Dualarım kabul olunmuyor diye düşünüyorsanız bir de beni dinleyin.
Bana dua edecek ya da benim dua isteyeceğim kapım çok. Elhamdülillah.
Kendim de ısrarla isteyenlerdenim. İstedim, istedim vermedi demem ve Hak verene kadar istemeye devam ederim. Çünkü başkasına müdana edemediğim gibi, kimseye bir su getirir misin demişliğim bile yoktur.
Israrlı dualarım arasında "Allah'ım beni sana yaklaştıran arkadaşlar ver" de vardı. Aslında bununla kastım dini bütün, benim uyaranım olacak, ibadete teşvik edecek vesaire gibi hususiyetleri olan kişilerdi ama bunu düşünerek dua etmiyordum.
Allah duamın karşılığını verdi. Ama ben vermediğini sanıyordum. Sonradan fark ettim ki aslında evet, dualarım kabul olunmuştu. Öyle dostlarım, arkadaşlarım oluyordu ki sonunda beni Allah’a yaklaştırıyordu. Kalbimi o kadar kırıyorlardı bende öyle derin izler bırakıyorlardı ki o kırık kalple dualar ediyor, ibadetlerime daha sıkı sarılıyordum.
Nerede hata ettiğimi çok sonra anladım.
Bir defasında babam çok hastalandı. Tetkikler yapılıyor, araştırılıyor, ne olduğu bir türlü bulunamıyordu. Ben yine dua ediyordum. Allah’ım ne olur babamın bir şeyi çıkmasın. Hakikaten adam hasta idi ama bir şeyi çıkmıyordu. Çok sonradan idrak ettim. Allah’ım şifa ver diyememişim de o can havli ile korkumdan dolayı bir şey çıkmasın deyip durmuşum.
En meşhur duam ise "Allah'ım dermansız dert verme" idi. Aslında bu hepimizin diline pelesenk olmuş bir duadır. Aman Yarabbi! En dehşet dualardan biri de buymuş meğer.
Bakın duada ne istiyoruz. Dert verebilirsin Allah'ım ama dermanı olan dert ver. Hakikaten bu duamda kabul oluyordu. Başımıza bir sürü hastalık, sıkıntı duçar oluyor, sonunda dermanını buluyoruz ama arada geçen zamanda yaşadıklarımız yanımıza kar kalıyordu. Sonra anladım ki şöyle dua etmeliymiş; Allah'ım dert verip de dermanını aratma!
Yani diyorum ki, neden duam kabul olmuyor, neden böyle şeyler başıma geliyor demeden önce düşünmek gerekiyormuş. Bir yerde hata yapıyor, nasıl dua edileceğini bilmiyormuşuz ya da bazı olaylarda can havliyle ağzımızdan çıkanı kulağımız duymuyormuş.
Ben size kendimden örnekler verdim ki belki benden yola çıkarak siz de nerede hata yaptığınızı bulursunuz. Selametle...
Not: Teknik bir sıkıntıdan dolayı önceki yorumlara dönemedim ama bugün halledip döneceğim.
19 Ocak 2016 Salı
17 Ocak 2016 Pazar
Oh My Venüs Dizisinden Bazı Ayrıntılar
Dün yayınladığım şuradaki Oh My Venüs yazısına devam ediyorum.
Dikkatli izleyiciler bilirler, çıkan skandal sonrası ayrı kalan ikilimiz bu hallerini Dokumacı Kız ile Sığır Çobanı'na benzetmişlerdi. Bu kadar çok uzak doğu ile alakadar olduğumuza göre dizi ve filmlerden böyle ayrıntılar yakalayarak genel kültür sahibi olmamız gerektiğini de her zaman söyler ve araştırıp bulduklarımız sizinle de paylaşırım, bilirsiniz.
Devamı »
16 Ocak 2016 Cumartesi
Oh My Venüs Yorum ve Replikleri
Daha teklif aşamasında Oh My Venüs dizisini takibe almış, So Ji Sub ile Shin Min ah'ın şahane birlikteliğini izleyeceğimi söylemiştim.
Dizinin konusu ve oyuncuları hakkındaki bilgiye şuradan ulaşabilirsiniz.
Dizi hakkında söyleyeceklerim;
Devamı »
Dizinin konusu ve oyuncuları hakkındaki bilgiye şuradan ulaşabilirsiniz.
