Google

Hacıfışfış Masalları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hacıfışfış Masalları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2016 Çarşamba

Evde Kalmış Erkekler

Her seferinde evde kalmış kızları gömüp duruyorum. Bu sefer de evde kalmış erkekleri biraz silkeleyim. Sonra onlar da bana adsızdan saldırırlar, zengin kızı falan diye hınçlarını çıkarırlar. Paslaşırız böyle. Ahaha!

Erkeklerin evde kalmışı da var mı? 
Tabii ki.
Evde kalan erkeklerin farklı türleri var ama bugün evde kalmış erkek tiplerinden evleneyim diye zıplayıp duran, beni baş göz edin diye ortalarda dolanan çok cici bir erkek grubunu anlatacağım.

Hangi yaşta olursa olsun böyle evlenmeye azmi cezmi kast eylemiş ama evlenemeyen erkeklere evde kalmış yaftasını booom! Yapıştırın. Acımayın! Onlar bize acıyor mu?

Bu kısım erkeklerin çoğunun erkek arkadaşları evli ve ortak özellikleri onlara musallat olmak. Musallat olmak; senin hanımın arkadaşı yok mu hacı, bana uygun bir şeyler yok mu hacı, hacı bana acı şeklinde tezahür ediyor. Hahah!
Ama bu cici erkek topluluğunu kimse bir türlü baş göz edemiyor.



Çünkü o kadar ciciler ki kızlar bunları beğenmiyor, bunları beğenen kızları da bunlar beğenmiyor. Ve bu cici erkekler topluluğu zavallı bekârlar olarak hayatlarına devam ediyorlar. İşin en acıklı kısmı ise bu topluluk üyelerinden birçoğunun gerçekten mazbut, iyi aile babası diye tanımlanacak bir karaktere sahip ve hatta dini vecibelerine dikkat eden, harama da el uzatmayan hatta ve hatta flört bile etmeyen güzel adamlar olmalarıdır. 

Ama bu topluluğun sorunu ne, neden evde kalıyorlar biliyor musunuz? Birazcık otlar, yani dar bir dünyaları var. Sıkıcılar. Ağızları pek laf yapmaz bu yüzden kadınlara yaranamazlar.

Sosyal hayatları yok denecek kadar azdır. Eve gelip çizgili gaffur pijamalarını giyerek televizyon izlemeye daha evlenmeden önce başlarlar. Hani zaten evlenince pijamalarını eskitmek ve göbek büyütmek için yeterince vakitleri olacakken erken davranırlar. 

Hatta bence bu topluluk üyelerinden birçoğunun flört etmiyor olması, dini tercih olarak değil de beceremediğinden ileri gelir. Günahlarını aldım değil mi? Off şu an kendimi Pamuk Prensese elma veren çirkin cadı gibi hissediyorum. 

Sonuç olarak teşhisi koydum, saptamalarım yerinde ama tedavi önerilerini size bırakıyorum.

Diğer evde kalmış erkek tipleri yazılarımda görüşmek üzere;Adios!

Edit: Yazıya görsel ararken evde kalmış erkeklerden oluşan bir köy olduğu haberini okudum. Merakınızı celp ettiyse buradan okuyabilirsiniz.

23 Mart 2016 Çarşamba

Erkeklere Güven Olur mu?

2 hafta önce Pazartesi günü Ankara’ya gittim. Bu hafta başında ise döndüm. Denklik almak üzere tüm diplomalarımı YÖK’e teslim ettiğim için şu an diplomasız ve işsiz bir ev kızıyım. 

Akademisyen olmam için beni itekleyen, sempozyumlara katılmamı sağlayan ve bildiri hazırlatan hocamı hesaba katmaz, kulaklarımı tıkarsam hayatımın en güzel günlerini yaşıyorum.

Yalan!

Ah bedbaht durumdayım sayın okuyucu!

Son durumumdan bahsedecek olursam tezimi verdim, yüksek lisans diplomamı aldım. Acilen iş bulması gereken ama ne yapacağını tam olarak ve hala karar verememiş bir zavallıyım. Tüm kadrolar açılmış beni beklemiyor elbette.

Mahalleli teyze mezun olduğumu da öğrendiği için ve yeni yaşımın bana verdiği yeni kazanımları da işin içine katarak evlen baskısını en kallavisinden hissettirdikleri bir dönemdeyim. İmdat! 



Kıbrıs’ta kalmak ve Ankara’ya dönmek konusunda çok fazla gelgitler yaşadığım bu zaman diliminde biliyorum ki; 

Evet, her şey olacağına varır.
Evet, yiyecek ekmeğim nerede ise orada olacağım.
Evet, su akar yolunu bulur.
Evet, biraz dua, biraz tevekkül ile sorunlarım çözülecek.

Lakin sayın okuyucu bunları bilmek uygulamak için kâfi bir neden oluşturmadığı için endişe içinde uykularımdan olduğum da bir gerçek.

Şimdi anlatamadığım diğer bütün sorunlarımı ise Ankara’da arkadaşlarıma anlatıp bol bol kafalarını şişirdiğim için biraz daha hafiflemiş hissediyorum.

Size demem o ki; öğrenci iseniz en güzel ve sorunsuz dönemlerinizde olduğunuzu unutmayın.
Mezun oldu iseniz 25 yaşını aşmadan zengin bir koca bularak evinizin kadını olunuz. :)
25’i geçti iseniz bir kez daha şansınızı deneyin, zengin koca kısmını halledemezseniz gelin beraber köprüye gidelim. 
Ama şu haberde olduğu gibi önce siz atlayın ki kaçmak için vaktim olsun. :)

Başlığın cevabı üstteki haberde!

Not: Bu süreçte yeni yazı var mı diye her gün bloğuma uğrayan herkese çok, çok, çok teşekkür ederim.
İyi ki varsınız...

1 Mart 2016 Salı

Evlilik Hikayeleri-2

Siz okurken sıkılıyor musunuz, siz de nasıl etkiler bırakıyor bilemiyorum ama ben her zaman evlilik hikayeleri dinlemeyi çok sevdim. Şimdi de görücü usulü evlilikler yazı dizim sayesinde bana gelen hikayelerin ilk okuyucu olmak, sonrasında ise sizinle paylaşmaktan büyük keyif alıyorum. Umarım sizde aynı etki hasıl oluyordur.

Yoon Seul bana annesinin evlilik hikayesini yorum olarak bırakınca o kadar hoşuma gitti ki, lütfen bana daha ayrıntılı bir mail at ve bunu yayınlayalım dedim. Beni kırmadı.

Hikayeden ne öğrendim;
büyük konuşmamalı imiş ve biz annesine benzemeyen kızların dram dolu bir hayatı varmış. ^^
****
Mevki: Çorum Osmancık.

Sene: seksenlerin ortaları.

Hani şu çiçekli entarilerin bir buket çiçekten daha kıymetli olduğu, çiçeğin dalındayken güzel olduğunun bilindiği zamanlar…

Validem boyuyla yaşıyla küçük, ama güzelliğiyle dillere destan bir ufaklık daha. Ha güzel olduğu kadar da küstah orası ayrı. 

İşte anacığım; ufacık boyu, küçük dağları ben yarattım tavırlarıyla, salına salına pınarın önünden geçerken rahmetli babaannişim yanında kendi gibi yaşını başını almış yengesiyle çevirmiş onu yolundan.

Lakabıyla seslenmiş; 
Şeker kızım şu bidonlara bi’ yardım ediver, bak büyüyüp serpilince seni oğluma alırım. 

Babiş tabii daha mektepli o zamanlar.  Bakın okuyorum, adam olacağım dercesine gözünde de kocaman çerçeveli bir gözlük. Gel de bunu şeker kıza anlat. Yardım etmek şöyle dursun, bir de çemkirmiş babannişime. 

Ben sizin kör oğlunuza mı kaldım, 
deyip yürümüş yoluna.  

Babam da daha çocuk ama o yıllarda çocuk olmak simdi çocuk sahibi olmaya denk gibi bir şey tabii. O garibimi de, hayvancılıkla uğrasan dedem (annemin babası) arada bir yolundan çevirir; oğlum su hayvanları çevir gel hele bak sana gızımı veririm böyüyünce, dermiş. 

Babamın kızda gözü yok ya hani (!) yardım maksadıyla her seferinde Murat amcasının dediğini yaparmış. 

Aradan seneler geçmiş, babam hem okumak hem de çalışmak için çok yer değiştirmiş. Validem deseniz iyice serpilmiş. Yani ikisi de evlenecek çağa gelmiş. 



Sene1990 …

Validem daha 19 yasında ve yeşil gözlere ve simsiyah saclara sahip. 

Babam da şöyle pek yakışıklı sayılmasa da uzun boylu  bıçkın bir delikanlı işte.

Amma ve lakin adam işsiz. Lise ikide müzik hariç tüm derslerinin sıfır olduğu bir tasdiknameyle bitirdiği okul hayatının sonucu olarak o işten, bu işe sürüklense de pek tutunamamış. 

Sonuç olarak evlenip büyük şehre giderek şansını deneme kararı almış. Gelin görün ki; işsize kız yok diye ilk kapıdan yine bekâr ayrılmış. 

Tabii benim mizahşör dedem durur mu? Hazır yanında başlık parası, üst baş iki dirhem bir çekirdek, böyle eli boş eve dönmek olmaz diye düşünerek aha, demiş;  şu eve girek bi de, altı dene gızları var, birinden birini verirler herhalde." 

Daha babasının sözü babamın kulağına ulaşmadan eve haber yollanmış. Hemencecik buyur edildikten sonra da iki genç birbirini yıllar sonra ilk defa kız isteme faslında görmüş. Annemin babası da  işsiz adama kız yok diyecek ama şeker kıza söz dinletebilen kim? Anneme diğer odada anası söz geçirmeye çalışırken annem; "yeter bıktım evin işinden verin beni gocaya evlenecem ben" deyip çıkmış. 

