Google

22 Ağustos 2015 Cumartesi

Uncontrollably Fond Konusu ve Oyuncuları

Son zamanların en sürpriz haberi Suzy ve Woo Bin'in beraber başrolleri paylaşacak olması.



Dizilerinin ismi Uncontrollably Fond.

Uncontrollably Fond konusu: Woo Bin ve Suzy çocuk yaşta sevgili olmuş ve kalpleri kırılarak ayrılmışlardır. Her ikisi büyüyüp birer yetişkin olduklarında tekrar karşılaşırlar. Woo Bin aktör ve şarkıcıdır. Suzy ise bir belgesel yapımcıdır.



Dizinin en önemli ayrıntısı senaristinin  Lee Kyoung-Hee olması.

Lee Kyoung-Hee kimdir?
I'm Sorry I Love You ve Nice Guy dizilerinin senaristidir. Bundan yola çıkarak dram izleyeceğiz gibi gözüküyor.
Woo Bin dramda çok iyi olduğu için benim gibi dram sevmeyen biri için bile izleme nedeni olacak.



Diğer erkek oyuncu Lim Ju-Hwan ki ben hiç sevmem. Bu açıdan üzüldüm. 


Lim Ju-Eun'u ikinci kadın rolü ile izleyeceğiz.



Fragmanı buram buram dram koksa da sanırım izlemeden edemeyeceğim. Woo Bin yıllar sonra başrol olarak dönüyor. Gel de izleme!



Facebook Kore Dizileri Sayfamı takip etmek için: https://www.facebook.com/koredizifilmreplikleri1
Blog'umda yazdığım tüm dizi ve filmleri alfabetik olarak sıraladım.
Buradan hepsine ulaşabilirsiniz.

Bana diğer sosyal medya hesaplarım


20 Ağustos 2015 Perşembe

Ufak Tefek Bir Şeyler

Finlandiya'da küçük küçük adacıklar varmış. Bu küçük adacıklar o kadar küçük ve o kadar fazlaymış ki, üzerlerine birer ev kondurup tüm adayı satın alabiliyormuşsun.
Hatta insanlar adalar arasında birbirlerine kayık ile gidip gelir, komşuculuk oynarmış.
Her evin önünde bir direk, direkte ise kendilerine ait bir bayrak olurmuş. Her ev bir hükümdarlık. Her hükümdarlığın kendine ait bir bayrağı...
Bu bayrağı öndere çekerlerse bilin ki ada sahibi evdeymiş, misafirlerini beklermiş...
Rüya gibi değil mi? 
Finlandiya'da bir adam olsa, pembe bir bayrak dikerdim evimize. Ama üzerine yine de ay yıldız işlerdim.




****

Gemileri yakınca ben, o eskinin hatunları gibi resimlerin gözlerini bile oyarım...

****

İyi ki ailem Hristiyan değil. Kesin annemler rahibe olmamı isterlerdi. Ben ise kesin kiliseden kovulurdum. Tanrı beni korusun. Amen.


****

Beyaz atlı prensini bekleyen duymuştum ama sarı saçlı prenses bekleyeni ilk kez duydum. Ona bekleyen değil arayan taraf olması gerektiği konusunda brifing verdim ama bence beni anlamadı.
Prenses kötü cadı tarafından derin uykuya yatırıldıysa vay haline. Yazık gencecik de çocuk.


****

Biraz önce evde kaldığını sanan daha 24 yaşında olan arkadaşıma, biri arkandan "kimse almasın seni, yine bana kalasın" diye türkü çığırıyordur diye teselli verdim. Allah'ım mahalle baskısı körpecik kızları ne hale getiriyor!

****

Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Gülben Ergen'in Yapmacıklığı

Benimle aşağı yukarı aynı senelerde doğan kişilerin bir çoğu zamanında Gülben Ergen fanı olmuştur.
O zamanlar ki, benim ortaokul zamanıma denk geliyor, Dadı dizisi yayınlanıyordu. Tam bizim yaşlarımıza hitap eden eğlenceli, Dadı karakterindeki Gülben Ergen'in hal ve hareketleri ile sevilesi bir diziydi.

Gülben Ergen o zamanlar bana aşırı sempatik gelirdi. Saçları moda olmuş, hatta birçok kişi gibi bende kendime bir Gülben 
Ergen saçı kestirmiştim.
Yine balon etekleri meşhur etmişti. Epey müddet o eteklerden arayıp emelime ulaştığımı hatırlıyorum.
Çiçekli bornozlar da yine dizide bayıldığımız bir başka unsurdu.



Bunları anlattıkça hepsi gözünüzün önünden geçti değil mi? Bu dizi ile başlayan Gülben Ergen fanlığım gazetelerden resmini kesmeye, çıktığı televizyon programlarını teybe kaydetmeye kadar varmıştı.
Evet, bir gün hiç unutmuyorum Esra Ceyhan'a çıkmıştı. Başında şahane hasır bir şapkası vardı. O zamanlar ben sana abayı yaktım şarkısını çıkarmış, programa da onun tanıtımı için katılmıştı. Bilgisayardan kayıt, internet üzerinden sonradan izleme vesaire gibi yöntemler olmadığı için programın sesini teyip ile boş kasete çekmiş, sarıp sarıp dinlemiştim.



Telefonlarda da internet, ücretsiz indirme gibi özellikler henüz yok. Eski renksiz ekranlardan bahsediyorum. Bir Nokia telefonum vardı. Tam 34 kontöre abayı yaktım şarkısını telefonuma indirmiştim. 34 kontör o zamanın şartlandırınca neredeyse bir servet. Şarkı dediğime de bakmayın işte dıt dıtlı bir melodi. Şimdinin teknolojisini düşündüğümüzde acayip iptidai bir şey, bilirsiniz.

Ortaokuldan sonra birilerinin fanı olacak kadar zamanım olmadı. Ergenliğim ve kendimle uğraştım daha çok.
Gülben Ergen Erdoğan ailesinden biri ile evlenince soğudum önce. Sonra ayrılınca tekrar soğudum.
Ayrıldıktan sonraki dönemde kadının içinden bilmediğim biri çıktı. Yapmacık hareketler, ukala tavırlar, kendini bi' beğenmeler, bi' havalar, bi' cakalar.

Ama yok yok en tahammül edemediğim o yapmacıklığı idi. Hiç bir şeyi gerçek değil, her şeyi rol gibi geliyor. Bir yandan ümrelere gidip bir yandan popülist söylemler yapıyor. İki tarafa da yamanayım çabası gözüme gözüme giriyor.
O kadar ki kadını tv'de görmeye dayanamıyorum. Instagram'dan falan takip etmiyorum. Şimdilerde de Acun Ilıcalı'nın bir şarkı yarışmasında jüri üyesi biliyorsunuz. Zaping yaparken denk gelsek tüylerim ürperiyor. 

Biraz önce tüylerim yine tüylerim ürperince yazmadan edemedim.

Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım

17 Ağustos 2015 Pazartesi

Kendinizi nazik biri sanırken aslında kaba ve ilgisiz misiniz?

Bazen çok hassas insanlar istemeden kabalaşabiliyorlar.
Çok fazla empati yaparak çok ince düşünüyorlar. Hassaslar, kibarlar. Aman rahatsız etmeyim, aman kırmayım, aman yük olmayım, aman aman aman diyerek yaşıyorlar. Her zaman karşısındaki insanları kendilerinden çok düşünüyorlar. Bu onların öz saygısını yitirmelerine kadar varan bir süreci doğuruyor. 

Başkasını üzmek istememek büyük bir erdem, şüphesiz ki. Ama bu başkasını rahatsız etmek, üzmek istememe adına yapılan eylemler bütünü, insanın asosyal, kaba hatta ve hatta ilgisiz biri gibi gözükmesine yol açabiliyor.

Mesela ufak bir misal vereyim; bu hassas ve ince düşünceli insanlar tanıdığı birisinin odasının önünden merhaba demeden geçiveriyorlar. Düşünüyorlar ki; şimdi içeri girip de rahatsız etmeyim, işini bölmeyim. Bu tip davranışlar ise onların asosyal gibi algılanmalarına çanak tutuyor.



Örnekleri çoğaltacağım ki hem daha iyi anlaşılayım hem de acaba bu aşırı hassas ve ince düşünceli insanlardan biri de siz olabilir misiniz ve farkında olmadan kaba ve asosyal olarak mı algılanıyorsunuz tespit edelim.

Telaşı olan bir arkadaşınızı şimdi bir de ben meşgul etmeyim diye aramaktan imtina mı ediyorsunuz, (ilgisiz, kaba)
Hasta olan birini şimdi arasam, ya uyuyorsa rahatsız etmeyim diye aramıyor iyileşmesini mi bekliyorsunuz, (ilgisiz, kaba)
Arkadaşlarınızla konuşurken bir mevzu hakkında belki de anlatmak istemiyordur diye sorular sormuyor anlattığı kadarı ile mi yetiniyorsunuz, (ilgisiz)
Uzakta olan her zaman görüşemediğiniz bir arkadaşınızın semtine gittiniz ama müsait değildir belki diye haber vermediniz, ona uğramadan döndünüz, (asosyal)
Yanında nişanlısı olan bir arkadaşınızı yolda gördünüz ama keyifleri bozulmasın, rahatsız etmeyim, utandırmayım diye görmezlikten geldiniz (kaba, asosyal, utangaç)

Ve daha nice örnek verebileceğim bu durumlarda sizin niyetiniz ile karşı tarafın algıladığı çelişebiliyor. 
O yüzden bendeniz diyorum ki;
Aşırı hassasiyet ve ince düşünce hem insanın bizzat kendisine zarar verirken, aynı zamanda karşıdaki insanlarda da yanlış algılar husule getiriyor.
Biraz daha rahat, karşıdakinin ne hale düşeceğinden evvel kendisinin durumu ile ilgilenen insanlar olmakta büyük fayda var. Siz ne düşünüyorsunuz? Yanılıyor muyum?

Not: Nokta atışı tespitlerimin sebebi eskiden benimde böyle biri olmamdan kaynaklanıyor. Ama sonradan durumun farkına varınca kendimi düzelttim. Bu noktada farkındalık çok önemli.

Edit: Peki nasıl düzelebilirim diye soran bir arkadaşımıza verdiğim yanıt:
O kapının önünden asla transit geçmedim. gerçekten zaman zaman kolayıma geldiği için böyle yaptığıma incelik adı altına sığındığıma karar verdim. bu huyumun üzerine gittim. Rahatsız etsem bile rahatsız ettiğim için özür dilerim ama uğramadan da geçmek istemedim dedim mesela asıl böyle diyerek daha güzel bir incelik sergilediğime hükmettim. Arkadaşlarıma olayın ayrıntılarını sormaya başladım ama anlatmak istemiyorsan boş ver senin özelin dedim isteyen anlattı zaten istemeyen anlayışımdan dolayı teşekkür etti gibi. Kendini ifade etmek kendi içinde düşünüp başkası bunun farkında bile değilken kendi kendine incelik yapmaya çalışmanın saçmalığını anladığın an sende bundan döneceksin.

13 Ağustos 2015 Perşembe

İyi kızı el över, kötü kızı anası!

Şimdiye kadar aranıp da bulunamayan, rumuzu sürekli aile içinde geçmesine rağmen, kendisi anonim olan birinin kimliğini açıklayacağım.

Tüm taşlanma ve dışlanma ihtimallerini göze alarak bir anonimi, umumdan bir cüz de olsa halka arz edeceğim.
Yıllardır kızdığında, annenizin sizi kıyaslamak için komşunun kızı diye başlayarak devam ettiği cümlelerdeki komşunun kızlarından biri benim.
Siz şu anda benim kendimi övdüğümü falan düşündünüz büyük ihtimalle ama yoook, öyle değil saygıdeğer okuyucu. 

Açık söylemek gerekirse benim için biraz da acı ama hep arkadaşlarımın anneleri beni arkadaşlarımdan daha çok sevdi.
Nabrut geliyorsa gidebilirsin, Nabrut’a ise gidebilirsin, Nabrut’la mı görüşeceksin o halde git, Nabrut’un annesi izin vermiş mi, vermediyse sende gidemezsin ve benzeri cümlelerdeki şartın öznesi hep ben oldum.  
Bu işin görünen kısmı elbet. 

Bakın ben size o hiç bilmediğiniz komşu kızının iç dünyasını ve aile hayatını anlatacağım.

Hayatta güzel başarılar elde ettim. Sair komşu kızlarının belki de zor ulaşacağı bir öz geçmişe sahip oldum. Bunun yanı sıra orta yaş ve üstü ile diyaloğum çok iyi olduğu için diğer anneler arasında her zaman takdir edilen sevilen bir genç kız oldum. Ama gelin görün ki annem ya da babamın hiçbir başarımın arkasından bana alkış tuttuğuna şahit olmadım. Her başarım sonrası zaten olması gereken olmuş gibi bir tavır gördüm. Hiç pohpohlanmadım. Ve örnek gösterilen bu komşu kızına, hep başka komşu kızları örnek gösterildi. Aile içinde ne aliye ne veliye yaranamadım. Size durumun vahametini anlatmak için bir örnek vereceğim. Böylece biz komşu kızlarının acıklı hikâyesini daha iyi anlamış olacaksınız.



Babama küçükken sorardım;
Baba ben güzel miyim, baba güzel olmuş muyum?
Babam derdi ki;
-Suretperest* olma kızım. Önemli olan huy güzelliğidir.
O yaşlarda babam çirkin olduğumu dile getiremediği için üzülüp bu yola başvuruyor diye düşünmüş kendi kendime çirkin olduğuma hükmetmiş, sonra huy güzelliğime yoğunlaşmıştım. Güzel değilim bari akıllı uslu bir kız olayım mottosundan giderek bu yolda kendimi geliştirmiştim.

E sonra babamın ne demek istediğini elbette anladım ama bu bende derin bir çirkin psikolojisi yaratırken güzel olduğumu iddia eden hiç kimseye bilhassa karşı cinse asla inanmadım. Yıllar geçti hala inanmam. Biri güzel olduğumu iddia ettiğinde içkime ilaç karıştırmaya meyilli olduğunu düşünürüm. :) 

Hani bazen diyorsunuz ya sürekli çirkin edebiyatı yapıyorsun diye, size özel olarak çocukluğuma indim ve sebebini açıkladım. :))
Bu gerçeği açıkladığım kişiler epey güldükten sonra güzel olduğum konusunda beni ikna etmeye çalışıyorlar ama artık çok geç. Zaten enim için önemli olan huy güzelliği, onu da maalesef başaramadım. :)

İşte bir komşu kızının yürek dağlayan hikâyesini okudunuz. 
Şimdi düşünüyorum, yıllardır aileme kendimi kanıtlamaya çalıştım hala da uğraşıyorum. Belki de bugün beni ben yapan, bu noktaya getiren, kamçılayan da onların bu duruşu. Ama yine de başarıları alkışlanan, ele güne karşı, bir, iken bin anlatılıp göklere çıkarılan o şanslı kızlardan biri olmayı tercih ederdim.

Hikaye kendisine tanıdık gelen bir çok kişi var değil mi?

Küçük ve önemsiz bir not: Anneme ara sıra bu konuda yakındığımda;
iyi kızı el över, kötü kızı anası, diyerek bana iltifatımsı bir açıklama getirir. Ama yine de asla birinin yanında beni övdüğünü duymadım.

*Suretperest: Görünüşe, surete çok kıymet veren. Esasa kıymet vermeyen


9 Ağustos 2015 Pazar

Akrostiş Şiir Yazabiliyorum

1)Odanızda veya evinizde unuttuğunuz bir nesne bulun. Bu nesne ile bir anınız var mı?
Bu evde fazla eşyam yok, unutacak bir şeyim olamaz hepsi elimin altında ama Ankara'daki evde neler vardır kim bilir. Bir kutum var, anı kutusu diye. İçinde tamamının değeri çöpe eş değer olan ıvır zıvır var. Şimdi o kutuyu karıştırasım geldi ama mümkün değil tabii.

2)Aklınıza gelen soğuk bir espriyi yazın.Eğer aklınıza gelmiyorsa  2-3 kelime saçmalayın.:D
Sonra... Soğan doğra...
Bu espriyi 1912 yılına ait Kıbrıs'ta neşredilen bir mizah gazetesinde dün okudum.

3)Yine aklınıza gelen bir kişi veya bir nesnenin adıyla akrostiş bir şiir yazın ama yazdığınız akrostiş o az ya da çok o şey veya kişiyle  ilgili olsun.

T atilsizlik vurdu başıma
A şk olsun dedim babama
T atile çıkarmadığın kızına
İ  çin için yanma boşuna
L azım olur ayırt biletleri yarına


4)Seni kim mimlediyse şimdi onun blogunu -sitesini- açıyorsun ve onun bu soruya verdiği cevaptan ilginç bir kelime seçiyorsun . Ve döngünün devam etmesi için yine ilginç uzun ve saçma bir cümle kuruyorsun . Lütfen ben bir kuş gördüm .Yada bizim evde oyuncak ayı var gibi cümleler olmasın olabildiğince uzun ve saçma cümleler olsun . Hadi saçmalama potansiyeliniz görelim.

Liang  küçük kaplumbağaya binmiş Şeyma'ya el sallıyor yeni bulduğu manitası ile sonsuzluğa giderken Şeyma'ya hiç mi hiç üzülmüyordu çünkü Şeyma onu çoktan başka oppalarla aldatmıştı. Bunu görmezden gelemezdi. Artık Liang çıkmış muradına biz varalım kerevetine. Gökten tüm elmalar ise Nabrut'un başına.

Bu paragraftaki en ilginç kısım -bence- benim Liang'ın kim olduğunu bilmemem.

Mimi gönderen Şeyma'ya kocaman teşekkürler.

Ben küçükken; diye başlayan bir yazı yazacaktım. Bu da bir mimdi ve Ekmek Kırıntısı bana yollamıştı. Haftalardır düşünüyorum bir türlü bu konu üzerine bir şey yazamadım. Onu da buradan dile getirerek Ekmek Kırıntısına da kocaman teşekkürler yolluyorum.

Not: Başlık tamamen tarizden ibaret.



7 Ağustos 2015 Cuma

High Society Dizisi Yorum ve Replikleri

Yaz döneminin kısır döngüsü içerisinde izleyecek bir şey bulamayınca eş zamanlı olarak High Society dizisine başlamıştım.



Dizinin konusu ve oyuncuları hakkındaki bilgiyi şurada vermiştim.

Dizi hakkındaki yorumum;

*İkinci kadın ve ikinci erkeğin esas karakterlerin önüne geçtiği hatta diziyi alıp götürdüğünü söyleyebilirim. Hatta ve hatta sadece ikinci kadın ve erkek için diziyi izledim desem yeridir. O kadar sevimliydiler. 
*Dizinin tanıtımında zengin kızın zenginliğini gizleyip yaşadığı aşk anlatılıyor gibi lanse edilse de esas oğlan ilk andan itibaren tüm gerçeği biliyor. Spo vermedim, çünkü siz de bildiğini biliyorsunuz.
*Ortalama bir dizi. İlla izlenmesi gereken bir dizi değil. İzleyecek dizi bulamazsanız bir şans verilebilir.
*Dizinin sonu klasik Kore dizileri gibi saçma değil, fakat unutulmaz da değil.
*Ben Koreantürk çevirisi ile izledim ama sonradan Yeppudaa'da çeviriye başladı, hatta 10. bölüme kadar geldi. Tavsiyem Yeppudaa'yı beklemeniz. 


Yasal Uyarı: Buradan sonrası yüksek dozda spolier içerir.

Devamı »

5 Ağustos 2015 Çarşamba

Google'a Girilen İlginç Aramalar

Google'ın benim blog'uma yönlendirdiği aramalardan bu ayın seçmeleri.



Google bu aramayı bana niye yolladı acaba? Hayır, ben empati yapamam ki. Güzelim çünkü :P



Aynen canım bende seni seviyorum. 



Vay be! Bloğum artık bir arşivi bile var. Bu sene aralıkta sene-i devriyem var. 6 yıl olmuş. Bloğumla beraber yaşlanıyorum.



Yürü be aslan parçası! 



Vidanjör Oyunu aramasının benim bloğuma yönlendirilmesinin sebebi şu yazıdır. Alakayı siz bulun artık.

Ve yaz aylarında Kore Dizisi araması patlama yapar. Hiç işiniz gücünüz yok mu, biraz Allah'a yarar bir şeyler yapın, dizi izle, izle nereye kadar.
Yazar burada kendi kendine ve kendine konuşmaktadır.



4 Ağustos 2015 Salı

Evde Kalmış Kız Masalları Vol 453243

Kıbrıs'ta yaşamaya başladıktan sonra buraya Türkiye'den gelen vatandaşlarımız bizi hiç yalnız bırakmadılar. İlk birkaç ay ardı ardası kesilmeyen “Hoş Geldiniz” misafirleri ağırladık. Sağ olsunlar. Eksik olmasınlar. 
Bu fasıllardan sonra bazıları ile daha yakın ünsiyet kurduk, bazıları ile bir daha hiç görüşmedik. Her ünsiyet kurduğumuz da bizi kendi sevdiği kişilerle tanıştırdı derken güzel bir çevremiz oluştu.



Bir gün bu çevre içindeki bir ahbabımızdayız. Konuşuyoruz. Klasik bir gün ortamımız var. Mevzu dönüp dolaşıp bana geliyor. Ben böyle ortamlarda dakika sayarım zaten.
Acaba kaç dakika sonra benim bekârlığım mevzu bahis yapılacak diye beklerken o dakika geldi, çattı.
Ev sahibi abla anneme;
-Nabrut’u burada birine verirsiniz, sizde kalırsınız, dönmezsiniz 
diye, benim hayatım üzerindeki, kendisine sormadığımız planını dile getirdi.
Annem biz kalıcı değiliz, döneceğiz, burada bırakamam kızımı minvalinde bir şeyler söyledi.

Ben Kıbrıs’ı sevmiyorum ama ne zaman büyük konuştuysam başıma geldi, o yüzden ablaya diyorum ki;
-Nasip. Yani kısmet neyse o olur, bilemeyiz,
diyerek büyük konuşmamak adına annemin de sözünü toparlamaya çalışıyorum.

Tamam, o günden bu kısma kadar olan konuşmayı anlatmam yeterli. Şimdi başka bir güne gidiyoruz. 


****

Birkaç hafta sonrası.

Yukarıdaki mevzuda evine gittiğimiz abla bizimle tanıştırmak istediği arkadaşları olduğunu söyleyip yanında onlarla beraber bize geliyor. Getirdiği teyzenin iki kızı var. 
Yaşıtım olan birileri geldiği için pek mutluyum ama gelirken getirdikleri pastayı evimize ilk kez geliyor oldukları için yaptıkları bir kibarlık olduğunu sanmakla hataya düşüyorum. Aslında pastayı gördüm mü her zaman işkillenirim ama Kıbrıs’ta yaşıtım kafa dengi birilerini bulmuş olmak tongaya düşmeme sebep oluyor.
Neyse bugünden de aklınızda kalanın “pasta ile gelen misafirler” olması yeterli.


****

Birkaç gün sonra…

Bize gelen bu misafirlerle tanışmamıza vesile olan abla annemi arıyor. Kızını çok beğenmişler, gençler görüşsün istiyoruz, oğlumuz şöyle iyi böyle iyi tarzı klasik aracı konuşmasını anneme bildiriyor.
Ama geldiklerinde oğulları olduğundan bahsetmemişlerdi. Hainler! haha!
Hayır, söyleselerdi yine oğullarını pasta ile ilişkilendirerek belki… diye bir denklem üretebilirdim. Neyse…
Annemin cevabı belli tabii. Ret ediyor, teşekkür ediyor. Kızımız okuyor, evlenmeyi düşünmüyor diye aracıya laf anlatmaya çalışıyor.
Tamam, buraya kadar her şey normal. Klasik bir görücü vakıası. 
İşte konunun can alıcı kısmı tam da burada başlıyor.
Şimdi okuyucu bir sonraki bölüme geçiniz.


****
Bir sonraki bölüm

Bu bölümde yazının ana fikri ve odak noktasını okuyacaksınız ve bir genç kızın dramının yazılı olduğu bu satırlarda gözyaşlarınıza hâkim olamayacaksınız.
Bu aracılık eden ablaya, o gün, büyük konuşmamak adına buradan da biri ile evlenebileceğimi, bunların nasip işi olduğunu söylemiştim, hatırlarsınız.
İşte abla bundan yola çıkarak annemin beni buradan kimseye vermek istemeyip benim ise istediğim sonucunu çıkarmış.
Ve illa kızına sor, ya da ben görüşeyim, diye ısrar ediyormuş. 
Kabul edin ağlamak istediniz değil mi? 


Sonuç bölümü:
Bir gün evlenirsem davetiyeme; 

mahalleli teyzelerden illallah edip, mecburen çıktığımız bu yolda siz muhterem mahalleli teyzeleri aramızda görmekten onur duyacağız, 

diye yazdıracağım.

Davetiyenin alt kısmına ise şu notu düşeceğim: Kalan kuru pastaları sakın çantanıza doldurup götürmeyin.


Hacıfışfış Bildirdi.



3 Ağustos 2015 Pazartesi

Heyecan, aşk, ihtiras ve daha fazlası

Yazın -çalışmayan hanımlar ya da öğrenciler olarak- bir dönem koşturursun, gelen giden, tatil derken hızlı hızlı geçer günler.
Bir dönem de gelir boşluğa düşersin.
Arkadaşların tatile gitmiştir, sen evdesindir ve yapacak hiç bir şey yoktur.
Biraz kitap okuyayım dersin, sonra biraz internette takılırsın. Bu arada annenle bol bol ikindi çaylarına girişirsin. Mutfakta şef kesilirsin, çeşit çeşit tarif denersin. Evde bir aşağı bir yukarı dolanır durursun. Tüm kış yaz bi' gelse diye beklerken yaz gelmiştir ama seni hafakanlar basmıştır.



İşte tam bu noktada kış boyu belki de hiç eline almadığın kumanda ile flört halindesindir. Yine kışın adını bile bilmediğin dizilerin, yaz ekranında tekrarları başlasa diye bekler durursun. Ya da izlediğin diziyi tekrar izlemen de mümkündür. Durum o kadar vahimdir yani.

İşte bende böyle bir boşluktayım şu sıralar. Hala Sultan olmayı beklediğim için Ankara tatilim onun teşrifi ile başlayacak. 
Bizde annemle ikindi çayı ve dizilerle günümüzü gün (!) ediyoruz. 



Birde diziye sardım. Saat dört gibi kumandayı ele geçirip Atv'yi açıyorum. Kara Ekmek izliyoruz annemle. 
Ben işte böyle çok eğlenceli günler geçiriyorum. Sizin tatiliniz umarım benim kadar heyecan aşk ve ihtiras dolu değildir.

2 Ağustos 2015 Pazar

She Was Pretty Konusu ve Oyuncuları

Kill me Heal Me'nin sevilen ikizleri yeni bir dizi ile karşımızda.


İlk kez Witch Romance dizisi ile izlediğimiz Park Seo-Joon, sonrasında Kill me Heal me'de karşımıza çıkmıştı.
Hwang Jung-Eum'u ise Full House, Secret Love ve Kill me Heal me'de izlemiştik. İkili Kill me Heal me'de üvey kardeşleri canlandırmıştı. 

Bu yeni dizinin sürprizi sadece bu ikili değil.
Diğer sürprizi ikinci adam olması sebebiyle fanlarını üzse de Siwon.

Dizinin konusu da ilginç ve farklı geldi bana.

She Was Pretty Konusu: Hwang Jung Eum gençken çok güzel ve varlıklı bir ailenin kızıdır. 
Park Seo Joon ise çocukken çok içine kapanık, şişman ve diğer çocuklar tarafından dışlanmıştır. 

Bu ikili çocukluk arkadaşıdır. Park Seo Joon şişman ve içine kapanık olduğu halde Hwang Jung Eum onu koruyup kollamış çok yakın arkadaş olmuşlardır. Ve birbirlerinin ilk aşkıdırlar.
Ama Park Seo Joon'un ailesinin yurtdışına taşınması sebebi ile ayrı düşerler.
Yıllar sonra Hwang Jung Eum ailesinin iflası sebebi ile fakir düştüğü gibi babasından kalma genleri yüzünden güzelliğini de kaybetmiştir. 
Park Seo Joon ise yıllar sonra zayıflamış, son derece yakışıklı bir halde geldiği gibi aynı zamanda bir derginin de Baş Editör Yardımcısı olarak Kore'ye dönmüştür ve ilk aşkını aramaktadır.

Edit: Diziyi izledim. Yorumum ve replikleri için şuraya bakabilirsiniz.

16 Eylül Yayın Tarihi.
Yazarın ilk dizisi, lakin yönetmen Cunning Single Lady dizisinin de yönetmeni olan Jung Dae-Yoon.

She Was Pretty Fragmanları





edit: She Was Pretty 2. bölümü yayınlandı. Reytinglerin çok yüksek olduğu söyleniyor.

Blog'umda yazdığım tüm dizi ve filmleri alfabetik olarak sıraladım.
Buradan hepsine ulaşabilirsiniz


1 Ağustos 2015 Cumartesi

Kore Dizilerinin Yan Etkileri

Kore dizisi izlemenin bazı yan etkileri vardır. Bunlardan bir kısmı ergenlik çağında daha belirgin olarak ortaya çıksa da hemen hemen tüm yaşlarda varlığını gösteriyor. Ben ergen yaşlarda Kore dizilerini izlemeye başlayıp olgunluk çağına eriştiğim için iki taraf adına yan etkilerden ve etkileme oranlarından bizzat deneyimsel olarak bahsedebilirim. 

1- Günde 2 bölümden fazla Kore dizisi izleniyorsa en belirgin yan etki;Anneniz size yeter artık kalk şu bilgisayarın başından diye seslendiğinde, ellerinizi çenenizin altında birleştirip 
-Ommaaa Çebaalll, deme isteğidir.
Daha basit izahıyla Korece konuşma ve ünlemleri uzatma eğilimi içine girersiniz.
Mesela babanıza appaaa, herhangi birine kumaooo demek isteyebilirsiniz. Bakkallar artık acuşşidir.  
Arasso arasso dediğinizi duyar gibi olduğumdan örnekleri uzatmıyorum.
Ama şunu söyleyebilirim ki; 2 bölümden fazla dizi izlemezseniz asla böyle bir ihtiyaç hâsıl olmuyor. Türkçe size yeten bir dil haline geliyor. (Test edilip onaylanan bir bilgi) 

2- Tüm gün, akşam olsa da oppa aşkını itiraf edecek mi, şu sünepe kız hangi adamı seçecek acaba gibi düşünceler kafanıza mütemadiyen uğrar. Ders çalışırken, hocayı dinlerken, bulaşık makinasını dizerken, yer silerken, süpürürken. O yüzden bizim en sevdiğimiz an; akşam tüm koşturma bitip bilgisayarımızı kucağımıza aldığımızda alt yazının geldiğini gördüğümüz andır. İşte o andan sonra tüm dünya ile ilişki kesilebilir.
Tüm dünya ile ilişki kesilir. Evet, kulaklıkları takıp play tuşuna bastığınız anda artık yeni bir dünyanın içindesinizdir. Anneniz seslenir, babanız seslenir. Ama siz kıkır kıkır gülmekle ya da yayvan yayvan sırıtmakla meşgulsünüzdür ve hiç birini duymazsınız. Bu durumdan dolayı aile bireyleri bir gün bizi evden atabilir. Aman dikkat!




3-Bir üst maddede geçtiği gibi kelle gibi sırıtmak Kore dizilerinin en belirgin yan etkilerindendir. Zaten böyle sırıtıp rahatlamak günün yorgunluğunu atmak için Kore dizisi izlediğimiz için bize göre sorun yoktur. Ama arkadaşlarınız ya da aile bireyleriniz bu gülümsemelerden yola çıkarak bizi romantik komedi izleyerek hayatı tozpembe görmeye başlamakla suçlayabilir. Haklı değillerdir. 

4- Ya da suratınızı ekşitirsiniz, ağlamaklı olursunuz. Dram başlamıştır. Oppa kızı terk etmiştir, dayanılır gibi değildir. :) Ama neyse ki bilirsiniz; Kore dizileri hep mutlu sonla biter. Onun için severiz zaten biz Kore dizilerini.

5- Mesajlarınızın sonuna k.i.b yerine artık figthting yazmaya başlayabilirsiniz.

6- Tüm çekiklerin milliyetini ayırt eder hale gelirsiniz. Nasıl ayırt ettiğinizi bile artık ayırt edemez olursunuz. En azından Korelileri Çinli sanıp linç girişiminde bulunmayacağınız kesindir.

7- Facebook hesabınız Kore ile ilgili sayfa ve gruplarla dolmuştur. Hesaplarınızı toplu taşım araçlarında açmaktan imtina edebilirsiniz. Çünkü fangirl arkadaşlarınızın paylaştığı –bazısı +18 olan- fotoğraflar sayfanızı istila etmiştir.

8- Çok güzel bir romantik komedi izliyorsanız, gündüz vakti sahneler aklınıza geldiğinde istemsiz gülücükler saçabilirsiniz.

9- İlk zamanlar dizi bittiğinde –mutlu son bile olsa- içinize bir hüzün çöker. Hatta göğsünüze bir fil oturur dersek yeridir. 16 ya da 24 bölüm boyunca bilfiil içine girdiğiniz hayattan artık ayrılma vakti gelmiştir. Oppanın bir sonraki dizisine kadar…

İlk olarak aklıma gelenler bunlar...

Size sevindirici bir haber verebilirim; yaş ilerledikçe bu gibi komplikasyonlar çok çok azalıyor. Yaşlandığım için mi, uzun yıllardır Kore dizileri izleyip bağışıklık kazandığım için mi bilemiyorum tabii. Ama ben hala, birçoğunuz gibi üzerimde bu etkilerle daha coşkulu bir izleyici ve fangirl olmak isterdim. 

Benim unuttuğum sizin eklemek istediğiniz yan etkiler var mı?

Blog'umda yazdığım tüm dizi ve filmleri alfabetik olarak sıraladım.
Buradan hepsine ulaşabilirsiniz


modameyra.com online alışverişin yeni adresi

Çok değil, bundan bir 5 yıl öncesine gittiğimizde tesettür kıyafetleri adıaltında satılan şeyler; 50-60 yaş arası hanımlara hitap edecek tarzda, ucuz kalitede ama pahalı fiyatlardaydı. Bu kalitesiz ama ateşpahası tesettür kıyafetlerini ise her yerde bulmak zaten mümkün değildi. Birkaç markaya bel bağlamıştık. Beğenmediğimiz, tarzımız olmayan bu kıyafetleri ise alternatifimiz olmadığı için almak mecburiyetindeydik.

Mesela o zamanlarda tesettürlübir hanım düğünlerden korkardı. Çünkü tesettür abiye diye bir kavram olmadığı gibi terzi bile tesettüre uygun bir abiye dikemezdi.  Bu yüzden tesettürlü bir hanım için düğün kıyafeti klasik tarzda bir abiyenin üzerine bolero giymek demekti. Sanırım tam bu yüzden birçok tesettürlühanım bolerolardan nefret eder.

O günleri düşündüğümüzde geldiğimiz noktaya şaşırmamak elde değil. Çeşit çeşit tunik modelleri şöyle dursun, sadece basenlerimizi örtecek uzunlukta herhangi bir kıyafet bulduğumuzda parası ne olursa olsun hemen onu alırdık. Çünkü tekrar o uzunlukta bir şey bulmak mümkün olmayabilirdi. Şimdi ise hayatımızın kurtarıcıparçası olan tuniklerin her uzunlukta bin bir renkte olanlarına her yerde rastlamak mümkün.

Yine şimdilerde tesettür elbise modellerine baktıkça hayran olmamak elde değil. Çünküo zamanlarda hem uzun kollu olan, hem boyu uzun, hem de iç göstermeyen bir tesettür elbisesi hayalden ibaretti. Bir elbisenin boyu uzun olsa kolu kısa olur, kolu uzun olsa boyu kısa olurdu. Artık bunlar bizlere bir tık kadar yakın.

Son dönemde tesettürlühanımların bu ihtiyaçlarını karşılayacak birçok hazır giyim firmasıve internet sitesi var. İşte bu firmaların çoğalmasıise beraberinde bazısorunları getirdi.
Hangi siteye güvenip alışverişyapacağız?
Bu sorunun karşılığında gönül rahatlığı ile tavsiye edebileceğimiz bir site modameyra. com
Site koşulsuz iade, kapıda ödeme gibi imkânlarının yanında 55 tl ve üzeri alışverişlerde ise ücretsiz kargo imkânısağlamaktadır.
Muhafazakâr giyimin seçkin markalarıve ünlü moda tasarımcılarının özel tasarımları, binlerce kadına Modameyra aracılığı ile ulaşmaktadır. Yurtiçi ve yurtdışından binlerce kadın, günlük giyim, gece kıyafetleri, şal, eşarp ve aksesuar ihtiyaçlarıiçin siteyi ziyaret edip, bir yandan son moda trendleri hakkında fikir sahibi olurken bir yandan da evden alışverişyapmanın keyfini çıkarmaktadır.


Güvenilir ödeme ağı, ilgili müşteri hizmetleri kaliteli ve ucuz birbirinden güzel tesettür kıyafetleriyle modameyra. coma sizi de bekliyoruz.