Google

22 Ağustos 2015 Cumartesi

Uncontrollably Fond Konusu ve Oyuncuları

Son zamanların en sürpriz haberi Suzy ve Woo Bin'in beraber başrolleri paylaşacak olması.



Dizilerinin ismi Uncontrollably Fond.

Uncontrollably Fond konusu: Woo Bin ve Suzy çocuk yaşta sevgili olmuş ve kalpleri kırılarak ayrılmışlardır. Her ikisi büyüyüp birer yetişkin olduklarında tekrar karşılaşırlar. Woo Bin aktör ve şarkıcıdır. Suzy ise bir belgesel yapımcıdır.



Dizinin en önemli ayrıntısı senaristinin  Lee Kyoung-Hee olması.

Lee Kyoung-Hee kimdir?
I'm Sorry I Love You ve Nice Guy dizilerinin senaristidir. Bundan yola çıkarak dram izleyeceğiz gibi gözüküyor.
Woo Bin dramda çok iyi olduğu için benim gibi dram sevmeyen biri için bile izleme nedeni olacak.



Diğer erkek oyuncu Lim Ju-Hwan ki ben hiç sevmem. Bu açıdan üzüldüm. 


Lim Ju-Eun'u ikinci kadın rolü ile izleyeceğiz.



Fragmanı buram buram dram koksa da sanırım izlemeden edemeyeceğim. Woo Bin yıllar sonra başrol olarak dönüyor. Gel de izleme!



Facebook Kore Dizileri Sayfamı takip etmek için: https://www.facebook.com/koredizifilmreplikleri1
Blog'umda yazdığım tüm dizi ve filmleri alfabetik olarak sıraladım.
Buradan hepsine ulaşabilirsiniz.

Bana diğer sosyal medya hesaplarım


20 Ağustos 2015 Perşembe

Ufak Tefek Bir Şeyler

Finlandiya'da küçük küçük adacıklar varmış. Bu küçük adacıklar o kadar küçük ve o kadar fazlaymış ki, üzerlerine birer ev kondurup tüm adayı satın alabiliyormuşsun.
Hatta insanlar adalar arasında birbirlerine kayık ile gidip gelir, komşuculuk oynarmış.
Her evin önünde bir direk, direkte ise kendilerine ait bir bayrak olurmuş. Her ev bir hükümdarlık. Her hükümdarlığın kendine ait bir bayrağı...
Bu bayrağı öndere çekerlerse bilin ki ada sahibi evdeymiş, misafirlerini beklermiş...
Rüya gibi değil mi? 
Finlandiya'da bir adam olsa, pembe bir bayrak dikerdim evimize. Ama üzerine yine de ay yıldız işlerdim.




****

Gemileri yakınca ben, o eskinin hatunları gibi resimlerin gözlerini bile oyarım...

****

İyi ki ailem Hristiyan değil. Kesin annemler rahibe olmamı isterlerdi. Ben ise kesin kiliseden kovulurdum. Tanrı beni korusun. Amen.


****

Beyaz atlı prensini bekleyen duymuştum ama sarı saçlı prenses bekleyeni ilk kez duydum. Ona bekleyen değil arayan taraf olması gerektiği konusunda brifing verdim ama bence beni anlamadı.
Prenses kötü cadı tarafından derin uykuya yatırıldıysa vay haline. Yazık gencecik de çocuk.


****

Biraz önce evde kaldığını sanan daha 24 yaşında olan arkadaşıma, biri arkandan "kimse almasın seni, yine bana kalasın" diye türkü çığırıyordur diye teselli verdim. Allah'ım mahalle baskısı körpecik kızları ne hale getiriyor!

****

Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Gülben Ergen'in Yapmacıklığı

Benimle aşağı yukarı aynı senelerde doğan kişilerin bir çoğu zamanında Gülben Ergen fanı olmuştur.
O zamanlar ki, benim ortaokul zamanıma denk geliyor, Dadı dizisi yayınlanıyordu. Tam bizim yaşlarımıza hitap eden eğlenceli, Dadı karakterindeki Gülben Ergen'in hal ve hareketleri ile sevilesi bir diziydi.

Gülben Ergen o zamanlar bana aşırı sempatik gelirdi. Saçları moda olmuş, hatta birçok kişi gibi bende kendime bir Gülben 
Ergen saçı kestirmiştim.
Yine balon etekleri meşhur etmişti. Epey müddet o eteklerden arayıp emelime ulaştığımı hatırlıyorum.
Çiçekli bornozlar da yine dizide bayıldığımız bir başka unsurdu.



