Google

7 Ekim 2015 Çarşamba

Google ile yapılan ilginç aramalar

Bu her ay yazdığım bir yazı dizisi.
Google arama motorunun bana yönlendirdiği aramalardan oluşuyor.
Bu ay ki aramalar şöyle:




Bu arama beni dehşete düşürdü. Acaba, dedim evde kalmış kız fetişleri mi var? Korkular içindeyim. 0.o  Evde kalan kız bul diye yazılınca Google'ın bana yönlendirmesine ayrıca içerledim. Öyle olsun!





O gruba bende dahilim. En büyük eleştirmenim ise yine ben, kendimim. Eleştirmenimi dinlediğim de söylenemez. Ben ne zaman adam olacağım acaba? 
Eleştirmenim bu sorunun cevabını vermek istiyor?
-Bildiklerinle amel ettiğin gün!




Tesettürü taşımak nadir kadınların yaptığı bir eylem olup kendilerine gıpta ile bakmaktayız.




Sevmediğim insanların yatılı misafir olması haricinde ben seviyorum.




Ah be arkadaşım! Zengin adamı elde etmek konulu film bilmiyorum. İnan ki. Hayır olsa ben izleyip bir şeyler öğrenirim belki.


Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım

6 Ekim 2015 Salı

Vurur Yüze İfadesi Nedir ve Nereden Çıkmıştır?

Sosyal medya deyimlerine bir tanesi daha eklendi:
Vurur yüze ifadesi …. bi’ tanesi…

Ben daha Sebastiyan nerden çıktı, nedir yeni anlamışken ve bu deyimlere bu kadar uzakken lügatimize her gün yeni bir deyim girmeye devam ediyor. 

İlk kez Instagram’da görüp paylaşan kişinin aslında ne demek istediğini anlamaya çalışırken deyim almış, başını yürümüş. 

Efendim, lafı uzatmadan bilmeyenler için, vurur yüzüne ifadesi Merve Özbey diye bir şarkıcının olağanüstü (!) bir şarkısının sözlerinin ti’ye alınması üzerine çıkmıştır. Şarkının içinde geçen bu, “vurur yüze ifadesi bulur seni bi’tanesi” sözlerine sosyal platformlarda alternatifler üretilmiş ve üretilmeye devam edilmektedir.


Şarkıcı (kendisinin adını sanını ilk defa duyuyorum) bu durumdan çok memnunmuş. Nasıl memnun olmasın, bakın ben bile ismini duymuş hatta şarkısını dinlemiş oldum.

Şarkının sözlerini devrik cümleden kurallı cümleye çevirdiğimizde:
Yüze ifadesi vurur. Bitanesi! Seni bulur, gibi bir şey ortaya çıkmaktadır ki, bu çıkan şey Serdar Ortaç’a yıllardır haksızlık yapıldığını gün yüzüne çıkarmaktadır. 

Mesela bu şarkının sözlerine mukabil:
seni çöpe atacağım poşete yazık
bi’ sigara yakacağım ateşe yazık
sözlerinin ne kadar anlamlı olduğu gibi.

Sonuç olarak itici bulduğum bu sosyal medya deyiminin bir an önce unutulup gitmesini, kendisine Ajdar muamelesi yapılarak şiddetle sakınılmasını temenni ediyor ve ekliyorum:
Vurur yüze ifadesi ne çektik be bitanesi!

Not: Yalnız sözler tekerleme gibi ağzıma öyle bir takıldı ki, her şeye uyarlamak istiyorum. Sizde de durum böyle değil mi?

Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım

5 Ekim 2015 Pazartesi

Kar Tanelerinin Bir Bildiği Var Okur Yorumu

Yine bir Debbie kitabından bahsedeceğim. 
Debbie’nin çok iyi bir yazar olduğunu asla söylemedim, hatta kitaplarının elde tutulması gerektiğini bile düşünmüyorum ama bunlar onu bayılarak okumama mani değil.
Debbie’nin farkının samimi olmak ve meydana gelmesi güç olan güzel olaylara yazarken duyduğu inanç olduğunu düşünüyorum.
2 çeşit insan var. Debbie severler ve Debbie sevmeyenler. Orta kısım; yani bazı kitaplarını sevip bazılarını sevmeyen insanlar yok. Çünkü her kitabında ortaya koyduğu tarz aynı; Debbie tarzı.


Ben mutlu kitapları ve tabii mutlu dizi ve filmleri seviyorum. Gerçek hayatta yakalayamadığımız meydana gelmesi zor olan tüm güzellikleri okumayı seviyorum. Bu bazılarına zorlama olarak gelse de ben güzel şeylerin yalanlarını  bile okumayı seviyorum.
O yüzden ara sıra kendime Debbie yüklemesi yapıyorum.
Kar tanelerinin bir bildiği var  -bildiğim kadarı ile- Debbie’nin seri olmayan kitaplarından birisi. Birbiri ile zıt düşüncelere sahip iki farklı insanın aşkını konu ediyor. Arka planda yılbaşı var. Kar yağıyor arada sırada. Bu esnada siz kitabı bir iki gün içinde bitiriveriyorsunuz. Eğer şimdiye kadar hiç Debbie Macomber kitabı okumadıysanız bu kitap iyi bir başlangıç olabilir.


Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım

4 Ekim 2015 Pazar

The Time We Were Not In Love Yorum ve Replikleri

Yaz dizileri arasından gerek oyuncuları, gerek fragmanları ve hatta afişleri ile çok ilgimi çeken dizilerden bir tanesi de The Time We Were Not In Love idi.
Dizinin oyuncuları ve konusu hakkında bilgiyi şurada vermiştim.



Önce Lee Jin Wook'tan bahsedeyim;
Kendisine özellikle Nine travel'de hayran olmuştum. Bu dizide canlandırdığı karakter en yakın arkadaşı ile aşk yaşaması bakımından I need Romance dizisini anımsatsa da kişilik özellikleri itibarıyla o diziden çok uzak. Açıkçası ben bu dizide karakterini sönük ve hatta biraz silik buldum. Kore dizilerinden alışkın olduğumuz o güçlü adam imajı çizilmediği için olabilir.
Son olarak çok zayıfladığını, çok zayıfladığı için yüz çizgileri derinleşip yaşlı gözüktüğünü eski yakışıklılığının kalmadığını ilave etmek isterim.

Ha Jin Won'a gelirsek;
Ben Secret Garden'da kendisini pek sevmezdim ama bu dizide hayranı oldum. Çok hoştu. Sanki bambaşka bir kadın olmuştu. Ayakkabılar elbiseleri derken onu izlemek görsel bir şölendi.
Ayakkabı elbise demişken, dizi boyunca sürekli iki çanta kullanması çok çok ilgimi çeken bir durumdu. Hatta eskiden Korelilerin giydiği bilekte biten pantolonlara gülerken şimdi moda oldu, bu da moda olursa diye korkmadım değil.



Oyunculardan çıkıp dizi hakkındaki yorumuma gelecek olursam;
* Dizi çok yüksek başladı. 8. bölüme kadar bayılarak izledim. 8. bölümden sonrasını değerlendirdiğimde ise ortalama bir dizi halini aldığını söylemek mümkün. İnişli çıkışlı.
* Dizide entrika namına bir şey yok. 
* Yan karakterlerin çok sevimli olduğu dizilerdendi. En çok kızımızın anne ve babasını sevdim.



Annesinin şu repliği de unutulmazlar arasındaydı.



Yan karakterlerden bahsetmişken bu ikiliye bayıldığımı söylemeden geçemeyeceğim.



Dizide şu sorunun cevabını aradık:



Yasal Uyarı: Buradan sonrası yüksek dozda spolier içerir.
Devamı »

2 Ekim 2015 Cuma

Plan Man Kore Filmi Konusu ve Film Hakkında Yorumum

Eğlenceli afişi olan bir filmin alt yazısı geldi mi yorumlara bakmadan izlemeyi tercih ediyorum.
Bu filmde onlardan bir tanesi.

