Google

14 Ekim 2015 Çarşamba

Kırmızı Başlıklı Kız Sendromu

Prenses masallarına öykünüp dursak da, belki de yanlış masalların içine girmek istiyoruz. Belki de bizim masalımız Kırmızı Başlıklı Kız. 

Hani o salak, avanak kız! Bir masalın esas kızı olduğu halde bir prensi olmayan kız!

Hani babaannesini tanıyamayarak safiyane bir halde kurda neden ağzının ve burnunun büyük olduğunu soran Kırmızı Başlıklı Kız. 

Mesela onun gibi benim de algılama sorunum var. Kurt kendini bana ben senin babaannenim, diye yutturmaya kalksa olayı anlayana kadar ağzı ile burnu neden büyüdü hasta mı acaba diye düşünceler içine girecek daha ne olup bittiğini anlayamadan kurt tarafından ham yapılacağım. 

Ve korkarım ki yine bu algılama sorunum yüzünden biri beni alıp arabayla kaçırsa bir yanlışlık var diye üzerime alınmayacak, nasılsa yarı yolda bırakır diye sessizce yolculuğa devam edeceğim.

Tabii ben böyle iyi niyetler içindeyken ve hakikatte kaçırılıyorken kaçırma vakıasının zanlısı polisler tarafından yakalandığında zaten gönlü vardı diye ifade verebilecek, çünkü olayın zanlı tarafından görünen kısmı böyle olacak.

Çocuk masalı ile başlayıp polisiye bir senaryo ile devam ettiğimiz bu yazıya otobiyografik bir anı ile devam edeceğiz.
Yani ben tek başıma edeceğim ama niyeyse çoğul bir ifade kullanınca daha havalı oluyor.

Ankara’da oturanlar Olgunlar’ı bilirler. Korsan kitap satan seyyar kitapçıların mesken edindiği seyyar stantların uzandığı bir sokaktır. Korsan kitap almadığım için doğma büyüme Ankaralı olduğum halde hiç yolum düşmedi. Sonra kuzenlerim ikinci el kitap alıp değişim yaptıklarını söyleyerek benim ampulümü yaktılar.  Tınnn!



Vergi dairesindeki işimi hallettikten sonra istikameti Olgunlara çevirdim. İlk ilgimi çeken tezgâha yanaştım. Son günlerin popüler kitabı Trendeki Kız vardı. İkinci eli var mı, dedim.
İkinci eli olmadığını ama korsanı olduğunu söyleyen satıcı dedi ki;

-İstersen numaranı ver, ikinci eli gelirse haber veririm.

Demek ki buranın işleyişi böyle, müşteri devamlılığını sağlamak için iyi bir taktik, diye düşündüm.
Ama ben Ankara’da yaşamıyorum dedim. Kitaplara bakmayı sürdürürken;
Nerede yaşıyorsun, dedi satıcı.

-Kıbrıs’ta öğrenciyim.
-Tamam, sen numaranı ver, ben oraya da gönderirim.

Hala hiç işkillenmedim, şahane bir satıcı, müşteri avında, diye düşündüm.
-Nerelisin ile başlayan sohbet faslına geçince müşterileri ile yakın ilişki kurmaya çalıştığını düşündüğüm kişinin yanından, yakın ilişki sevmediğim için yavaşça sıvıştım.

Yan tezgâha uğradığımda ise arkada ikinci eller var diyerek beni tezgâhın arkasına aldılar.
Bir önceki tezgâhta çok işkillenmedim ama beni tezgâhın arkasına alınca biraz rahatsız oldum. Sonradan olayı müzakere ettiğim olgunlar bilirkişisi olan işleyişi bilen kuzenim bunun normal olduğunu asıl bir önceki tezgâhta rahatsız olmam gerektiğini söyledi.
Dedim ya, Kırmızı Başlıklı Kız sendromundan kaynaklanan algılama sorunum tavan yapmış durumda.

Bu tezgâhın arkasında da kitapları karıştırıp bir tanesinde karar kılmışken adam "bak bu kitabı da seveceksin," diye eli ile koluma dokunmasın mı?
İşte o zaman Frankenstein misal kafamdan buhar tüterek kitabı tezgâha koydum, vazgeçtim, almayacağım diyerek ilk ve kesinlikle son Olgunlar ziyaretimden topuklayarak uzaklaştım.

Hakikaten telefon üzerine bir sistem olabilir diye düşünmekle beraber koluma dokunan diğer satıcının başına kitabı fırlatmadığıma üzülüyorum.
Ama gün geçmiyor ki bu Kırmızı Başlıklı Kız Sendromum yüzünden başıma bir başka iş gelmesin. 

Not: Yazar bu sendromu tamamen kendisi uydurmuş olup gerçekle yakından uzaktan alakası yoktur.

Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım

13 Ekim 2015 Salı

Bir Erkek Hakkında Nick Hornby Okur Yorumu

Kitabın adı Bir Erkek Hakkında ama içeriğine en uygun isim Bir Erkek Ve Bir Erkek Çocuğu Hakkında olurdu.

Will 36 yaşındadır. Bekâr, çocuksuz ve işsizdir. -İşsiz ama zengin bir adam- Babasının yıllar evvel yazdığı Noel şarkısı milli marş kadar meşhur olmuş ve bundan elde ettiği telif ücretleri ile çalışmaya ihtiyacı olmadan hayatını devam ettirmektedir. Sürekliliği olmayan ilişkileri sevmekte, birine bağlanmaktan korkmaktadır. Bağlanma korkusu olan bu adam gözünü boşanmış çocuklu kadınlara dikmiştir çünkü bu kadınların evlilik beklentisi yoktur.


Will bu amacı uğruna dul ve çocuklu kadınların peşinde koşarken Marcus ile karşılaşır. Will ne kadar sorumluluk almadan yaşamaya alışkın tembel bir adamsa, Marcus ise onun aksine yaşından büyük sorumluluklar altına giren 12 yaşında bir (adam)dır. Ve birbirlerinden öğrenecekleri çok şeyleri vardır.

Kitap karşılıklı bölümlerden oluşuyor. Bir bölümde yazar Macus tarafından konuşurken bir diğer bölümde Will tarafından olay döngüsünü bizlere sunuyor.
Kitabı çok sevdim. Akıcı bir dili ve farklı bir hikâyesi var. Ve en önemlisi sizi bir çocuğun dünyasına kolaylıkla girdirebilen satırlara sahip.

Özellikle son kısmının çok güzel bağlandığını düşündüğüm bu kitabı aklınızın bir köşesine yazmanızı tavsiye ederim.


Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım

12 Ekim 2015 Pazartesi

Mezuniyet Sonrası Ev Hayatı

Filmin ismi: Eve Dönüş 

Türü: Korku, Gerilim, Aile, Zero/mantik

Gösterim tarihi: Mezuniyet Sonrası

Hedef Kitle: Körpecik Genç Kızlar


Konusu:

Eğitim hayatınızı tamamlayıp eve döndüğünüzde kendinizi her şeyin küçüldüğü ama sizin büyüdüğünüz bir dünyada bulursunuz. Bu durum tipik bir Alice Harikalar Diyarında Sendromu olarak tanımlanabilir.

Ergen olarak çıktığınız evinize, diplomasını almış, meslek sahibi genç bir kız olarak dönersiniz. Dönüşünüzde dönüştüğünüz yeni kişiyi ailenize tanıtmak ise biraz zaman alacaktır. 

Evet, çocuklarının ailesi gözünde büyümesi zordur lakin büyüdüğünüz döneme tanıklık edemeyen, bu dönemde sizden uzakta olan aileniz için bunu kabullenmek daha da zordur. Çünkü onlar sizi halen evden çıktığınız yaşlarda sanıyorlardır.
Tabii sandıkları sadece bununla sınırlı değildir, aynı zamanda çıktığınız zamanki huy ve karakter özelliklerine de sahip olduğunuzu zannediyorlardır.

Hâlbuki siz bu evrede bambaşka biri oldunuz değil mi? 
Peki, onların bu gerçeği anlaması ne kadar sürecek? Bu sorunun cevabını vermeden önce durum değerlendirmemize devam edelim.

