Google

29 Eylül 2015 Salı

Babil com'dan Sipariş Rezaleti

Daha hesaplı olduğu için kitaplarımı her zaman online kitap sitelerinden alırım. 
Piyasadaki tüm online kitapçılardan da alışveriş yapmışlığım var. En son her yerde reklamlarına rastladığım Babil sitesinden alışveriş yapıp siteyi deneyimlemek istedim.
Açıkçası kitapları kitap yurdundan aldığımda bana daha ucuza mal alıyordu ama siteyi merak ettiğim için siparişimi Babil'den verdim.

Biliyorsunuz zaten Türkiye’de olduğum günler sayılı. Son günlere bırakıp sıkışmayım diye epey önceden siparişimi verdim ve siparişim 10 gün sonunda elime ulaştı.
Düşünebiliyor musunuz? 10 gün!

Ödemeyi havale ile yaptım, yani peşin olarak ödediğim kitaplara 10 gün sonra kavuşabildim.
Dahası diğer online kitap sitelerin aksine havale indirimi de yapmıyorlar.

Neden 10 gün bekledim onu da anlatayım:
5. günün sonunda kitaplarım hala tedarik sürecinde gözüküyordu. Dedim ki; amma da kitaplar seçmişim bir türlü tedarik edilemedi. Siteye mesaj attım, sistemde hata olduğunu kitaplarımın hemen kargoya verileceğini söylediler. 2 gün daha geçti. 
Dedim ki; herhalde kitaplarım gerçekten taaa Babil’den (!) getirtiliyor ve Babil Yazmaları kadar bulunmaz ki bir türlü tedarik edilemiyor. 

Tekrar mail attım. Aldığım cevap inanın şu minvaldeydi.
-Aman bizi ne rahatsız edip duruyorsun, göndereceğiz kitapları, daha 8 gün oldu telaş edecek ne var?!




Daha önce de online alışverişlerde gecikmeler yaşadım ama muhataplarım karşımda mahcup olup, özür üzerine özür dilediler. Çünkü ben müşteri olarak mağdur edilmiştim ve karşımda mahcup olunmayı hak ediyordum.

Neyse efendim 8. Günün sonunda kargoya verilen siparişim toplam 10 günde elime ulaştı. Yüksek tutardaki kitap alışverişime hiç değilse özür mahiyetinde bir ayraç falan eklerler diye düşünmüştüm ama onlar özür dileyecek durumda olduklarını düşünmüyorlarmış. Ayraç ne ki, üç beş kuruşluk bir şeyin derdinde değilim. Yanlış bir tevehhüm hasıl olmasın. Sadece bir incelik, nezaket gösterilmesini beklediğimi söylemeye çalışıyorum.

Çünkü sonrasında site ile ilgili yaptığım araştırmalarda “siparişim günlerce tedarik sürecinde gözüktü, gecikti, sistemde hata olduğunu söylediler” diye birçok yorum okudum. Demek ki sitedeki sistem hatası bir türlü giderilemiyor, bilin diye söylüyorum.

Online alışveriş yapmak keyifli lakin bu kargo mevzuları insanı o kadar geriyor ki, deneyimlenmeyen bir siteye şans vermek için epey hummalı bir araştırma yapmak gerekiyor diye düşünüyorum. 



Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım

28 Eylül 2015 Pazartesi

Annemi Bir Kez Daha Görebilsem Okur Yorumu

Son zamanlarda Arap erkeklerle evlenen kadınlar üzerine birçok kitap okudum. 
Bu kitaplardan yaptığım gözlemler neticesinde dini nikâh ile ikinci bir evlilik yapan Arap erkekler adi pisliklerdi.

Ama okuduğum Amerikan ve İngiliz romanlarında karısını sevgilisini gayrı meşru şekilde aldatan ya da gizlice onunla bununla yatıp kalkan adamlar affediliyor, hatta affedilmesi gerektiği günümüzde böyle şeyler olabileceği üzerine yönlendirmeler yapılıyordu.

Mesela 50’li yaşlarda andropoza girmiş bir erkek uzun yıllar süren evliliği sonucunda boşluğa düşüp bir başka kadınla beraber olabiliyor, sonra hatasını anlayıp karısına döndüğünde onun değerini anlamış oluyordu. Kimse onu kınamıyor, onu affeden karısı için de çok modern bir çizgi çiziliyordu.

Okuduğum doğu kökenli karakter ile batılı karakterler aslında birbirine bu kadar benzerken doğulu karakter bunu dini çerçeve içinde yaptığı için pisliğin teki gibi gösterilirken aynı şeyi aldatma adı altında yapan batılı erkek herkesin başına gelebilecek basit bir hatanın kurbanı oluyordu.




Ben iki tarafı da haklı bulmuyorum, iki tarafta mazur değil ama dayatmaya çalışılanın İslam dinini lekelemek olduğunu da görmemek elde değil.

İşte bu kitap İngiliz anne ve Yemenli bir babanın kızlarının hikâyesinden bahsediyor.Yemenli babası Zana'yı 13 yaşındak iken annesinden habersiz köyündeki adamlardan birinin oğluna satar. Hiçbir şeyden haberi olmadan tatil zannı ile Yemen’e giden Zana ise gerçekleri sonradan öğrenecek hatta birde kardeşi aynı şekilde yanına gelecektir.
Kardeşi hayatını kabullenirken Zana oradan kurtulmak için çetin bir mücadelenin içine girecektir.
Gerçek hayat hikâyesi olan bu kitaptan etkilenmemek elde değil lakin yukarıda bahsettiğim sebeplerden dolayı bilinçli bir okuyucu olmak şart diye düşünüyorum.

Bunlar haricinde kitabı sevdim, devam kitabı da varmış, denk gelirsem almayı düşünüyorum.

Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım



Bubblegum Kore Dizisi Konusu ve Oyuncuları

Lee Dong Wook ve Jung Ryeo Won romantik komedi türünde bir diziyle karşımıza çıkmaya hazırlanıyorlar.


Lee Dong Wook'u ilk göz ağrılarımızdan My Girl dizisinden tanıyoruz. Jung Ryeo Won ise Nevery Ending Story ve Castaway on the Moon gibi efsane filmlerden aklımızda yer edindi. İkiliyi birbirine yakıştırdığımı söylemek isterim.
Devamı »

26 Eylül 2015 Cumartesi

My Secret Hotel Yorumum ve Replikleri

My secret hotel dizisini geçen yıl bu zamanlar tanıtmıştım. Yo in na sevdiğim için izlemeyi planlamış, ama sonra olumlu yorumlar okumayıp izlemekten vazgeçmiştim.
Yanlış yapmışım.



Dizinin konusu ve oyuncuları hakkında bilgi almak için şuraya bakabilirsiniz.

Çok sevdim ben bu diziyi!
Sevdim çünkü;
* Yo in Na çok tatlıydı.
* Dizinin ost'ları çok güzeldi. Bu kadar değil elbette.
* Hoş ve eğlenceli bir romantizm işlenmişti. Komikti de. Esas adamın kıskançlıktan taklalar attığı dizileri seviyorsanız işte bu dizi onlardandı.
* Dizinin afişinden yola çıkarak biraz Master's sun vari perili cinli bir dizi gibi gözüküyor. Ama öyle değil.
* Şimdi izlemek isteyenler için burası çok önemli:
Dizinin ilk 4 bölümü sıkıcı denilebilecek kadar durgun. Ve bu ilk dört bölüm sanki otelde periler cinler var da sonraki bölümlerde sırlar ortaya çıkacak gibi bir hava var. Ama 4. bölümden sonra dizinin  senaristi değişiyor. İyi ki de değişiyor çünkü işte dizi buradan sonra yükseliyor.
* Dizideki cinayet vakıasında katil benim tahminlerim dışında çıkarak şaşırttı.
* Yine senaryoda özellikle ikili ilişkilerinde  ne saçma dediğiniz yerler olacak ama dizinin son bölümlerinde hoş flashbacklarle bu kısımlara mantık çerçevesinde açıklamalar getirilmiş.
* Mükemmel senaryo harika oyunculuklar diyemem ama çok eğlenceli çok sevimli izlenesi bir dizi olduğunu söyleyebilirim. Eğer Yo in Na'ya karşı negatif hisleriniz varsa belki benim kadar çok sevmeyebilirsiniz, bu uyarı yapmadan da geçemeyeceğim.

Yasal Uyarı: Buradan sonrası yüksek dozda spolier içerir.

Devamı »

24 Eylül 2015 Perşembe

Biz Neden Gazetelere Haber Olmuyoruz?

Kurban Bayramı'nda en sevmediğim şey; kendini kesip biçen, kasaplığa soyunmuş pehlivan Türk erkeği görüntüleridir. Bunların haber yapılmasına kızarım.
Çünkü bayramın tek gazileri onlar değildir.

Nasıl?

Bayram öncesi giriştiğimiz hummalı temizlik çalışmaları sonucunda belimiz müzmin fıtık hastalığına düçar olur. Sonrasında Kurban Bayramı’nda et doğrama ritüelinde kolumuz da sizlere ömür. Baştan ayağa daha genç yaşımızda hastalıklı insanlara dönüşürüz. Yetmez misafirler gelir, çay ve ikram servisi derken ayaklarımıza da kara sular indi mi?
Hani bizi gazetelerin birinci sayfasına taşıyan var mı? Yok! Orayı da elini ayağını kesen erkeklere kaptırdık mı?



Haa birde şu var?
Temizlik yapıp böyle hastalanınca neden bu kadar yordun kendini diye bik bik ederler, sonra temizlik yapmasan etraf biraz dağılsa tüm ne yaptınız evin hali ne böyle diye yine bik bik ederler.
Hiç bik bikleri bitmediği gibi Kurban Bayramında eti, tatlılıyı löp löp götürürler.
Yine de biz onlara hizmet etmeye bayılırız çünkü kadınlık hormonları bunu gerektirir.

Bu çay masası dedikodusunu "Allah onları başımızdan eksik etmesin" diye nihayete erdirirken hepinizin bayramını tebrik ederim.

Not: Feminist değilim.

Bayram gazisi müzmin ev kızı  Köle İsaura Nabroşka bildirdi.


Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım

22 Eylül 2015 Salı

Ona biraz dokandım ve çok mutluyum lan!

Bir sosyolog olsaydım eğer, otobüslerden inmezdim. Gerçi aktif olarak çalışan sosyolog bir arkadaşım olmadığı için bilmiyorum ama muhtemelen çalışma sahalarından biridir.

2 yıldır Ankara’da yaşamıyorum, bu sebeple metropoldeki hızla değişen ilerleyişin keskin boyutlarını içinde yaşayanlardan daha iyi görebiliyorum.

Otobüs yolculuklarında en çok dikkatimi çeken telefon konuşmaları oluyor. Uzun süren yolculukları boş geçirmek istemeyen teyze ve amcalar nasılsa tanıdık yok ve kimseyi bir daha görmeyeceğim düşüncelerinin verdiği rahatlıkla en özel ailevi sorunları hakkında telefonda konuşmayı sorun etmiyorlar.
Bu telefon konuşmalarının ortak mevzuları birinci dereceden akrabalar olmakla beraber en çok kullanılan cümle şu şekilde oluyor:
Ben onu çok severdim bilirsin ama artık bitti, sildim onu.
Ne tanıdık cümleler ama değil mi?



Yine dolmuş yolculuklarında en dikkatimi çeken para uzatma hadisesinin yok olmaya başlamış olması. Bilirsiniz, dolmuşta imece usulü paralar elden ele şoföre iletilir. Çünkü bindiğiniz anda bir yer gözünüze kestirir, oturup paranızı rahatça çıkarır ve bir ön koltukta oturana;
-pardon şuradan bir kişi uzatır mısınız, diye ricada bulunursunuz.
Benim güzergâhımla mı alakalı, yoksa sizde fark ettiniz mi bilemiyorum ama insanlar artık dolmuşa parasını ayarlayıp biniyor, parasını şoföre kendisi verip oturuyor.
Bunun sebebinin artık insanların birbirinden bir şey rica etmek istemeyecek kadar kopmuş olması, biriyle mülaki olmak istememek, birine bu kadar muhtaçlıktan bile kaçınmak olduğunu düşünüyorum.
Abartıyorum belki de, abartıp abartmadığımı sizden gelen yorumlar ve sizin gözlemlerinizle açığa kavuşturacağım.

Tüm bunlara rağmen maalesef ki, dolmuşta üzerinize yıkılarak sizi dayanak olarak kullanmaya çalışan teyzeler, neresine ne kadar dokunsam kardır diyen sapkınlar, bacağını açarak oturan hayvanlar otobüs ve dolmuşlarda mevcudiyetlerini sürdürüyorlar. Halbuki gönül isterdi ki Ankara'da olmadığım bu süre zarfında bu tip insanların soyları da tükensin. 

Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım



21 Eylül 2015 Pazartesi

Bul Birini Getir Artık!

Halk arasında bilinen "sen kendin bul" yaşına gelmişim.
Belirli bir yaştan sonra –o yaşı mahalleli teyze belirliyor- mahalle baskısı "sen kendin bul getir" şeklini alıyormuş.

Kendi ailemden örnek vermek gerekirse;
Kuzenim 28 yaşında iş güç sahibi çok güzel bir kız. Çok isteyeni oldu, hala var ama gönlünün istedigince biri ile karşılaşmadı. Annesi –yani teyzem oluyor- kızının evlenemediğine o kadar üzülüyor ki artık bu üzüntüsü diline düşmüş durumda.

Her hal ve şart içinde kızlar bir evleneydi (o kızlardan biri ben oluyorum) diye dua edip dua istiyor. Üzülüyor, ah ediyor, dertleniyor. Oturup tüm dertlerinizi unutup onun haline üzülüyorsunuz. Böyle bir annenin kızının psikolojisini tahmin edersiniz. 
İşte teyzemin son tahlildeki evlere şenlik repliği ise şu şekilde:
-Gidin kendiniz birini bulun.

Nereye gitmemiz gerekiyor adres bilen var mı? Haha!


temsili koca

Ben uçarıyım, kaçarıyım, işim belli olmaz. Davulcu bulup getirsem Nabrut bu yapar derler de, süper mutaassıp kuzenim için bu sözler ayrı bir depresyon sebebi olsa gerek.

Ben annemden asla böyle sözler duymadım. Annem de hiçbir zaman evde kaldığımı, acilen evlenmem gerektiğini düşünmedi. Düşünmüşlerse de bunu bana söylemeyi bırakın, hissettirmediler bile. Belki de bu yüzden özgüvenim birazcık (!) fazla. Ya da ben özgüven sahibi, rahat biri olduğum için ailem dert etmiyor, bilemiyorum.

Çevremde böyle kızına -ve tamam oğluna da- baskı yapan birçok aile var. 
Demem o ki; gözlemlediğim kadarı ile İslami usul üzerine -görücü usulü- evlenmeye ve evlendirmeye devam eden muhafazakâr ailelerde evlat belirli bir yaşa geldikten sonra davulcu olsun, zurnacı olsun yeter ki bir karısı-kocası olsun kaygısı ile işi kendin bul birini getire kadar dayandırıyorlar.

Bu sözün içerdiği mana ise ben senin yuvanı yapamadım vicdan azabı çekiyorum bir de kendin dene oluyor sanırım.
Halbuki her şeyin sonu kadere ve Allah'ın taktir ettiği nikah vaktine dayanmıyor mu? 

Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım



19 Eylül 2015 Cumartesi

Instagram Beğeni Kriterleri

Mesela Instagram'da bir milyon takipçisi olan bir sanatçının toplamda aldığı beğeni ortalama 30 bini geçmiyor. Bir milyon takipçi sürekli aktif olmayabilir, insan her dakika takibe aldığı kişinin gönderilerini izleyip beğenmek zorunda mı gibi şeyler düşündüğünüzü de sanmıyorum. Çünkü genel olarak gönderileri görüp hatta belki de beğenip, beğeni mahiyetinde ekrana dokunmaktan bilmeden kaçınıyoruz.