Dizi hakkında söyleyeceklerim;
- İlk olarak şunu söylemeden edemeyeceğim "Keşke So Ji Sub ile Shin min ah evlense! Bu kadar çok yakışan, kimyaları bu kadar iyi uyan bir çift daha görmedim. Yani gördüysem de hatırlamıyorum.
- Aslında dizinin basına verilen bültenlerinde hiç böyle lanse edilmedi ama bu dizi için kısmen de olsa şişman kızın zayıflayıp güzelleşme hikayesi diyebiliriz.
- Senaryonun geneline baktığımızda klasik olduğunu söyleyebilirim. Ama klasik senaryo bu şahane çiftin sayesinde o kadar güzel işlenmişti ki hiç sıkılmadan izledim.
- Benim en iyi ilk 10 listeme üst sıralardan girebilecek bir dizi olmuş. Bayıldım. Hiç adetim olmadığı halde boş bir vaktimde baştan tekrar izleyebileceğim kadar güzeldi.
- Ben ki So ji Sub'u mimiksiz ve don bulur oyunculuğunu sever ama pek de hoşlanmazdım. Kendisinden özür diliyorum. Oppaaa çebaaalll, Oppaaa biyaneee :DD. Bu dizi ile mimikleri ile canlandırdığı karakter ile kendisinin artık büyük bir fanıyım. Bence şimdiye kadar canlandırdığı en iyi karakterdi ve unutulmazdı.
- Sonuç olarak mutlaka izleyin. Şiddetle tavsiye ediyorum.
Şimdi replik ve video kısmına geçeceğim ama neredeyse dizinin tamamının replik ve videosunu çıkardım.
Şimdiye kadar en çok eğlendiğim en uzun postlarımdan birisi oldu. Çok özendiğim bu yazının altına bir yorum bırakmadan ya da Google plus ile +1 yapmadan geçmezseniz bana başka yazılar yazmak adına gaz vermiş olursunuz diyor ve aradan çıkarak sözü senariste veriyorum. :)
Yasal Uyarı: Buradan sonrası yüksek dozda spoiler içerir.
Devamı »
13 Ocak 2016 Çarşamba
Bekara Karı Boşamak Kolay Gelirmiş!
Zannediyorum ki çocukken anne babası evden gider gitmez, eller havaya moduna geçen sadece biz değilizdir.
Çocuk psikolojisi nasıl bir şeyse artık, annemle babam evden çıkıp gittiğinde ev gözümüze bir başka gözükürdü. Sanki evin duvarlarında "Ey Özgürlük" şarkısı yankılanırdı. Evvela anne babamın odasına girip çekmecelerini karıştırırdık. Bakın şimdi düşünüyorum da ne ayıp Yarabbi! Ve annemle babam ne kadar şahane ebeveynmiş ki bizi eve gelince iyi bir dayaktan geçirmezlerdi. Bekâra karı boşamak kolay gelirmiş atasözünü hesaba katarak şu söylediğimi mazur görün ama benim çocuklarım çekmecelerimi karıştırsa bir temiz döverim haha! Yine dayak cennetten çıkma diyen atalarımızın kulakları çınlasın, ben -terlik haricinde- sopa yemeden büyümüş biri olarak anne babam gibi olamam.
Bunu diyen kişi yeğeni ağzını büzüp ağlayacak olsa ondan önce ağlamaya başlıyor.
Annenle babanın çekmecelerinden ne istiyordunuz, neden karıştırıyordunuz, diye sorarsanız babam çok sık yurtdışına gittiği için envaı çeşit çikolata ve abur cubur olurdu. Ben ise bir çikolata manyağı idim. 3 yaşlarında çukudu çukudu diye başlayan bu sevdam katlanarak devam ediyor, ama gelin görün ki ürtikerim yani alerjim olduğu için de ölçüyü kaçırmamam gerekiyordu. İşte cefakâr annem de benden çikolataları kaçırmak adına çekmecelerini sığınak yapıyor, lakin beni durdurmak mümkün olmuyordu.
Evden annem gider gitmez ben çikolataları, abim ise elektronik aletleri sökme, kurcalama ve bunları bozma hobisi olduğundan hesap makinası, radyo, saat, cep bilgisayarı gibi söküp takabileceği aletleri aşırmak için çekmecelere dadanıyorduk.
Eğer evde abim de yoksa hemen apartmandaki arkadaşlarımdan birini çağırırdım. Telefon sapıklığı yapmak, arkadaşlarımıza telefonda şarkı dinletmek – ev telefonumuz vardı o zamanlar- 166’yı arayıp telefonda masal dinlemek annemler evde yokken yaptığım yaramazlıkların başında gelirdi.
