Google

Gündelik Mevzular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gündelik Mevzular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2016 Pazartesi

Gerçek Evlilik Hikayeleri 6

Bugünkü evlilik hikâyesinin kahramanını uzun yıllardır bloğum sayesinde tanıyorum. Hatta birçoğunuz yorumlardan onu biliyordur. Çünkü mütemadiyen beni yorumları ile mutlu eder.

Bana çok samimi bir şekilde anlattığı hikâyesini gönderdi ama dedi ki; ismimi verme olur mu?
Olur tabii, dedim.


Ben hikâye hakkında yorum yapmayacağım, çünkü içinde kötülük yapmaktan korkmayan biri var ve şu sıralar böyle insanlar hakkında konuşmaya mecalim yok.

17 yaşında köyde yaşayan ve yaşıtları arasında epeyce güzel bir acem kızıydım. O yaşlarda insanın yanaklarından alev fışkırır, öylesine bir güzellik kaplar ve o güzelliğin kaderine yayılması için beklemeye başlarsın.

Köy yeridir çünkü ve evlilik vaktin gelmiştir. En güzel hayal ise şehre gelin gidebilmektir. İşte tüm hayallerin böyle küçüktür, yaşın kadar…

İşte bende o yaşlarda iken şehirden bir görücü geleceği haberi ile heyecanlandım. Hatırlıyorum, yüreğimin pır pır ettiğini, elimin ayağımın birbirine karıştığını. Ah bir yavru ceylandan ne farkım vardı o zamanlar. Ve nereden bilebilirdim ki yıllar sonra panter gibi saldırgan ve hırçın bir vahşi hayvana dönüşeceğimi. Hayatın beni getireceği noktadan habersiz görücülerin karşısına çıktım. Kahveyi tutup mutfağa koştuğumda anneme ben bu adamla evlenmem çok büyük dedim.


Adam, kendisi şimdi bir tanecik kocam olur. Benden 10 yaş büyükmüş. Ama boylu, poslu çok yakışıklı bir adam. Onu gördüğüm anda bunu söylüyorum lakin söylerken bile hissediyorum, bu adamın güzel kaderimin bir başlangıcı olacağının da farkındayım. 

Sonra onlar gidiyorlar.
Biz yatıyoruz. 

O gece uyuyamadığımı hatırlıyorum, sonradan öğreniyorum ki o adam da uyuyamamış. 

Ama bizim evde uyuyamayan biri daha vardı amcamın hanımı yengem. Aynı evde yaşadığımız bu kadın benden 2-3 yaş büyüktü ve varlığım onu o denli rahatsız ediyordu ki ona göre “yağlı bir kuyruk bulmuşken” ben bir an önce evden gitmeliydim. Bu yüzden tüm gece gözüne uyku girmemiş daha yataktan yeni kalkmışken telefonla görücüleri yani müstakbel kaynanamı arayıp alacaksanız alın yoksa başkaları haber verdi onları buyur edeceğiz diyor.
Yani ben ne zaman evet dedim, babam ne zaman evet dedi. O bana bunu nasıl yapmış, el âlemin içinde beni ne hale düşürmüştü. O gün o kadar çok ağladım ki, şimdi sana bunları yazarken hala ağlıyorum. Fatmagül’ün yengesi hayal ürünü mü sanıyordun yoksa!?

Bu adam ile evleniyorum, şehre yerleşiyorum. Köyden çıkıp itibar sahibi bir hanımefendi oluyorum. Çocuklarım oluyor. Şehirleşiyorum. Mutluyum.

Ama yengemin beni elde kalmış bir mal gibi kakalaması gerçeği her zaman önüme çıkıyor, sanki zorla gelin gelmişim gibi… Ömrümce bunun utancını yaşayacakmışım gibi hissediyorum.

Ben bunları böyle karman çorman yazdım ama Nabrut’çum sen düzenlersin değil mi? 
Bir de adımı verme olur mu? 

Yazı dizimdeki diğer yazılar:

Görücü usulü evlilik nedir?

Görücü usulü evlilik "Usulü"

Görücü usulü evlilik hakkında bilinmeyenler

Evlilik Hikayeleri 1, 2, 3, 4, 5

14 Nisan 2016 Perşembe

Fakirlerle Görüşmeyi Sevmiyorum!

Fakirlerle görüşmeyi sevmiyorum.

Gözü doymayan fakirlerle, kendinde olanı görmeyip hep başkasındakine tamah eden, kendinde olanı görmediği için de hep kendini fakir hisseden ve asla olanı ile olduğu kadarı ile mutlu olamayan fakirlerle görüşmeyi hiç ama hiç sevmiyorum.

Sevmiyorum yerine bu bahsettiğim özelliklere haiz insanlarla görüşmüyorum demek isterdim ama maalesef ki böyleleri hep burnumun dibinde biter, o kadar dibindedir ki kan bağı gibi kopmayan bir bağın da sahibidirler.

En fenası ne biliyor musunuz? 
Bunların bazısı bayağı zengindir ama para harcamayı bilmezler. Ya cimridirler. Ya görgüsüzdürler. Görgüsüz oldukları için ne alıp giymeleri gerektiğini bilmezler. Kendi bilmediği için de sürekli sizin aldığınız da giydiğinizdedir gözleri. Çünkü sizin gibi olmak isterler. Ama sizin gibi olamayacaklardır. Çünkü görgü ve asaletin arasındaki farktan da bihaberdirler. (Şurada aradaki farkı izah eden bir yazı yazmıştım) 
Ya da babalarının evinde görmemişlerdir, koca evinde görüp buldumcuk olurlar. 

Mütevazı olmaya çalışıp pek rengimi belli etmediğim için bazen şaka ile karışık bazen ise ciddi ciddi zengin misiniz gibi sorulara muhatap olurum. Hatta bazen burada da böyle soru ya da ithamlara da muhatap oluyorum. 

Zengin miyim?



Bence en büyük zenginlik kanaat. Ve Allah bana bu bitmek tükenmeyen zenginlikten bahşetmiş. Şükürler olsun! Olanla yetinirim, olduğu kadarı yeter bana. Fazlası için dua ederim elbette lakin olmayan beni mutsuzluğa sürüklemez. Başkasında olana el uzatmam. Başkasında olan bende de olmalı diye düşünmem. Aklımdan bile geçmez. Hamdolsun! 
Tamam arada Arzum'un (Onan) olan benim de olmalı diye düşünüyorum ama o sayılmaz. :)

Ama ben böyle düşündükçe Rabbim hiçbir şeyimi eksik etmez. Belki de ben eksik olanı görmem hep bende olanı, fazla olanı görürüm de fazlalıklarımla mutlu olurum.

İşte tüm bu sebeplerden dolayı bana sorarsanız çok zenginim. Her şeyim var. 

Ama mevzu bahis olan insanlar asla mutlu olamıyorlar, mutlu da olamayacaklar. Ne kadar çok malları, kıyafetleri, arabaları evleri de olsa lanetli gibi kendi zenginlikleri için fakir olarak yaşayacaklar.

Bu anlattığım insan tipi size de çok tanıdık geldi değil mi?

12 Nisan 2016 Salı

Gerçek Evlilik Hikayeleri 4

O kadar güzel evlilik hikâyeleri geliyor ki, bu yazı dizisi bitmeyecek gibi görünüyor. Sizlerden devam etmem konusundaki teşviklerden güç alarak bu hafta da çok sevdiğim blog sayesinde edindiğim bir arkadaşım -okuyucu olmanın ötesinde- Habibe Kavak'ın anne ve babasının evlilik hikâyesini yayınlıyorum.

Annesinin ilk görüşte babasına karşı hissettiklerini söylerken kullandığı söze bayıldım. Benim için hikâyenin can alıcı kısmı da annesinin hissettikleri.

Bu arada kendi ya da anne babasının hikayesini bizimle paylaşmak isterseniz nabrutvebiz@gmail.com adresinden bana ulaşabilirsiniz.

Ben susuyorum, sizi hikâyeyle baş başa bırakıyorum.

Görücü usulünden söz açılmışken bende anne ve babamınkini anlatayım. Annem ve babam kuzenler yani annem halasına gelin gelmiş. 

Babam İstanbul’da annemde o zaman Diyarbakır'da yaşıyor. Dedem babaannemi ve babamı alıp Diyarbakır'a annemi istemeye gidiyorlar. 

İşin ilginç yani babamın bundan haberi yok. :) Neyse geliyorlar annemi istiyorlar, ve iş istemekle kalmıyor kızı, annemi veriyorlar da. Ama annem hala olanlardan habersiz. 

Bir gün anneannemin komşusu geliyor, oğluna annemi istiyor. Anneannem de ben kızımı verdim, yakında da nişan yapacağız, diyor. Annem şok tabii! ( ben olsam kıyametleri kopartırdım da) annem bir şey dememiş.



Burada bir es verip ben araya girmek istiyorum. Kızcağızın fikrini sormamışlar hadi tamam da bari haber verselermiş. :)

2 yıllık nişanlılıktan sonra annem İstanbul’a gelin gidiyor. Başta iki tarafta çok zorlanıyor. Çünkü ikisi o kadar ayrı karakterlere sahipler ki, hala nasıl anlaşıyorlar şaşırıyorum. Annem babamı ilk gördüğü ani anlatırken görür görmez çarpıldım diyor ;) ve hala annem babama çok fena âşık. Babam mı? Ben bütün dünyayı dolaşsam annen gibisini bulamam der. :) Ama annemin aşkı çok farklı bence. 

Babam anlatır; nişanlıyken gittim evlerine, kapıyı çaldım, annen bi’ içeri buyurmadı diye sitem eder. :-)  Şimdi ben nişanlansam demek ki damat adayını eve çağırabilirim. Buradan bunu çıkardım. benasdfghjkk. Neyse lafı çok uzattım. Şimdi benim önümde böyle bir örnek varken görüşmelere gidip hiçbir şey hissetmeyince evet demek içimden gelmiyor.

Ahh anne ahh! Başımı yaktın resmen @_@

Not: Sağ üst köşede bir anket hazırladım. Zaman ayırıp cevaplarsanız çok mutlu olurum. (2 şık birden işaretleyebilirsiniz)

Yazı dizimdeki diğer yazılar:

Görücü usulü evlilik nedir?

Görücü usulü evlilik "Usulü"

Görücü usulü evlilik hakkında bilinmeyenler

Evlilik Hikayeleri 1, 2, 3, 4

6 Nisan 2016 Çarşamba

N.F Mobbing İddilarına Ne Cevap Verdi?

Şok şok şok! Nabrut’a da mobing*** yaptılar. Darpsız şiddet mağduru N.F yalnız bize konuştu: Mağdur kadın; gözyaşları içinde hayır, ben kariyer yapmak istiyorum, evlenip de işi bırakmak gibi bir düşüncem yok, lütfen bana iş verin, sözlerine yer verdiği röportajımızda bitkin görünüyordu.

3.sayfa haberlerini dinlediniz.
Şimdi sözü N.F’ye devrediyoruz.

******

Haberden de anlaşıldığı üzere iş arıyorum. Klişe bir mevzu sanırım. Etrafımda herkes işsiz, büyük çoğunluğu iş beğenmiyor, kalan çoğunluk zengin koca bekliyor, diğerleri ise çalışmak istemiyor. Geçenlerde bir iş görüşmesinin mağduru olarak bende sahalardaydım.

Bana iş verecek kişinin (daha doğrusu vermeye adaydı, hıh kendi kaybetti:) –kurumun genel müdürü oluyor- evlenirse, yetişmiş eleman bizi bırakırsa korkusu var.

Hâlbuki haklı. Evet, Mehmet Aslantuğ dese ki Arzum’u bıraktım gel evlenelim, evinin hanımı ol, bende şu an dört bir yanımı saran kariyer planlarımı bırakarak; olur Meğmeettt mazutuma para yetirebilirsen evleniriz, evin hanımı ve dahi her bi’ şeyi olurum, derim. Diyebilirim kendimde o potansiyeli görüyorum. 


Resmi görünce de kıyamadım yağğvv :) Tamam, Mehmet gelme, ben senin bana gelme ihtimalini sevdim zaten.
Mutlu ol.
Arivederçi. 
Ha bu yaşıma kadar Meğmeet Arzum’u bırakarak bana koşmadı, muadilini de bulamadım, bulmak da zor görünüyor diye bir açıklama yapamadığım sevgili müstakbel işverenlerime teessüf ediyorum. Erkeklerin askerlik sıkıntısı gibi kadınlarda da bekâr olmayı sıkıntı yapan işverenler var.

Neyse… Onurlu bir işsizim sonuç olarak. Olmadı evimiz tam da kavşağın kenarında ışıklar bize çok yakın. Alırım elime kovayı, cam silerim. Çok iyi para var. Part-time bile çalışabilirim. Gerçi Kıbrıs'ta dilenci yok, Suriyeli yok ve buna mukabil ışıklarda cam silen de yok. Bu işi Kıbrıs'ta başlatarak patentini alır, işveren bile olabilirim. Sorun şu ki; dilenciye bile alışık olmayan Kıbrıs halkının beni ve işimi bağrına basıp basmayacağı mevzusu.

Aman olmadı, Instagram’da bir butik hesabı açar, 50 liraya mal olan ürünleri 400 liraya satar, sizi kazıklarım. Bana iş mi yok. Peh!

En kötü senaryo ise naylon çorap kokulu gün ortamlarını seviyorum ben, hayatıma kaldığım “gün”lerden devam eder giderim.

*** Yazar burada Nurgül Yeşilçay’ın Erkan Petekkaya hakkında yaptığı mobbing iddiasına gönderme yapmaktadır.

5 Nisan 2016 Salı

Ali Express Siparişleri Geliyor mu?

Aliexpress siparişleri geliyor mu?
Güvenilir mi?
Ne kadar zamanda geliyor?
Hangi satıcılar güvenilir?
Kargom neden gelmedi?
Kargo takip numarama nereden ulaşabilirim? gibi soruların cevabını teker teker vermekten usanarak tekrar kısa bir Ali express yazısı kaleme almaya karar verdim.


En önemli husus şu ki; aliexpress ile alibaba siteleri aynı şey değil.
Bana en çok gelen soru şöyle:
ama tek bir tane ürün sipariş edemiyorum çoğunun sipariş limiti en az 50 tane falan oluyor.
İşte bu sorunun cevabı aliexpress ile alibaba'nın farkında gizli. Birisi toptan satış iken diğeri perakende satışa yönelik çalışıyor. Alibaba'da tek sipariş verebileceğiniz ürünler yok denecek kadar az.
Aliexpress'teki ürünlerde ise hemen hepsinde tek ürün sipariş verebilirsiniz.

Siparişler geliyor mu sorusunun cevabı ise yukarıdaki fotoğraftır. En son siparişlerim geldiği gibi bundan daha önceki siparişlerim de de bir sorun yaşamadım.

Güvenilir mi?
Ödeme noktasında bence sanal ortamda babanıza bile güvenmeyin. Sanal kart kullanın. Ben öyle yapıyorum.

Hangi satıcılar güvenilir?
Bu nokta da profilinde elması olan satıcıları tercih edin. Aynı gittigidiyor mantığı ile çalışan sistem de satıcılar olumlu dönüş aldıkça madalyon ve elmas kazanıyor. Elmasları olan satıcı güvenilirdir diyebilirim. Ben bu satıcıları tercih ediyorum.

Kargom neden gelmedi?
Gelir sabredin. Yani yurt dışından sipariş veriyorsanız en az 45 günü gözden çıkarın daha erken gelirse sürpriz olur ve beklememiş olursunuz.

Kargo takip numarama nereden ulaşabilirim?
Açıkçası pahalı bir ürün almıyorsanız verilen takip kodları çalışır durumda değil. Kargonuzun yoldaki akıbeti Allah'a emanet. Ama mesela bir defasında tablet için klavye aldım. 80-90 liralık bir ürün olduğu için takip numarası verdikleri gibi kargo firması da seçebildim. Ve böylece 15-20 gün içinde ürünüm her anından haberdar olarak elime ulaştı. Yukarıdaki fotoğrafta olduğu gibi 3-5 liralık ürünler için kargo takibi mümkün olmuyor onu söyleyebilirim.

Aliexpress ile ilgili şurada bir yazım daha var. Ona da göz attıktan sonra sormak istediğiniz bir şey olursa cevaplarım. 

3 Nisan 2016 Pazar

Evlilik Hikayeleri 4-Bu Hikaye Bir Başka Güzel!

Görücü usulü evlilik yazı dizime kendi yazdığım bir konu ile devam edeceğim. Ama ondan önce sizden gelen gerçek hikayeleri paylaşmaya devam ediyorum. 

Bu seferki hikaye acayip ilginç. Ve Hikayenin sahibi Öznur Sağlık öylesine güzel kaleme almış ki; Bayıldım.
Mutlaka okuyun diyor, çok uzatmadan sözü sahibine bırakıyorum.


34 yıllık evliler annemle babam. Aynı zamanda dayı hala çocukları. Bizim sülalede akraba evliliğini başlatan babamdır. Hala dalga geçerim senin yüzünden kimlerin hayatı etkilendi diye :)

Babamla annem kuzen oldukları için bebekliklerinden beri tanışıyorlar. Annem babamı bir dost bir abi gibi görürken babam anneme deli gibi aşık. Böyle uzaktan uzaktan izleyen romantiklerdendir babam. Neyse babam artık 18 yaşına gelince diyor alıcam ben bu kızı ve açıyor konuyu dedeme. (Rahmetli dedem de çok severmiş annemi hastalandığında bile en çok annemi istemişti yanına.) Dedem bakıyor çocuğu kara sevdaya tutulmuş. E zaten kızı gibi seviyor annemi. Zaten akrabayız aileler de anlaşıyor, diyorlar açalım biz konuyu da isteyelim kızı. Görücüye geliyoruz demiyorlar da oturmaya diye  gidiyorlar annemlere. Dedem usul usul açıyor konuyu bizim oğlan sevmiş sizin kızı diye. Başta annemin babası çok sinirleniyor. Olmaz öyle şey diyor onlar kardeş, gönderiyor bunları. 



E babam bu başlıyor yine ısrara bi kere daha gidiyorlar. Bu sefer annemin babası da bakıyor bunlar vazgeçmeyecek ben bunlara blöf yapayım diyor. 'Siz kendi kızınızı (halamı) benim oğluma (dayıma) verirseniz bende kızımı size veririm'
Bizimkiler dönüyorlar eve kara kara düşünerek. Babam hala ısrar kıyamet, dedem yine kafasında hesaplar yapıyor 'kızımı tanımadığım birine vereceğime onlara vereyim aileler de anlaşıyor hem oğlum sevdiğine kavuşsun' diyor. Ertesi gün hoop yine gidiyorlar kabul ettik diyorlar. Annemin babası şok tabi. Yaptığı blöf elinde patlıyor. E sözünden de dönemez. Mecbur veriyor kızı.

Buraya kadar olan hiçbir şeyden annemin haberi yokmuş. Anneme söz takılan gece söylemişler 'seni verdik birazdan sözün takılacak' diye. İlk çok şaşırmıştım bu duruma ama vakti zamanında öyle imiş demekki. Annemle babam evlendikten bir sene sonra da halamla dayımı evlendiriyorlar.

Neyse gelelim hikayenin sonuna. Babam ilk gün ne kadar aşıksa hala o kadar aşık anneme. Öyle ki bazen kendimi evde yeni evlilerin evinde fazlalık yapan biri gibi hissediyorum :)

Dipnot : Halamla dayım da babamın aşkına kurbam gitseler de çok şükür ki mutlu bir evlilikleri var.

Yazı dizimdeki diğer yazılar:

Görücü usulü evlilik nedir?

Görücü usulü evlilik "Usulü"

Görücü usulü evlilik hakkında bilinmeyenler


Evlilik hikayeleri 1

Evlilik Hikayeleri 2

Evlilik Hikayeleri 3

29 Mart 2016 Salı

Gözümü Kapıya Çarptım, İster İnanın, İster İnanmayın!

Bir gün önce patlamalardan bahsettiğim yazımı yazarken aklıma yemediğim dayağı açıklamaya çalışmam geldi.

Orta sondayım. Gece çok susamış olmalıyım ki uyanıp su içmek üzere mutfağa yol alırken, tabi bu yolculuk gözlerin yarısı kapalı ve el yordamıyla yapıldığı için, mutfağa girecekken, tam da o anda pat!!! Mutfağa giremiyorum. Giremediğim gibi tam da gözümün altı kapının oymalarına çarpıyor. Sonra gözlerimi açıp yoluma devam ediyor, suyumu içiyor, tekrar uyuyor, sabahçı olduğum için de muhtemelen aynaya bakma nezaketi göstermeden hızla hazırlanıp evden çıkıyorum. Okula!

Sonrası mı?



Yakın erkek arkadaşım –hatta en yakın arkadaşımın da sevgilisi- üzgün gözlerle yanıma gelerek soruyor?

-Kim dövdü seni? 

Kahkahalar atıyorum. O nereden çıktı diyorum, gözünün altı morarmış, diyor.

Hemen anında jetonum şıkır şıkır yuvarlanarak haznesini buluyor ve ağzımdan tıkır tıkır şu sözleri döküyor.

-Kapıya çarptım.

Bu sefer o bir kahkaha savuruyor daha başka yalan bulamadın mı dercesine. Sınıf başkanı olmam hasebiyle şaşkınlık yaratan dayak yemiş olma efsanem sınıf içinde kısacık bir süre içinde yayılıyor. Hatta yüzümü yakından görmek üzere yanıma kadar gelip geçmiş olsun diyenler de oluyor. Nerdeyse masama karanfil bırakacaklar, sınıfça büyük bir şok yaşıyoruz:
Ben; dayak yemediğim halde dayak yediğim zan olunduğu ve bir türlü kimseyi doğruya inandıramadığım için, sınıf ahalisi ise; yaramazları tahtaya yazmaya hatta yaramazlığa devam edenlerin yanına eksi koymaya ve hatta ve hatta uslu dururlarsa eksileri sileceğini vaat eden başkanlarının dayak yemiş, bir kavgaya karışmış olması durumuna karşı…

Valla kapıya vurdum diyorum ama kimse inanmıyor.

Hatta bir çocuk var. Konuya çocuk diyerek girdiğimden anladığınız üzere ilişkilerimiz biraz hassas. Benim tarafımdan değil ama. 
Neyse efendim bu çocuk etrafımda dört dönüyor, beni dövenin kim olduğunu araştırıyor, gidip dövecekmiş.

Hey Allah’ım. 

Doğruma kimseyi inandıramayınca yalan olanı, onların kafalarında zan ettikleri ve doğru olduğuna inandıkları şeyi doğru oymuşcasına itiraf etmek zorunda kalıyorum.

Bir kavgaya karıştım. Rahatladınız mı? Ama bendeki hasar ne ki bir de onları görseniz, fıythh be! Hepsine tüküydüm zaten, deyince itiraf etmek zorunda kaldığım yalan kabul görüyor. Artık sınıfın yakından görmek üzere ziyaret ettiği tekke olmaktan çıkıyorum. 

O günden sonra insanlara doğrularımı kabul ettiremeyince uğraşmaktan vazgeçip duymak istedikleri yalanları doğruymuş gibi söylemek zorunda kaldım.

Başka bir deyişle yalancı durumuna düşmemek için yalan söyledim.

Belki ilk kez o gün büyüdüm ve sanırım büyümek böyle bir şeydi…

27 Mart 2016 Pazar

Yatağımızdan Çıkmadan mı Yaşayalım?

Patlamalar, şehitler…

Ölüler, yaralılar…

Uçan bacaklar, kollar…

Haberleri açmak, dinlemek isteyen kimse yok. Bazen televizyon açılınca evden biri illaki şunu söylüyor, lütfen kapatın haberleri…

Duyarsız mıyız, bu olaylara duyarsız kalabilir miyiz?

Mümkün değil.

Lakin gerçekleri gazetelerden takip ediyoruz da görsel olarak görmek, tekrar tekrar yaşamak psikolojik bir yıkım oluyor.

Kızılay patlamasının olduğu sırada Ankara’da idim. Normal şartlarda yani hala Ankara’da yaşıyor olsaydım büyük ihtimalle o saatlerde o durakta olacaktım. Benim evime giden otobüslerin durağıydı. Yıllarca orada otobüs bekledim. 

O Pazar evde değildim lakin oralardan da uzaklardaydım. Eve geldim. Telefonum çalıyor. Meğerse patlama olmuş, annemler telaşa düşmüş. Orada olabilirdim, olsa idim ölmüş olacaktım gibi korku ya da endişelere kapılmadım.
Orada değildim ve ölmedim. Ecelim gelse orada olurdum, ecelim gelmediği için orada değildim. 


Sonrası tam bir bilgi kirliliği.

Falanca alışveriş merkezinde de patlama olacakmış, yok Ulus’a gitmeyin, yok Kızılay’a gitmeyin. Ve saire ve saire korku ortamı yaratmak adına yapılabilecek tüm çalışmalar özenle yapıldı, yapılmaya da devam ediyor.

Ben patlama ardından bir hafta daha Ankara’da idim. Tüm bu söylentilere kulaklarımı tıkadım. İstediğim yere gittim, geldim. Hiç bir endişe de duymadım. Tek endişem arabayı benim sürüyor olmamdı. Bilirsiniz felaket bir şoförüm. :)

Zira Türkiye’de bir yılda 10.000 kişi trafik kazalarından dolayı hayatını kaybetmişken;
Terörden dolayı (1984-2012 arasında) 5 bin 557 sivil hayatını kaybetmiş. Trafik kazasından dolayı ölmenin, terörden ölme ihtimalinden ne denli fazla olduğu konusundaki yüzdeyi bulmayı istatikçi arkadaşlara bırakıyorum. 

Sonuç olarak ecel geldi mi bir dakika geç kalmadığı gibi, bir dakika tehir de edilemiyor. 
Değişmeyen bir kader var ki o da öleceğimiz zaman!
Böylesine iman etmişken terör korkusu çekenleri, evinden çıkmaya korktuğunu iddia edenleri, sosyal medyada oluşturulmak istenen algıya av olup da ismi geçen belli başlı yerlere gitmeye çekinenleri anlamakta güçlük çekiyorum.

Ve bu yaratılmak istenen korku ortamının sağlanmasına yardımcı olan ve bu ortamı oluşturmaya çalışanların ekmeğine yağ sürenlere de şunu tavsiye ediyorum:

Siz en iyisi yanınıza deprem çantası alarak tüm kötülüklerden kendinizi korumak adına yatağınızdan çıkmayın.

29 Şubat 2016 Pazartesi

Snapchat Neden Popüler Oldu?

Yazın telefonuma snapchat'i indirmiş ve birçok kişi gibi bende bu ne bea, hiç bir şey anlamadım, diyerek telefonumdan kaldırmıştım. 

Son aylarda tekrar gündeme gelip hatta bazı kesimlerce Instagram’ın tahtını salladığı söylenen uygulamayı tekrar indirdim. Ve didikledim, internetteki yazıları okudum, kalan eksiklerimi de arkadaşlarıma sorarak tamamladım.

Sonuç: Gerçekten acayip eğlenceli bir app yani uygulama ya da sosyal ağ imiş. -artık adı her neyse-

Diğer sosyal ağlardan farkı ne, ben fotoğrafı zaten Instagram'da paylaşıyorum, bu iki uygulamanın birbirinden ne farkı var, derseniz; benim gözlemlerim şu şekilde:

* Takipçi derdi yok. Zaten takipçi sayısı da görülemiyor. Sadece paylaşımınızın kaç kere görüldüğünden haberdar olabiliyorsunuz. Takipçi, beğeni gibi kriterlerin olmaması da bu sosyal ağı kesinlikle çok daha eğlenceli hale getiriyor. 

* Ve bence bu gibi kıstasların olmaması sizi rahatlatıyor. Instagram’da olduğu gibi bir konsept kurayım, sanatsal bir resim çekiyim gibi zorlamalara gelmeden o an, tüm dağınıklığı ve doğallığı ile her halinizi paylaşabiliyorsunuz. Sanatsal kaygı (!) olmayınca da hem paylaşımlar daha samimi olabiliyor, hem de Instagram konseptine uygun olmayan tüm her şeyi burada rahatlıkla paylaşabiliyorsunuz.



* Paylaştığınız şeyin kaç saniye görülebileceğini kendiniz ayarlıyorsunuz. Eğer birisi ekran görüntüsü almaya kalkarsa bu size bildirim olarak geri dönüyor.

* Ara yüzde acayip eğlenceli yüz lensleri var. Hatta bu yüz lenslerinden bir tanesinde iki kişi ekrana giriyorsunuz ve sizin yüzlerinizi takas ediyor. Bu lens sayesinde dün gece gülmekten karnımıza ağrılar girdi. Çünkü babamla o kadar benziyoruz ki yüzlerimizi değiştiren uygulama da biz hiç değişmedik. Sadece babam biraz gençleşti. Özellikle bu lensleri denemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

* İnstagram’ın sıkıcı ve resmi havasına inat bu uygulama bahsettiğim lensler, emoji ekleyebilme özelliği, fotoğrafın üzerine yazılar ve karamalar yapmak gibi özellikleri ile çok daha eğlenceli.

* Bence uygulamanın en sinir bozucu kısmı birini takip etmek için kullanıcı ismini birebir girmek zorunda olmak. Tavsiye edilenler ya da arkadaşımın takip ettikleri gibi bir bölümü yok. Gerçi bu özelliğin olmaması sadece yakın gördüğün sayılı insanı takip etme olanağı veriyor ki bence snapchat’i diğer sosyal ağlardan ayıran en önemli özelliklerden birisi de bu.

Benim snapchat adresim @nabrutvebiz 
(şizofren birisi benim bulduğum bu saçma nicki “nabrut” kendi kullanmaya başladığı için öznabrut yazacaktım ama ö sıkıntı çıkardı. :) 

Gönderiler 24 saat sonra silindiğinden dolayı belki bir delilik yaparak ay cemalimi :P paylaşabilirim, hatta silindiği için saçmalayabilirim de ona göre takipte kalın efendim. :)
Ayrıca uygulama ile ilgili düşüncelerinizi, benim bilmediğim ama sizin eklemek istediklerinizi ve yine takip önerilerinizi yorumlarınızda merakla bekliyor olacağım.

28 Şubat 2016 Pazar

♪♫♪ Tren gelir hoş gelir ley ley limi limi ley♪♫♪

Yazmanın ilaç olduğu yaşı geçtiğinizde boşluğa düşüyorsunuz.

Yazmanın ilaç olmadığını anladığınız yaş işe aslında yazarak bir sonuca varamadığınıza kani olduğunuz olgunlaşma evreniz.

Eskiden yazdıklarınız o an size iyi gelmiş ama sonrasında sadece anı olarak kalmış satırlar. Hiç biri reçete ya da teşhis değil.

Yazmanın ilaç olmadığı yaşta yazmak sizin için ne ifade ediyor?
Tek başınalığınızı unutturan bir işlev görüyor. Sizi anlayan biri sonradan tekrar sizi okumuş oluyor. Bu biri de tabi ki siz oluyorsunuz.

Yazmanın ilaç olduğunu kim çıkarıyor derseniz; uzmanlar!
Onlara göre boş bulduğumuz sayfaya dolu olan içimizi pıtır pıtır dökmeliymişiz. 
Peh!


Bir arkadaşım gurbette yaşamanın en güzel yanının ailevi sorunlardan uzak kalmak olduğundan, hele ki özverili biriysen çok daha güzel olduğundan bahsetmişti. Ses çıkarmayan hep alttan almak zorunda kalan tarafsan eğer, demişti sana gurbet öneriyorum.

Bende inan oradan bile beni bulur bela, demiştim. Ama bulmuyormuş. Gurbetin tek avantajı da buymuş.

İşte ben gel zaman git zaman annemle kapı komşusu olmak isterken, bazen başımı alıp kimsenin bana kolay ulaşamayacağı bir yerde yaşamak istiyorum.


Ve bu yazının sonunda Candan apla der ki; ♪♫♪ bahar gelince mi ben böyle olurum, yoksa böyle olduğum için mi gelir bahar ♪♫♪

Not: biliyorum, olay örgüsü ve duygu geçişleri karışık bir yazı oldu lakin şu sıralar benim gibi hisseden birileri vardır mutlaka, biliyorum. Bahar çarpması...

18 Şubat 2016 Perşembe

Görücü Usulü Evlilik Nedir? 2

Görücü usulü ile alakalı yazı dizimin ilk kısmını şuradan okuyabilirsiniz. 

İkinci kısım yani günümüzdeki görücü “usulüne” gelirsek;

Artık usuller değişti. Ya da şöyle söyleyeyim; okumuş ve İslami evlilik yapmak isteyen belirli bir kesimin… Ayyy bunu genelleyemeyeceğim çünkü okumuş muhafazakâr kesimin de kendi arasında görücü usulü evlilikten anladıkları başka başka şekiller var.

O yüzden genelleme yapmadan kendi kültür çevremizdeki işleyişi anlatayım.

Bizim görücü usulü anlayışımız şöyledir;

Bir cengâver der ki, falancanın kızı var, ne dersiniz?

Es vereyim; aracı kişiyi bilerek cengâver diye nitelendirdim zira bu gibi işlerde aracı gerçekten çok "arada" kalır, iki tarafı kırmadan dökmeden işi usulünce yapabilmek adına bir cengâver gibi savaştığı gibi zaten aracı olmayı göze almak da başlı başına bir cengâverliktir. Çünkü elçiye zeval olmaz darb-ı meseli (atasözü) iş evlendirme mevzusu olunca pek ciddiye alınmaz ve aracı kişi çoğu zaman incinir ve yıpranır. 

Bu esnada kızımızın sosyal medyadan fotoğrafı bulunabilirse çok iyi olur, maça bir sıfır önde başlanır. Ama benim gibi nemrutsanız ve hiçbir hesabınızda fotoğraf bulundurmuyorsanız karşı taraf gol yemiş olur ve bu çok eğlencelidir. Yani ben bunu seviyorum. 

Yazar gerçekten bunu seviyor muydu yoksa;
İhtimal 1: Çok çirkindi, olası taliplerinin önünü kesmek istemiyordu.
İhtimal 2: Yazar kendini setredip gizlemeyi seviyor, yabancı erkeklerin, ulaşabilen herkesin kendisine bakması fikrinden rahatsız oluyor, dini tercihleri ise muahafazakar bir genç kızın kendisi sakınması gerektiğini düşünüyordu.
İhtimal 3: Kesin çok çirkindi. 



Ailesinin ve kızın genel özellikleri akıllarına yattıysa erkek tarafı aracıyla haber yollar, gidelim kızı ve ailesini görelim isterler.
Bu teklif üzere kızın ailesi de bahsi geçen aile ve oğulları hakkında tahkikat yapar ve uygun görürlerse bu talebi kabul ederler. Eğer uygun görmezlerse evimize bile zahmet etmeyin diye kibarca geri çevirirler.  

Burada da es vereyim; bizde aa bu evin kızı varmış diye yolgeçen hanıymışçasına görücü gelmez, kabul etmeyiz. Ha görücü olduğunu asla belli etmeden misafirliğe gelenler konusunda ailem bir yaptırım :) uygulayamıyor. Birde zaten kararımız olumsuz olduğu halde olsun, biz yine de bir gelelim diye ısrar edenler var ki, aracı da kıramayacağımız biriyse mecburen onları da buyur ederiz. Hatta şurada size böyle sinir bozucu bir durumların birinden bahsetmiştim.

Bu gibi durumlarda hem karşı tarafı rencide etmemek adına hem de hemen hemen aynı çevrenin insanı olmak ve tekrar görüşülme, karşılaşılma imkânı çok olduğu için kıza söylememek tercih edilir. Bence çok erdemli bir davranıştır. 

Çünkü yanlışlıkla duyduğun görücü vakıalarının ertesinde mevzu bahis kişi evlenebilir, hatta en yakın arkadaşınla bile evlenebilir ve rahatsız edici durumlar oluşur. En iyisi bilmemektir. –yaşanmıştır-

İkinci aşamaya geçildiyse; yani erkek tarafına onay verildiyse eve buyur edilir. Ama bu esnada aile oğullarını getirmez. Pasta ile gelinen bu aşamanın amacı kayınvalide adayının kızı görmesi ve ailelerin daha yakından tanışmasıdır.

Bu aşamadan sonra aileler birbirini beğendiyse tahkikat genişletilir ve erkek tarafı da görücü usulünün “görme” kısmını talep etmek adına kızın ailesi ile telefonlaşır. Bu telefon trafiğini aracı olan kişi de yürütebilir.

Aman Allah’ım! Bu prosedürler yaşarken normaldi de şimdi yazarken şöyle bir baktım da mecliste görüşülen yeni anayasa tasarısı kadar çetin bir süreçmiş. İyi ki erkek değilim. Hahah!

Neyse efendim; eğer kızın ailesi erkek tarafını ve oğulları hakkındaki tahkikatın sonucunu beğendiyse görücü usulü randevu için gün, saat ve yer ayarlanır. 

Yakanıza karanfil takarak gidersiniz.

Yok canım, o süreçte fotoğraf falan istenir ya da olay mahallinde iki tarafı da tanıyan biri olur, stres yapmayın, karanfile gerek yok. :)

Sonra işte o sıkıcı konuşma faslı, eğer etkileşim olursa telefon alınıp verilme, sonrasında birkaç defa daha görüşülüp yüz yüze konuşma, gibi kişiden kişiye farklılık gösteren bir süreç başlar. Birkaç ay da sürebilen bu süreç ailelerin bilgisi dâhilinde devam eder. Sonu olumlu ya da olumsuz sonuçlanabilir.

Kimi zaman, lan bu muymuş herkesin öve öve göklere çıkardığı diye içinizden geçirirsiniz,

Kimi zaman adam şahane her şey tamam ama ben neden elenktirik alamadım diye asla cevabını bulamadığınız sorularla baş başa kalabilirsiniz. Tabi bu problemin bir de mahalleli teyze bu sefer neyini beğenmedin gül gibi oğlanın diye baskı yapacak stresi vardır ki karın ağrısı bile yapar.

Sonraki süreci soruyorsanız ben henüz o level'a atlayamadım lakin duyup bildiklerim sonraki süreçte söz falan yapıyorlar. :P

Sözün kısası bizim için görücü usulünün aslını ailelerin onayı oluşturur. 

Bugün bir görücü usulü sürecinde yaşananlardan bahsettim. 

Bir sonraki yazılarımda görücü usulünün dini boyutu, günümüzdeki diğer görücü usulleri, insanların görücü usulü deyince anladıkları gibi birçok konudan bahsedeceğim.

Bir önceki yazımda sizin görücü usulü anılarınız varsa e-mail adresime yollar mısınız, yayınlayalım demiştim.
Çok güzel mailler geldi, çok teşekkür ediyorum. Henüz yollamadıysanız sizin anılarınızı da okumak ve burada paylaşmak isterim. Adres: nabrutvebiz@gmail.com

10 Şubat 2016 Çarşamba

Züğürt Tesellisinin Geldiği Son Nokta

Evde kalmış kız bloğu olarak 14 Şubat güzellemesi yapmak en birinci vazifem olması gerekirken Kubat’ın 14 Kubat kutlu olsun şarkısından sonra bunun üzerine diyecek sözüm kalmayarak susuyordum.


 Günlerden 14 Şubat
Aşk böcükleri her yerde
Tam bi' görmemiş stayla
Face'te millet hep ilişkide
Güllere 100 TL verince
Anladım bu gün bir işkence
Lahmacun bile kalp şeklinde
Bu neyin kafası böyle
Süslü püslü laflardan kurtulmak istiyorum
Bütün peluş ayıları, yok etmek istiyorum
O kalpli balonları, patlatmak istiyorum
Bugüne on dört kubat, denilsin istiyorum
Süslü püslü laflardan kurtulmak istiyoruz
Bütün peluş ayıları, yok etmek istiyoruz
O kalpli balonları, patlatmak istiyoruz
Bugüne on dört kubat, denilsin istiyoruz.

Ben suskunluğumu korurken, birçok sevgili ve koca eskitmiş hatta bir de oğlu olmasına rağmen tipinden evde kalmış kızlık akan sevgili Yıldız Tilbe ablamızdan yeni bir 14 Şubat güzellemesi geldi. Genç Turkcell'in her sene sevgilisi olmayan kesimi hunharca teselli etmesine bayılırken, bu seneki Yıldız Tilbe seçiminin çok isabetli olduğunu düşünüyorum. 


Artık 14 Şubat sevgililer günü olmaktan çıkıp sevgilisi olmayanları teselli etme günü olmaya doğru hızla yol alıyor. 

Objektif olarak fikrimi soracak olursanız; bu konuyu yarın muhafazakar kızların son moda istekleri hakkındaki yazımda geniş geniş anlatacağım. 

4 Şubat 2016 Perşembe

Bir erkeği kılıbık yapma yolları

Her şey bir telefon gelene kadardı.

Sonra bitti.

Karşımda artık başka bir adam oturuyordu.

Yine sondan başladım değil mi? Başa döneyim.

Okulda çok sevdiğim, hayran olduğum bir profesör var. Muhtemelen profesör deyince gözünüzün önünde saçları ağarmış bir adam canlanmıştır. Ama öyle değil. Türkiye şartlarına göre erken bir yaşta bu unvana sahip olması; biraz kendi çabasından ama daha çok Kıbrıs’ta hocalık yapması ile alakalı bir durum. Buradaki üniversitelerde böyle yükselmeler daha kolay gerçekleşiyor. Neyse.

Uzun lafın kısası erken bir yaşta bu unvana sahip olan hocamız gerçekten çok cool ve gıpta edilesi özelliklere sahip. Kendisi tezimin de Jüri başkanı olma şerefine :P nail olduğu için jüri sonrası bazı düzeltmeleri yapıp tezimi kendisine teslim etmeye gittim.

Sağ olsun, benimle çok yakından alakadar oldu, bazı yönlendirmeleri ile bir kez daha kendisine hayran bıraktı, derken…

Derken telefon çaldı.
Açtı.
İşte burada film koptu. Arayan karısıydı.


Konuşmayı özel hayat gizliliğini ihlal etmemek adına buraya yazmıyorum ama ama bizim cool profesörün içinden bir adet kılıbık çıktı. Benim devreler iptal oldu tabii. Kılıbık olması beklediğim bir şey değildi. Genel yapısı kılıbık olduğunu gizliyordu.

Sonra bu olay üzerine düşündüm. Ve şu sonuca vardım:

Dışarıda kedi gibi olup evde fırtınalar estiren bir erkek tipi var ki, böylesindense bu hocamız gibi dışarıda fırtınalar estirip eve geldiğinde kılıbık olması daha kabul edilebilir bir durum oluşturuyor.


Yine de genel olarak ne karısına karşı ne de insanlara karşı kılıbık olmayan, cool duruşunu her iki tarafta da koruyan, karakterinden taviz vermeyen erkekler için magazin diliyle “in” diyoruz.

Not: Başlığın cevabını bilmiyorum ama hocamızın karısı ile tanışmayı düşünüyorum. Kendisinden öğreneceğim çok şey var. :)

3 Şubat 2016 Çarşamba

Göz Yaşlarınıza Engel Olamayacağınız Şarkılar

Artık benim için de “şu sıralar ne dinliyorsun” sorusunun bir cevabı var. 
Acayip damar olan bu şarkıyı bayılarak dinliyorum. Bende şiddetli bir ağlama hissi uyandırıyor.
Karmaşık duygular içinde olduğum için mi, yoksa hissettiklerime tercüman olduğu için mi bilmiyorum lakin sözleri içime işliyor.
Bahsettiğim şarkıyı siz de şuradan https://www.youtube.com/watch?v=0Try_KIXdRs dinleyebilirsiniz.
Devamı »