Eve döndüğünüzde içine düştüğünüz durum; metronun kalabalığında herkes gitmek istediği yönü bilip oraya doğru düzenli bir ilerleyiş içindeyken kendi gideceği yeri bulamayan etrafına bakınan, gelenin geçenin çarptığı birinin durumuna benzer.
Aile fertlerinin kurulu bir düzeni, devam eden bir hayatları vardır ama siz kurulu olan düzeninizi bırakıp gelmiş sudan çıkmış bir balıksınızdır. Sudan çıkmış bu balığın türü ise sazandır, onu mu yapsam bunu mu yapsam, o kursa mı gitsem o sınava mı hazırlansam diye bulduğunuz fikre atlamaya meyillisinizdir. 



Yine bu süreçte -aradan uzun zaman geçtiği için- aidiyet hissinizi kaybetmeniz sebebiyle kendinizi evde fazla ve yükmüş gibi hissedersiniz -en azından bende öyle olmuştu-
Herkesin dediğine alınırsınız, hatta alınmak, orada fazla olduğunuzu hissetmek için lafları cımbızla seçersiniz. Yani siz bildiğiniz kendi kendinize kaşınırsınız. Aslında kimse sizin fazla olduğunuzu düşünmüyordur ama aynı siz gibi onlar da sizin varlığınıza alışmaya çalışıyordur.

Öncelikle size kalıcı olarak yatacağınız oda ve dolaplarınızı zapt ettikleri için dolap tedarik etmeye çalışırlar. Bu süreç bazen uzayabilir ve günlerce hatta aylarca salon ya da oturma odasında yatabilirsiniz. 
Hatta bana oda ayarlanana kadar ben salonda yattım. Salonda üçlü koltuk açılıyordu. Onu açtılar, bana sağ olsunlar. İşin dram kısmı bu koltuğun salonun kapısına en yakın yerde olması ve daha da acıklı kısmı salonun kapısı ile dış kapının karşılıklı olması. Bu durum karşısında neye ağlasam diye düşünüp durduğum o buhranlı dönemlerde beni neredeyse kapının dışında yatıracaklar diye ağladığımı hatırlıyorum. Biraz çocukluk, biraz yeni hayatın bilinmezliğinin verdiği depresyon ve en çok kendi başına buyruk yaşadığın hayattan sonra ev hayatının disiplinine alışma çabaları neticesinde doğan normal tepkilerdir bunlar.

Sonra odam da oldu, dolabım değil dolaplarım oldu. Evde kilo olarak en az yeri kaplasam da eşya olarak en fazla yeri ben kaplıyorum. Ama işte eve döndüğün o ilk zamanlar insanın hissettiği o fazlalık ve aidiyetsizlik duygusu neden oluşur, taaccübe şayan bir durumdur.

Bu dönemde en zorlu süreç anne ile olandır. Öncelikle mutfakta girilen –ofis savaşları gibi düşünün çünkü orası annenizin ofisidir- çekişmeler sonunda annenizin galibiyeti ile sonuçlanır.
O tuzluk sizin değil, annenizin istediği yerde duracaktır. O mutfak annenizindir ve annenizin kalacaktır. Tavsiyem böyle konularda idealist düşünceler içine girmeyin. Bırakın eksiği ile fazlası ile anneniz kendi düzenine devam etsin, gitsin.
Sizin yaptığınızı da beğenmiyorsa bırakın kendisi yapsın, sizde keyifle yiyin aman boş verin, böyle şeylere kafanızı takmayın. Bu süreç bittikten bir müddet sonra anneniz kankanız olacaktır zaten. Sabredin, zamanla birbirinize alışacaksınız.

Babadan babaya değişmekle beraber dominant babalar da bu süreçte size hiç yardımcı olmayacaktır. Yıllarca uzakta yaşadıktan, kendi kişiliğinizi oluşturduktan sonra sizi kendi istediği gibi eğip bükmeye çalışan babalarınızın elinde kalabilmeniz muhtemel. Çünkü çoktan kurumuşsunuzdur, eğilmeye uygun şartlar içinde değilsinizdir. Kırılıp babanızın elinde kaldığınızda önce üzülecek sonra ve zamanla aslında ne kadar haklı olduğunu anlayacaksınız. 

Bir zaman sonra- bu süre kişiden kişiye farklılık gösterebilir- bazılarınız iş bulup hayatın koşturmasına dalacak, bazılarınız bulamayacak o gün senin, bu parti benim, o avm bizim dolaşacak ev kızlığının keyfini çıkaracak ve bu ilk zamanlarda yaşadığı buhranlara gülüp geçecek…

Yazının birinci kısmı için şuraya bakabilirsiniz. 


Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım

10 Ekim 2015 Cumartesi

2015 Kore Drama Ödülleri

Kore dizi ödülleri sahiplerini buldu.
Dedikodu yapmadan olmaz değil mi? Toplanın. 

Büyük Ödül: Kim Soo Hyun (Producer, KBS)
Büyük ödülü bu sene de Kim Soo Hyun aldı. Ama kesinlikle arkasında bir dayısı falan olduğunu düşünüyorum. Hayır, kendisini bende çook severim. Ama adaylar şöyle iken; 
Kim Soo Hyun (Producer)
Joo Won (Yong Pal)
Ji Sung (Kill Me, Heal Me)
Cha Seung Won (Hwajung)
Yoo Dong Geun (What Happens with My Family)
ve listede 7 karakteri birden canlandırarak harika bir iş çıkaran Ji sung varken sizce de büyük haksızlık olmamış mı?

En İyi Drama: tvN’den Misaeng
En iyi drama adayları arasında; 
Kill Me, Heal Me (MBC)
Producer (KBS2)
Yong Pal (SBS)
Misaeng (tvN)
Heard it Through the Grapevine (SBS) vardı. 
Bence Producer dizisinin listede yer alması akıllara zarar bir durumdu. Diğer dizilere gelirsek;
bu daldaki ödül Kill me Heal Me'ye verilmeliydi diye arzu etsem de henüz Misaeng dizisini izlemedim. O yüzden net bir şey söyleyemiyorum. Dizi izleme listemde.



En İyi Senaryo: Jang Hyuk Rin (Yong Pal, SBS)
En iyi senaryo ödülünün Yong Pal'a verilmesine ise anlam veremedim. Bu sene benzer senaryolarla ile yazılmış o kadar çok dizi çekildi ki acaba Yong Pal'ı onlardan farklı kılan neydi merak ediyorum. İzleyenlerin yorumlarını bekliyorum.

En İyi Yönetmen: Seo Soo Min ve Pyo Min Soo (Producer, KBS)
Producer o kadar kötü bir diziydi ki yorum yapmak istemiyorum. :)

En Mükemmel Aktör: Lee Jong Suk (Pinocchio, SBS)
Kendisini beğeniriz. Pinocchio izlemedim ama iyi bir oyuncu olduğunu kabul ediyorum.

En Mükemmel Aktris: Kim Tae Hee (Yong Pal, SBS)
Yong Pal'a verilen bu ödül bolluğu ve soru işaretleri...

Mükemmel Aktör: Lee Joon (Heard It Through the Grapevine, SBS) ve (Kim Dae Myung (Misaeng, tvN)
Adaylar şu şekilde idi:
Seo In Guk (I Remember You)
Kim Dae Myung (Misaeng)
Seo Kang Joon (Hwajung)
Lee Joon (Heard it Through the Grapevine)
Jo Jung Suk (Oh My Ghostess)

Listede Jo jung Suk ve Seo in Guk varken Kim Dae Myung'un ödülü almasına çok üzüldüm. Seo in Guk'u da geçtim tamam ama, Oh! my ghost ile Jung Suk'a ödül verilmemişse de biz onu gönlümüzün birincisi ilan edip acımızı azaltmaya çalışıyoruz. :)

Mükemmel Aktris: Sooyoung (My Spring Day, MBC)

En İyi Çaylak Aktör: Chanyeol (EXO Next Door)

En İyi Çaylak Aktris: Im Ji Yeon (High Society, SBS)
İşte bu çok hoştu. İzleyen herkes High Society dizisindeki ikinci çifte bayılmıştı. O yüzden bu ödülü hak ettiğini düşünüyorum. Çok şekerdi.

