Google

8 Şubat 2016 Pazartesi

Kitap Hırsızı Okur Yorumu

"Kitap Hırsızı" konusu bilmeden, tavsiye üzerine aldığım bir kitaptı.
Kitabın yazarı: Markus Zusak

Kitapların arka kapaklarındaki konularından bahseden yazıları okumayı sevmem. Çünkü bu yazıları okuduğunuzda kitap hakkında zihninizde bir şablon belirir, kitaba başladığınızda hikayeyi bu şablona uydurmaya çalışırsınız ve genelde bu arka kapak yazıları çok başarısız olduğu için yazanlar içeriğe uymaz, sizin oluşturduğunuz şablona hiç uymaz ve sonucunda okuduğunuz hikayede sizi rahatsız eden bir şeyler olur.

Okurken, yakın bir zamanda filmi çekilen bu kitabın neden bu kadar çok sevildiğini merak ettim. 

Kitapta anlatılan hikaye vasattı. Tek güzel olan şey yazarın diliydi. Gerçekten farklı ve alışılmışın dışında bir dil kullanan yazarın hikayesi o kadar sıkıcıydı ki o güzel diline rağmen çok zor ilerliyordu. 

Resmin içinden kitabı bulunuz :)
2. Dünya Savaşı Almanya’sında Yahudi olduğu için anne babasından ayrı düşerek evlatlık verilen Liesel’in yüreklere dokunan hikayesi olarak lanse edilen kitap benim yüreğime dokunmadı. Çünkü mevzu bahis Yahudiler olunca hümanist olamıyorum, çünkü onlar konu Müslümanlar olunca hümanist olmadıkları gibi, canavarlar. Çünkü, çünkü, çünkü....

Kitabın bu kadar ses getirmesinin sebebi de büyük ihtimalle Yahudi sempatisi toplamak adına Yahudi misyonerleri tarafından desteklenmesidir.

Kitabı sevenlere saygı duyuyor, okunması gereken kitaplar listesinde olmadığını düşünüyorum.

7 Şubat 2016 Pazar

Devam Eden Kore Dizileri Hakkında 2016 Yorum

Murpy kanunları her zaman işler. Vaktin yokken izleyecek diziler birikir ve sen izleyemezsin.
Vaktin olduğunda ise izleyecek hiç bir şey bulamazsın.

Bende bu durumda idim, sizden de öneri gelmeyince hiç sevmediğim bir şey yapmaya başladım:
Çevirisi bitmeyen dizilere başlamak!

Bu diziler hakkında tavsiye niteliğinde değil sadece fikir vermesi açısından bir yazı yazacağım.

Eş zamanlı izlediğim dizilerden ilki şurada konusu ve oyuncularından bahsettiğim ve oyuncuları itibarıyla izleyeceğimden bahsettiğim One More Happy Ending.


Devamı »

5 Şubat 2016 Cuma

Bubblegum Dizisi Yorum ve Replikleri

Bubblegum'u başrollerini Lee Dong Wook ve Jung Ryeo Won paylaştığı için izlemeye karar vermiş epey bir müddet çeviri beklemiştim.


Dizinin konusu ve oyuncuları hakkındaki bilgiye şuradan ulaşabilirsiniz.

Diziyi izledim ama sadece 8.bölüme kadar. Neden sadece 8. bölüme kadar izledim? Aşağıda cevaplayacağım.

Bubblegum dizisi nasıldı?

  • Lee Jin Wook kırıtık (yoksa kırık mı demeliyim) bir roldeydi. Yani sanırsınız, Yılmaz Morgül. Böyle gay-vari hareketler, ağız kapatarak gülmeler, fazlaca feminendi. Naifliğin sınırlarını abartmışlardı. Bu beni fazlaca rahatsız etti. 
  • Aslında hiç öyle bir adam olmadığı için en azından iyi bir oyunculuk çıkarmıştı diyebilirim.
  • Dizi iki arkadaşın aslında yıllardır birbirine aşık olup da farkında olmamaları ya da bazı nedenlerle duygularını bastırmış olmaları hikayesi üzerine kurulmuştu. Bu açıdan baktığımızda The time we were not in love dizisine çok benziyor. Lakin The time we were not in love dizisinde ikilinin arkadaşlıkları acayip gıpta edilesi iken bu dizideki arkadaşlık boyutu size o duyguyu vermiyor, iki kardeş gibi birbirlerini yiyip duruyorlar.
  • İlk 4 bölümü çok sıkılarak izleyip belki açılır diye kendimi iteledim, durdum. Sonrasında ise 8. bölüme kadar pek zevk almadan normal seyirde izledim. Sonra da dedim ki, ilk 4 bölüm kötü şimdi de o kadar zevk almıyorum, izlemeye devam etmek için dizinin sonundan da merak ettiğim bir şey yok, e o halde bu diziyi yarım bırakmalıyım.
  • Ve sadece 8 bölüm izleyerek hayal kırıklığı ile diziyi sonlandırdım.
Yasal Uyarı: Buradan sonrası biraz spoiler içerir.
Devamı »

4 Şubat 2016 Perşembe

Bir erkeği kılıbık yapma yolları

Her şey bir telefon gelene kadardı.

Sonra bitti.

Karşımda artık başka bir adam oturuyordu.

Yine sondan başladım değil mi? Başa döneyim.

Okulda çok sevdiğim, hayran olduğum bir profesör var. Muhtemelen profesör deyince gözünüzün önünde saçları ağarmış bir adam canlanmıştır. Ama öyle değil. Türkiye şartlarına göre erken bir yaşta bu unvana sahip olması; biraz kendi çabasından ama daha çok Kıbrıs’ta hocalık yapması ile alakalı bir durum. Buradaki üniversitelerde böyle yükselmeler daha kolay gerçekleşiyor. Neyse.

Uzun lafın kısası erken bir yaşta bu unvana sahip olan hocamız gerçekten çok cool ve gıpta edilesi özelliklere sahip. Kendisi tezimin de Jüri başkanı olma şerefine :P nail olduğu için jüri sonrası bazı düzeltmeleri yapıp tezimi kendisine teslim etmeye gittim.

Sağ olsun, benimle çok yakından alakadar oldu, bazı yönlendirmeleri ile bir kez daha kendisine hayran bıraktı, derken…

Derken telefon çaldı.
Açtı.
İşte burada film koptu. Arayan karısıydı.


Konuşmayı özel hayat gizliliğini ihlal etmemek adına buraya yazmıyorum ama ama bizim cool profesörün içinden bir adet kılıbık çıktı. Benim devreler iptal oldu tabii. Kılıbık olması beklediğim bir şey değildi. Genel yapısı kılıbık olduğunu gizliyordu.

Sonra bu olay üzerine düşündüm. Ve şu sonuca vardım:

Dışarıda kedi gibi olup evde fırtınalar estiren bir erkek tipi var ki, böylesindense bu hocamız gibi dışarıda fırtınalar estirip eve geldiğinde kılıbık olması daha kabul edilebilir bir durum oluşturuyor.


Yine de genel olarak ne karısına karşı ne de insanlara karşı kılıbık olmayan, cool duruşunu her iki tarafta da koruyan, karakterinden taviz vermeyen erkekler için magazin diliyle “in” diyoruz.

Not: Başlığın cevabını bilmiyorum ama hocamızın karısı ile tanışmayı düşünüyorum. Kendisinden öğreneceğim çok şey var. :)
http://kurtlarvadisi2o23.blogspot.com

3 Şubat 2016 Çarşamba

Göz Yaşlarınıza Engel Olamayacağınız Şarkılar

Artık benim için de “şu sıralar ne dinliyorsun” sorusunun bir cevabı var. 
Acayip damar olan bu şarkıyı bayılarak dinliyorum. Bende şiddetli bir ağlama hissi uyandırıyor.
Karmaşık duygular içinde olduğum için mi, yoksa hissettiklerime tercüman olduğu için mi bilmiyorum lakin sözleri içime işliyor.
Bahsettiğim şarkıyı siz de şuradan https://www.youtube.com/watch?v=0Try_KIXdRs dinleyebilirsiniz.
Devamı »

1 Şubat 2016 Pazartesi

Gizemli Büyük Bir Sır

Gizemli Giriş Cümlesi: Bu yazdığım şey aslında çok önemli bir sırrımmış gibi geliyor. Ya da daha önce kimseyle yüksek sesle paylaşmadığım için böyle hissediyorum. Ama biliyorum ki birçok kişi bunu yaptı ve bazıları hala yapmaya devam ediyor.

Gece hayallere dalmadan uykuya dalamam. Çocukluğumdan beri bu böyledir.

Özellikle ergenlik döneminde gündüz otobüste aklıma gelen bir senaryoyu "dur ben bunu geceye saklayım," diye düşündüğümü, gece  güzel bir film izleyecekmişim gibi yatağa  koşarak gittiğimi, yorganı kafama çekip senaryomun başrolünü üstlendiğimi hatırlıyorum. Özellikle yaz tatilindeki berduşluktan dolayı tüm senaryolar tükenip cumhurbaşkanı olduğumu bile hayal etmişliğim vardır.
Ne var ki yani! Hayaller bedava diye edebiyat yapıp durdular, bizde kullandık. :)

Bu süreç uykuya dalmamı kolaylaştırır ve daha tatlı bir geçiş olurdu. Muhtemelen sırıtarak uykuya dalardım.

Sonra büyüdüm, hayal kurmaya zamanım olmadı, gerçekleri düşünmekten.

Gerçekler ise genelde uyku kaçırır. Özellikle gece yastığa koyduğunuzda tüm can sıkıcı şeyler başınıza üşüşür. Can sıkıntısından, sinirden uykunuz kaçar.



Her zaman can sıkıcı gerçekler uykunuzu kaçırmaz tabii. Başınıza güzel şeyler geliyorsa o sıralar, işte bunları düşünmek de uykunuzu kaçırabilir. Çünkü sevinçten heyecanlanırsınız, vücut adrenalin salgılar. Adrenalin ise uykunuzu hop yutar, götürür. Sabah olsa o güzel şeylere kavuşsam hissi ile uykunuzdan olursunuz.

İşte tam da bu sebeplerden dolayı büyüyüp kaybettiğim “geceleri hayal kurmak” hasletini yeniden yapar oldum. Uykuya dalmak için bir melisa çayı, bir sıcak duş ya da bir bardak şekerli süt kadar etkili olan bu yöntem gerçekten işe yarıyor.

Sırtımda çantam bir trene binmiş, o günkü ruh halime göre istediğim bir ülkeye seyahat ettiğimi hayal ediyorum. İzlediğim gezi programları ya da belgesellerden aklımda kalan görüntülere kendimi yerleştiriyorum. Bazen dükkânlara girip alışveriş bile yapıyorum. Sonuna gelip tekrar evime dönemeden uykuya dalmış oluyorum. O hayalden sıyrılıp yavaş ve yumuşakça uykuya geçiş süreci -belki de anı- o kadar tatlı ve huzur dolu oluyor ki size burada kelimelerle anlatamıyorum.

Yorulduğum, bir külçe haline gelip yatağa kendimi zor attığım zamanları ise ayrı bir seviyorum. Hayal kurmaya bile vaktim olmadan sızıp uyuyorum. İşte böyle dolu dolu geçirdiğim günlerin gecesindeki gönül huzuru da başka bir şeye benzemiyor…