Google

hacıfışfış ne demek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hacıfışfış ne demek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2016 Çarşamba

Evde Kalmış Erkekler

Her seferinde evde kalmış kızları gömüp duruyorum. Bu sefer de evde kalmış erkekleri biraz silkeleyim. Sonra onlar da bana adsızdan saldırırlar, zengin kızı falan diye hınçlarını çıkarırlar. Paslaşırız böyle. Ahaha!

Erkeklerin evde kalmışı da var mı? 
Tabii ki.
Evde kalan erkeklerin farklı türleri var ama bugün evde kalmış erkek tiplerinden evleneyim diye zıplayıp duran, beni baş göz edin diye ortalarda dolanan çok cici bir erkek grubunu anlatacağım.

Hangi yaşta olursa olsun böyle evlenmeye azmi cezmi kast eylemiş ama evlenemeyen erkeklere evde kalmış yaftasını booom! Yapıştırın. Acımayın! Onlar bize acıyor mu?

Bu kısım erkeklerin çoğunun erkek arkadaşları evli ve ortak özellikleri onlara musallat olmak. Musallat olmak; senin hanımın arkadaşı yok mu hacı, bana uygun bir şeyler yok mu hacı, hacı bana acı şeklinde tezahür ediyor. Hahah!
Ama bu cici erkek topluluğunu kimse bir türlü baş göz edemiyor.



Çünkü o kadar ciciler ki kızlar bunları beğenmiyor, bunları beğenen kızları da bunlar beğenmiyor. Ve bu cici erkekler topluluğu zavallı bekârlar olarak hayatlarına devam ediyorlar. İşin en acıklı kısmı ise bu topluluk üyelerinden birçoğunun gerçekten mazbut, iyi aile babası diye tanımlanacak bir karaktere sahip ve hatta dini vecibelerine dikkat eden, harama da el uzatmayan hatta ve hatta flört bile etmeyen güzel adamlar olmalarıdır. 

Ama bu topluluğun sorunu ne, neden evde kalıyorlar biliyor musunuz? Birazcık otlar, yani dar bir dünyaları var. Sıkıcılar. Ağızları pek laf yapmaz bu yüzden kadınlara yaranamazlar.

Sosyal hayatları yok denecek kadar azdır. Eve gelip çizgili gaffur pijamalarını giyerek televizyon izlemeye daha evlenmeden önce başlarlar. Hani zaten evlenince pijamalarını eskitmek ve göbek büyütmek için yeterince vakitleri olacakken erken davranırlar. 

Hatta bence bu topluluk üyelerinden birçoğunun flört etmiyor olması, dini tercih olarak değil de beceremediğinden ileri gelir. Günahlarını aldım değil mi? Off şu an kendimi Pamuk Prensese elma veren çirkin cadı gibi hissediyorum. 

Sonuç olarak teşhisi koydum, saptamalarım yerinde ama tedavi önerilerini size bırakıyorum.

Diğer evde kalmış erkek tipleri yazılarımda görüşmek üzere;Adios!

Edit: Yazıya görsel ararken evde kalmış erkeklerden oluşan bir köy olduğu haberini okudum. Merakınızı celp ettiyse buradan okuyabilirsiniz.

22 Kasım 2015 Pazar

Çocuklarıma Kim Bakacak?

Evli, çocuklu ve çalışan bayanların çok büyük bir derdi var.
"Çocuğuma kim bakacak?"

Bu soruna çoğunluğun bulduğu çözüm anneanne ya da babaanne olmakla beraber büyük bir çoğunlukta çeşitli nedenlerden dolayı çözümsüzlük içinde.

Çocuğunu emanet edebileceği iyi bir bakıcı bulanlar kendini çok şanslı hissetmekle beraber çocuğuna hiç kimsenin kendisi ya da annesi kadar iyi bakamayacağının da farkındalar.

Bende çalışan bir annenin kızı olarak, bunu bizzat yaşadığım için çocukluktan beri bu konuda endişelerim oldu. Çocukken okuyacağım ama çalışmayacağım, çocuklarıma ben kendim bizzat bakacağım gibi düşünceler içindeyken, büyüdükçe, çalışma isteğim olmamış çocuklarıma verdiğim değerin önüne geçti. Belki de kendimi daha çok sevdiğimin, ileride de kendimi daha çok sevmem gerektiğinin farkına vardım. Kendini seven bir kadının çocuklarına daha faydalı olacağını aynı zamanda çalışan kadınların çocuklarının özgüven sahibi, daha yırtıcı ve başarılı olduklarını gözlemledim.

Tamam, şu an kısmen çalışıyorum, ileride de tam zamanlı çalışacağım, çalışacağım ama benim olası çocuklarıma kim bakacak? Bunun üzerine şimdiden düşünüp ahlanıp vahlanmıyorum ama tabiri caizse yerini yapayım diye arada anneme takılıyordum;
-Benimkilere nasılsa sen bakacaksın.



Ya da bana kızıp çocukların olursa anlarsın temalı bir nutuk çekmeye başladığında sen bakacaksın bak boşuna beddua etme, seni bulur diyordum.

Ben senin evinin her işini gördürürüm sen yeter ki benim bebelere bak diye sırnaşıyordum. Şimdiye kadar da tamam diyordu ama sanırım artık biraz yaşlandı, baktı evlenmeye niyetim de yok, ben evlenip çocuğum oluncaya kadar da iyice güçten düşecek ve söylem değiştirdi: 
Bana ne, ben bakmam, diyor. 30 yıl sana baktım yeter, diyor. 
Aslında 27 yıldır bakıyor ama işte anneleri bilirsiniz saat 11 iken 12 olmuş hadi yat derler, yuvarlamayı severler. :)

O zaman bende evlenmem canıma minnet torunun yerine bana bakmaya devam edersin, diyorum. 

Babaanne cici, anneanneniz kaka diye torunlarının beynini yıkarım, diyorum ama yine de fikrini değiştiremiyorum.

Belki ciddi söylüyor, belki benimle uğraşmak için böyle diyor bilemiyorum ama kendimi riske atmamak adına destansı kriterlerim arasına şunu da ekliyorum:
Evleneceğim kişinin annesi atletik yapıda, güçlü kuvvetli, genç, diri ve torunlarına bakmaya dünden razı olan biri olmalı.

Not: Konu ile fotoğrafın ne alakası var derseniz; bu konuşmalarımızı kıs kıs gülerek dinleyen babama çok fazla gülmemesini annem bakmazsa kendisinin bakmak zorunda kalabileceğini söylüyorum da.

Nabroşka Saybrıstan Bildirdi. 

10 Kasım 2015 Salı

Ali Ağaoğlu Sendromlu Evde Kalmış Kızlar

Evlenmeyen ya da evlenemeyen 25 yaş ve üstü kızların hastalığı bulundu.
“Ali Ağaoğlu Sendromu” *

Sendromun sebebi aşırı özgüven ve zenginlik olarak görülse de altında yatan tetikleyiciler araştırılıyor.

Sendromun dışa vurumu -her insanda ufak değişiklikler gösterse de- ana hatları ile şöyle oluyor:

-Bu değil, bu değil, ben farklı bir şey istiyorum. Bu da değil. Bunları herkes yapar. (Bunlardan her yerde var). Bu hiç değil. Bu sıradan. Değil. Bunlar hiçbir işe yaramaz. 
Bu değil. Bunlar sıradan. 
Beni anlamıyorsunuz. Bu değil. 
Daha farklı, daha güzel. 
Çağ atlatacak bir şey. 
İnsanlar mutlu olsun. Bunların hiç biri değil…
Reklam filminden birebir alıntılanmıştır. Bkınız: https://www.youtube.com/watch?v=sBkZRMljsg0



Biz evde kalmış kızlar olarak tamı tamına Ali Ağaoğlu’nun bu repliklerini kullanmıyor muyuz?
Bu değil, bu hiç değil. 
Başka bir şey ama ney?

Yazının tam da burasında Mahallleli teyze başını camdan uzatır ve şöyle der;
-Guzum ne istiyon sen, ne arıyon, daha iyisini mi bulacan allasen. Bak gelenin varken evlen. Aboo sonra muhafazan Allah.

Geçenlerde de Bülent Arınç Bahçeli'ye aynen şöyle söylemişti:
Zaten her şeye hayır dedi evet diyemediği için de bekar kaldı ya, masaya otursa evet demek zorunda kalacak.
Bu haberi okuyunca bir üzüldüm, bir üzüldüm anlatamam. Belki de Bahçeli'de de Ali Ağaoğlu sendromu vardı ve teşhis konulamadığı için bu yaşına kadar bekar kalmıştı.***

Sonuç olarak Ali Ağaoğlu istediğini bulup ultramilyoner olduğuna göre bizim içinde hala bir umut olduğunu düşünüyorum. 

*Böyle bir sendromda Kırmızı Başlıklı Kız Sendromu gibi tamamen tarafımca uydurulmuştur. Yine de bilim insanları bu sendrom üzerine bir araştırma yapmayı düşünebilirler, telif ücreti talep etmiyorum. :P
***Şaka bir yana Bülent Arınç'ın Bahçeli'ye ayıp ettiğini düşünüyorum.