Plan Man


Önce konusundan bahsedeyim;
Plan Man Kore Filmi Konusu:
Jeong Jae yeong kontrol manyağı bir adamdır. Gün içinde atacağı her adımı dakikası dakikasına belirlemiştir. Kalkacağı saatten tutun, öğle arasında uğrayacağı markete giriş saati bile bellidir. Dakika şaşmadan hayatını idame ettiren psikolojik sorunları olan bu adam bir kütüphanede çalışmaktadır. Her gün aynı saat ve dakikada girdiği markette kasiyer kıza platonik bir aşk beslemektedir. Aşkını itiraf etmek üzere kıza yazdığı günlüğü kasaya bırakır ama bir sıkıntı vardır. Kasadaki kız platonik aşkı değil Han Ji Min'dir.
Devamı »

1 Ekim 2015 Perşembe

Öğrencilerin Dram Dolu Hikayeleri

Üniversiteyi şehir dışında, evinden uzakta okuyanlar için şu sıralar göç mevsimi başladı. 
Uzun yıllar evden uzakta okumuş biri olarak bu aylarda bolca karın ağrısı çekmişliğim var. 

Şehir dışında okumak enteresan bir durumdur.
Evden ayrıldığınız ilk yılda arkanızda bıraktığınız –odanız gibi- şeylerde büyük değişimler olmaz. Annenizin gözü hala yaşlı olup yokluğunuza alışamamıştır. İşte, ne olursa o ilk yıldan sonra olmaya başlar. Aileniz yokluğunuza zamanla alıştığı gibi, sizin olmadığınız bir hayatın tadını çıkarır. Çünkü ev nüfusundan bir kişi eksilmiş, epey boş alan açılmıştır. 

İlk olarak odanızı egemenlikleri altına alırlar. Odanız artık;
Ya ütü odası, ya hobi odası, ya çamaşır kurutma yeri, ya depo gibi işlevleri üstlenir.

Yetti mi, yetmedi tabii. Sonrasında dolabınız, -ah pardon dolabınız diyerek iyelik eki kullanmakla hata ediyorum- çünkü artık size ait bir dolap yoktur. Ev halkı size ait tüm dolap ve çekmeceleri de büyük bir zevkle işgal etmiştir. Komodin, ayna gibi aklınıza gelen ne kadar demirbaş eşyanız varsa artık sizin eşyalarınızla dolu değildir. 


Evde kütlesel olarak varlığınıza ait tüm veriler silindiği gibi soyut olarak da sizsiz bir düzen kurarlar: 
Şöyle ki;
Tatil olsa evime gidip uzun aylar kalsam diye büyük umutlarla evinize dönersiniz ama artık evin yerlisi değil de misafiri gibi hissedersiniz. Eşyalarınız her yerdedir. -eve gelen yatılı misafirmişsiniz gibi- (Dolaplarınız işgal edildiği için bavulda yaşama ihtimaliniz de yüksektir.)

Tüm bunlarla beraber başına buyruk yaşamaya alışmışsınızdır. Aileniz ise buna alışkın değildir ve bir yere gidip gelirken izin almanızı haber vermenizi isterler. Uzakta okurken başınıza gelmeyen şeyler gözlerinin önündeyken gelecek sanırlar. Ya da uzakta oldukları zamanı telafi etmeye çalışırlar, tabii kendi yöntemleri ile.

Benim annem tatillerde elimi sıcak sudan soğuk suya sokmazdı. Ama arkadaşlarımdan bildiğim kadarı ile bu kısa tatillerde annesi kendisinden iş yapmasını bekleyip, kızım gelse bir halıları yıkasak, duvarları silsek diyenlerde varmış ki, herhalde bu durum bütün kış evime bir dönseydim dediğine pişman ettirir.

Bu sebeplerden dolayı uzun yıllar evden uzakta okumuş biriyseniz muhtemelen hayaliniz kendinize ait çalışma masanızın olduğu bir odanız olmasıdır. Çünkü uzun süren yurt hayatı olan tüm çocuklar, gençler böyle düşünür. Beraber yatmak, beraber yaşamak, beraber kullanmak gibi içinde beraberlik barındıran tüm eylemlerden bıkmış, usanmışsınızdır. 

Hatta Tuna Kiremitçi bir köşe yazısında (kendisi Galatasaray Lisesi’nde yatılı okumuş) para kazanmaya başlayınca hemen kendisine fiyakalı bir çalışma masası aldığını çünkü yatılı okuyan bir çocuk olarak hayalinin bu olduğunu yazmıştı. 

Her şeye rağmen yurt hayatı, evden uzakta okumak güzeldir falan diyemem. Böyle düşünenler var biliyorum ama ben onlardan değilim. 
Birde bu gidişin mezun olup eve temelli dönme kısmı var ki o da bir sonraki yazının konusu olsun.



Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım