İşte o zaman da ağlamaya başlıyor.
Uyuduğunda ses etmememiz gerekiyor. Evde hayalet gibi dolaşıyoruz. Kızıp çığlıklar atsa hiç üzülmüyoruz, hemen etrafında pervane olup ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyoruz.
Fazla uyursa özlüyorum, artık uyansa diye saate bakıyorum. Dün ağladı ve ben de onunla ağladım. Ağlaması benim en zayıf noktam. Kollarım kopana kadar onu gezdirebilirim. Öperek bitseydi, çoktan erimiş, bitmişti. Öpmenin yetmediği noktada ısırarak tadına bakmak istiyorum ama daha 7 kilo olduğu için kıyamıyorum. Eti ağzımı bile doldurmuyor.
Gülücükler saçtığında içim bir tuhaf oluyor. Salyasını sağıma soluma bulaştırıyor, üzerim mis gibi bebek kokuyor. Üzerime kokusu öylesine siniyor ki evden çıktığımda kendini unutturmuyor, arada buram buram kokusu burnuma geliyor. Dışarı çıkınca koşarak eve dönmek istiyorum.
Hala de, hala, hala diye tekrar ediyorum, şimdiye kadar ilk sözcükleri hala olan bir bebek görülmese de inanmak başarmanın yarısıdır diye kendime gaz veriyorum. Babasına kızdığımda; tüküy babaya diye direktif veriyorum gaz çıkararak bana karşılık veriyor.
5. ayı bitmek üzere olan bu ufaklığa aşığım.
Hala Sultan Bildirdi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder