Google

NE OKUYORUM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NE OKUYORUM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Nisan 2016 Pazartesi

Kağıt Ev Okur Yorumları

Bazıları kitap okumayı seviyor, 

Bazıları kitap almayı…

Bazılarıysa kitaptan bir hayat kuruyor kendisine. Evde misafire ayrılıp hiç kullanılmayan odalar gibi kitaplarına odalar ayıran insanlardan bahsediyorum.

Bu kitapta anlatılan karakterler ise bunlardan hiç birisi değil. Bu karakterler kitapları için ev kiralıyorlar. 
Yanlış duymadınız! Bu adamların kitap aşkı bizim anlayabileceğimiz boyutlarda değil.

Ama onları anlayamasak bile kitabın birçok yerinde kendimizden parçalar buluyoruz. Mesela şu alıntıya bir göz atın: 


“Sadece çok uzak bir gelecekte bana faydası olacak kitapları, genel okuma çizgimin dışında kalanları ve bir kez okuyup da bir daha yıllar boyu, belki de hiçbir zaman kapağını bile açmayacaklarımı neden evde tuttuğumu defalarca sordum kendime.”


Kitabın ismi:  Kâğıt Ev.
Yazarı:            Carlos María Domínguez


Fotoğraf snapchat adresimden alınmıştır. @nabrutvebiz

İsminin romanla ilişkisini kitabın sonlarında biraz da şaşırarak öğreneceksiniz. 

Kitap bibliyofil olan birkaç karakterin etrafında dönüyor. Konu aşk ve kitaplar.

89 sayfalık bir öyküden oluşan bu kitap bana zaman zaman Boris Vian’ın Günlerin Köpüğü kitabını hatırlattı. Günlerin Köpüğü kitabında Chick’in kitaplara olan aşırı düşkünlüğü ve yine sürrealist öğeler barındırması iki kitabı ortak paydada birleştiriyor.

“Biz okurlar sadece eğlence amaçlı olsa bile, arkadaşlarımızın kütüphanesini gözleriz. Bazen sahip olmadığımız ama okumak istediğimiz bir kitabı bulmak için yaparız bunu, bazense karşımızdaki hayvanın ne ile beslendiğini öğrenmek için,” cümlelerini okuduğumda içimden “işte ben!” dedim mesela.

Alıntılardan yola çıkarak kitabı sizde kendinize yakın hissettiyseniz severek okursunuz. Lakin sürrealist öğeler ve hatta kitaplara olan sürrealist tutku sizi rahatsız ederse kitabı daha başlarında bırakırsınız. 
Sözün özü herkesin sevebileceği türde bir kitap olmadığını düşünüyorum.

Not: Sağ üst köşede bir anket hazırladım. Zaman ayırıp cevaplarsanız çok mutlu olurum. (2 şık birden işaretleyebilirsiniz)

31 Mart 2016 Perşembe

Kadınsız Erkekler Okur Yorumu

Haruki Murakami’nin Ocak ayı gibi piyasaya çıkan son kitabının ismi Kadınsız Erkekler.

Kitap diğer Haruki kitaplarından farklı olarak kısa kısa toplam 7 öyküden oluşuyor.

Daha önce yazarın herhangi bir kitabını okuduysanız kendine has tarzı ile kaleme aldığı bu öyküler de diğerleri gibi buram buram Haruki Murakami kokuyor.

Yani; yalnızlık teması öne çıkıyor, hikâyeler erkek karakterlerin ağzından anlatılıyor, okurken duygular yakın ama karakterlere karşı bir mesafeniz var gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Yazarın acayip, gerçek ve sarsıcı tespitlerine karşı ona olan hayranlığınız artıyor. Kitabın satırlarının arkasında hep fon müziği çalıyor. İmkansızın şarkısında olduğu gibi yazar bu kitabında da müzik sevgisini hikayelere verdiği isimlerde, hikayelerin temalarında sıklıkla hissettiriyor.




Tüm bunlara rağmen yine yazar kendi tarzından ödün vermeyerek hikâyelerinin sonunu havada bırakıp eksikleri tamamlamak üzere okuyucusunun hayal gücüne güveniyor.

Kitaptan bazı öykülere bayıldım. Bazı öyküleri ise zorlanarak okudum. Öyküleri; geçmişinde ya da şimdi bir kadına hata yapıp sonrasında yalnızlığa mahkûm olan erkeklerle, bir kadının hatasının kurbanı olan yalnız erkeklerin iç hesaplaşmaları oluşturuyor diyebilirim.

 Genel itibarı ile en az sevdiğim Haruki kitabı olmakla beraber, sevmediğim bir kitap olduğunu asla söyleyemem. Çünkü yazarın tarzına bayılıyorum.

Daha önce Haruki Murakami’nin hiçbir kitabını okumadıysanız hemen herhangi bir kitabını alarak onun tarzını deneyimleyin. Kitabın sonunda ya ona hayran olup tüm kitaplarını da okumak isteyeceksiniz ya da onun kitaplarına bir daha el sürmeyeceksiniz. 

Tavsiyem hemen bir kitabını okuyarak tarafınızı seçmeniz, zira eğer seven tarafta yer alırsanız daha önce okumadığınız için üzüleceksiniz.

Yazarın diğer kitapları hakkındaki yorumlarım için:


2 Mart 2016 Çarşamba

Neredesin Barnadette? Kitap Yorumu

Neredesin Barnadette okuduğum enteresan kitaplardan birisiydi.
Enteresan olması hikâyenin sunuluş şeklinden kaynaklanıyor. Çünkü üçüncü bölümüne kadar ara anlatımlar haricinde hikâye e-postalar aracılığı ile aktarılıyor. Evet, birçok kimsenin kendi arasındaki mesajlaşmalar sayesinde tüm olay örgüsüne vâkıf oluyorsunuz.

Hikâyeyi anlatan ve tüm bu e-postaları toplayan ise kitabın isminden anlaşılacağı üzere kaybolan annesini arayan 14 yaşındaki Bee.

Babası Microsoft’un dâhilerinden biriyken annesi de sarmaşık üniversiteleri denilen üniversitelerden birinden mezun olan ve genç yaşında çok büyük bir mimarlık ödülünü alan bir kadın.


Dışarıdan böylesine şahane gözüken bir tablonun bir de görünmeyen yüzü vardır. İşte tüm bunları ve Barnadette’nin nerede olduğunu e-postlar sayesinde öğreniyoruz.

Olay örgüsü güzel ve e-postalar sayesinde anlatımı da çok değişik olan bu kitabın sonunu güzel bağlasalardı mutlaka okuyun diye baskı kurabilirdim. Ama sonu havada kalmış ve aceleye getirilmişti. Bu sizi sinir krizlerine sokacaksa okumayın, aksi takdirde çerezlik hoş bir kitap olduğunu söyleyebilirim.

Son olarak şunu söylemeden geçemeyeceğim; kitabın basın bülteninde ve kitap yorumu yapan birçok blogta yazarının çok mizahi bir dil kullandığı falan söylenmiş ama ben yazarın yazdıklarında mizahi bir yan göremedim. Birileri ya kitabı okumadan tanıtım yapmış –arka kapağa bakarak- ya da bende bir sorun var.

22 Şubat 2016 Pazartesi

Trendeki Kız Okur Yorumu

Geçenlerde Ntv’deki edebiyat programında 2015’in en çok satan kitaplarından birinin Trendeki Kız olduğundan bahsedildi. 

Bende kitabı daha önce edinmeye çalışmış ama şuradaki yazımda anlattığım olayın sonrasına bir türlü almak da nasip olmamıştı.
Bir iki hafta önce okul kütüphanesinde görünce “sonunda benimsin” diyerek vezneye gittim.

Kitabın türü gerilim diye lanse edilse de çok gerildiğiniz bir konusu yok, kitabı merak uyandırıcı diye tanımlamak daha doğru olur. 



İşe trenle gidip gelen ve bu yolculukları esnasına tren camından insanların evini gözetleyen Rachel’ın bir gün bu takip ettiği evlerde yaşanan bir cinayete kısmen tanıklık etmesi üzerine başlayan bir hikaye. 
Devamı »

8 Şubat 2016 Pazartesi

Kitap Hırsızı Okur Yorumu

"Kitap Hırsızı" konusu bilmeden, tavsiye üzerine aldığım bir kitaptı.
Kitabın yazarı: Markus Zusak

Kitapların arka kapaklarındaki konularından bahseden yazıları okumayı sevmem. Çünkü bu yazıları okuduğunuzda kitap hakkında zihninizde bir şablon belirir, kitaba başladığınızda hikayeyi bu şablona uydurmaya çalışırsınız ve genelde bu arka kapak yazıları çok başarısız olduğu için yazanlar içeriğe uymaz, sizin oluşturduğunuz şablona hiç uymaz ve sonucunda okuduğunuz hikayede sizi rahatsız eden bir şeyler olur.

Okurken, yakın bir zamanda filmi çekilen bu kitabın neden bu kadar çok sevildiğini merak ettim. 

Kitapta anlatılan hikaye vasattı. Tek güzel olan şey yazarın diliydi. Gerçekten farklı ve alışılmışın dışında bir dil kullanan yazarın hikayesi o kadar sıkıcıydı ki o güzel diline rağmen çok zor ilerliyordu. 

Resmin içinden kitabı bulunuz :)
2. Dünya Savaşı Almanya’sında Yahudi olduğu için anne babasından ayrı düşerek evlatlık verilen Liesel’in yüreklere dokunan hikayesi olarak lanse edilen kitap benim yüreğime dokunmadı. Çünkü mevzu bahis Yahudiler olunca hümanist olamıyorum, çünkü onlar konu Müslümanlar olunca hümanist olmadıkları gibi, canavarlar. Çünkü, çünkü, çünkü....

Kitabın bu kadar ses getirmesinin sebebi de büyük ihtimalle Yahudi sempatisi toplamak adına Yahudi misyonerleri tarafından desteklenmesidir.

Kitabı sevenlere saygı duyuyor, okunması gereken kitaplar listesinde olmadığını düşünüyorum.

28 Ocak 2016 Perşembe

Bülbülü Öldürmek Harper Lee Okur Yorumu

Uzun zamandır kitap yorumu yazamıyorum. Aslında kitap okumayı bırakmış ya da ara vermiş değilim, her zaman dediğim gibi kitap okumak ve dizi izlemek için her zaman vakit ayırırım ama okuduğum kitapları fotoğraflamaya vakit ayıramadım. Bu yüzden de burada yazmaya ara vermiştim.

Ta ki bugüne kadar. Biriken kitap yorumlarımı son okuduğum kitaptan başlayarak eritmeyi planlıyorum.

Son okuduğum kitabın ismi: Bülbülü Öldürmek
Yazarı: Harper Lee



Kitap çok satanlar listesinde sürekli karşıma çıkıyor, klasikler arasında sayılıyordu. İndirime girdiğinde sepetime eklemiştim.

Bu kitap neden bahsediyor derseniz; ana fikri 60'lı yıllar Amerikası'nda Maycomb kasabasındaki beyaz ve zenci ayrımcılığını gözler önüne sermekti. Tabii bir kasabadan yola çıkarak bu ırk ayrımcılığının tamamı işlenmişti.
Bunu yaparken yazar, 6-7 yaşlarındaki Scout'u anlatıcı olarak seçmiş ve olayları bize farkındalıkları olan bu küçük kızın gözünden aktarmış.

