Google'ın benim blog'uma yönlendirdiği aramalardan bu ayın seçmeleri.
Google bu aramayı bana niye yolladı acaba? Hayır, ben empati yapamam ki. Güzelim çünkü :P
Aynen canım bende seni seviyorum.
Vay be! Bloğum artık bir arşivi bile var. Bu sene aralıkta sene-i devriyem var. 6 yıl olmuş. Bloğumla beraber yaşlanıyorum.
Yürü be aslan parçası!
Vidanjör Oyunu aramasının benim bloğuma yönlendirilmesinin sebebi şu yazıdır. Alakayı siz bulun artık.
Ve yaz aylarında Kore Dizisi araması patlama yapar. Hiç işiniz gücünüz yok mu, biraz Allah'a yarar bir şeyler yapın, dizi izle, izle nereye kadar.
Yazar burada kendi kendine ve kendine konuşmaktadır.
5 Ağustos 2015 Çarşamba
4 Ağustos 2015 Salı
Evde Kalmış Kız Masalları Vol 453243
Kıbrıs'ta yaşamaya başladıktan sonra buraya Türkiye'den gelen vatandaşlarımız bizi hiç yalnız bırakmadılar. İlk birkaç ay ardı ardası kesilmeyen “Hoş Geldiniz” misafirleri ağırladık. Sağ olsunlar. Eksik olmasınlar.
Bu fasıllardan sonra bazıları ile daha yakın ünsiyet kurduk, bazıları ile bir daha hiç görüşmedik. Her ünsiyet kurduğumuz da bizi kendi sevdiği kişilerle tanıştırdı derken güzel bir çevremiz oluştu.
Bir gün bu çevre içindeki bir ahbabımızdayız. Konuşuyoruz. Klasik bir gün ortamımız var. Mevzu dönüp dolaşıp bana geliyor. Ben böyle ortamlarda dakika sayarım zaten.
Acaba kaç dakika sonra benim bekârlığım mevzu bahis yapılacak diye beklerken o dakika geldi, çattı.
Ev sahibi abla anneme;
Annem biz kalıcı değiliz, döneceğiz, burada bırakamam kızımı minvalinde bir şeyler söyledi.
Ben Kıbrıs’ı sevmiyorum ama ne zaman büyük konuştuysam başıma geldi, o yüzden ablaya diyorum ki;
Tamam, o günden bu kısma kadar olan konuşmayı anlatmam yeterli. Şimdi başka bir güne gidiyoruz.
Birkaç hafta sonrası.
Yukarıdaki mevzuda evine gittiğimiz abla bizimle tanıştırmak istediği arkadaşları olduğunu söyleyip yanında onlarla beraber bize geliyor. Getirdiği teyzenin iki kızı var.
Yaşıtım olan birileri geldiği için pek mutluyum ama gelirken getirdikleri pastayı evimize ilk kez geliyor oldukları için yaptıkları bir kibarlık olduğunu sanmakla hataya düşüyorum. Aslında pastayı gördüm mü her zaman işkillenirim ama Kıbrıs’ta yaşıtım kafa dengi birilerini bulmuş olmak tongaya düşmeme sebep oluyor.
Neyse bugünden de aklınızda kalanın “pasta ile gelen misafirler” olması yeterli.
Birkaç gün sonra…
Bize gelen bu misafirlerle tanışmamıza vesile olan abla annemi arıyor. Kızını çok beğenmişler, gençler görüşsün istiyoruz, oğlumuz şöyle iyi böyle iyi tarzı klasik aracı konuşmasını anneme bildiriyor.
Ama geldiklerinde oğulları olduğundan bahsetmemişlerdi. Hainler! haha!
Hayır, söyleselerdi yine oğullarını pasta ile ilişkilendirerek belki… diye bir denklem üretebilirdim. Neyse…
Annemin cevabı belli tabii. Ret ediyor, teşekkür ediyor. Kızımız okuyor, evlenmeyi düşünmüyor diye aracıya laf anlatmaya çalışıyor.
Tamam, buraya kadar her şey normal. Klasik bir görücü vakıası.
İşte konunun can alıcı kısmı tam da burada başlıyor.
Şimdi okuyucu bir sonraki bölüme geçiniz.
Bu bölümde yazının ana fikri ve odak noktasını okuyacaksınız ve bir genç kızın dramının yazılı olduğu bu satırlarda gözyaşlarınıza hâkim olamayacaksınız.
Bu aracılık eden ablaya, o gün, büyük konuşmamak adına buradan da biri ile evlenebileceğimi, bunların nasip işi olduğunu söylemiştim, hatırlarsınız.
İşte abla bundan yola çıkarak annemin beni buradan kimseye vermek istemeyip benim ise istediğim sonucunu çıkarmış.
Ve illa kızına sor, ya da ben görüşeyim, diye ısrar ediyormuş.
Kabul edin ağlamak istediniz değil mi?
Sonuç bölümü:
Davetiyenin alt kısmına ise şu notu düşeceğim: Kalan kuru pastaları sakın çantanıza doldurup götürmeyin.
Bu fasıllardan sonra bazıları ile daha yakın ünsiyet kurduk, bazıları ile bir daha hiç görüşmedik. Her ünsiyet kurduğumuz da bizi kendi sevdiği kişilerle tanıştırdı derken güzel bir çevremiz oluştu.
Bir gün bu çevre içindeki bir ahbabımızdayız. Konuşuyoruz. Klasik bir gün ortamımız var. Mevzu dönüp dolaşıp bana geliyor. Ben böyle ortamlarda dakika sayarım zaten.
Acaba kaç dakika sonra benim bekârlığım mevzu bahis yapılacak diye beklerken o dakika geldi, çattı.
Ev sahibi abla anneme;
-Nabrut’u burada birine verirsiniz, sizde kalırsınız, dönmezsinizdiye, benim hayatım üzerindeki, kendisine sormadığımız planını dile getirdi.
Annem biz kalıcı değiliz, döneceğiz, burada bırakamam kızımı minvalinde bir şeyler söyledi.
Ben Kıbrıs’ı sevmiyorum ama ne zaman büyük konuştuysam başıma geldi, o yüzden ablaya diyorum ki;
-Nasip. Yani kısmet neyse o olur, bilemeyiz,diyerek büyük konuşmamak adına annemin de sözünü toparlamaya çalışıyorum.
Tamam, o günden bu kısma kadar olan konuşmayı anlatmam yeterli. Şimdi başka bir güne gidiyoruz.
****
Birkaç hafta sonrası.
Yukarıdaki mevzuda evine gittiğimiz abla bizimle tanıştırmak istediği arkadaşları olduğunu söyleyip yanında onlarla beraber bize geliyor. Getirdiği teyzenin iki kızı var.
Yaşıtım olan birileri geldiği için pek mutluyum ama gelirken getirdikleri pastayı evimize ilk kez geliyor oldukları için yaptıkları bir kibarlık olduğunu sanmakla hataya düşüyorum. Aslında pastayı gördüm mü her zaman işkillenirim ama Kıbrıs’ta yaşıtım kafa dengi birilerini bulmuş olmak tongaya düşmeme sebep oluyor.
Neyse bugünden de aklınızda kalanın “pasta ile gelen misafirler” olması yeterli.
****
Birkaç gün sonra…
Bize gelen bu misafirlerle tanışmamıza vesile olan abla annemi arıyor. Kızını çok beğenmişler, gençler görüşsün istiyoruz, oğlumuz şöyle iyi böyle iyi tarzı klasik aracı konuşmasını anneme bildiriyor.
Ama geldiklerinde oğulları olduğundan bahsetmemişlerdi. Hainler! haha!
Hayır, söyleselerdi yine oğullarını pasta ile ilişkilendirerek belki… diye bir denklem üretebilirdim. Neyse…
Annemin cevabı belli tabii. Ret ediyor, teşekkür ediyor. Kızımız okuyor, evlenmeyi düşünmüyor diye aracıya laf anlatmaya çalışıyor.
Tamam, buraya kadar her şey normal. Klasik bir görücü vakıası.
İşte konunun can alıcı kısmı tam da burada başlıyor.
Şimdi okuyucu bir sonraki bölüme geçiniz.
****
Bir sonraki bölüm
Bu bölümde yazının ana fikri ve odak noktasını okuyacaksınız ve bir genç kızın dramının yazılı olduğu bu satırlarda gözyaşlarınıza hâkim olamayacaksınız.
Bu aracılık eden ablaya, o gün, büyük konuşmamak adına buradan da biri ile evlenebileceğimi, bunların nasip işi olduğunu söylemiştim, hatırlarsınız.
İşte abla bundan yola çıkarak annemin beni buradan kimseye vermek istemeyip benim ise istediğim sonucunu çıkarmış.
Ve illa kızına sor, ya da ben görüşeyim, diye ısrar ediyormuş.
Kabul edin ağlamak istediniz değil mi?
Sonuç bölümü:
Bir gün evlenirsem davetiyeme;
mahalleli teyzelerden illallah edip, mecburen çıktığımız bu yolda siz muhterem mahalleli teyzeleri aramızda görmekten onur duyacağız,
diye yazdıracağım.
Hacıfışfış Bildirdi.
3 Ağustos 2015 Pazartesi
Heyecan, aşk, ihtiras ve daha fazlası
Yazın -çalışmayan hanımlar ya da öğrenciler olarak- bir dönem koşturursun, gelen giden, tatil derken hızlı hızlı geçer günler.
Bir dönem de gelir boşluğa düşersin.
Arkadaşların tatile gitmiştir, sen evdesindir ve yapacak hiç bir şey yoktur.
Biraz kitap okuyayım dersin, sonra biraz internette takılırsın. Bu arada annenle bol bol ikindi çaylarına girişirsin. Mutfakta şef kesilirsin, çeşit çeşit tarif denersin. Evde bir aşağı bir yukarı dolanır durursun. Tüm kış yaz bi' gelse diye beklerken yaz gelmiştir ama seni hafakanlar basmıştır.
İşte tam bu noktada kış boyu belki de hiç eline almadığın kumanda ile flört halindesindir. Yine kışın adını bile bilmediğin dizilerin, yaz ekranında tekrarları başlasa diye bekler durursun. Ya da izlediğin diziyi tekrar izlemen de mümkündür. Durum o kadar vahimdir yani.
İşte bende böyle bir boşluktayım şu sıralar. Hala Sultan olmayı beklediğim için Ankara tatilim onun teşrifi ile başlayacak.
Bizde annemle ikindi çayı ve dizilerle günümüzü gün (!) ediyoruz.
Birde diziye sardım. Saat dört gibi kumandayı ele geçirip Atv'yi açıyorum. Kara Ekmek izliyoruz annemle.
Ben işte böyle çok eğlenceli günler geçiriyorum. Sizin tatiliniz umarım benim kadar heyecan aşk ve ihtiras dolu değildir.
Bir dönem de gelir boşluğa düşersin.
Arkadaşların tatile gitmiştir, sen evdesindir ve yapacak hiç bir şey yoktur.
Biraz kitap okuyayım dersin, sonra biraz internette takılırsın. Bu arada annenle bol bol ikindi çaylarına girişirsin. Mutfakta şef kesilirsin, çeşit çeşit tarif denersin. Evde bir aşağı bir yukarı dolanır durursun. Tüm kış yaz bi' gelse diye beklerken yaz gelmiştir ama seni hafakanlar basmıştır.
İşte tam bu noktada kış boyu belki de hiç eline almadığın kumanda ile flört halindesindir. Yine kışın adını bile bilmediğin dizilerin, yaz ekranında tekrarları başlasa diye bekler durursun. Ya da izlediğin diziyi tekrar izlemen de mümkündür. Durum o kadar vahimdir yani.
İşte bende böyle bir boşluktayım şu sıralar. Hala Sultan olmayı beklediğim için Ankara tatilim onun teşrifi ile başlayacak.
Bizde annemle ikindi çayı ve dizilerle günümüzü gün (!) ediyoruz.
Birde diziye sardım. Saat dört gibi kumandayı ele geçirip Atv'yi açıyorum. Kara Ekmek izliyoruz annemle.
Ben işte böyle çok eğlenceli günler geçiriyorum. Sizin tatiliniz umarım benim kadar heyecan aşk ve ihtiras dolu değildir.
2 Ağustos 2015 Pazar
She Was Pretty Konusu ve Oyuncuları
Kill me Heal Me'nin sevilen ikizleri yeni bir dizi ile karşımızda.
İlk kez Witch Romance dizisi ile izlediğimiz Park Seo-Joon, sonrasında Kill me Heal me'de karşımıza çıkmıştı.
Hwang Jung-Eum'u ise Full House, Secret Love ve Kill me Heal me'de izlemiştik. İkili Kill me Heal me'de üvey kardeşleri canlandırmıştı.
Bu yeni dizinin sürprizi sadece bu ikili değil.
Diğer sürprizi ikinci adam olması sebebiyle fanlarını üzse de Siwon.
Dizinin konusu da ilginç ve farklı geldi bana.
She Was Pretty Konusu: Hwang Jung Eum gençken çok güzel ve varlıklı bir ailenin kızıdır.
Park Seo Joon ise çocukken çok içine kapanık, şişman ve diğer çocuklar tarafından dışlanmıştır.
Bu ikili çocukluk arkadaşıdır. Park Seo Joon şişman ve içine kapanık olduğu halde Hwang Jung Eum onu koruyup kollamış çok yakın arkadaş olmuşlardır. Ve birbirlerinin ilk aşkıdırlar.
Ama Park Seo Joon'un ailesinin yurtdışına taşınması sebebi ile ayrı düşerler.
Yıllar sonra Hwang Jung Eum ailesinin iflası sebebi ile fakir düştüğü gibi babasından kalma genleri yüzünden güzelliğini de kaybetmiştir.
Park Seo Joon ise yıllar sonra zayıflamış, son derece yakışıklı bir halde geldiği gibi aynı zamanda bir derginin de Baş Editör Yardımcısı olarak Kore'ye dönmüştür ve ilk aşkını aramaktadır.
Edit: Diziyi izledim. Yorumum ve replikleri için şuraya bakabilirsiniz.
16 Eylül Yayın Tarihi.
Yazarın ilk dizisi, lakin yönetmen Cunning Single Lady dizisinin de yönetmeni olan Jung Dae-Yoon.
She Was Pretty Fragmanları
edit: She Was Pretty 2. bölümü yayınlandı. Reytinglerin çok yüksek olduğu söyleniyor.
İlk kez Witch Romance dizisi ile izlediğimiz Park Seo-Joon, sonrasında Kill me Heal me'de karşımıza çıkmıştı.
Hwang Jung-Eum'u ise Full House, Secret Love ve Kill me Heal me'de izlemiştik. İkili Kill me Heal me'de üvey kardeşleri canlandırmıştı.
Bu yeni dizinin sürprizi sadece bu ikili değil.
Diğer sürprizi ikinci adam olması sebebiyle fanlarını üzse de Siwon.
Dizinin konusu da ilginç ve farklı geldi bana.
She Was Pretty Konusu: Hwang Jung Eum gençken çok güzel ve varlıklı bir ailenin kızıdır.
Park Seo Joon ise çocukken çok içine kapanık, şişman ve diğer çocuklar tarafından dışlanmıştır.
Bu ikili çocukluk arkadaşıdır. Park Seo Joon şişman ve içine kapanık olduğu halde Hwang Jung Eum onu koruyup kollamış çok yakın arkadaş olmuşlardır. Ve birbirlerinin ilk aşkıdırlar.
Ama Park Seo Joon'un ailesinin yurtdışına taşınması sebebi ile ayrı düşerler.
Yıllar sonra Hwang Jung Eum ailesinin iflası sebebi ile fakir düştüğü gibi babasından kalma genleri yüzünden güzelliğini de kaybetmiştir.
Park Seo Joon ise yıllar sonra zayıflamış, son derece yakışıklı bir halde geldiği gibi aynı zamanda bir derginin de Baş Editör Yardımcısı olarak Kore'ye dönmüştür ve ilk aşkını aramaktadır.
Edit: Diziyi izledim. Yorumum ve replikleri için şuraya bakabilirsiniz.
16 Eylül Yayın Tarihi.
Yazarın ilk dizisi, lakin yönetmen Cunning Single Lady dizisinin de yönetmeni olan Jung Dae-Yoon.
She Was Pretty Fragmanları
edit: She Was Pretty 2. bölümü yayınlandı. Reytinglerin çok yüksek olduğu söyleniyor.
Blog'umda yazdığım tüm dizi ve filmleri alfabetik olarak sıraladım.
Buradan hepsine ulaşabilirsiniz1 Ağustos 2015 Cumartesi
Kore Dizilerinin Yan Etkileri
Kore dizisi izlemenin bazı yan etkileri vardır. Bunlardan bir kısmı ergenlik çağında daha belirgin olarak ortaya çıksa da hemen hemen tüm yaşlarda varlığını gösteriyor. Ben ergen yaşlarda Kore dizilerini izlemeye başlayıp olgunluk çağına eriştiğim için iki taraf adına yan etkilerden ve etkileme oranlarından bizzat deneyimsel olarak bahsedebilirim.
1- Günde 2 bölümden fazla Kore dizisi izleniyorsa en belirgin yan etki;Anneniz size yeter artık kalk şu bilgisayarın başından diye seslendiğinde, ellerinizi çenenizin altında birleştirip
Mesela babanıza appaaa, herhangi birine kumaooo demek isteyebilirsiniz. Bakkallar artık acuşşidir.
Arasso arasso dediğinizi duyar gibi olduğumdan örnekleri uzatmıyorum.
Ama şunu söyleyebilirim ki; 2 bölümden fazla dizi izlemezseniz asla böyle bir ihtiyaç hâsıl olmuyor. Türkçe size yeten bir dil haline geliyor. (Test edilip onaylanan bir bilgi)
2- Tüm gün, akşam olsa da oppa aşkını itiraf edecek mi, şu sünepe kız hangi adamı seçecek acaba gibi düşünceler kafanıza mütemadiyen uğrar. Ders çalışırken, hocayı dinlerken, bulaşık makinasını dizerken, yer silerken, süpürürken. O yüzden bizim en sevdiğimiz an; akşam tüm koşturma bitip bilgisayarımızı kucağımıza aldığımızda alt yazının geldiğini gördüğümüz andır. İşte o andan sonra tüm dünya ile ilişki kesilebilir.
Tüm dünya ile ilişki kesilir. Evet, kulaklıkları takıp play tuşuna bastığınız anda artık yeni bir dünyanın içindesinizdir. Anneniz seslenir, babanız seslenir. Ama siz kıkır kıkır gülmekle ya da yayvan yayvan sırıtmakla meşgulsünüzdür ve hiç birini duymazsınız. Bu durumdan dolayı aile bireyleri bir gün bizi evden atabilir. Aman dikkat!
3-Bir üst maddede geçtiği gibi kelle gibi sırıtmak Kore dizilerinin en belirgin yan etkilerindendir. Zaten böyle sırıtıp rahatlamak günün yorgunluğunu atmak için Kore dizisi izlediğimiz için bize göre sorun yoktur. Ama arkadaşlarınız ya da aile bireyleriniz bu gülümsemelerden yola çıkarak bizi romantik komedi izleyerek hayatı tozpembe görmeye başlamakla suçlayabilir. Haklı değillerdir.
4- Ya da suratınızı ekşitirsiniz, ağlamaklı olursunuz. Dram başlamıştır. Oppa kızı terk etmiştir, dayanılır gibi değildir. :) Ama neyse ki bilirsiniz; Kore dizileri hep mutlu sonla biter. Onun için severiz zaten biz Kore dizilerini.
5- Mesajlarınızın sonuna k.i.b yerine artık figthting yazmaya başlayabilirsiniz.
6- Tüm çekiklerin milliyetini ayırt eder hale gelirsiniz. Nasıl ayırt ettiğinizi bile artık ayırt edemez olursunuz. En azından Korelileri Çinli sanıp linç girişiminde bulunmayacağınız kesindir.
7- Facebook hesabınız Kore ile ilgili sayfa ve gruplarla dolmuştur. Hesaplarınızı toplu taşım araçlarında açmaktan imtina edebilirsiniz. Çünkü fangirl arkadaşlarınızın paylaştığı –bazısı +18 olan- fotoğraflar sayfanızı istila etmiştir.
8- Çok güzel bir romantik komedi izliyorsanız, gündüz vakti sahneler aklınıza geldiğinde istemsiz gülücükler saçabilirsiniz.
9- İlk zamanlar dizi bittiğinde –mutlu son bile olsa- içinize bir hüzün çöker. Hatta göğsünüze bir fil oturur dersek yeridir. 16 ya da 24 bölüm boyunca bilfiil içine girdiğiniz hayattan artık ayrılma vakti gelmiştir. Oppanın bir sonraki dizisine kadar…
İlk olarak aklıma gelenler bunlar...
Size sevindirici bir haber verebilirim; yaş ilerledikçe bu gibi komplikasyonlar çok çok azalıyor. Yaşlandığım için mi, uzun yıllardır Kore dizileri izleyip bağışıklık kazandığım için mi bilemiyorum tabii. Ama ben hala, birçoğunuz gibi üzerimde bu etkilerle daha coşkulu bir izleyici ve fangirl olmak isterdim.
Benim unuttuğum sizin eklemek istediğiniz yan etkiler var mı?
1- Günde 2 bölümden fazla Kore dizisi izleniyorsa en belirgin yan etki;Anneniz size yeter artık kalk şu bilgisayarın başından diye seslendiğinde, ellerinizi çenenizin altında birleştirip
-Ommaaa Çebaalll, deme isteğidir.Daha basit izahıyla Korece konuşma ve ünlemleri uzatma eğilimi içine girersiniz.
Mesela babanıza appaaa, herhangi birine kumaooo demek isteyebilirsiniz. Bakkallar artık acuşşidir.
Arasso arasso dediğinizi duyar gibi olduğumdan örnekleri uzatmıyorum.
Ama şunu söyleyebilirim ki; 2 bölümden fazla dizi izlemezseniz asla böyle bir ihtiyaç hâsıl olmuyor. Türkçe size yeten bir dil haline geliyor. (Test edilip onaylanan bir bilgi)
2- Tüm gün, akşam olsa da oppa aşkını itiraf edecek mi, şu sünepe kız hangi adamı seçecek acaba gibi düşünceler kafanıza mütemadiyen uğrar. Ders çalışırken, hocayı dinlerken, bulaşık makinasını dizerken, yer silerken, süpürürken. O yüzden bizim en sevdiğimiz an; akşam tüm koşturma bitip bilgisayarımızı kucağımıza aldığımızda alt yazının geldiğini gördüğümüz andır. İşte o andan sonra tüm dünya ile ilişki kesilebilir.
Tüm dünya ile ilişki kesilir. Evet, kulaklıkları takıp play tuşuna bastığınız anda artık yeni bir dünyanın içindesinizdir. Anneniz seslenir, babanız seslenir. Ama siz kıkır kıkır gülmekle ya da yayvan yayvan sırıtmakla meşgulsünüzdür ve hiç birini duymazsınız. Bu durumdan dolayı aile bireyleri bir gün bizi evden atabilir. Aman dikkat!
3-Bir üst maddede geçtiği gibi kelle gibi sırıtmak Kore dizilerinin en belirgin yan etkilerindendir. Zaten böyle sırıtıp rahatlamak günün yorgunluğunu atmak için Kore dizisi izlediğimiz için bize göre sorun yoktur. Ama arkadaşlarınız ya da aile bireyleriniz bu gülümsemelerden yola çıkarak bizi romantik komedi izleyerek hayatı tozpembe görmeye başlamakla suçlayabilir. Haklı değillerdir.
4- Ya da suratınızı ekşitirsiniz, ağlamaklı olursunuz. Dram başlamıştır. Oppa kızı terk etmiştir, dayanılır gibi değildir. :) Ama neyse ki bilirsiniz; Kore dizileri hep mutlu sonla biter. Onun için severiz zaten biz Kore dizilerini.
5- Mesajlarınızın sonuna k.i.b yerine artık figthting yazmaya başlayabilirsiniz.
6- Tüm çekiklerin milliyetini ayırt eder hale gelirsiniz. Nasıl ayırt ettiğinizi bile artık ayırt edemez olursunuz. En azından Korelileri Çinli sanıp linç girişiminde bulunmayacağınız kesindir.
7- Facebook hesabınız Kore ile ilgili sayfa ve gruplarla dolmuştur. Hesaplarınızı toplu taşım araçlarında açmaktan imtina edebilirsiniz. Çünkü fangirl arkadaşlarınızın paylaştığı –bazısı +18 olan- fotoğraflar sayfanızı istila etmiştir.
8- Çok güzel bir romantik komedi izliyorsanız, gündüz vakti sahneler aklınıza geldiğinde istemsiz gülücükler saçabilirsiniz.
9- İlk zamanlar dizi bittiğinde –mutlu son bile olsa- içinize bir hüzün çöker. Hatta göğsünüze bir fil oturur dersek yeridir. 16 ya da 24 bölüm boyunca bilfiil içine girdiğiniz hayattan artık ayrılma vakti gelmiştir. Oppanın bir sonraki dizisine kadar…
İlk olarak aklıma gelenler bunlar...
Size sevindirici bir haber verebilirim; yaş ilerledikçe bu gibi komplikasyonlar çok çok azalıyor. Yaşlandığım için mi, uzun yıllardır Kore dizileri izleyip bağışıklık kazandığım için mi bilemiyorum tabii. Ama ben hala, birçoğunuz gibi üzerimde bu etkilerle daha coşkulu bir izleyici ve fangirl olmak isterdim.
Benim unuttuğum sizin eklemek istediğiniz yan etkiler var mı?
Blog'umda yazdığım tüm dizi ve filmleri alfabetik olarak sıraladım.
Buradan hepsine ulaşabilirsinizmodameyra.com online alışverişin yeni adresi
Çok değil, bundan bir 5 yıl öncesine gittiğimizde tesettür kıyafetleri adıaltında satılan şeyler; 50-60 yaş arası hanımlara hitap edecek tarzda, ucuz kalitede ama pahalı fiyatlardaydı. Bu kalitesiz ama ateşpahası tesettür kıyafetlerini ise her yerde bulmak zaten mümkün değildi. Birkaç markaya bel bağlamıştık. Beğenmediğimiz, tarzımız olmayan bu kıyafetleri ise alternatifimiz olmadığı için almak mecburiyetindeydik.
Mesela o zamanlarda tesettürlübir hanım düğünlerden korkardı. Çünkü tesettür abiye diye bir kavram olmadığı gibi terzi bile tesettüre uygun bir abiye dikemezdi. Bu yüzden tesettürlü bir hanım için düğün kıyafeti klasik tarzda bir abiyenin üzerine bolero giymek demekti. Sanırım tam bu yüzden birçok tesettürlühanım bolerolardan nefret eder.
O günleri düşündüğümüzde geldiğimiz noktaya şaşırmamak elde değil. Çeşit çeşit tunik modelleri şöyle dursun, sadece basenlerimizi örtecek uzunlukta herhangi bir kıyafet bulduğumuzda parası ne olursa olsun hemen onu alırdık. Çünkü tekrar o uzunlukta bir şey bulmak mümkün olmayabilirdi. Şimdi ise hayatımızın kurtarıcıparçası olan tuniklerin her uzunlukta bin bir renkte olanlarına her yerde rastlamak mümkün.
Yine şimdilerde tesettür elbise modellerine baktıkça hayran olmamak elde değil. Çünküo zamanlarda hem uzun kollu olan, hem boyu uzun, hem de iç göstermeyen bir tesettür elbisesi hayalden ibaretti. Bir elbisenin boyu uzun olsa kolu kısa olur, kolu uzun olsa boyu kısa olurdu. Artık bunlar bizlere bir tık kadar yakın.
Son dönemde tesettürlühanımların bu ihtiyaçlarını karşılayacak birçok hazır giyim firmasıve internet sitesi var. İşte bu firmaların çoğalmasıise beraberinde bazısorunları getirdi.
Hangi siteye güvenip alışverişyapacağız?
Bu sorunun karşılığında gönül rahatlığı ile tavsiye edebileceğimiz bir site modameyra. com
Site koşulsuz iade, kapıda ödeme gibi imkânlarının yanında 55 tl ve üzeri alışverişlerde ise ücretsiz kargo imkânısağlamaktadır.
Muhafazakâr giyimin seçkin markalarıve ünlü moda tasarımcılarının özel tasarımları, binlerce kadına Modameyra aracılığı ile ulaşmaktadır. Yurtiçi ve yurtdışından binlerce kadın, günlük giyim, gece kıyafetleri, şal, eşarp ve aksesuar ihtiyaçlarıiçin siteyi ziyaret edip, bir yandan son moda trendleri hakkında fikir sahibi olurken bir yandan da evden alışverişyapmanın keyfini çıkarmaktadır.
Güvenilir ödeme ağı, ilgili müşteri hizmetleri kaliteli ve ucuz birbirinden güzel tesettür kıyafetleriyle modameyra. com’a sizi de bekliyoruz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