İki taraf o zamanın hatırı sayılır miktarda başlık parasına anlaşmış. Dedem ceketin kendi ceketi olduğunu bilmeden gelin kızın babasının ceketi sanarak bilmem kaç bin gayme başlık parasını kendi cebine koymuş.

Haliyle babamın babasının çıkmışken alak şu gelini hazır para da hazır sözündeki para ne kadar yaktıysa adamcağızın içini olduğu gibi geri dönmüş. Ha dedem tutmuş geri vermiş orası ayrı. 
Annemgil zaten avare hiç fark etmemişler durumu para ellerine yeniden ulaşana kadar. Böyle irili ufaklı bir sürü olay sonunda validem bir kırmızı yazmayla gelin olmuş. Tabi o zamanlar köylük yerde gelinlik hak getire. 

Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine… 

Sonuç olarak babam askere gitmeden hemen önce yaptığı düşükle birlikte annem dünyaya gözlerini kapamış. 
Devamı »

24 Şubat 2016 Çarşamba

Görücü Usulü Evlilik Hakkında Bilinmeyenler

Yazı Dizisi 4. Kısım

Görücü usulü evliliklerden bahsediyoruz ama belki de ilk başta bahsetmem gereken bir husus bugüne kaldı.

"Görücü usulünü kimler tercih eder?"

Görücü usulü denilince birçok kimsenin aklına bundan 50-60 yıl önce uygulanan usuller geliyor. 

Ve bu birçok kimseye göre görücü usulü demek;
Ailenin bulduğu bir kızla/erkekle yine onların mecbur tutmasıyla evlenmek, 
Kızı/oğlanı neredeyse düğün gününe kadar görmemek,  
Aile baskı kurduğu için seçilen bir evlenme yöntemi, 
Köylerde devam eden metropollerde ise cahil kesimin tercih ettiği küçümsenen bir evlenme şeklidir.
Küçümsenen diyorum ama keşke şu anda yeterli gelecek doğru kelimeyi bulabilseydim. Siz boşluklarımı doldurup eksiklerimi tamamlayın lütfen. Ama benimde şurada anlattığım gibi günümüzde görücü usulü evliliklerin zannedilenlerle uzaktan yakından bir alakası yok.

Görücü usulü evlilik dini tercih olarak flört etmeyen, bunun yanı sıra ailelerde küfüv arayan gençlerin yine dini hassasiyetleri yüzünden tercih ettiği bir evlilik şeklidir. Böyle olduğu halde hala bazı kesimlerce bu dini tercih yani görücü ile evlenme usulü küçümseniyor ve çağdışı olduğu iddia ediliyor. Bu usulü küçümseyen kesimin modern ve “çağ-daş” algısı benim yaşayışım ve hatta giyinişim ile de ters düştüğü için ne dedikleri ile hiç ilgilenmiyorum. O yüzden onlara göre çağdışı olan bu evlilik yöntemini, çağlar önce 610 yılında tebliğ olunmaya başlayan ama değişikliğe uğramadan tüm zamanlara hitap eden dinimin bir vecibesi olarak görüyorum. 



Hatta bazıları da var ki, görücü usulü evlilik yaptığı söylemekten utanıyor, hatta evlendikten sonra bunu söylememek adına kendince bir tanışma hikâyesi peyda ediyor. Böyle birçok kimseye de rastladım. Onları bunu yapmaya itenin yukarıda bahsettiğim kişilerin sizden illa bir flört mazisi bekliyor olması. Eğer omurgalı bir duruşunuz yoksa dini seçiminizden utanır hale gelip böyle senaryolar üretmeniz kaçınılmaz hale gelebiliyor. 

Kaldı ki; çok değil yakın tarihimizde de tesettür çağ dışı görülüp tesettürlü kadınlar toplum tarafından dışlanmış, insanlar dinini yaşamaktan utanır hale gelmişti. Dini sorumluluklarımızın aşağılanıp hor görülmesi çok sık karşımıza çıkan bir durum olduğu için görücü usulü hakkında da böyle düşünceler içinde olunmasına şaşırmıyorum. Burada bize düşen bilinçli Müslümanlar olmak.
Kaldı ki; tüm dünyada kör randevu adı ile yayılmaya başlayan görücü usulü evlilik çok yakın zamanda “moda” haline de gelecek. 
Neden mi? 
Çünkü geldiğimiz şu zamanda insanlar birbirine güvenini tamamen kaybetti ve iş, evlilik kurumuna gelince görücü usulünün esasını oluşturan aile garantisi gibi bir dayanak elzem bir hale geldi.

Köylerde kasabalarda hala aile zoruyla ve örfi bir mecburiyet olarak yürütülen görücü usulü de devam etmekte olabilir. Ama bir üst tabakada artık böyle bir şeyin söz konusu olmadığı apaçık ortadadır. Dinimizde de kızın rızası esas olduğu ve kız evet demeden dini nikâh gerçekleşemeyeceği için bu tür zorla yapılan evliliklerin de dinimiz ile asla bağdaştırılmaması gerekir. 

Son olarak demek istediğim şu ki; özellikle doğuda ve dahi köylerde uygulanan "zorla evlendirme" ile dinimizin koyduğu usullerle yapılan "görücü usulü" evliliğin sadece isimleri aynı olup keyfiyetleri tamamen farklı olduğu unutulmamalı, iki usulün sınırları keskin çizgilerle çizilmeli ve bu iki farklı uygulamayı karıştırarak görücü usulü evlilik tü kaka yapılmaktan vazgeçilmelidir.

Yazı dizisinin 
1. kısmı için buraya;
2. kısmı için buraya;
3. kısmı için buraya bakabilirsiniz.

21 Şubat 2016 Pazar

Görücü Usulü Gerçek Evlilik Hikayeleri

Henüz okumadıysanız görücü usulü hakkında bir yazı dizisine başladım. 

Birinci kısmını buradan ikinci kısmını ise şuradan okuyabilirsiniz. 
Bugün yazılara biraz ara verip sizden gelen gerçek görücü usulü hikayelerden birini paylaşacağım. 

Hikaye Yan Gel Yat Üniversitesi bloğunun şahane sahibesinin anne ve babasına ait. Sizin hikayelerinizi de dinlemek isterim dediğimde hikayesi ilk yollayan kişiydi. Çok teşekkür ediyorum.
Araya kendi yorumlarımı kattığım hikaye şöyle;

Annemle babam aynı köydenmiş ama babam İstanbul'da yaşıyormuş. 
Köye gittiklerinde annemin üvey abisi dedeme gelin kardeşimi isteyin, demiş. 

Bana gelen hikayelerde ve benim duyduğum bir çok hikayede buna rastladım: Evde üveylik varsa veya eve gelin gelmiş ve görümceyi artık evde istemiyorsa gelin bizim kızı alın vakıası sıkça yaşanıyor.

O zamana kadar ne annem babamı ne de babam annemi görmüş. İstemeye gittikleri akşam elektrikler yokmuş ve mum ışığında istemişler. Babam anlatırken dalga geçer, "tülbendini gözlerinin üstüne çekmiş, zaten elektrik yok, mum ışığında yüzünü bile göremedim" der.


Annem evlenmek istemiyormuş, abisinin zoruyla olmuş, o akşam da ağlamaktan gözleri şişmiş, tülbent o yüzden öyle gözlerinin üstündeymiş.

Elektriğin kesilmesi de işine gelmiş. Ama evlendikten sonra hiç pişman olmamış, çok sıkıntı çekmelerine rağmen, yine dünyaya gelsem yine aynı adamla evlenirim der. :)

Benim annem babamın evlilik macerası da böyle. :)

Bu son cümle görücü usulü evlilik yapan bir çok çiftin ortak fikridir. Benim annem de hiç evlenmek istemeden başladığı bu evcilik oyunun anlatırken en sonunda öyle der; bir daha dünyaya gelsem yine bu adamla evlenirim.

Hikaye beni çok etkiledi. Yüzünü bile görmediği bir kadınla evlenen adam, evlenmek istemediği için yüzü gözü şişen bir genç kız ama yıllar süren "iyikilerle" dolu bir hayat...
Şimdi bu hikayelerden sonra bizler bir yerde hata yapıyoruz ama nerede onu düşünüp duruyorum.

16 Şubat 2016 Salı

Görücü Usulü Evlilik Nedir? 1

Bir önceki yazımda muhafazakâr genç kızların yeni trendi hakkında bir şeyler yazacağımdan bahsetmiştim. Lakin o konuya girmeden önce bir giriş yazısı yazıp size görücü usulü ne demek ondan bahsetmem gerekiyor.

Zihninizde görücü usulünün ne demek olduğunu biliyoruz herhalde, gibi bir düşünce hâsıl olduysa derim ki; 

“Siz görücü usulünü bir de benden dinleyin.”

Benim anne ile babam da görücü usulü ile evlenmişler. Zaten onların gençliğinin denk geldiği zaman diliminde görücü usulü –muhafazakâr olsun ya da olmasın- daha yaygın bir evlenme şekli olarak görülüyor.  70’li yılların sonuna doğru evlenen anne ve babam gibi birçok ebeveynin de evlenme hikâyesi görücü usulüne dayanıyor. İstisnalar yok mu, var elbet ama kaidemizi bozmadan görücü usulünü anlatamaya devam ediyorum.



Anne ile babamın görücü usulü evlilik hikâyesi muadilleri ile benzerlik gösteriyor. Annem, damat adayı sıfatı ile babamın da içlerinde olduğu “yüksek görücü usulü heyetine” birkaç kez çay veriyor, sadece çay verme fasıllarındaki girip çıkma süreci içinde annemi gören babam;

-İşte bu benim hayatımın kadını, o la lala, deyip hemen evlenmeye karar veriyor.

Yani yok tabi muhtemelen o la la dememiştir. O kısmı ben uydurdum. 

Ama "yüksek görücü heyeti başkanına" şöyle diyor;
- Bir de sesini duysaydım.

Aracı başkan amca ise babama;
- İstersen birde türkü söylesin, diye mukabelede bulunmuş. Espirik amca.

Zavallı babam o romantik günlerden "bir hoş geldin bile demedi ki sesini duyayım," diyerek bahsediyor. Annemin ise koca görücü heyeti ve dahi babasının yanında elin adamına cilvenaz tarafını gösterecek hali yok ya! 

Görücü usulünün son derce katı kuralları olduğu o günlerde, evlilik "deli" cesaretiyken istatistikler o zamanlarda acayip "deli" bir nüfusun var olduğunu gösteriyor.

Babam sesini bile  duymadığı bu güzel hatunla kaderin itelemesi, meleklerin ettiği romantik dualar eşliğinde bol atraksiyonlu, çoğunluğu mutlu, inmeli çıkmalı ama güzel bir evliliğe adım atıyor.

Onlar ermiş muradına….

O devirde "görücü usulü" evliliğin usulleri böyle.

Günümüze gelirsek; ya da oraya gelmeden....


Aslında bu görücü usulü bir parçada anlatılamayacak kadar uzun olduğundan bir kaç gün sürecek bir yazı dizisi halinde yayınlayacağım.

Bu kısımda ben hazır annemlerin evliliklerini anlatmışken sizden de görücü usulü ile ilgili ne anılar çıkacak çok merak ediyorum. Önce anıları dinleyelim, eskiden günümüze doğru gelelim.

Not: Hatta nabrutvebiz@gmail.com adresine kendi görücü usulü hikayelerinizi yazsanız, ben yazamam ki diyenlerin yazılarını da ben editlesem yayınlasak...

22 Kasım 2015 Pazar

Çocuklarıma Kim Bakacak?

Evli, çocuklu ve çalışan bayanların çok büyük bir derdi var.
"Çocuğuma kim bakacak?"

Bu soruna çoğunluğun bulduğu çözüm anneanne ya da babaanne olmakla beraber büyük bir çoğunlukta çeşitli nedenlerden dolayı çözümsüzlük içinde.

Çocuğunu emanet edebileceği iyi bir bakıcı bulanlar kendini çok şanslı hissetmekle beraber çocuğuna hiç kimsenin kendisi ya da annesi kadar iyi bakamayacağının da farkındalar.

Bende çalışan bir annenin kızı olarak, bunu bizzat yaşadığım için çocukluktan beri bu konuda endişelerim oldu. Çocukken okuyacağım ama çalışmayacağım, çocuklarıma ben kendim bizzat bakacağım gibi düşünceler içindeyken, büyüdükçe, çalışma isteğim olmamış çocuklarıma verdiğim değerin önüne geçti. Belki de kendimi daha çok sevdiğimin, ileride de kendimi daha çok sevmem gerektiğinin farkına vardım. Kendini seven bir kadının çocuklarına daha faydalı olacağını aynı zamanda çalışan kadınların çocuklarının özgüven sahibi, daha yırtıcı ve başarılı olduklarını gözlemledim.

Tamam, şu an kısmen çalışıyorum, ileride de tam zamanlı çalışacağım, çalışacağım ama benim olası çocuklarıma kim bakacak? Bunun üzerine şimdiden düşünüp ahlanıp vahlanmıyorum ama tabiri caizse yerini yapayım diye arada anneme takılıyordum;
-Benimkilere nasılsa sen bakacaksın.



Ya da bana kızıp çocukların olursa anlarsın temalı bir nutuk çekmeye başladığında sen bakacaksın bak boşuna beddua etme, seni bulur diyordum.

Ben senin evinin her işini gördürürüm sen yeter ki benim bebelere bak diye sırnaşıyordum. Şimdiye kadar da tamam diyordu ama sanırım artık biraz yaşlandı, baktı evlenmeye niyetim de yok, ben evlenip çocuğum oluncaya kadar da iyice güçten düşecek ve söylem değiştirdi: 
Bana ne, ben bakmam, diyor. 30 yıl sana baktım yeter, diyor. 
Aslında 27 yıldır bakıyor ama işte anneleri bilirsiniz saat 11 iken 12 olmuş hadi yat derler, yuvarlamayı severler. :)

O zaman bende evlenmem canıma minnet torunun yerine bana bakmaya devam edersin, diyorum. 

Babaanne cici, anneanneniz kaka diye torunlarının beynini yıkarım, diyorum ama yine de fikrini değiştiremiyorum.

Belki ciddi söylüyor, belki benimle uğraşmak için böyle diyor bilemiyorum ama kendimi riske atmamak adına destansı kriterlerim arasına şunu da ekliyorum:
Evleneceğim kişinin annesi atletik yapıda, güçlü kuvvetli, genç, diri ve torunlarına bakmaya dünden razı olan biri olmalı.

Not: Konu ile fotoğrafın ne alakası var derseniz; bu konuşmalarımızı kıs kıs gülerek dinleyen babama çok fazla gülmemesini annem bakmazsa kendisinin bakmak zorunda kalabileceğini söylüyorum da.

Nabroşka Saybrıstan Bildirdi. 

10 Kasım 2015 Salı

Ali Ağaoğlu Sendromlu Evde Kalmış Kızlar

Evlenmeyen ya da evlenemeyen 25 yaş ve üstü kızların hastalığı bulundu.
“Ali Ağaoğlu Sendromu” *

Sendromun sebebi aşırı özgüven ve zenginlik olarak görülse de altında yatan tetikleyiciler araştırılıyor.

Sendromun dışa vurumu -her insanda ufak değişiklikler gösterse de- ana hatları ile şöyle oluyor:

-Bu değil, bu değil, ben farklı bir şey istiyorum. Bu da değil. Bunları herkes yapar. (Bunlardan her yerde var). Bu hiç değil. Bu sıradan. Değil. Bunlar hiçbir işe yaramaz. 
Bu değil. Bunlar sıradan. 
Beni anlamıyorsunuz. Bu değil. 
Daha farklı, daha güzel. 
Çağ atlatacak bir şey. 
İnsanlar mutlu olsun. Bunların hiç biri değil…
Reklam filminden birebir alıntılanmıştır. Bkınız: https://www.youtube.com/watch?v=sBkZRMljsg0



Biz evde kalmış kızlar olarak tamı tamına Ali Ağaoğlu’nun bu repliklerini kullanmıyor muyuz?
Bu değil, bu hiç değil. 
Başka bir şey ama ney?

Yazının tam da burasında Mahallleli teyze başını camdan uzatır ve şöyle der;
-Guzum ne istiyon sen, ne arıyon, daha iyisini mi bulacan allasen. Bak gelenin varken evlen. Aboo sonra muhafazan Allah.

Geçenlerde de Bülent Arınç Bahçeli'ye aynen şöyle söylemişti:
Zaten her şeye hayır dedi evet diyemediği için de bekar kaldı ya, masaya otursa evet demek zorunda kalacak.
Bu haberi okuyunca bir üzüldüm, bir üzüldüm anlatamam. Belki de Bahçeli'de de Ali Ağaoğlu sendromu vardı ve teşhis konulamadığı için bu yaşına kadar bekar kalmıştı.***

Sonuç olarak Ali Ağaoğlu istediğini bulup ultramilyoner olduğuna göre bizim içinde hala bir umut olduğunu düşünüyorum. 

*Böyle bir sendromda Kırmızı Başlıklı Kız Sendromu gibi tamamen tarafımca uydurulmuştur. Yine de bilim insanları bu sendrom üzerine bir araştırma yapmayı düşünebilirler, telif ücreti talep etmiyorum. :P
***Şaka bir yana Bülent Arınç'ın Bahçeli'ye ayıp ettiğini düşünüyorum.


Hacıfışfış Bildirdi.






Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım

21 Eylül 2015 Pazartesi

Bul Birini Getir Artık!

Halk arasında bilinen "sen kendin bul" yaşına gelmişim.
Belirli bir yaştan sonra –o yaşı mahalleli teyze belirliyor- mahalle baskısı "sen kendin bul getir" şeklini alıyormuş.

Kendi ailemden örnek vermek gerekirse;
Kuzenim 28 yaşında iş güç sahibi çok güzel bir kız. Çok isteyeni oldu, hala var ama gönlünün istedigince biri ile karşılaşmadı. Annesi –yani teyzem oluyor- kızının evlenemediğine o kadar üzülüyor ki artık bu üzüntüsü diline düşmüş durumda.

Her hal ve şart içinde kızlar bir evleneydi (o kızlardan biri ben oluyorum) diye dua edip dua istiyor. Üzülüyor, ah ediyor, dertleniyor. Oturup tüm dertlerinizi unutup onun haline üzülüyorsunuz. Böyle bir annenin kızının psikolojisini tahmin edersiniz. 
İşte teyzemin son tahlildeki evlere şenlik repliği ise şu şekilde:
-Gidin kendiniz birini bulun.

Nereye gitmemiz gerekiyor adres bilen var mı? Haha!


temsili koca

Ben uçarıyım, kaçarıyım, işim belli olmaz. Davulcu bulup getirsem Nabrut bu yapar derler de, süper mutaassıp kuzenim için bu sözler ayrı bir depresyon sebebi olsa gerek.

Ben annemden asla böyle sözler duymadım. Annem de hiçbir zaman evde kaldığımı, acilen evlenmem gerektiğini düşünmedi. Düşünmüşlerse de bunu bana söylemeyi bırakın, hissettirmediler bile. Belki de bu yüzden özgüvenim birazcık (!) fazla. Ya da ben özgüven sahibi, rahat biri olduğum için ailem dert etmiyor, bilemiyorum.

Çevremde böyle kızına -ve tamam oğluna da- baskı yapan birçok aile var. 
Demem o ki; gözlemlediğim kadarı ile İslami usul üzerine -görücü usulü- evlenmeye ve evlendirmeye devam eden muhafazakâr ailelerde evlat belirli bir yaşa geldikten sonra davulcu olsun, zurnacı olsun yeter ki bir karısı-kocası olsun kaygısı ile işi kendin bul birini getire kadar dayandırıyorlar.

Bu sözün içerdiği mana ise ben senin yuvanı yapamadım vicdan azabı çekiyorum bir de kendin dene oluyor sanırım.
Halbuki her şeyin sonu kadere ve Allah'ın taktir ettiği nikah vaktine dayanmıyor mu? 

Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım



13 Ağustos 2015 Perşembe

İyi kızı el över, kötü kızı anası!

Şimdiye kadar aranıp da bulunamayan, rumuzu sürekli aile içinde geçmesine rağmen, kendisi anonim olan birinin kimliğini açıklayacağım.

Tüm taşlanma ve dışlanma ihtimallerini göze alarak bir anonimi, umumdan bir cüz de olsa halka arz edeceğim.
Yıllardır kızdığında, annenizin sizi kıyaslamak için komşunun kızı diye başlayarak devam ettiği cümlelerdeki komşunun kızlarından biri benim.
Siz şu anda benim kendimi övdüğümü falan düşündünüz büyük ihtimalle ama yoook, öyle değil saygıdeğer okuyucu. 

Açık söylemek gerekirse benim için biraz da acı ama hep arkadaşlarımın anneleri beni arkadaşlarımdan daha çok sevdi.
Nabrut geliyorsa gidebilirsin, Nabrut’a ise gidebilirsin, Nabrut’la mı görüşeceksin o halde git, Nabrut’un annesi izin vermiş mi, vermediyse sende gidemezsin ve benzeri cümlelerdeki şartın öznesi hep ben oldum.  
Bu işin görünen kısmı elbet. 

Bakın ben size o hiç bilmediğiniz komşu kızının iç dünyasını ve aile hayatını anlatacağım.

Hayatta güzel başarılar elde ettim. Sair komşu kızlarının belki de zor ulaşacağı bir öz geçmişe sahip oldum. Bunun yanı sıra orta yaş ve üstü ile diyaloğum çok iyi olduğu için diğer anneler arasında her zaman takdir edilen sevilen bir genç kız oldum. Ama gelin görün ki annem ya da babamın hiçbir başarımın arkasından bana alkış tuttuğuna şahit olmadım. Her başarım sonrası zaten olması gereken olmuş gibi bir tavır gördüm. Hiç pohpohlanmadım. Ve örnek gösterilen bu komşu kızına, hep başka komşu kızları örnek gösterildi. Aile içinde ne aliye ne veliye yaranamadım. Size durumun vahametini anlatmak için bir örnek vereceğim. Böylece biz komşu kızlarının acıklı hikâyesini daha iyi anlamış olacaksınız.



Babama küçükken sorardım;
Baba ben güzel miyim, baba güzel olmuş muyum?
Babam derdi ki;
-Suretperest* olma kızım. Önemli olan huy güzelliğidir.
O yaşlarda babam çirkin olduğumu dile getiremediği için üzülüp bu yola başvuruyor diye düşünmüş kendi kendime çirkin olduğuma hükmetmiş, sonra huy güzelliğime yoğunlaşmıştım. Güzel değilim bari akıllı uslu bir kız olayım mottosundan giderek bu yolda kendimi geliştirmiştim.

E sonra babamın ne demek istediğini elbette anladım ama bu bende derin bir çirkin psikolojisi yaratırken güzel olduğumu iddia eden hiç kimseye bilhassa karşı cinse asla inanmadım. Yıllar geçti hala inanmam. Biri güzel olduğumu iddia ettiğinde içkime ilaç karıştırmaya meyilli olduğunu düşünürüm. :) 

Hani bazen diyorsunuz ya sürekli çirkin edebiyatı yapıyorsun diye, size özel olarak çocukluğuma indim ve sebebini açıkladım. :))
Bu gerçeği açıkladığım kişiler epey güldükten sonra güzel olduğum konusunda beni ikna etmeye çalışıyorlar ama artık çok geç. Zaten enim için önemli olan huy güzelliği, onu da maalesef başaramadım. :)

İşte bir komşu kızının yürek dağlayan hikâyesini okudunuz. 
Şimdi düşünüyorum, yıllardır aileme kendimi kanıtlamaya çalıştım hala da uğraşıyorum. Belki de bugün beni ben yapan, bu noktaya getiren, kamçılayan da onların bu duruşu. Ama yine de başarıları alkışlanan, ele güne karşı, bir, iken bin anlatılıp göklere çıkarılan o şanslı kızlardan biri olmayı tercih ederdim.

Hikaye kendisine tanıdık gelen bir çok kişi var değil mi?

Küçük ve önemsiz bir not: Anneme ara sıra bu konuda yakındığımda;
iyi kızı el över, kötü kızı anası, diyerek bana iltifatımsı bir açıklama getirir. Ama yine de asla birinin yanında beni övdüğünü duymadım.

*Suretperest: Görünüşe, surete çok kıymet veren. Esasa kıymet vermeyen


4 Ağustos 2015 Salı

Evde Kalmış Kız Masalları Vol 453243

Kıbrıs'ta yaşamaya başladıktan sonra buraya Türkiye'den gelen vatandaşlarımız bizi hiç yalnız bırakmadılar. İlk birkaç ay ardı ardası kesilmeyen “Hoş Geldiniz” misafirleri ağırladık. Sağ olsunlar. Eksik olmasınlar. 
Bu fasıllardan sonra bazıları ile daha yakın ünsiyet kurduk, bazıları ile bir daha hiç görüşmedik. Her ünsiyet kurduğumuz da bizi kendi sevdiği kişilerle tanıştırdı derken güzel bir çevremiz oluştu.



Bir gün bu çevre içindeki bir ahbabımızdayız. Konuşuyoruz. Klasik bir gün ortamımız var. Mevzu dönüp dolaşıp bana geliyor. Ben böyle ortamlarda dakika sayarım zaten.
Acaba kaç dakika sonra benim bekârlığım mevzu bahis yapılacak diye beklerken o dakika geldi, çattı.
Ev sahibi abla anneme;
-Nabrut’u burada birine verirsiniz, sizde kalırsınız, dönmezsiniz 
diye, benim hayatım üzerindeki, kendisine sormadığımız planını dile getirdi.
Annem biz kalıcı değiliz, döneceğiz, burada bırakamam kızımı minvalinde bir şeyler söyledi.

Ben Kıbrıs’ı sevmiyorum ama ne zaman büyük konuştuysam başıma geldi, o yüzden ablaya diyorum ki;
-Nasip. Yani kısmet neyse o olur, bilemeyiz,
diyerek büyük konuşmamak adına annemin de sözünü toparlamaya çalışıyorum.

Tamam, o günden bu kısma kadar olan konuşmayı anlatmam yeterli. Şimdi başka bir güne gidiyoruz. 


****

Birkaç hafta sonrası.

Yukarıdaki mevzuda evine gittiğimiz abla bizimle tanıştırmak istediği arkadaşları olduğunu söyleyip yanında onlarla beraber bize geliyor. Getirdiği teyzenin iki kızı var. 
Yaşıtım olan birileri geldiği için pek mutluyum ama gelirken getirdikleri pastayı evimize ilk kez geliyor oldukları için yaptıkları bir kibarlık olduğunu sanmakla hataya düşüyorum. Aslında pastayı gördüm mü her zaman işkillenirim ama Kıbrıs’ta yaşıtım kafa dengi birilerini bulmuş olmak tongaya düşmeme sebep oluyor.
Neyse bugünden de aklınızda kalanın “pasta ile gelen misafirler” olması yeterli.


****

Birkaç gün sonra…

Bize gelen bu misafirlerle tanışmamıza vesile olan abla annemi arıyor. Kızını çok beğenmişler, gençler görüşsün istiyoruz, oğlumuz şöyle iyi böyle iyi tarzı klasik aracı konuşmasını anneme bildiriyor.
Ama geldiklerinde oğulları olduğundan bahsetmemişlerdi. Hainler! haha!
Hayır, söyleselerdi yine oğullarını pasta ile ilişkilendirerek belki… diye bir denklem üretebilirdim. Neyse…
Annemin cevabı belli tabii. Ret ediyor, teşekkür ediyor. Kızımız okuyor, evlenmeyi düşünmüyor diye aracıya laf anlatmaya çalışıyor.
Tamam, buraya kadar her şey normal. Klasik bir görücü vakıası. 
İşte konunun can alıcı kısmı tam da burada başlıyor.
Şimdi okuyucu bir sonraki bölüme geçiniz.


****
Bir sonraki bölüm

Bu bölümde yazının ana fikri ve odak noktasını okuyacaksınız ve bir genç kızın dramının yazılı olduğu bu satırlarda gözyaşlarınıza hâkim olamayacaksınız.
Bu aracılık eden ablaya, o gün, büyük konuşmamak adına buradan da biri ile evlenebileceğimi, bunların nasip işi olduğunu söylemiştim, hatırlarsınız.
İşte abla bundan yola çıkarak annemin beni buradan kimseye vermek istemeyip benim ise istediğim sonucunu çıkarmış.
Ve illa kızına sor, ya da ben görüşeyim, diye ısrar ediyormuş. 
Kabul edin ağlamak istediniz değil mi? 


Sonuç bölümü:
Bir gün evlenirsem davetiyeme; 

mahalleli teyzelerden illallah edip, mecburen çıktığımız bu yolda siz muhterem mahalleli teyzeleri aramızda görmekten onur duyacağız, 

diye yazdıracağım.

Davetiyenin alt kısmına ise şu notu düşeceğim: Kalan kuru pastaları sakın çantanıza doldurup götürmeyin.


Hacıfışfış Bildirdi.