Hikayenin ortasına kadar sır perdeleri sımsıkı kapalıydı ve acaba bu kitap ne zaman sadede gelecek, bize ne anlatmak istiyor gibi düşünceler içine girdim. Hatta sıkıldım ve acaba yarım mı bıraksam dedim. Ama bu kadar ses getiren, filmi çekilen bir kitabın ana fikrini, bize ne anlatmak istediğini merak ederek zor da olsa devam ettim. 

Kitap benim için 3 kısımdan oluşuyordu.
Scoot'un çocukluk maceralarını anlatan birinci kısım: Sıkıcı.
Olayların gelişmeye başladığı ikinci kısım: Biraz daha akıcı ama hala zor okunan bir hikaye.
Ve kitabı iyi ki okumuşum dedirten son kısım: Demek yazar bunu demek istiyordu hissi.
Vay be! dediğim bu kısımda olaylar çözüldü ve konu heyecan dolu oldu. 

Kitabı tavsiye eder miyim sorusuna gelince, gerçek bir kitap kurdu değilseniz kitabı sevmez muhtemelen yarıda bırakırsınız. Çünkü yazar sadede gelirken yolu uzatmış. 

Ama gerçekten kitap okumayı seviyor, mesajı olan ve ağır ilerleyen kitaplar gözünüzü korkutmuyorsa sizde çok iz bırakacak bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Özellikle "Sabah olunca  her şey hep daha iyi olur" diyen Atticus yani baba karakteri size iyi ebeveyn olmak adına şahane bir örnek sergiliyor ve ondan çok şey öğreniyorsunuz.

Meraklılarına not: Büyüyüp kasabaya dönen Scout'un ağzından kitabın devamı yayınlanacakmış.

20 Kasım 2015 Cuma

Bir İlkbahar Macerası Milly Johnson Okur Yorumu

Evlilik bir kadında nasıl yıkımlara yol açabilirdi? Hem de aslında fark etmediği yıkımlar. Sorun çıkmaması adına susmak, mutlu olduğunu zan ederek yaşamak artık Lou’nun yeni bir kişilik özelliği olmuştu. Kendisini aldattığı halde affettiği kocası Phil, kendisini yetersiz hissetmesi için elinden geleni yapıyordu.

Hâlbuki genç kızken, hani henüz evlenmediği “o güzel yıllarda” en yakın arkadaşı Deb ile bir kafe açmanın hayallerini kuran cesur ve idealist bir kadındı.

Sonra Lou’nun eline bir dergi geçti. Dergide ilkbahar temizliğine başlayıp fazlalıklarından kurtulmasına dair bir yazı vardı. İşte o yazı onun hayatını değiştirecekti. Önce evde atmaya kıyamadığı, belki lazım olur diye sakladığı ama hiçbir gün lazım olmamış olan tüm fazlalıkları atmaya başladı. Bu iş ise onun Tom ile de tanışmasına sebep oldu. Sonra mı? Sonrasını öğrenmek için sizi kitabı okumaya davet ediyorum.


Sonbaharla tezat oluşturan kitabımın ismi: Bir İlkbahar Macerası
Yazarı: Milly Johnson

Kitabı epey sevdim biliyor musunuz? Uzun zamandır rafta beklettiğim için çok pişmanım. Kitabı elime alıyor bir türlü ısınamıyordum. 

Hikâye dolu, dolu ve kaliteli. Öyle çerezlik içi boş, oku unut kitaplardan değil. Lou’nun evlilik hayatında düştüğü yanlışlar siz de derin etkiler bırakıyor. Bir yandan da eğlenceli ve akıcı bir dili var. 
Tek kusuru ise sadede gelirken yaşanan süreç biraz uzatılmış ve artık sonuca bağla diye yazara içinizden sitem ettiriyor.