Bunları anlattıkça hepsi gözünüzün önünden geçti değil mi? Bu dizi ile başlayan Gülben Ergen fanlığım gazetelerden resmini kesmeye, çıktığı televizyon programlarını teybe kaydetmeye kadar varmıştı.
Evet, bir gün hiç unutmuyorum Esra Ceyhan'a çıkmıştı. Başında şahane hasır bir şapkası vardı. O zamanlar ben sana abayı yaktım şarkısını çıkarmış, programa da onun tanıtımı için katılmıştı. Bilgisayardan kayıt, internet üzerinden sonradan izleme vesaire gibi yöntemler olmadığı için programın sesini teyip ile boş kasete çekmiş, sarıp sarıp dinlemiştim.



Telefonlarda da internet, ücretsiz indirme gibi özellikler henüz yok. Eski renksiz ekranlardan bahsediyorum. Bir Nokia telefonum vardı. Tam 34 kontöre abayı yaktım şarkısını telefonuma indirmiştim. 34 kontör o zamanın şartlandırınca neredeyse bir servet. Şarkı dediğime de bakmayın işte dıt dıtlı bir melodi. Şimdinin teknolojisini düşündüğümüzde acayip iptidai bir şey, bilirsiniz.

Ortaokuldan sonra birilerinin fanı olacak kadar zamanım olmadı. Ergenliğim ve kendimle uğraştım daha çok.
Gülben Ergen Erdoğan ailesinden biri ile evlenince soğudum önce. Sonra ayrılınca tekrar soğudum.
Ayrıldıktan sonraki dönemde kadının içinden bilmediğim biri çıktı. Yapmacık hareketler, ukala tavırlar, kendini bi' beğenmeler, bi' havalar, bi' cakalar.

Ama yok yok en tahammül edemediğim o yapmacıklığı idi. Hiç bir şeyi gerçek değil, her şeyi rol gibi geliyor. Bir yandan ümrelere gidip bir yandan popülist söylemler yapıyor. İki tarafa da yamanayım çabası gözüme gözüme giriyor.
O kadar ki kadını tv'de görmeye dayanamıyorum. Instagram'dan falan takip etmiyorum. Şimdilerde de Acun Ilıcalı'nın bir şarkı yarışmasında jüri üyesi biliyorsunuz. Zaping yaparken denk gelsek tüylerim ürperiyor. 

Biraz önce tüylerim yine tüylerim ürperince yazmadan edemedim.

Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım

17 Ağustos 2015 Pazartesi

Kendinizi nazik biri sanırken aslında kaba ve ilgisiz misiniz?

Bazen çok hassas insanlar istemeden kabalaşabiliyorlar.
Çok fazla empati yaparak çok ince düşünüyorlar. Hassaslar, kibarlar. Aman rahatsız etmeyim, aman kırmayım, aman yük olmayım, aman aman aman diyerek yaşıyorlar. Her zaman karşısındaki insanları kendilerinden çok düşünüyorlar. Bu onların öz saygısını yitirmelerine kadar varan bir süreci doğuruyor. 

Başkasını üzmek istememek büyük bir erdem, şüphesiz ki. Ama bu başkasını rahatsız etmek, üzmek istememe adına yapılan eylemler bütünü, insanın asosyal, kaba hatta ve hatta ilgisiz biri gibi gözükmesine yol açabiliyor.

Mesela ufak bir misal vereyim; bu hassas ve ince düşünceli insanlar tanıdığı birisinin odasının önünden merhaba demeden geçiveriyorlar. Düşünüyorlar ki; şimdi içeri girip de rahatsız etmeyim, işini bölmeyim. Bu tip davranışlar ise onların asosyal gibi algılanmalarına çanak tutuyor.



Örnekleri çoğaltacağım ki hem daha iyi anlaşılayım hem de acaba bu aşırı hassas ve ince düşünceli insanlardan biri de siz olabilir misiniz ve farkında olmadan kaba ve asosyal olarak mı algılanıyorsunuz tespit edelim.

Telaşı olan bir arkadaşınızı şimdi bir de ben meşgul etmeyim diye aramaktan imtina mı ediyorsunuz, (ilgisiz, kaba)
Hasta olan birini şimdi arasam, ya uyuyorsa rahatsız etmeyim diye aramıyor iyileşmesini mi bekliyorsunuz, (ilgisiz, kaba)
Arkadaşlarınızla konuşurken bir mevzu hakkında belki de anlatmak istemiyordur diye sorular sormuyor anlattığı kadarı ile mi yetiniyorsunuz, (ilgisiz)
Uzakta olan her zaman görüşemediğiniz bir arkadaşınızın semtine gittiniz ama müsait değildir belki diye haber vermediniz, ona uğramadan döndünüz, (asosyal)
Yanında nişanlısı olan bir arkadaşınızı yolda gördünüz ama keyifleri bozulmasın, rahatsız etmeyim, utandırmayım diye görmezlikten geldiniz (kaba, asosyal, utangaç)

Ve daha nice örnek verebileceğim bu durumlarda sizin niyetiniz ile karşı tarafın algıladığı çelişebiliyor. 
O yüzden bendeniz diyorum ki;
Aşırı hassasiyet ve ince düşünce hem insanın bizzat kendisine zarar verirken, aynı zamanda karşıdaki insanlarda da yanlış algılar husule getiriyor.
Biraz daha rahat, karşıdakinin ne hale düşeceğinden evvel kendisinin durumu ile ilgilenen insanlar olmakta büyük fayda var. Siz ne düşünüyorsunuz? Yanılıyor muyum?

Not: Nokta atışı tespitlerimin sebebi eskiden benimde böyle biri olmamdan kaynaklanıyor. Ama sonradan durumun farkına varınca kendimi düzelttim. Bu noktada farkındalık çok önemli.

Edit: Peki nasıl düzelebilirim diye soran bir arkadaşımıza verdiğim yanıt:
O kapının önünden asla transit geçmedim. gerçekten zaman zaman kolayıma geldiği için böyle yaptığıma incelik adı altına sığındığıma karar verdim. bu huyumun üzerine gittim. Rahatsız etsem bile rahatsız ettiğim için özür dilerim ama uğramadan da geçmek istemedim dedim mesela asıl böyle diyerek daha güzel bir incelik sergilediğime hükmettim. Arkadaşlarıma olayın ayrıntılarını sormaya başladım ama anlatmak istemiyorsan boş ver senin özelin dedim isteyen anlattı zaten istemeyen anlayışımdan dolayı teşekkür etti gibi. Kendini ifade etmek kendi içinde düşünüp başkası bunun farkında bile değilken kendi kendine incelik yapmaya çalışmanın saçmalığını anladığın an sende bundan döneceksin.

13 Ağustos 2015 Perşembe

İyi kızı el över, kötü kızı anası!

Şimdiye kadar aranıp da bulunamayan, rumuzu sürekli aile içinde geçmesine rağmen, kendisi anonim olan birinin kimliğini açıklayacağım.

Tüm taşlanma ve dışlanma ihtimallerini göze alarak bir anonimi, umumdan bir cüz de olsa halka arz edeceğim.
Yıllardır kızdığında, annenizin sizi kıyaslamak için komşunun kızı diye başlayarak devam ettiği cümlelerdeki komşunun kızlarından biri benim.
Siz şu anda benim kendimi övdüğümü falan düşündünüz büyük ihtimalle ama yoook, öyle değil saygıdeğer okuyucu. 

Açık söylemek gerekirse benim için biraz da acı ama hep arkadaşlarımın anneleri beni arkadaşlarımdan daha çok sevdi.
Nabrut geliyorsa gidebilirsin, Nabrut’a ise gidebilirsin, Nabrut’la mı görüşeceksin o halde git, Nabrut’un annesi izin vermiş mi, vermediyse sende gidemezsin ve benzeri cümlelerdeki şartın öznesi hep ben oldum.  
Bu işin görünen kısmı elbet. 

Bakın ben size o hiç bilmediğiniz komşu kızının iç dünyasını ve aile hayatını anlatacağım.

Hayatta güzel başarılar elde ettim. Sair komşu kızlarının belki de zor ulaşacağı bir öz geçmişe sahip oldum. Bunun yanı sıra orta yaş ve üstü ile diyaloğum çok iyi olduğu için diğer anneler arasında her zaman takdir edilen sevilen bir genç kız oldum. Ama gelin görün ki annem ya da babamın hiçbir başarımın arkasından bana alkış tuttuğuna şahit olmadım. Her başarım sonrası zaten olması gereken olmuş gibi bir tavır gördüm. Hiç pohpohlanmadım. Ve örnek gösterilen bu komşu kızına, hep başka komşu kızları örnek gösterildi. Aile içinde ne aliye ne veliye yaranamadım. Size durumun vahametini anlatmak için bir örnek vereceğim. Böylece biz komşu kızlarının acıklı hikâyesini daha iyi anlamış olacaksınız.



Babama küçükken sorardım;
Baba ben güzel miyim, baba güzel olmuş muyum?
Babam derdi ki;
-Suretperest* olma kızım. Önemli olan huy güzelliğidir.
O yaşlarda babam çirkin olduğumu dile getiremediği için üzülüp bu yola başvuruyor diye düşünmüş kendi kendime çirkin olduğuma hükmetmiş, sonra huy güzelliğime yoğunlaşmıştım. Güzel değilim bari akıllı uslu bir kız olayım mottosundan giderek bu yolda kendimi geliştirmiştim.

E sonra babamın ne demek istediğini elbette anladım ama bu bende derin bir çirkin psikolojisi yaratırken güzel olduğumu iddia eden hiç kimseye bilhassa karşı cinse asla inanmadım. Yıllar geçti hala inanmam. Biri güzel olduğumu iddia ettiğinde içkime ilaç karıştırmaya meyilli olduğunu düşünürüm. :) 

Hani bazen diyorsunuz ya sürekli çirkin edebiyatı yapıyorsun diye, size özel olarak çocukluğuma indim ve sebebini açıkladım. :))
Bu gerçeği açıkladığım kişiler epey güldükten sonra güzel olduğum konusunda beni ikna etmeye çalışıyorlar ama artık çok geç. Zaten enim için önemli olan huy güzelliği, onu da maalesef başaramadım. :)

İşte bir komşu kızının yürek dağlayan hikâyesini okudunuz. 
Şimdi düşünüyorum, yıllardır aileme kendimi kanıtlamaya çalıştım hala da uğraşıyorum. Belki de bugün beni ben yapan, bu noktaya getiren, kamçılayan da onların bu duruşu. Ama yine de başarıları alkışlanan, ele güne karşı, bir, iken bin anlatılıp göklere çıkarılan o şanslı kızlardan biri olmayı tercih ederdim.

Hikaye kendisine tanıdık gelen bir çok kişi var değil mi?

Küçük ve önemsiz bir not: Anneme ara sıra bu konuda yakındığımda;
iyi kızı el över, kötü kızı anası, diyerek bana iltifatımsı bir açıklama getirir. Ama yine de asla birinin yanında beni övdüğünü duymadım.

*Suretperest: Görünüşe, surete çok kıymet veren. Esasa kıymet vermeyen


9 Ağustos 2015 Pazar

Akrostiş Şiir Yazabiliyorum

1)Odanızda veya evinizde unuttuğunuz bir nesne bulun. Bu nesne ile bir anınız var mı?
Bu evde fazla eşyam yok, unutacak bir şeyim olamaz hepsi elimin altında ama Ankara'daki evde neler vardır kim bilir. Bir kutum var, anı kutusu diye. İçinde tamamının değeri çöpe eş değer olan ıvır zıvır var. Şimdi o kutuyu karıştırasım geldi ama mümkün değil tabii.

2)Aklınıza gelen soğuk bir espriyi yazın.Eğer aklınıza gelmiyorsa  2-3 kelime saçmalayın.:D
Sonra... Soğan doğra...
Bu espriyi 1912 yılına ait Kıbrıs'ta neşredilen bir mizah gazetesinde dün okudum.

3)Yine aklınıza gelen bir kişi veya bir nesnenin adıyla akrostiş bir şiir yazın ama yazdığınız akrostiş o az ya da çok o şey veya kişiyle  ilgili olsun.

T atilsizlik vurdu başıma
A şk olsun dedim babama
T atile çıkarmadığın kızına
İ  çin için yanma boşuna
L azım olur ayırt biletleri yarına


4)Seni kim mimlediyse şimdi onun blogunu -sitesini- açıyorsun ve onun bu soruya verdiği cevaptan ilginç bir kelime seçiyorsun . Ve döngünün devam etmesi için yine ilginç uzun ve saçma bir cümle kuruyorsun . Lütfen ben bir kuş gördüm .Yada bizim evde oyuncak ayı var gibi cümleler olmasın olabildiğince uzun ve saçma cümleler olsun . Hadi saçmalama potansiyeliniz görelim.

Liang  küçük kaplumbağaya binmiş Şeyma'ya el sallıyor yeni bulduğu manitası ile sonsuzluğa giderken Şeyma'ya hiç mi hiç üzülmüyordu çünkü Şeyma onu çoktan başka oppalarla aldatmıştı. Bunu görmezden gelemezdi. Artık Liang çıkmış muradına biz varalım kerevetine. Gökten tüm elmalar ise Nabrut'un başına.

Bu paragraftaki en ilginç kısım -bence- benim Liang'ın kim olduğunu bilmemem.

Mimi gönderen Şeyma'ya kocaman teşekkürler.

Ben küçükken; diye başlayan bir yazı yazacaktım. Bu da bir mimdi ve Ekmek Kırıntısı bana yollamıştı. Haftalardır düşünüyorum bir türlü bu konu üzerine bir şey yazamadım. Onu da buradan dile getirerek Ekmek Kırıntısına da kocaman teşekkürler yolluyorum.

Not: Başlık tamamen tarizden ibaret.