Google

30 Aralık 2015 Çarşamba

Yapabildiğinizi kimseye çaktırmayın!

Ay ben bunu yapamam, ay ben şunu yapamam, ben onu beceremem ki diyen tüm kızlar en iyi işleri kaptı, en iyi yerlere geldi ve çoktan evlendi. Siz hala ben kendi kendime yeterim, her işin üstünden gelirim, elimden her iş gelir, diye ortalarda dolana durun.

Sadece bunlarla da kalmadılar, eş olmak, gelin olmak, evlat olmak, çalışan olmak konularında hep en iyi olarak sizi geçtiler. En iyi eş, en iyi gelin, en iyi arkadaş, en iyi çalışan…

Peki, bu hiçbir şeyi beceremeyeceklerini savunan arkadaşların sırrı neydi de sizi bizi geçtiler?

Anlatalım.

Onların sırrı algı operasyonu gerçekleştirmekti. Bu operasyonlarında derin devlet kadar başarılı olduklarını söylememe gerek yok sanırım.

Bu uyguladıkları operasyonu şimdi sizlere de anlatacağım ki uygulamaya geçerek en iyiler alanını zorlayın.*
Örneklerle açıklama yoluna gidersem; 
mesela nişanlısınız, 
kayınvalidenize ve müstakbel eşinize yemek yapmayı pek beceremediğinizi,  çok az deneyiminiz olduğunu, elinizden pek de gelmediğini söyleyin, ama hepten de kapıyı kapamayın, yani zamanla öğrenirim herhalde diyerek açık kapı bırakın, hevesli olduğunuzu da gösterin.

Tüm bunları söylerken de gerçekte iyi yemek yapan biri olmanız gerekiyor. Yani işin matematiği;
iyi olduğunuz alanı inkar edip ortalamanın altında olduğunuza vurgu yapmak. Bir başka deyişle her şeyi yapabilecek ama bunu asla çaktırmayacaksınız.



E peki, ben iyi yemek yapabiliyorum ama neden aksini söylüyorum nabrutcuğum, ben ne yemekler döktürürüm diye kayınvelideme caka satarım gibi bir düşünceniz varsa maalesef ki çok büyük bir yanlış içindesiniz. 

Şöyle ki; eğer yemek yapmak konusunda deneyimsiz olduğunuzu söylerseniz, karşı taraf beklentilerini ortalamanın altına düşürür. Ama siz gerçekte deneyimli olduğunuz için yaptığınız yemeği yediklerinde beklentilerinin üzerinde bir şeyle karşılaşacakları için memnuniyet de en üst seviyede olacaktır.

Ama siz ben şahane yemekler yaparım, on parmağımda on marifet gibi hal sergilerseniz karşı tarafın beklentisi görelim bakalım şunun marifetlerini diye en üst seviyeden olacaktır ki, ne yaparsanız yapın asla en iyi gelin olamayacağınız gibi ömrünüzce kimseye yaranmak kabil de olmayacaktır.

Yaaa, yıllardır, ben onu yapamam ben bunu yapamam, elimden gelmez diyenler neden en iyiler listesine adını altın harflerle yazdırıyor anladınız mı? Hahah!

Aslında bu tip insanları çok zeki buluyorum ve zeki olduklarını da gizliyorlar, çünkü zeki olduğunu gizlemek de başka bir algı operasyonu oda başka bir yazı olsun.

Ben size en basitinden gelin örneğini verdim ama bunlar çalışma hayatında da var, eğitim hayatında da var, var oğlu var. Her yerde karşımıza çıkıyorlar. Siz ben her şeyi yaparım, yapamasam bile yapmak için kendimi parçalarım gibi düşünceler içinde çok affedersiniz bir yerlerinizi yırtarken bu tip insanlar alkışlanıyor, sizden ise hep daha fazlası bekleniyor ve asla onlar gibi takdir göremiyorsunuz. 

*Kendim bunu bildiğim halde yapabiliyor muyum? Ben böyle oyunlar oynayamam. Yapabiliyorsam, yapabiliyorum derim, yapamıyorsam yapamam. Çünkü çok akıllı değilim. Akıllı değilim diyerek sizin üzerinizde bir algı operasyonu da ben mi yapıyorum acaba? :)

29 Aralık 2015 Salı

Gardaş La Bi' Bah!

Doğma büyüme Ankaralıyım ama Gimsa'ya ilk defa yaz tatilinde teyzem götürdü. 
Hep duyardım; Gimsa'ya gittik, Gimsa’dan aldık.

Duyduklarım içinde ucuz olduğu ve genellikle çok kalabalık olduğu da vardı. Teyzeme çok kalabalık oluyormuş elimi çizerler mi, dedim. 
Geçen gün benim pardösüm yırtıldı, dedi.
Tabi benim gözlerimden fışkıran ünlemleri hayal edersiniz. 

Neyse ki pardösüsü alışveriş arabasına sıkışarak yırtılmış. Böylece korkusuzca adımımı içeri atabildim.



Ucuz sanırım. Artık Ankara'ya belirli zamanlarda geldiğim için piyasaya çok hakim değilim. Giyim kısmından çok züccaciye reyonunu sevdiğimi söyleyebilirim. Birde yaş pasta, kuru pasta, börek, kısmına bayıldım. Epey lezzetli ve ucuz şeyler var. Her marketin o kısmını pek severim zaten. 

Alışverişin sonunda elim çizilmedi. Ama mahalleli ve marketin gediklisi olan teyzeler popoları ile beni iteleyerek kendilerine yer açmaya çalıştılar. O kadar kalabalıktı. Hatta iyi ki yalnız gitmemişim, üzerime yanlışlıkla raflardan bir barkod yapışır, teyzeler ucuzmuş diye beni de sepete atarlar diye korkular içinde teyzeme yapışık gezdim. Pek bir şey de bulamadım zaten. Bu sürekli Gimsa’ya gittik, Gimsa’dan aldık diyen kişilerin ne alıp sattıklarını yine anlayamadım. Pasta haricinde bir kulaklık ve bir kitap aldım. Belki de meşhur Gimsa alışveriş usulünü bilmiyorumdur. Bu arada kulaklık sadece 1 hafta dayandı.


Gimsa nedir? İçinde giyim, elektronik, züccaciye ve gıda kısmı bulunan hepsini tek bir kasada ödediğiniz büyükçe bir market diyebilirim. 5M Migros’tan ne farkı var derseniz; Migros Tunalı, Gimsa Ulus derim ve durum anlaşılır sanırım. Birde Gimsa'nın giyim kısmı daha geniş tutulmuş ve tesettür kıyafetleri ve markaları da epey büyük bir alan kaplıyor.

İşte bu kısımda sizden Ankaralı olanların Gimsa maceralarını ve deneyimlerini dinlemek isterim. Ankaralıyım ama bende gitmedim diyorsanız aman ha, yalnız falan gitmeyin, sizi de alır götürürler, demedi demeyin...

28 Aralık 2015 Pazartesi

Kıbrıs'ta Kumar Oynuyor muyum?

Çocukken kumarbazdım. Zamanında dini açıdan bir aydınlanma yaşamamış olsaydım durumum vahim olabilirdi. Nitekim aynı burçlara sahip olduğumuz Mehmet Ali Erbil ve Serdar Ortaç’ın kumarbaz olduğu gerçeği bir tesadüften ibaret değil. 

Kova burcunun kazanmak hissinden beslenmesi ve çok hırslı insanlar olmalarından ileri geldiğini düşündüğüm bu kumar sevdasını astrologlar da doğruluyor ve kova burçlarına aman dikkat diye tavsiyelerde bulunuyorlar.

Hatta bendeki bu kazanma hırsı öyle bir seviyede ki, jenga, scrabble, tabu, cranium, monopoly gibi eğlence amaçlı oyunları bile ciddiye alır, kazanmak için olanca gücümle çalışır, takımsak takımı galibiyete götürmek adına tüm varlığımı ortaya koyarım. Asla mızıkçılık yapmam, kaybedeceğim belli olan bir oyunun bile son anına kadar elimden geleni yaparım. Sanki içimden birisi He-Man gölgelerin gücü adına diye bağırıyor şu an.
Genelde kazanırım. Nadiren kazanamadığım oyunların sonunda ağlarım. Hadi tamam ağlamam o kadar da değil ama suratım düşer. Kaybetmeyi sevmiyorum, oyun bile olsa… Yazdıktan sonra kendime uzaktan baktım da, ne korkunç bir kadınmışım ya hu!


Giriş cümleme dönersem;

Çocukken kumar adına ne yaptığımı soracak olursanız; kırtasiyeye gidip tombala çekerdim. En büyük zevklerimden biriydi. 

Sizin okulunuzun yakınındaki kırtasiyede de var mıydı, her okulda olur mu, bunların cevabını bilmiyorum ama bizim okulun yakınındaki kırtasiyede tombala vardı. 
Şöyle ki; kırtasiyeci amca sayılardan oluşan bir liste hazırlar, her sayıya denk gelen bir hediye olur, siz ise kapalı torbadan bir sayı çeker ve sayıya denk gelen hediyenin sahibi olurdunuz. Kırtasiyeci amcamız bunun zaman zaman kazı kazan versiyonunu da yapardı. Bu listenin size vaat ettikleri silmeyen silgi, bilye, tebeşir, adı sanı bilinmeyen zehirlemesi olası gofret gibi eften püften dandik şeylerdi. Ama 1 numarada büyük hediye olurdu. Sizi teşvik eden, tost almanız gereken parayı kırtasiyeci amcaya hibe etmenizi sağlayan da işte bu 1 numaradaki hediyeydi. Bende uzun zaman bir numaradaki hediyeyi (el feneri) kazanmak için aç kaldım. 

Ama sonunda kazandım biliyor musunuz? Kırtasiyeci amcanın çok üzüldüğünü ama bakın arkadaşınıza ne çıktı diye diğerlerini de gaza getirdiğini ve gururlandığımı hatırlıyorum. 

Sonra mı?

Sanırım istediğimi elde ettiğim için tövbekâr oldum. ☻

24 Aralık 2015 Perşembe

Instagram Hakkında Bilinmeyenler

Okuduğunu anlamak hakikaten çok önemli bir meziyet. Allah’ın herkese bahşetmediği bu meziyet yüzünden biz yazarak kendini anlatmaya çalışanlar çok zor durumlarda kalabiliyor.

Inatagram’da instagörl kızlarının paylaşımlarının yorum kısımlarında dönen kavgaları gördüğümde gülsem mi ağlasam mı bilemediğim bir hal içinde kalıyorum. Paylaşım yapanın anlatmaya çalıştığı şeyi asla anlamak istemeyen anonim teyze/abla konuyu kendi istediği yere çekiyor. Kendisine cevap verene yine başka bir telden alakasız bir cevap veriyor. Bu cevap verenler kendi arasında kavga etmeye başlıyorlar. Sonra esas kavgayı çıkarmaya sebep olan teyze/abla ortadan kayboluyor, çünkü arada geçen konuşmaların hepsini anlayıp cevaplamaya yetecek aklı ve kabiliyeti yok. Kalanlar ise aralarında kavga etmeye devam ediyor. Bu böyle bir dönence halini alıyor. Saltolar kimden geliyor, kim kime yürüyor her şey karışıyor. 

Hatta iş öyle bir yere varıyor ki Facebook’daki dürtme yerine İnstagram’da saçını çek özelliği getirilse ve paylaşımlar altında birbirine girenler bu özelliği kullanmaya başlasa şahane olacak. Çünkü görünen o ki; işin geldiği son radde budur.

Bu keşmekeşin en sonunda ise paylaşımı yapan abla kavgalı/küfürlü yorumları üşenmeden tek tek siliyor, kişileri tek tek engelliyor. Paylaşımı yapan ablanın bu azmine karşılık anonim hesap açıp saydırmayı sürdüren Instagram kişileri de mevcut olup kendilerini şaşkınlık içinde takip ediyoruz.



Bu kavgaların arasına gt yazıp kaynak yapanlar da var ki önceleri küfür ediyorlar sanıyordum. Haha!
Meğerse gt geri takip demekmiş. 
Geri takibin barındırdığı alt metin ise;
Beni takip edersen aşkım, bende seni takip ederim oluyor ki bu kısım insanların dünyasını da anlamış değilim. Gerçi anlamaya niyetim de yok. Zararsızlar bence, öylece halleri üzerine bırakmak da beis görmüyorum.

Yine bu kavgalar arasına kaynak yapan ikinci tür insanlar da Instagram satıcıları. Genelde en ucuz donlar için sayfamıza bekleriz gibi ibareler kullanıyorlar. Onlar da ekmeğinin peşindeki hırslı ticariler. Bekleme yapmadan geçelim.

Intagram’dan bahsetmişken Fatih Güllüoğlu ile alakalı bir şeyler yazmadan geçemeyeceğim. 
Takip ediyor musunuz, daha önceden duydunuz mu bilmiyorum ama Instagram ahalisi kendisine Lordum diyor. Lord unvanı nereden geliyor, kendisini Antepli bilirdik ne ara İngiliz olup Lort unvanı aldım bilemiyorum, lakin bir insan kendisine nasıl lordum dedirtir, bu öz güven nedir, diye içimden geçirmeden edemiyorum. Onun hesabında dönen yorumları okurken kadın olmaktan utandığım doğrudur. Neden o yorumları yazanlar yerine ben utanıyorum o kısım ise bir muamma.

Bir başka kaos oluşturan durum ise takip ettiğiniz ticari bir hesabın başka bir butik vb. önermesi, sonra başka bir butik vb. daha, sonra bir tane daha… Sonra bu hesapları incelemeye kalktığınızda, kilitleri oldukları için istek yollamak zorunda kalmanız, daha sonrasında ise istek yolladığınız hesabı unutup timeline’da bahsi geçen hesabı görüp sanırım hesabım çalınmış, benim bilgim haricinde birilerini takibe almış gibi paranoyak düşünceler içine girmeniz.
Hatta bazı hesaplar takip için sayfa önerme işini o kadar abartıyor ki, 
“lan bu sayfa aslında ne satıyordu,
 diye düşünmenize bile yol açıyor.

Ama ben özellikle tasvip etmediği, sevmediği birini takip edenlerin ruh halini çok merak ediyorum. İçlerinden;
Dur şunu takip edeyim de her hatasında laf sokayım, rahatsız edeyim gibi düşünceler barındırıyorlarsa eğer, bence en çok kendileri rahatsız olup sinir krizlerine giriyorlar ama haberleri yok.

http://kurtlarvadisi2o23.blogspot.com

18 Aralık 2015 Cuma

The Beauty Inside Filmi Konusu ve Yorumum

Çok güzel bir film izledim diye her zamanki gibi konuya hızlı bir giriş yapacağım.
Yıldızlar geçidi denilebilecek kadrosundan dolayı daha çekim aşamasında iken merak içinde bekliyordum. Beklediğime değen bir yapım olduğunu söylemeliyim.



Filmin adı: The Beauty Inside 

Oyuncularından tek tek bahsedecek olsam bitiremem o yüzden toplu olarak koyacağım.



 Yıldızlar geçidi derken neyi kastettiğim daha iyi anlaşılmıştır sanırım.

Bu kadar oyuncunun bir film içinde ne işi var?

Filmde tüm bu oyuncular hatta kadın oyuncular dahi aynı karakteri canlandırıyor. Bu nasıl oluyor diye sorarsanız size filmin konusunu da özetleyen şu replikle bunun nasıl mümkün olduğunu açıklayabilirim.



İşte replikte anlatıldığı gibi filmde tek bir ruh ama onlarca tip var.
Nasıl yani, ne demek istiyorsun, neden gibi sorularınız varsa cevabını almak adına sizi filmi izlemeye devam ediyorum.

Dizide esas kız değişmiyor. Love 911 gibi şahane bir filmde izlediğimiz Hang Hyo Joo bu filmde de çok iyi bir iş çıkarmış.

Film yazarı Benim şişman sevgilim, Love Me not gibi ünlü filmlerin de yazarı olan Kim Sun-Jung.

Filmi sevdim çünkü;
*Çok ilginçti.
*Acayip güzel bir kurguya sahipti ki Blue Dragon film ödüllerinde en iyi kurgu ödülünü aldı.
*Tabi bu kadar ünlüyü bir arada izlemek çok eğlenceliydi.
*Ve filmin verdiği mesaj çok etkileyiciydi. Spoiler olmaması açısından açıklayamıyorum ama beni derinden etkiledi.
*Romantik komedi değil, dram da değil. 

Yasal Uyarı: Buradan sonrası Spoiler içerir.
Devamı »