Hacıfışfış Bildirdi.






Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım

13 Ağustos 2015 Perşembe

İyi kızı el över, kötü kızı anası!

Şimdiye kadar aranıp da bulunamayan, rumuzu sürekli aile içinde geçmesine rağmen, kendisi anonim olan birinin kimliğini açıklayacağım.

Tüm taşlanma ve dışlanma ihtimallerini göze alarak bir anonimi, umumdan bir cüz de olsa halka arz edeceğim.
Yıllardır kızdığında, annenizin sizi kıyaslamak için komşunun kızı diye başlayarak devam ettiği cümlelerdeki komşunun kızlarından biri benim.
Siz şu anda benim kendimi övdüğümü falan düşündünüz büyük ihtimalle ama yoook, öyle değil saygıdeğer okuyucu. 

Açık söylemek gerekirse benim için biraz da acı ama hep arkadaşlarımın anneleri beni arkadaşlarımdan daha çok sevdi.
Nabrut geliyorsa gidebilirsin, Nabrut’a ise gidebilirsin, Nabrut’la mı görüşeceksin o halde git, Nabrut’un annesi izin vermiş mi, vermediyse sende gidemezsin ve benzeri cümlelerdeki şartın öznesi hep ben oldum.  
Bu işin görünen kısmı elbet. 

Bakın ben size o hiç bilmediğiniz komşu kızının iç dünyasını ve aile hayatını anlatacağım.

Hayatta güzel başarılar elde ettim. Sair komşu kızlarının belki de zor ulaşacağı bir öz geçmişe sahip oldum. Bunun yanı sıra orta yaş ve üstü ile diyaloğum çok iyi olduğu için diğer anneler arasında her zaman takdir edilen sevilen bir genç kız oldum. Ama gelin görün ki annem ya da babamın hiçbir başarımın arkasından bana alkış tuttuğuna şahit olmadım. Her başarım sonrası zaten olması gereken olmuş gibi bir tavır gördüm. Hiç pohpohlanmadım. Ve örnek gösterilen bu komşu kızına, hep başka komşu kızları örnek gösterildi. Aile içinde ne aliye ne veliye yaranamadım. Size durumun vahametini anlatmak için bir örnek vereceğim. Böylece biz komşu kızlarının acıklı hikâyesini daha iyi anlamış olacaksınız.



Babama küçükken sorardım;
Baba ben güzel miyim, baba güzel olmuş muyum?
Babam derdi ki;
-Suretperest* olma kızım. Önemli olan huy güzelliğidir.
O yaşlarda babam çirkin olduğumu dile getiremediği için üzülüp bu yola başvuruyor diye düşünmüş kendi kendime çirkin olduğuma hükmetmiş, sonra huy güzelliğime yoğunlaşmıştım. Güzel değilim bari akıllı uslu bir kız olayım mottosundan giderek bu yolda kendimi geliştirmiştim.

E sonra babamın ne demek istediğini elbette anladım ama bu bende derin bir çirkin psikolojisi yaratırken güzel olduğumu iddia eden hiç kimseye bilhassa karşı cinse asla inanmadım. Yıllar geçti hala inanmam. Biri güzel olduğumu iddia ettiğinde içkime ilaç karıştırmaya meyilli olduğunu düşünürüm. :) 

Hani bazen diyorsunuz ya sürekli çirkin edebiyatı yapıyorsun diye, size özel olarak çocukluğuma indim ve sebebini açıkladım. :))
Bu gerçeği açıkladığım kişiler epey güldükten sonra güzel olduğum konusunda beni ikna etmeye çalışıyorlar ama artık çok geç. Zaten enim için önemli olan huy güzelliği, onu da maalesef başaramadım. :)

İşte bir komşu kızının yürek dağlayan hikâyesini okudunuz. 
Şimdi düşünüyorum, yıllardır aileme kendimi kanıtlamaya çalıştım hala da uğraşıyorum. Belki de bugün beni ben yapan, bu noktaya getiren, kamçılayan da onların bu duruşu. Ama yine de başarıları alkışlanan, ele güne karşı, bir, iken bin anlatılıp göklere çıkarılan o şanslı kızlardan biri olmayı tercih ederdim.

Hikaye kendisine tanıdık gelen bir çok kişi var değil mi?

Küçük ve önemsiz bir not: Anneme ara sıra bu konuda yakındığımda;
iyi kızı el över, kötü kızı anası, diyerek bana iltifatımsı bir açıklama getirir. Ama yine de asla birinin yanında beni övdüğünü duymadım.

*Suretperest: Görünüşe, surete çok kıymet veren. Esasa kıymet vermeyen