Ara not: Bizim jenerasyon için 166 masal servisinin yeri başkadır. Cep telefonu ve internetin olmadığı o güzel zamanlarımızda bu servis en teknolojik hadiselerden biriydi. Birçok çocuk bu servisi aramak için anne babasının evden gitmesini beklerdi. Çünkü dakika başına epey pahalıya gelen, telefon faturasını kabartan bir uygulamaydı. Bu servisin en sinir tarafı ise aradığınız zaman genelde masalın ortasından başlamasıydı. Masalın başını kaçırdığınız için anlayamaz, bir süre sonra kapatırdınız.
Bunlardan hiçbiri olmazsa yanıma birkaç gofret alarak ayağımı kalorifere dayamak kumandayı ele geçirip zaping yaparak Yeşilçam filmi bulmak, evde yalnızken yapmayı sevdiğim aktivitelerin başında gelirdi. Ayağımı kalorifere dayardım çünkü çorap giymeye çok üşenirdim. Şimdi çorap üzerine birde pandiflerimi giyiyorum. Çocukluğum beni görse muhtemelen ağlardı.
En büyük yaramazlık ise abimle evde kaldığımız bir gün arkadaşı babama bir miktar dolar bıraktı. Artık borcu mu vardı başka bir hesapları mı vardı orasını hatırlayamıyorum. Bu tomar halindeki parayı abim sayıp oynuyordu. Bende sayayım diye istediğimde ise vermedi. Hayatının hatasını yaptı tabi. Ben o kadar hırslandım ki, abim parayı annemlerin odasına bırakınca gidip içinden bir miktarını yırtıp buruşturup aynanın arkasına sakladım. O zamandan beri paraya kıymet vermiyorum. :P
Annemler eve gelip parayı sayıp da eksik olduğunu anlayınca evde hummalı bir arayış başladı. Ben önce hiç sesimi çıkarmadım. Epey aradılar ama sonra itiraf ettim. Hayret beni yine dövmediler. Ne iyi anne babam var ben olsam kesin döverdim. Geçen gün Şahan Gökbakar Instagram'da bu fotoğrafı paylaşınca aklıma bunlar geldi.
Benim abimle aramda 6 yaş olduğu için uçuk kaçık yaramazlık anılarımız yok. Ama eminim sizin anne babanız evden gittiğinde yaptıklarınız hakkında çok eğlenceli anılarınız vardır. Yazarsanız severek okurum.
Çocuk psikolojisi nasıl bir şeyse artık, annemle babam evden çıkıp gittiğinde ev gözümüze bir başka gözükürdü. Sanki evin duvarlarında "Ey Özgürlük" şarkısı yankılanırdı. Evvela anne babamın odasına girip çekmecelerini karıştırırdık. Bakın şimdi düşünüyorum da ne ayıp Yarabbi! Ve annemle babam ne kadar şahane ebeveynmiş ki bizi eve gelince iyi bir dayaktan geçirmezlerdi. Bekâra karı boşamak kolay gelirmiş atasözünü hesaba katarak şu söylediğimi mazur görün ama benim çocuklarım çekmecelerimi karıştırsa bir temiz döverim haha! Yine dayak cennetten çıkma diyen atalarımızın kulakları çınlasın, ben -terlik haricinde- sopa yemeden büyümüş biri olarak anne babam gibi olamam.
Bunu diyen kişi yeğeni ağzını büzüp ağlayacak olsa ondan önce ağlamaya başlıyor.
Annenle babanın çekmecelerinden ne istiyordunuz, neden karıştırıyordunuz, diye sorarsanız babam çok sık yurtdışına gittiği için envaı çeşit çikolata ve abur cubur olurdu. Ben ise bir çikolata manyağı idim. 3 yaşlarında çukudu çukudu diye başlayan bu sevdam katlanarak devam ediyor, ama gelin görün ki ürtikerim yani alerjim olduğu için de ölçüyü kaçırmamam gerekiyordu. İşte cefakâr annem de benden çikolataları kaçırmak adına çekmecelerini sığınak yapıyor, lakin beni durdurmak mümkün olmuyordu.
Evden annem gider gitmez ben çikolataları, abim ise elektronik aletleri sökme, kurcalama ve bunları bozma hobisi olduğundan hesap makinası, radyo, saat, cep bilgisayarı gibi söküp takabileceği aletleri aşırmak için çekmecelere dadanıyorduk.
Eğer evde abim de yoksa hemen apartmandaki arkadaşlarımdan birini çağırırdım. Telefon sapıklığı yapmak, arkadaşlarımıza telefonda şarkı dinletmek – ev telefonumuz vardı o zamanlar- 166’yı arayıp telefonda masal dinlemek annemler evde yokken yaptığım yaramazlıkların başında gelirdi.
Ara not: Bizim jenerasyon için 166 masal servisinin yeri başkadır. Cep telefonu ve internetin olmadığı o güzel zamanlarımızda bu servis en teknolojik hadiselerden biriydi. Birçok çocuk bu servisi aramak için anne babasının evden gitmesini beklerdi. Çünkü dakika başına epey pahalıya gelen, telefon faturasını kabartan bir uygulamaydı. Bu servisin en sinir tarafı ise aradığınız zaman genelde masalın ortasından başlamasıydı. Masalın başını kaçırdığınız için anlayamaz, bir süre sonra kapatırdınız.
Bunlardan hiçbiri olmazsa yanıma birkaç gofret alarak ayağımı kalorifere dayamak kumandayı ele geçirip zaping yaparak Yeşilçam filmi bulmak, evde yalnızken yapmayı sevdiğim aktivitelerin başında gelirdi. Ayağımı kalorifere dayardım çünkü çorap giymeye çok üşenirdim. Şimdi çorap üzerine birde pandiflerimi giyiyorum. Çocukluğum beni görse muhtemelen ağlardı.
En büyük yaramazlık ise abimle evde kaldığımız bir gün arkadaşı babama bir miktar dolar bıraktı. Artık borcu mu vardı başka bir hesapları mı vardı orasını hatırlayamıyorum. Bu tomar halindeki parayı abim sayıp oynuyordu. Bende sayayım diye istediğimde ise vermedi. Hayatının hatasını yaptı tabi. Ben o kadar hırslandım ki, abim parayı annemlerin odasına bırakınca gidip içinden bir miktarını yırtıp buruşturup aynanın arkasına sakladım. O zamandan beri paraya kıymet vermiyorum. :P
Annemler eve gelip parayı sayıp da eksik olduğunu anlayınca evde hummalı bir arayış başladı. Ben önce hiç sesimi çıkarmadım. Epey aradılar ama sonra itiraf ettim. Hayret beni yine dövmediler. Ne iyi anne babam var ben olsam kesin döverdim. Geçen gün Şahan Gökbakar Instagram'da bu fotoğrafı paylaşınca aklıma bunlar geldi.
Benim abimle aramda 6 yaş olduğu için uçuk kaçık yaramazlık anılarımız yok. Ama eminim sizin anne babanız evden gittiğinde yaptıklarınız hakkında çok eğlenceli anılarınız vardır. Yazarsanız severek okurum.
11 Ocak 2016 Pazartesi
♫♪♪♫♪ Huzurum Kalmadı ♫♪♪♫♪
Onca yıl boyunca Allah huzur versin duasının mahiyetini anlayamamışım. Şimdi yürekten âmin diyemediğim bu dualara çok üzülüyorum.
Yazının tamda burasında tatlı muharririniz Nabroşka size şu siteye tıklamanızı sadece 2 dakika süren dalga seslerini dinlemenizi tavsiye ediyor. (Sitenin ismi şahane değil mi? do nothing for 2 minutes-2 dakika boyunca hiçbir şey yapma)
Huzursuzum. Huzuru kaybetmeden de huzurun hayatınızdaki yerini asla anlayamıyorsunuz. Huzur bir yerde hep var ama hava gibi ve siz onu göremiyorsunuz. Ne zamanki o huzur tükeniyor, siz ölmeye başlıyorsunuz. Nasıl ki oksijen biterken birden değil de yavaş yavaş ölüyorsanız huzurun sizdeki etkisi de aynen böyle görülüyor.
Madden bir huzursuzluğum yok, ama ruhen çok huzursuz ve kaygılı bir dönemdeyim. Ruhum huzursuz ve nereye konacağını asla bilemiyor. Huzursuz ayak sendromunda ayağınızı koyacak yer bulamadığınız gibi ruhunuz huzursuzlandığında da nereye konacağını bilemiyor.
Burada, şimdi oturuyor ve bunları yazıyorum ama aklımda bir şeyi yapmayı unutmuş olma telaşı var. Devamlı olarak, bir şeyler yapmam gerekli ama ben unutmuşum ya da yapmam gerekenden başka bir şey yapıyormuş, asıl yapmam gerekeni unutuyormuşum gibi bir duygu içindeyim. Unuttuğum bir şey yok ama yaşadığım şeyi ancak böyle ifade edebiliyorum. Rahatça arkama yaslanıp o an ne yapıyorsam onun tadını çıkaramıyorum. Çünkü ruhum oradan oraya gezinirken bana rahat bir nefes aldırmıyor.
Hani randevunuz saat 3'dedir ama siz 2'de hazır olursunuz. Kalan vakit kısa olduğu için oturup rahatlıkla başka bir şeyle meşgul olamazsınız ama bir yandan da beklemek için kocaman 1 saatiniz olduğundan bu vakti nasıl geçireceğim derdine düşersiniz, tam bu düşünce girdapları içinde gezerken o 1 saat heba olur, gider. İşte her şeyi heba ettiğim huzursuz kaygılı günler yaşıyorum.
Allah huzurumuzu bozmasın…
Not: Başlığımda konumun tüm ciddiyeti ile örtüştü. Şahaneyim. :)
Yazının tamda burasında tatlı muharririniz Nabroşka size şu siteye tıklamanızı sadece 2 dakika süren dalga seslerini dinlemenizi tavsiye ediyor. (Sitenin ismi şahane değil mi? do nothing for 2 minutes-2 dakika boyunca hiçbir şey yapma)
Huzursuzum. Huzuru kaybetmeden de huzurun hayatınızdaki yerini asla anlayamıyorsunuz. Huzur bir yerde hep var ama hava gibi ve siz onu göremiyorsunuz. Ne zamanki o huzur tükeniyor, siz ölmeye başlıyorsunuz. Nasıl ki oksijen biterken birden değil de yavaş yavaş ölüyorsanız huzurun sizdeki etkisi de aynen böyle görülüyor.
Madden bir huzursuzluğum yok, ama ruhen çok huzursuz ve kaygılı bir dönemdeyim. Ruhum huzursuz ve nereye konacağını asla bilemiyor. Huzursuz ayak sendromunda ayağınızı koyacak yer bulamadığınız gibi ruhunuz huzursuzlandığında da nereye konacağını bilemiyor.
Burada, şimdi oturuyor ve bunları yazıyorum ama aklımda bir şeyi yapmayı unutmuş olma telaşı var. Devamlı olarak, bir şeyler yapmam gerekli ama ben unutmuşum ya da yapmam gerekenden başka bir şey yapıyormuş, asıl yapmam gerekeni unutuyormuşum gibi bir duygu içindeyim. Unuttuğum bir şey yok ama yaşadığım şeyi ancak böyle ifade edebiliyorum. Rahatça arkama yaslanıp o an ne yapıyorsam onun tadını çıkaramıyorum. Çünkü ruhum oradan oraya gezinirken bana rahat bir nefes aldırmıyor.
Görsel kaynağı için bakınız: fotoğrafın sağ alt köşesi
Hani randevunuz saat 3'dedir ama siz 2'de hazır olursunuz. Kalan vakit kısa olduğu için oturup rahatlıkla başka bir şeyle meşgul olamazsınız ama bir yandan da beklemek için kocaman 1 saatiniz olduğundan bu vakti nasıl geçireceğim derdine düşersiniz, tam bu düşünce girdapları içinde gezerken o 1 saat heba olur, gider. İşte her şeyi heba ettiğim huzursuz kaygılı günler yaşıyorum.
Allah huzurumuzu bozmasın…
Not: Başlığımda konumun tüm ciddiyeti ile örtüştü. Şahaneyim. :)
9 Ocak 2016 Cumartesi
2015 En Güzel Kore Filmleri
Kaliteli alt yazı bulma sorunu olduğu için çok fazla Kore Filmi çevrilemiyor. Bu sebeple 2015 yılında, diziler gibi etki yaratan şahane filmlerin varlığından söz edemeyeceğim. Zaten genel olarak Kore dizileri filmlerinden daha başarılı oluyor.
Tüm bunlara rağmen yine de bu sene izlediğim sinema filmlerinden en iyilerinin listesini yapacağım. Filmleri izlemeye karar vermeden önce film isimlerine tıklayarak daha çok bilgi almanızı tavsiye ederim.
Devamı »
| KOLAJ TEMSİLİDİR |
Tüm bunlara rağmen yine de bu sene izlediğim sinema filmlerinden en iyilerinin listesini yapacağım. Filmleri izlemeye karar vermeden önce film isimlerine tıklayarak daha çok bilgi almanızı tavsiye ederim.
Devamı »
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