11 Kasım 2015 Çarşamba

Çarşambaya Kadar Gelinim Ol Okur Yorumu

Edebiyatta bir klişe vardır;
Esas kızın ve ya esas oğlanın o ya da bu sebepten dolayı acilen bir eşe ya da sevgiliye ihtiyacı vardır.
Bunun için karşı tarafla bir anlaşma yapar. Anlaşmaya bir iş gözü ile bakılır ve iki taraf birbirlerine karşı romantik anlamda hiçbir şey hissetmez. Tabi sadece bir süre bu böyle devam eder. Sonrasında bu oyun gerçek bir aşka dönüşür.

Ana hatları ile anlattığım bu klişe çok çok eskiden beri hem romanlarda hem de sinema da karşımıza çıkıyor. Ve bu klişeyi sevenler olduğu müddetçe de çıkmaya devam edecek gibi gözüküyor.


Çarşambaya Kadar Gelinim Ol kitabı adından da anlaşılacağı üzere bu klişe üzerine yazılmış, çıtır çerez, tam tadında bir roman.
Bir oturuşta okunacak akıcılıkta, okuyup unutulacak, ama okurken güzel zaman geçirilecek eğlenceli kitaplardan birisi.



Zengin, kraliyet unvanı olan Blake’in babasından kalan mirasa sahip olabilmesi için evlenmesi gerekmektedir. 
Samantha ise bir çöpçatanlık şirketinin sahibidir ama ismi evlenecekler listesinde değildir. Ta ki Blake ona düzmece bir evlilik için on milyon dolar teklif edene kadar. Bu sözleşmenin kurallarından biri de birbirlerine âşık olmamalarıdır. 
Ama bilirsiniz böyle durumlarda aşk kaçınılmazdır.

Konu çok klişe değil mi? Benim gibi bu klişeyi seviyorsanız bu kitabı da bayılarak okuyacağınıza eminim.




Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım

4 Kasım 2015 Çarşamba

İstanbulcunun Sandığı İskender Pala Okur Yorumu

Geçen haftalarda İstanbul’a gittiğimden bahsetmiştim. Aslında zaten kısa bir tatil olacağı için yanıma kitap alma niyetinde değildim. Sonra düşündüm, uçakta geçireceğim zaman, İstanbul trafiğindeki bekleme paylarını da hesaba kattığımda neden kitap almadım diye üzülürüm, dedim. Yanıma tatilin mana ve önemine uygun olarak İstanbulcunun Sandığı kitabını aldım.

İyi ki de almışım, çünkü yolculuk süresi dâhilinde kitabı bitirdim. 

Kitap İskender Pala’nın İstanbul ile ilgili denemelerinden oluşuyor. Çok güzel anekdotlar var. Osmanlı’daki İstanbul hakkında bilgiler veriyor. Birçok semt hakkında şahane şeyler öğreniyorsunuz.

İstanbul’u turlarken bu kitabı okumanın en güzel yanı okuduklarımı gördüklerimle birleştirip beynime kolayca yerleşmesini sağlamak oldu. Mesela; Kadıköy denmişti buraya, çünkü İstanbul’un ilk kadısı burada oturmuştu, dedim. 

Galata Köprüsü’nden geçerken Galata’nın köpekleri hikâyesi aklıma geldi. Osmanlı şairlerinin, en çok da Baki’nin haliç güzellemelerini düşündüm Eyüp’e doğru giderken. 

Sadabad diye tam olarak neresi kastediliyormuş, sonunda öğrendim. 

Uzun lafın kısası benim için şahane bir kitaptı. Kitabın büyük bir kısmı ders kitabı gibi hafızamda yer etti.

Eğer İstanbul’da yaşıyorsanız mutlaka alın, okuyun.
İstanbul’da yaşamıyorsanız da hemen alın, İstanbul’a bir seyahat ayarlayıp kitabı da çantanıza atın.

Not: İstanbulcu ne demek merak ediyorsanız; sadece Osmanlı zamanında kullanılan bir tabir olduğunu söyleyebilirim. Daha ayrıntılı bilgi almak için kitabı okumalısınız.


Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım

28 Ekim 2015 Çarşamba

Nagazaki Okur Yorumu

Kitabın ilk sayfasında şu not sizi karşılıyor.
Bu roman, Mayıs 2008'de, Asahi dâhil birçok Japon gazetesinde haber olarak yayınlanmış gerçek bir olaya dayanmaktadır.
88 sayfalık kısa bir hikâyeden bahseden bu kitap yukarıda da bahsedildiği gibi gerçek bir hayat hikâyesi baz alınarak yazılmış.

Kitabın Yazarı: Eric Faye

Nagazaki Japonya’nın ünlü kentlerinden birisidir. Shimurasan ise bir ofis çalışanı olarak düzenli sessiz bir hayat süren orta yaşın üzerinde bekâr bir adamdır. Bir gün fark eder ki; evindeki nesneler yer değiştirmekte, dolaptaki yemekleri eksilmektedir. Bu onun sanrısı mıdır, yoksa gerçeğin ta kendisi mi?


Öykünün en ilginç tarafı gerçek bir hikâyeden yola çıkılarak yazılmış olmasıydı. Ancak romanlarda olur denilen bir olay gerçekte yaşanmış ve bu gerçek olay bir romana konu edilmiş.

Hikâyeyi okurken aynı zamanda Japonların yalnız dünyasına tanık oluyor, bu kadar yalnızlaşmalarının altında yatan nedenler üzerine düşünüyor, refah seviyelerine, disiplin ve yaşayışlarına özendiğimiz bu milletin bir nevi perde arkasını öğrenmiş oluyorsunuz.


Japon kültürüne ilgi duyuyorsanız zaten çok kısa olan bu hikâyeyi okumanızı tavsiye ederim.


Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım

13 Ekim 2015 Salı

Bir Erkek Hakkında Nick Hornby Okur Yorumu

Kitabın adı Bir Erkek Hakkında ama içeriğine en uygun isim Bir Erkek Ve Bir Erkek Çocuğu Hakkında olurdu.

Will 36 yaşındadır. Bekâr, çocuksuz ve işsizdir. -İşsiz ama zengin bir adam- Babasının yıllar evvel yazdığı Noel şarkısı milli marş kadar meşhur olmuş ve bundan elde ettiği telif ücretleri ile çalışmaya ihtiyacı olmadan hayatını devam ettirmektedir. Sürekliliği olmayan ilişkileri sevmekte, birine bağlanmaktan korkmaktadır. Bağlanma korkusu olan bu adam gözünü boşanmış çocuklu kadınlara dikmiştir çünkü bu kadınların evlilik beklentisi yoktur.


Will bu amacı uğruna dul ve çocuklu kadınların peşinde koşarken Marcus ile karşılaşır. Will ne kadar sorumluluk almadan yaşamaya alışkın tembel bir adamsa, Marcus ise onun aksine yaşından büyük sorumluluklar altına giren 12 yaşında bir (adam)dır. Ve birbirlerinden öğrenecekleri çok şeyleri vardır.

Kitap karşılıklı bölümlerden oluşuyor. Bir bölümde yazar Macus tarafından konuşurken bir diğer bölümde Will tarafından olay döngüsünü bizlere sunuyor.
Kitabı çok sevdim. Akıcı bir dili ve farklı bir hikâyesi var. Ve en önemlisi sizi bir çocuğun dünyasına kolaylıkla girdirebilen satırlara sahip.

Özellikle son kısmının çok güzel bağlandığını düşündüğüm bu kitabı aklınızın bir köşesine yazmanızı tavsiye ederim.


Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım

5 Ekim 2015 Pazartesi

Kar Tanelerinin Bir Bildiği Var Okur Yorumu

Yine bir Debbie kitabından bahsedeceğim. 
Debbie’nin çok iyi bir yazar olduğunu asla söylemedim, hatta kitaplarının elde tutulması gerektiğini bile düşünmüyorum ama bunlar onu bayılarak okumama mani değil.
Debbie’nin farkının samimi olmak ve meydana gelmesi güç olan güzel olaylara yazarken duyduğu inanç olduğunu düşünüyorum.
2 çeşit insan var. Debbie severler ve Debbie sevmeyenler. Orta kısım; yani bazı kitaplarını sevip bazılarını sevmeyen insanlar yok. Çünkü her kitabında ortaya koyduğu tarz aynı; Debbie tarzı.


Ben mutlu kitapları ve tabii mutlu dizi ve filmleri seviyorum. Gerçek hayatta yakalayamadığımız meydana gelmesi zor olan tüm güzellikleri okumayı seviyorum. Bu bazılarına zorlama olarak gelse de ben güzel şeylerin yalanlarını  bile okumayı seviyorum.
O yüzden ara sıra kendime Debbie yüklemesi yapıyorum.
Kar tanelerinin bir bildiği var  -bildiğim kadarı ile- Debbie’nin seri olmayan kitaplarından birisi. Birbiri ile zıt düşüncelere sahip iki farklı insanın aşkını konu ediyor. Arka planda yılbaşı var. Kar yağıyor arada sırada. Bu esnada siz kitabı bir iki gün içinde bitiriveriyorsunuz. Eğer şimdiye kadar hiç Debbie Macomber kitabı okumadıysanız bu kitap iyi bir başlangıç olabilir.


Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım

28 Eylül 2015 Pazartesi

Annemi Bir Kez Daha Görebilsem Okur Yorumu

Son zamanlarda Arap erkeklerle evlenen kadınlar üzerine birçok kitap okudum. 
Bu kitaplardan yaptığım gözlemler neticesinde dini nikâh ile ikinci bir evlilik yapan Arap erkekler adi pisliklerdi.

Ama okuduğum Amerikan ve İngiliz romanlarında karısını sevgilisini gayrı meşru şekilde aldatan ya da gizlice onunla bununla yatıp kalkan adamlar affediliyor, hatta affedilmesi gerektiği günümüzde böyle şeyler olabileceği üzerine yönlendirmeler yapılıyordu.

Mesela 50’li yaşlarda andropoza girmiş bir erkek uzun yıllar süren evliliği sonucunda boşluğa düşüp bir başka kadınla beraber olabiliyor, sonra hatasını anlayıp karısına döndüğünde onun değerini anlamış oluyordu. Kimse onu kınamıyor, onu affeden karısı için de çok modern bir çizgi çiziliyordu.

Okuduğum doğu kökenli karakter ile batılı karakterler aslında birbirine bu kadar benzerken doğulu karakter bunu dini çerçeve içinde yaptığı için pisliğin teki gibi gösterilirken aynı şeyi aldatma adı altında yapan batılı erkek herkesin başına gelebilecek basit bir hatanın kurbanı oluyordu.




Ben iki tarafı da haklı bulmuyorum, iki tarafta mazur değil ama dayatmaya çalışılanın İslam dinini lekelemek olduğunu da görmemek elde değil.

İşte bu kitap İngiliz anne ve Yemenli bir babanın kızlarının hikâyesinden bahsediyor.Yemenli babası Zana'yı 13 yaşındak iken annesinden habersiz köyündeki adamlardan birinin oğluna satar. Hiçbir şeyden haberi olmadan tatil zannı ile Yemen’e giden Zana ise gerçekleri sonradan öğrenecek hatta birde kardeşi aynı şekilde yanına gelecektir.
Kardeşi hayatını kabullenirken Zana oradan kurtulmak için çetin bir mücadelenin içine girecektir.
Gerçek hayat hikâyesi olan bu kitaptan etkilenmemek elde değil lakin yukarıda bahsettiğim sebeplerden dolayı bilinçli bir okuyucu olmak şart diye düşünüyorum.

Bunlar haricinde kitabı sevdim, devam kitabı da varmış, denk gelirsem almayı düşünüyorum.

Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım