Google

29 Kasım 2015 Pazar

Bir Nabrut'un Günlüğü :P

Son aylarda küçük bir İstanbul seyahatinde bulundum.


İstanbul tatillerimin olmazsa olmazı Karaköy Güllüoğlu'na gittim. 
Gerçi eskisi gibi harikulade değil ama yine de şu an olsa da yesek!


Karaköy Güllüoğlu'ndan hemen aşağı doğru yürüdüğünüzde Yeraltı Camisi vardır. Çok bilinmez ama caminin içinde sahibi türbeleri var. Ziyaretimizi yaptık.


Geleneksel durak noktalarımdan biri de Çamlıca Tepesi idi.


Buraya özellikle mahlepli simit yemek için geliyorum. Hatta çocukken buradan simit alır Ankara'ya götürüp buzluğa koyardık. O kadar çok severim.


Kürkçü dükkanına döndük tabii.


Duty Free ziyaretinde bulundum. Ama dolar ve euro yükselince artık eskisi kadar hesaplı olmuyor.


Dönüşte yine ders başı mesaisi başladı. Ben bu arada tekli Twix'leri yerken acaba sağ twix mi yoksa sol Twix'imi yiyorum gibi deli depek düşünceler içine girdim. 


Uzun zamandır geleneksel öğrenci evi yemeğinden yapmamıştık. Çok özlemişim.
Bilmeyenler varsa anlatayım;
makarnayı haşlıyorsun, konserve garnitür, yoğurt ve mayonez ile karıştırıyorsun ve yalancı Rus Salatası gibi bir şey oluyor. Çok severim.


Bu arada bazen çok sevdiğim,


arkadaş sohbetlerinde,


Bazen de çay hatırına sabrettiğim sohbetlerde bulundum.


Zaman zaman misafirlerimiz geldi, ders başından kalkıp ev kızı oldum.


Deniz gördüm.


Ne kadar yoğun olursam olayım, bir bölüm dizi izlemeden ve kitap okumadan da uyumadım.


Tüm bunları da Instagram hesabımdan paylaştım.

28 Kasım 2015 Cumartesi

Sassy Go Go Dizisi Yorum ve Replikleri

Özellikle 20 yaş altından izlemem konusunda çokça rica aldığım ve 12 bölüm olduğu için de tereddütümü azaltan Sassy go go dizisini izledim.


Dizinin konusu ve oyuncuları hakkındaki bilgiyi şurada yazmıştım.

Dizi hakkındaki yorumum;
  • Okul temalı dizileri seviyorsanız bu diziyi de seversiniz.
  • 20 yaş ve altındaysanız bu diziyi kesinlikle seversiniz.
  • 25'li yaşlardaysanız ve okul dizilerine karşı çok bir sempatiniz yoksa dizi size biraz çocuksu gelebilir. Yer yer sıkılabilirsiniz.
  • Ben ise okul dizilerini çok sevmem buna rağmen özellikle ilk 4 bölüme kadar her seferinde bir bölüm daha şans vermeyeceğim diye başlayıp yükselen temposu ile dizi sonlarında bir diğer bölümü izlemeye karar verdim. Zaten sonrasında dizi beni içine aldı. Ama zaman zamanda çok çocuksu geldi. Bu dizi güzel herhalde ama yaşıma uygun değil gibi düşünceler içine girdim.
  • Dizide sizi heyecanlandıran ve sizi diziye katan bir mücadele hissi var sanki sizde o olayın içinde yer alıyor gibi heyecanlanıyorsunuz.
  • Genellikle dizilerde kötüler kazanır ve iyilerin kazanması için dizinin en son bölümünü beklemeniz gerekirken bu dizinin en büyük özelliği her bölümün sonunda ve her olayda iyilerin kazanması idi.
  • Buradan sonra izleyip izlememek konusunda sizi muhayyer bırakıyorum.
Yasal Uyarı: Buradan sonrası yüksek dozda spoiler içerir.

Devamı »

Sassy Go Go Konusu ve Oyuncuları


Dizinin ismi: Sassy go go/Cheer Up

Sassy Go go dizisinin konusu: Zengin çocuklarının toplandığı bir okul olan Sevit lisesinde iki taraf vardır: Okulun ilk onunu oluşturan zeki ve zengin çocuklar ile sondan onluk dilime giren haylazlar.
Devamı »

26 Kasım 2015 Perşembe

Moda Arama Motoru

Online alışverişi çok seviyorum, hem birçok noktada daha hesaplı oluyor, hem de alışveriş yapmak için gezip dolanmaya vakit bulamadığım, lakin bir kadın olarak alışveriş isteği ile dolduğumda kendimi iyi hissetmeme sebep oluyor. Alışverişin verdiği mutluluk bir de çikolata da var sanırım.

Online alışveriş güzel, hoş ama bazen “özellikle aradığım” bir kıyafet olduğunda normal alışverişten farkı kalmıyor. Nasıl ki aradığım bir şey için o dükkan senin, bu dükkan benim başım dönene kadar dolaşıyor ayaklarıma karar sular iniyorsa, online alışverişte de bir çok siteyi dolaşmam, sayfa sayfa kıyafete teker teker bakmam gerekiyor.

Ama bu bahsettiğim durum online alışverişin doğasına aykırı değil mi? Biz online alışverişi daha kolay olduğu için tabiri caizse yattığın yerden alışveriş yapmanın keyfine varmak için tercih etmiyor muyuz?

Aradığım şeyi bulmak için onlarca siteyi gezmek zorunda kalıp saatlerimi harcayacaksam, sıkıldığım ve gözümün ağrıdığı da yanıma kar kalacaksa online alışveriş yapmanın ne avantajı olabilir ki?

İşte aradığını bulmak için site site gezmek zorunda kalmak sorununa bir çözüm yolu buldum. 
Moda arama motoru. Stilgiyin.com


Google mantığı ile düşünün. Google’a herhangi bir kelime girdiğinizde tüm sitelerdeki dokümanları toplayıp size sunuyor.

İşte stilgiyin sitesindeki arama kutucuğuna da mesela; 
kırmızı 38 numara rugan ayakkabı yazıyorsunuz ve bu arama motoru online ayakkabı satan sitelerdeki tüm rugan kırmızı ayakkabıları görselleri ve fiyatları ile beraber sıralıyor.

Şahane değil mi? 

Şu da var, sadece ayakkabı değil, tesettür giyim dahil tüm giyim ve aksesuar aramalarınızı bu site üzerinden gerçekleştirebiliyorsunuz.
Bir gazete haberinde sitenin aylık 2 milyon ziyaretçisi olduğunu okuduğumda neden böyle bir sistemden daha önce haberdar olmadım diye hayıflansam da sonrasında kendisine bahsettiğim birçok arkadaşımın da habersiz olduğunu görüp bunu burada da yazmak istedim.

Teknoloji benim yetişemediğim bir hızda gelişip hayatımızı güzelleştirirken küçüklükten beri hayalini kurduğum, tüm işlerimi yapacak olan Jetgillerin Rosie’si ne zaman üretilmeye başlayacak acaba diye heyecanla bekliyorum. :)

Not: Bu sistem online kitap siteleri için de yapılsa alacağımız kitap hangi sitede daha ucuz kolaylıkla öğrensek o da şahane olmaz mı, ne dersiniz?

http://kurtlarvadisi2o23.blogspot.com

23 Kasım 2015 Pazartesi

Hayırlısı Olsun

Evhamlı mısınız?
Yoksa kendinizi kaderin ellerine teslim mi edersiniz? :)

Mesela burnunuz aksa; “ay ben grip olacağım galiba,” diye alternatif tıp başta olmak üzere tüm ilaçlara başvurur musunuz, yoksa grip olacaksam da kader kısmet, hayırlısı böyleymiş, gibi bir teslimiyet göstererek sakinliğinizi korur musunuz?

Ben de acayip bir teslimiyetçilik vardır. Çay ısmarladığım bir yerde kahve gelse bunda da vardır bir hayır, aman ben kahveyi de severim zaten deyip kısmetime razı olurum. O kadar önemsemem. Utandığım için ya da değiştirin diye söylemeye çekindiğim için değil. Çok rahat bir insanımdır, hatta bazen fazla rahat. Bu sadece bir örnek ama her şeyde ve şerde olumlu bir taraf görüp kabullenirim. Amaaan, derim.



Hastalıklar mevzu olduğunda da böyleyim. Özellikle yoğun ve stresli olduğum zamanlarda kendimi asla dinlemem, yorgunluk nedir, bilmem. 

Geçen hafta sol kol altımdan sırtıma kadar olan bir kuşak içinde döküntüler çıktı. Ürtikerim var zaten, -halk arasında kurdeşen olarak bilinir- herhâlde stresten ürtiker oldum dedim üzerinde durmadım. Aradan birkaç gün geçti, sol göğsüme bıçak saplanıyor, ya da elektrik akımı veriliyor gibi ağrılarım oldu, herhalde göğüs kanseri oldum falan diye düşünüp nasip böyleymiş diye bir kabulleniş içine girdim. :)



Sonra sırtımda da aynı ağrılar oluşmaya başladı bir yandan kaşıntım da vardı ama ürtiker kaşıntısına benzemiyordu. Hatta beni bir böcek yedi ve zehirledi mi acaba diye bile düşündüm.

Kaç gün geçti, o döküntüler ne zaman çıktı, ağrılar ne zaman başladı hiç hatırlamıyorum, çünkü kendimle ilgilenmiyordum. Genel olarak kendime olan ilgisizliğim had safhadadır ama o kadar çok düşünecek şeyim vardı ki, kendim bu düşünülecek şey sıralaması içinde değildim.

En sonunda anneme gösterdim, doktora git, dedi.
Çok doluyum gidemem demiştim ama ertesi gün dersim iptal edilince doktora gittim, öleceksem hiç değilse bunu bileyim istedim. :)

Doktor zona teşhisi koydu. Böyle bir sonuç beklemiyordum. Bu hastalığın bilinen nedeni yoğun stres ve üzüntüymüş. Böyle durumlarda bağışıklık sistemi savunmasız kalıyor, bu virüs ortaya çıkıyor ve vücutta döküntüler, şiddetli sinir ağrıları ortaya çıkıyormuş.

Neye bu kadar üzüldün, ne stresin var, diye sordu, doktor.
Hayırlısı buymuş, dedim, tabi içimden. Çünkü hangi şeye daha çok üzüldüm, hangisi beni bu hale getirdi bilmiyordum.

Zaten mahalleli teyze de dedi ki;  bu yaşta zona çıkaracak kadar ne derdin var senin, yediğin önünde yemediğin arkanda...

Neyse benim hayat düsturum da bu işte: Hayırlısı...
Peki sizinki?

22 Kasım 2015 Pazar

Çocuklarıma Kim Bakacak?

Evli, çocuklu ve çalışan bayanların çok büyük bir derdi var.
"Çocuğuma kim bakacak?"

Bu soruna çoğunluğun bulduğu çözüm anneanne ya da babaanne olmakla beraber büyük bir çoğunlukta çeşitli nedenlerden dolayı çözümsüzlük içinde.

Çocuğunu emanet edebileceği iyi bir bakıcı bulanlar kendini çok şanslı hissetmekle beraber çocuğuna hiç kimsenin kendisi ya da annesi kadar iyi bakamayacağının da farkındalar.

Bende çalışan bir annenin kızı olarak, bunu bizzat yaşadığım için çocukluktan beri bu konuda endişelerim oldu. Çocukken okuyacağım ama çalışmayacağım, çocuklarıma ben kendim bizzat bakacağım gibi düşünceler içindeyken, büyüdükçe, çalışma isteğim olmamış çocuklarıma verdiğim değerin önüne geçti. Belki de kendimi daha çok sevdiğimin, ileride de kendimi daha çok sevmem gerektiğinin farkına vardım. Kendini seven bir kadının çocuklarına daha faydalı olacağını aynı zamanda çalışan kadınların çocuklarının özgüven sahibi, daha yırtıcı ve başarılı olduklarını gözlemledim.

Tamam, şu an kısmen çalışıyorum, ileride de tam zamanlı çalışacağım, çalışacağım ama benim olası çocuklarıma kim bakacak? Bunun üzerine şimdiden düşünüp ahlanıp vahlanmıyorum ama tabiri caizse yerini yapayım diye arada anneme takılıyordum;
-Benimkilere nasılsa sen bakacaksın.



Ya da bana kızıp çocukların olursa anlarsın temalı bir nutuk çekmeye başladığında sen bakacaksın bak boşuna beddua etme, seni bulur diyordum.

Ben senin evinin her işini gördürürüm sen yeter ki benim bebelere bak diye sırnaşıyordum. Şimdiye kadar da tamam diyordu ama sanırım artık biraz yaşlandı, baktı evlenmeye niyetim de yok, ben evlenip çocuğum oluncaya kadar da iyice güçten düşecek ve söylem değiştirdi: 
Bana ne, ben bakmam, diyor. 30 yıl sana baktım yeter, diyor. 
Aslında 27 yıldır bakıyor ama işte anneleri bilirsiniz saat 11 iken 12 olmuş hadi yat derler, yuvarlamayı severler. :)

O zaman bende evlenmem canıma minnet torunun yerine bana bakmaya devam edersin, diyorum. 

Babaanne cici, anneanneniz kaka diye torunlarının beynini yıkarım, diyorum ama yine de fikrini değiştiremiyorum.

Belki ciddi söylüyor, belki benimle uğraşmak için böyle diyor bilemiyorum ama kendimi riske atmamak adına destansı kriterlerim arasına şunu da ekliyorum:
Evleneceğim kişinin annesi atletik yapıda, güçlü kuvvetli, genç, diri ve torunlarına bakmaya dünden razı olan biri olmalı.

Not: Konu ile fotoğrafın ne alakası var derseniz; bu konuşmalarımızı kıs kıs gülerek dinleyen babama çok fazla gülmemesini annem bakmazsa kendisinin bakmak zorunda kalabileceğini söylüyorum da.

Nabroşka Saybrıstan Bildirdi.