Bu Senenin Yıldızı: Kim So Hyun (Who Are You: School 2015, KBS)
Kendisini ilk defa Miss You'da Yoon eun Hye'nin çocukluğunu canlandırırken izlemiş oyunculuğunu çok beğenmiştim. Sonra isimli mini dizide izleyip bayılmıştım. Daha 16 yaşındaki aktristin çok iyi yerlere geleceğini düşünüyorum.



Başarı Ödülü: Kim Young Ae (Kill Me, Heal Me, MBC)
Bu kadın kimdi derseniz; Kill me Heal me dizisinde Cha Do Hyun'un büyükannesi o sert kadındı. 

Küresel Yıldız: Sam Okyere (Warm and Cozy, MBC)
Siyahi bir oyuncu. Warm and Cozy dizisine de çok küçük bir rolle katılmış, dalgıç olarak konuk oyuncu olmuştu. İzleyenler hatırlarlar. 

Hallyu Star: Kim Soo Hyun (Producer, KBS), Chanyeol (EXO Next Door)

Ateşli Yıldız: Seo Kang Joon (Hwajung, MBC)

KDA Ödülü: Park Hae Jin (Bad Guys, OCN)

Jüri Ödülü: Im Siwan (Misaeng, tvN)

En İyi OST: Jang Jae In, “Auditory Hallucination” (Kill Me, Heal Me, MBC)
Deli olmamak elde mi? Böyle güzel bir diziye verile verile en iyi ost ödülü verilmiş. Bu ödülleri kim hangi akla hizmet vermiş bilmiyorum.
Sadece Misaeng izleyip gerçekten bu kadar ödülü hak etti mi kendim öğrenmek istiyorum. 
Onun haricinde Heart to Heart, kill me heal me ve Oh My Ghost dizilerine haksızlık yapıldığını düşünmemek elde değil.

Beni buraya kadar dinlediniz. Şimdi ben sizi dinlemek istiyorum. Siz ödüller hakkında ne düşünüyorsunuz?

Facebook Kore Dizileri Sayfamı takip etmek için: https://www.facebook.com/koredizifilmreplikleri1
Blog'umda yazdığım tüm dizi ve filmleri alfabetik olarak sıraladım.
Buradan hepsine ulaşabilirsiniz.


Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım







9 Ekim 2015 Cuma

Oh My Ghost Dizisi Yorum ve Replikleri

Konusu itibarıyla Master's Sun dizisine benzettiğim için izleme listeme aldığım Oh My Ghost dizisinin konusu ve oyuncularından şurada bahsetmiştim.
Dizi hakkındaki yorumum;

* Baştan söylemeliyim ki, Pasta dizindeki gibi yine ve yeniden bir Şeb vakıası ile karşı karşıyayız. İlk kez My love, My Bride filminde izlediğim Jo Jung Suk'a bu dizide hayran kaldım. Gamzeler falan derken izleyenler olarak biraz başımızı döndürmüş olabilir. 

* Park Bo Young şahane bir oyunculuk sergilemiş. Hatta döktürmüş. İçine hayalet girmiş hali ile kendi hali arasındaki kişilik değişikleri o kadar keskin ve doğaldı ki, arada sırada acaba aynı kız mı oynuyor, aynı kız mı seslendiriyor diye düşünceler içinde kaldım.
İçine hayalet girdiğinde çok şeker ve sırnaşık bir kız oluyordu ki bayıldım. Hatta hayalet hiç çıkmasın istiyor, çıkınca hayal kırıklığına uğruyordum.

* İçlerinden bir tanesini Park Bo Young'un seslendirdiği Ost'lar çok güzeldi. Bakınız o şarkı: https://www.youtube.com/watch?v=gZbXEEEi8ww
* İkinci kadın ya da ikinci adam entrikası olmayan dizileri ayrı bir seviyorum.
* Dizi ham madde olarak Master's Sun'a benzese de senaryo çok daha başka işleniyor.
1. Hayaletleri gören içine kapanmış bir kız,
2. Hayaletlere karşı -spo olmaması açısından bahsedemeyeceğim- güçlü bir yanı olan esas oğlan.
İşte bu iki maddede benziyorlar, ama sadece o kadar.

* Dizi hakkında tek negatif yorumum sonu ile ilgili olacak. Burada Spolier vermemek adına fazla bir şey yazmak istemiyorum ama şu biraz aceleye gelmiş Kore dizi sonlarına benzemesi açısından biraz sinirlendiğimi söyleyebilirim.

* Sonuç olarak kesinlikle izlenmesi gereken çok şeker bir romantik komedi olduğunu düşünüyorum.

Not: 20.bölümde ise Seo in Guk konuk oyuncu olarak yer alıyor.



Not 2: Jang Dong Gun hakkında bir yazı yazmıştım. Yazıda; dizilerde sürekli örnek damat adayı olarak isminin zikredildiğini söylemiş dizilerden örnekler göstermiştim.
Bu diziden bir başka örnek de aşağıdaki replik. Yakışıklı adam deyince akla ilk gelen:


Dizinin konusundan kısaca bahsetmek için şu repliği kullanabiliriz.



Yasal Uyarı: Buradan sonrası yükse dozda spolier içerir.
Devamı »

8 Ekim 2015 Perşembe

Aşka En Yakın Duygu

Aşka en yakın duygunun yeğen sevgisi olduğunu düşünüyorum. Tamam, daha önce âşık olmadım ama en azından âşık olmak da en az bunun kadar güzel bir duygudur, muhtemelen yani. Belki de ve inşallah.

Ve yine muhtemelen ki, kendi çocuğum olduğunda da asıl aşkın bir annenin çocuğuna olan sevgisi olduğunu düşüneceğim. Zamanla bu aşamalardan geçerek belki bende bir gün hakiki aşka; fena makamına ulaşacağım. İnşallah…

Yakın zamanda hala olup evdeki imparatorluğumu bıraktığımı, tacı yeni prensesimize devrettiğimi Instagram’da paylaşmıştım.
İki sözünden biri yeğeni olan, sürekli yeğeninin fotoğraflarını paylaşan ya da gösteren teyze/halaları hiç kınamadım ama onların bu coşkusunu ise asla anlayamadım.

Ta ki; kendim de hala olana kadar.



Daha önce hiç böyle bir duygu yaşamadım. Anneme babama duyduğum sevgiye benzemiyor. Kardeş sevgisi gibi de değil. Daha önce hiçbir erkeğe böyle bir his beslemedim. Bebekleri seven, her gördüğü çocuğu durdurup hanimiş yapan bir tip de değilim. 

Meteoroloji vücudumu inceleyip beni hava durumu spikerine havale etse spiker aynen şunları söylerdi:
- N.F. kod isimli şahıs bebeğe sarıldığında göğüs kafesinden yükselen sıcak hava dalgası beynine kadar yükseliyor, ortamda ılık ılık bir rüzgar esiyor. Etrafta kalp şeklinde polenler uçuşuyor. Nasa'dan aldığımız bilgilere göre bilinmeyen bir yerden yükselen Ghost filminin efsanevi film müziği  bebek ile söz konusu şahsın etraflarını sarıyormuş.
Kızımızın fotoğrafını gördüğümde farkında olmadan aptal âşıklar gibi sırıtıyorum. Videosunu yolladıklarında evde çığlık kıyamet koparıyorum.

Yaşadığım duyguyu hiçbir şeye benzetemiyorum, belki daha önce âşık olsaydım onunla kıyaslardım ama bununla kıyaslayacak hiçbir his yaşamadım. Çok acayip bulduğum kendimi tanıyamadığım bir deneyimleme sürecindeyim.

Ben yaşadığım şeyi anlatamıyorum ama daha önce bir yeğen sahibi olanlar mutlaka benim hissettiklerimi anlıyordur. Ve bana öyle geliyor ki sadece kendi çocuğumu bu kadar çok sevebilirim. Bilmem, belki kendi çocuğumu sevmek için  bu kadar vakit bile bulamam, çünkü annelik zor ve büyük sorumluluklar gerektiriyor. Hâlbuki benim yeğenime karşı olan tek yükümlülüğüm telaşsız tasasız sadece onu sevmek. Ve bu yükümlülüğüme bayılıyorum….

Hala Sultan Bildirdi
Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım