci amcaya hibe etmenizi sağlayan da işte bu 1 numaradaki hediyeydi. Bende uzun zaman bir numaradaki hediyeyi (el feneri) kazanmak için aç kaldım. 

Ama sonunda kazandım biliyor musunuz? Kırtasiyeci amcanın çok üzüldüğünü ama bakın arkadaşınıza ne çıktı diye diğerlerini de gaza getirdiğini ve gururlandığımı hatırlıyorum. 

Sonra mı?

Sanırım istediğimi elde ettiğim için tövbekâr oldum. 

24 Aralık 2015 Perşembe

Instagram Hakkında Bilinmeyenler

Okuduğunu anlamak hakikaten çok önemli bir meziyet. Allah’ın herkese bahşetmediği bu meziyet yüzünden biz yazarak kendini anlatmaya çalışanlar çok zor durumlarda kalabiliyor.

Inatagram’da instagörl kızlarının paylaşımlarının yorum kısımlarında dönen kavgaları gördüğümde gülsem mi ağlasam mı bilemediğim bir hal içinde kalıyorum. Paylaşım yapanın anlatmaya çalıştığı şeyi asla anlamak istemeyen anonim teyze/abla konuyu kendi istediği yere çekiyor. Kendisine cevap verene yine başka bir telden alakasız bir cevap veriyor. Bu cevap verenler kendi arasında kavga etmeye başlıyorlar. Sonra esas kavgayı çıkarmaya sebep olan teyze/abla ortadan kayboluyor, çünkü arada geçen konuşmaların hepsini anlayıp cevaplamaya yetecek aklı ve kabiliyeti yok. Kalanlar ise aralarında kavga etmeye devam ediyor. Bu böyle bir dönence halini alıyor. Saltolar kimden geliyor, kim kime yürüyor her şey karışıyor. 

Hatta iş öyle bir yere varıyor ki Facebook’daki dürtme yerine İnstagram’da saçını çek özelliği getirilse ve paylaşımlar altında birbirine girenler bu özelliği kullanmaya başlasa şahane olacak. Çünkü görünen o ki; işin geldiği son radde budur.

Bu keşmekeşin en sonunda ise paylaşımı yapan abla kavgalı/küfürlü yorumları üşenmeden tek tek siliyor, kişileri tek tek engelliyor. Paylaşımı yapan ablanın bu azmine karşılık anonim hesap açıp saydırmayı sürdüren Instagram kişileri de mevcut olup kendilerini şaşkınlık içinde takip ediyoruz.



Bu kavgaların arasına gt yazıp kaynak yapanlar da var ki önceleri küfür ediyorlar sanıyordum. Haha!
Meğerse gt geri takip demekmiş. 
Geri takibin barındırdığı alt metin ise;
Beni takip edersen aşkım, bende seni takip ederim oluyor ki bu kısım insanların dünyasını da anlamış değilim. Gerçi anlamaya niyetim de yok. Zararsızlar bence, öylece halleri üzerine bırakmak da beis görmüyorum.

Yine bu kavgalar arasına kaynak yapan ikinci tür insanlar da Instagram satıcıları. Genelde en ucuz donlar için sayfamıza bekleriz gibi ibareler kullanıyorlar. Onlar da ekmeğinin peşindeki hırslı ticariler. Bekleme yapmadan geçelim.

Intagram’dan bahsetmişken Fatih Güllüoğlu ile alakalı bir şeyler yazmadan geçemeyeceğim. 
Takip ediyor musunuz, daha önceden duydunuz mu bilmiyorum ama Instagram ahalisi kendisine Lordum diyor. Lord unvanı nereden geliyor, kendisini Antepli bilirdik ne ara İngiliz olup Lort unvanı aldım bilemiyorum, lakin bir insan kendisine nasıl lordum dedirtir, bu öz güven nedir, diye içimden geçirmeden edemiyorum. Onun hesabında dönen yorumları okurken kadın olmaktan utandığım doğrudur. Neden o yorumları yazanlar yerine ben utanıyorum o kısım ise bir muamma.

Bir başka kaos oluşturan durum ise takip ettiğiniz ticari bir hesabın başka bir butik vb. önermesi, sonra başka bir butik vb. daha, sonra bir tane daha… Sonra bu hesapları incelemeye kalktığınızda, kilitleri oldukları için istek yollamak zorunda kalmanız, daha sonrasında ise istek yolladığınız hesabı unutup timeline’da bahsi geçen hesabı görüp sanırım hesabım çalınmış, benim bilgim haricinde birilerini takibe almış gibi paranoyak düşünceler içine girmeniz.
Hatta bazı hesaplar takip için sayfa önerme işini o kadar abartıyor ki, 
“lan bu sayfa aslında ne satıyordu,
 diye düşünmenize bile yol açıyor.

Ama ben özellikle tasvip etmediği, sevmediği birini takip edenlerin ruh halini çok merak ediyorum. İçlerinden;
Dur şunu takip edeyim de her hatasında laf sokayım, rahatsız edeyim gibi düşünceler barındırıyorlarsa eğer, bence en çok kendileri rahatsız olup sinir krizlerine giriyorlar ama haberleri yok.

http://kurtlarvadisi2o23.blogspot.com

18 Aralık 2015 Cuma

The Beauty Inside Filmi Konusu ve Yorumum

Çok güzel bir film izledim diye her zamanki gibi konuya hızlı bir giriş yapacağım.
Yıldızlar geçidi denilebilecek kadrosundan dolayı daha çekim aşamasında iken merak içinde bekliyordum. Beklediğime değen bir yapım olduğunu söylemeliyim.



Filmin adı: The Beauty Inside 

Oyuncularından tek tek bahsedecek olsam bitiremem o yüzden toplu olarak koyacağım.



 Yıldızlar geçidi derken neyi kastettiğim daha iyi anlaşılmıştır sanırım.

Bu kadar oyuncunun bir film içinde ne işi var?

Filmde tüm bu oyuncular hatta kadın oyuncular dahi aynı karakteri canlandırıyor. Bu nasıl oluyor diye sorarsanız size filmin konusunu da özetleyen şu replikle bunun nasıl mümkün olduğunu açıklayabilirim.



İşte replikte anlatıldığı gibi filmde tek bir ruh ama onlarca tip var.
Nasıl yani, ne demek istiyorsun, neden gibi sorularınız varsa cevabını almak adına sizi filmi izlemeye devam ediyorum.

Dizide esas kız değişmiyor. Love 911 gibi şahane bir filmde izlediğimiz Hang Hyo Joo bu filmde de çok iyi bir iş çıkarmış.

Film yazarı Benim şişman sevgilim, Love Me not gibi ünlü filmlerin de yazarı olan Kim Sun-Jung.

Filmi sevdim çünkü;
*Çok ilginçti.
*Acayip güzel bir kurguya sahipti ki Blue Dragon film ödüllerinde en iyi kurgu ödülünü aldı.
*Tabi bu kadar ünlüyü bir arada izlemek çok eğlenceliydi.
*Ve filmin verdiği mesaj çok etkileyiciydi. Spoiler olmaması açısından açıklayamıyorum ama beni derinden etkiledi.
*Romantik komedi değil, dram da değil. 

Yasal Uyarı: Buradan sonrası Spoiler içerir.
Devamı »

17 Aralık 2015 Perşembe

http://kurtlarvadisi2o23.blogspot.com

Bir kadına alınabilecek en güzel hediye

Dünyanın en güzel hediyesi başlığındaki yazımdan dolayı, Google bana bir kadına alınabilecek en güzel hediye aramalarını yolluyor.

Sahi bir kadına alınabilecek en güzel hediye nedir?
Ben genel kadın kriterlerine uymadığım için kendimi cevabın haricinde tutarak düşündüm.

Bu sorunun karşılığını verirken hesaba katılacak olarak zaman, mekan, veren kişi ve verilen kişilerden oluşan bir çok etmen var.
Kadının kadına, erkeğin erkeğe, erkeğin kadına, kadının erkeğe olmak üzere kategorileri var.

Söylemek istediğim şu ki; internette böyle bir arama yaparak sorunun net bir cevabına ulaşmak mümkün değil. En fazla yol gösterebilir.

Yine en güzel hediye en pahalı değil en çok emek harcanmış olan şeydir bana göre.
Yalan yemin ediyorum yalan! Çarpılacağım. 
Doğru olma ihtimali sadece şu açıdan baktığımızda var: Mesela bir telefon hediye etmek için lazım olan parayı kazanmak ciddi bir emek ister.
Hahah!



Yine de bir fikir vermek gerekirse:

Lise yıllarında hatta ortaokulda Ceyhun Yılmaz'ı çok severdim . Best fm'deki programını kaçırmadan dinlerdim.
Şiirleri, sesi hepsinin yeri ayrıdır bende.
Ümit Yaşar Oğuzcan'ı bana sevdiren hatta tanıtan da odur.

Ceyhun Yılmaz'ın "Sevdiğim İkinci Kadınsın Sen" şiir kitabı hediye edilebilir mesela.
Şairin sevdiği birinci kadının annesi olduğu şiiri daha önce duymadıysanız şuradan dinleyebilirsiniz.

Bu başlıkta bir kitabı hediye etmek güzel, romantik bir hareket olur, genç körpe bir kızın iç yağlarını eritebilir. Ama bunu hediye edeceğiniz kişiyi de çok doğru seçmeniz gerekir.
Eğer bu hediyeyi benim gibi gayet kart ve körpe olmayan bir kıza alacaksınız şöyle bir tepki ile karşılaşabilirsiniz.

-Sondan ikinci mi yoksa?

Ya da muhatabınız sessiz sedasız kitabı kabullenir sonrasında ismi Yalancı olan bir kitap alarak -zira bu isimde bir çok kitap var- size mukabelede bulunabilir.

"bir olaydan" esinlenerek yazılmıştır.

Sonuç olarak kadın-erkek fark etmez hediye almak, bir kölem olsa ona yaptırmak isteyeceğim kadar zor bir iş.

Peki siz nasıl bir hediye isterdiniz? 
Şimdi söyle bir hediye alsam şahane olurdu başlıklı yorumlarınızı merakla bekliyorum. 

15 Aralık 2015 Salı

2015'in en çok okunan yazıları

Sene sonu gelirken toplamda 20 062 yorum yayınlamışım.
2015 yılında toplam 225 yazı yazmışım. Toplamda 962 yazı.

225 yazıyı dizi ve kitap yorumlarımı ayırarak değerlendirdiğimde;

Bu sene ciddi eğilimler etiketi altında yazdığım yazılardan en çok okunan yazım "Yığın Yığın elbise"ydi. Çok güzel geri dönüşler almıştım.

Yine bu sene en çok yorum alan "Tesettür Mağazacılığını Anlamaya Çalışmak" başlıklı yazımdı. Hep beraber tartıştık, konuştuk, anlamaya çalıştık. Sonuç olarak yine de Tesettür Mağazacılığını anlayamadık.

En çok yorum alan ikinci yazı Selamün Aleyküm yerine ne diyebilirim diye size akıl danıştığım "Merhaba yerine altenatif fikir arayışları" başlıklı yazımdı. Bana çok güzel alternatif kelimeler tavsiye ettiniz.

Son Moda Evlilik başlıklı yazımda; evlilikte son modayı, trendi gelin adaylarını, yeni nesil koca adaylarının hayattan beklentilerini yazdım. Yeni türeyen bir ırktan bahsettim, siz de bu ırkın ülkenin dört bir tarafında varlığını gösterdiğinden beni haberdar ettiniz.

Bu sene en çok okunan 3 yazıdan birisi kuruyemiş tercihlerimden bahsetttiğim Karışık Kuruyemiş Tabağı başlıklı yazımdı. Bu yazımda en çok leblebi sevdiğimden bahsetmiştim. Tabi konunun aslı akşam televizyon izlerken kuruyemiş tabağından seçip ayıkladıklarımı kapsamıyor. :) Kuruyemiş tercihlerinizden evlilik tahmini yapıyorum, okumadıysanız , e hadi buyrun.


Çok okunan 2. yazı hiç bu kadar okunacağını tahmin ederek yazmasam da Sokranmak her ev kızının öncelikli vazifesidir başlıklı yazımdı. Sanırım anne kız ilişkileri herkese çok tanıdık geldiği için bu kadar çok okundu.



En çok okunan 3. yazı ise bir görücü vakıasının zanlısı olarak 3. sayfa haberlerine çıkan N.F kod adlı bir genç kızın dramıydı. 
Bu sene benim en sevdiğim yazımda buydu sanırım. Duygu yoğunluğu ve bıraktığı hisler yüksek olan olayları daha severek yazıyorum.


Bu sene yazdığım en şiddet içeren yazıydı Ucuza Gitmeyin! 
Şu kendine altınla değer biçen kadınları eleştirmiştim. Hatta günlük hayatta çokça kullanıldığı için okuyan bazı kişilerin canını sıktığımı, senin tuzun kuru tabi, evlen de seni de görelim diyenlerin olduğunu tahmin ediyorum. Ama hala yazımın arkasındayım.

Genellikle sizinle aynı şeyleri düşünüyoruz, hissediyoruz, gibi yorumlar bırakıyorsunuz ama bu yazımda bir çok kimseyle ters düştük sanırım.
http://nabrutvebiz.blogspot.com.tr/2015/05/evlilik-teklifi.html

Arada bilimsel açıklamalar da yaparak çok okuyan kız evde kalır mı sorusunun cevabını buldum.
http://nabrutvebiz.blogspot.com.tr/2015/06/cok-kitap-okuyan-kz-evde-kalr-m.html

En çok tartışma çıkaran, bel altı yorumlar aldığım yazı Bağyan Sürücü başlıklı yazımdı. Devam yazısının sonunda açıklama yapmıştım. Bu yazım bahsettiğim düşüncemin de hala arkasındayım. ^^

Yine bu sene size Instagram'daki moda gurularının gerçek yüzünü ortaya çıkardığım bir yazı yazarak paparazzilik yapabildiğimi de kanıtlamış oldum.

Son olarak Google Plus üzerinden en çok paylaşılan yazı da Ona biraz dokandım ve çok mutluyum lan! başlıklı yazımdı.

Bu senenin kısa bir özeti böyleydi.
Adet olduğu üzere sene sonu gelirken "en"leri kapsayan yazılar yazmaya devam edeceğim. Hatta sizin bende en çok iz bırakan, unutamadığım yorumlarınızdan oluşan bir yazı da yazacağım. 

Sizin ekleyecekleriniz var mı?

14 Aralık 2015 Pazartesi

Sizin evinizde de bu çekmecelerden var mı?

Taşınma esnasındaki sefil halleri acaba sadece Türkler mi yaşıyor, o havalı Amerikanlar taşınmıyor mu? 
Onlar ev değiştireceği zaman bütün eşyalarını ardında mı bırakıyor gibi düşünceler içindeyim.

Yani benim gibi prenses ruhlu bir insanı o kutuları taşırken görseydiniz muhtemelen ağlar, nereden nereye, Allah düşürmesin gibi cümleler kurardınız. Kutuları taşırken hayalimdeki kuyruğuma -tuvaletimin kuyruğu- basmamak için ne mücadeleler verdim bir ben biliyorum. :) Ruhum ezildi resmen!
Kutuları neden sen taşıdın, normalde taşıma şirketleri taşıyor gibi soru işaretleri hasıl olduysa sorunun cevabını başka bir yazıda anlatayım.

Avrupalılar ve dahi Amerikalılar bize sundukları kadar havalılarsa ve yine Batı hayranı özenti takımının sandığı kadar üstün yaşayış standartlarına sahiplerse asla ama asla taşınmak gibi bir rezil durumun içine girdikleri sanmıyorum.

Mesela evlerinde, hiç kimseye ait olmadığı gibi hiçbir yeri de olmayan, atsan atılmayan, satsan satılmayan eşyaların bulunduğu ıvır zıvır çekmeceleri var mı, merak ediyorum. Kendilerini bize pazarladıkları kadar şahane insanlarsa muhtemelen yoktur.
Taşınmak iyi, güzel, hoş, paketleme işleri biraz zorlu ama en fena kısım işte bu ıvır zıvır çekmecelerini toparlamak.


alıntıdır

Ivır zıvır çekmeceleri nedir?

Bir kere bu çekmecedeki şeyler “özellikle” bir kimseye ait değildir. Ortak kullanılan ya da kimin olduğu bilinmeyen parçalarla doludur.

Öyle bir çekmecedir ki;  lazım olursa diye saklanan ama senelerdir asla lazım olmayan şeyleri bünyesinde barındırır.

Öyle bir çekmecedir ki; evin bireyleri, etrafta olup da nereye koyacaklarını bilemedikleri ama ortadan kaldırmaları gereken şeyleri bu çekmeceye tabiri caizse tıkıştırırlar.

Aslında cankurtaran görevi gören bu çekmeceler taşınırken başa beladır. Hazır taşınırken şu çekmecedekileri tasnif edeyim deseniz başarılı olamazsınız çünkü içindeki şeylerin gerçekte hiçbir yeri yoktur. Bu tasnif esnasında en fazla uzun zamandır kayıp olan eşyalarınızı bulur ve “aaa bu, burada mıymış” dersiniz.

Boş ve dolu olanları karışmış piller, kime ve hangi elbiseye ait olduğu bilinmeyen düğmeler, neyin oldu bilinmeyen çiviler, tel tokalar, 10 kuruşluk bozukluklar, -belki lazım olur diye atılmayan- çikolata kutusunun kurdelesi gibi sonunu getiremeyeceğim anlamsız birçok şey bu çekmecenin olası sakinleridir.

Bu çekmecelerdeki yaşanmışlık çiftlerin evlilik süresinin uzunluğuna göre azalıp çoğalmakla beraber yeni çiftlerde çekmecelerin sakinleri gayet azken benim anne ve babam gibi 30 yılı çoktan devirmiş çiftlerde çekmece yerini çekmece”ler”e bırakabiliyor.

Yazıyı buraya kadar getirdim ama şu an en çok neden korkuyorum biliyor musunuz?

Biri çıkıp da "bizde böyle bir çekmece yok, o sizin dağınıklığınız," diyecek diye. Hahah!

12 Aralık 2015 Cumartesi

2015'in En iyi Kore Dizileri

Ben kendimce 2015'in en iyi yada en sevdiğim Kore dizileri listesi yapacağım.
Ama bilmeyenler için, ne tür dizilerden hoşlandığımdan bahsedeyim ki sizde ona göre bu diziler sizinde en iyi dizileriniz olabilir mi olamaz mı daha kolay karar vermiş olursunuz.

Ben korku filmi ve aksiyon severim ama sadece sinemada yada sinema sistemi ile izlediğimde.
Dram ise sevmem,şahane bir film olma ihtimali olmadıkça izlemem, beni haddinden fazla etkiliyor çünkü.

O yüzden bu listede sadece romantik komedi dizileri olacak.
Sizde romantik komedi sevenlerdenseniz,bu dizileri de seversiniz diye düşünüyorum.


*Liste içinde nadir de olsa 2015 yapımı olmayan dizilerde var, çünkü bu liste "benim 2015'te izlediğim" en iyi dizilerden oluşuyor.
*Diziler hakkında daha çok bilgi, replik ve video için dizi isimlerinin üzerine tıklayabilirsiniz.
*Bunlar benim kişisel düşüncelerim olup tavsiyelere açık ama eleştiriye açık değildir.

Devamı »

Cheese in the Trap Dizi Konusu ve Oyuncuları

2016'nın dizi haberleri gelmeye başladı bile. Bu dizilerden birisi de Cheese in the Trap.


Cheese in the Trap Konusu:
Devamı »

11 Aralık 2015 Cuma

Noble, My Love Kore Dizisi Konusu ve Yorumum

Tavsiyeler üzerine Noble, My Love dizisini izledim.



Dizi hakkında yorum yaparken konusundan da bahsetmiş olacağım.

  • Bir dizi çekmişler, içine tüüüüm klişeleri koymuşlar.
  1. Zengin oğlan var.
  2. Fakir kız var.
  3. Evde kalmış kız var.
  4. Sevgili kiralayıp sonra ona aşık olma klişesi var.
  5. Aldatılıp kadınlara tövbe etmiş yaralı adam :) klişesi var.
  6. Kötü anne var.
  • Daha da klişe kalmadı sanırım. Tüm bu klişe tipleri, klişe sahnelerle bütünleştirerek 20 bölümlük bir dizi çekmişler. Her bölüm 15'er dakikadan oluşuyor. 
  • Benim gibi klişeleri ölümüne seven birisi için buraya kadar her şey harika!
  • Buraya kadar diyorum çünkü oyunculuklar çok kötü idi. Kız güzel, adam yakışıklı ama gerçekten kötü oyunculardı. Flash tv oyuncularından hallice bir oyunculuk sergilemişlerdi.
  • Klişe sevip oyunculuk beni rahatsız etmez diyenler için izlenebilir hoş bir romantik komedi.
  • Ama benim gibi oyunculuk kötü olursa dizinin içine giremem, beni rahatsız eder diyorsanız izlemeyin.
My Love Kore Dizisi Konusu: Lee Kang Hoon varlıklı bir ailenin başarılı bir iş adamı olan oğludur. Ukala ve umarsamazdır.
Cha Yoon Seo borç harç kurduğu bir veterinerliği olan veterinerdir. Bir gece Lee Kang Hoon'un hayatını kurtarır ve dönülmez bir yola girer. 

Yasal Uyarı: Buradan sonrası yüksek dozde spoiler içerir.
Devamı »

10 Aralık 2015 Perşembe

Bu Ülke Kafayı Bulmuş

Evinin karşısında kilise vardı. Dolapta ise Amerikan bisküvileri. 
Hâlbuki herkes Türkçe konuşuyordu. Nasıl bir ülkedeydi bu kız.

Her yer son model arabalarla doluydu ama ülkenin en yüksek hızını (!) satın aldığı (3.mbps) interneti bağlamaları 20 gün sürüyordu. Tezatlarla dolu, KDV olmadığı için çok ucuz olan ve su gibi satılan içkiden dolayı kafası güzel diye düşündüğü bu ülkeyi yeni evleri sayesinde belki biraz daha sevebilirdi. 

Kız bahçeye çıkıyor, kiliseye bakıyor, kilise de ona bakıyordu, çok ilginç duygular içindeydi. Bu tezatlığa uymak adına çekik gözleri, başına bağladığı yaşmağı ile bahçeye çıkıyor, yemek çubukları ile noodle’ını yiyordu. Kapının önünden geçenler bu hali görünce Müslümansa istiğfar çekiyor, palikarya ise istavroz çıkarıyordu. Mahalle karışıktı, insanlar çıldırmış olmalıydı. Aralarına yeni bir manyak eklenmişti. 



Olsundu.

Oh My God’dı. Aman Allah’ım bu kız gerçekten keçileri kaçırmıştı. Aslında böyle demek istememişti, ona neler oluyordu böyle.

Ocak ayında jürisi vardı ama o böyle ev taşıyor, blog yazıyordu. Tezinden bihaberdi. 
Olsundu, bir kez daha zona çıkarırdı, bu sefer belki ölürdü, zona öldürmüyordu değil mi? 
Tühtü, olsundu. 

Yorgundu, interneti gelmiş ama laptopunun şarjı bozuktu. 
Olsundu, ağlamayacaktı, gözlerine toz bile kaçmayacaktı.

Bu arada soranlara selamı vardı.

Not : Yıldız Tilbe'den olsun mu olmasın şarkısını tüm nabroşkalara armağan ediyoruz.

Nabroşka Saybrıs'tan Bildirdi.
http://kurtlarvadisi2o23.blogspot.com