Bu kaçınmanın sebebi altında bazen tamamen farkında olmamak, önemsememek yatıyor. Hâlbuki o fotoğrafı çeken kişi bunun için çaba sarf edip emek harcadığı için –beğendiyseniz- kesinlikle fotoğrafına bir dokunuşu hak ediyor.

Kaçınmanın sebebi bazı kişilerde haset etmek, çekememek gibi sebepler barındırabiliyor. 
Onun giydiğinden alamamak, 
onun gittiği yere gidememek, 
onun gibi güzel olmamak, 
onun gibi, gibi, gibilerden türeyen eylemler yüzünden beğendiği halde ulaşamamak, kişinin beğenme eylemini interaktif manada gerçekleştirmesine mani oluyor.



Bazı kişiler ise ekrana dokunmaya bile üşenebiliyor. Bu bazı kişiler içine zaman zaman girdiğim için bu kısım insanları koruyup kollayalım, kötü niyetleri olmadığını bildiğimiz için sahip çıkıp himaye edelim.

Tüm bunların bir de şu tarafı var.
Aslında kötü bir fotoğrafı beğenmeyebiliriz. En doğal hakkımız. Ama işte birde beğenmeyip de ayıp olmasın dediklerimiz var.
Mesela sevdiğimiz ve iletişim halinde olduğumuz bir kişiyse onun fotoğrafını beğenmeyi ihmal etmiyoruz.

Yine benim gibiyseniz -beğenmediğiniz- beğenileriniz şu şekilde sıralanabilir:

Kendi selfie tarzı bir fotoğrafını çekip Instagram’a yüklemiş biri, bir de resimde çirkin çıkmışsa kesin beğenirim, içim acır. Hatta beş on kez beğeni hakkım olsa hepsini kullanırım kıyamam, üzülürüm.

Kendince ıvır zıvırları birleştirerek Instagram guruları gibi bir konsept oluşturmaya çalışan kişi başarılı olamamışa, uğraşmış ama hiç başarılı olamamış diye emeğe saygı babında gönderiyi mutlaka beğenirim.

Yine Instgram’da yeni olup sefalet ve acemilik akan fotoğraflar paylaşanlara da kıyamam, hemen beğenirim.

Birde yanlışlıkla elim çarpıp beğendiklerim var ki, telefonumun yüzüme düşmesi kadar komik.

Ama en fenası ne biliyor musunuz? Bazen beğeneyim ya da ekranı alta kaydırayım derken yanlışlıkla 3 noktaya basıp fotoğrafları spam olarak bildirebiliyorum. Hahaha!

Sizin Instagram beğeni kriterleriniz var mı?


Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım


My Love Eun Dong Yorum ve Replikleri

My love eung dong dizisinin tanıtımındaki 20 yıldır aynı kadını sevip bekleyen adam ifadesinden etkilenmiş, izleyeceğimi söylemiştim.



Dizinin konusu ve oyuncuları hakkındaki bilgiye şuradan ulaşabilirsiniz.

Dizi hakkındaki yorumum;

*Romantik dizileri severim ama olabilirliği olan şeyleri izlemeyi daha çok severim. Bu dizi bu noktada yani olabilirlik noktasında o kadar zayıf kalıyor ki, bu his de size kendinizi aptal hissettiriyor.
Şöyle ki; 
Bir adamın çocukken, hatta sabi sübyan iken aşık olduğu bir kızı 10 yıl pürü pak olarak beklemesi çok çok düşük bir ihtimal. 
10 yıl sonra bir kaç ay görüp sonra bir 10 yıl daha beklemesinin ihtimal hesaplarını size bırakıyorum. 
Yaşanmışlık olan birini beklemek mümkün olabilir ama yaşanmışlıklar bu kadar azken inanıp hikayeye kapılmak biraz zor oluyor.
*Bu olabilirlik ihtimalinin düşüklüğü sizi etkilemezse kayıtsız şartsız ilk aşkını bekleyen romantik bir adamı izlemek hoşunuza gidebilir.
*Dizi 7. bölüme kadar yavaş ilerliyor, biraz içiniz hoh artık oluyor ama sonrasında açılıyor.
*Dizinin başlarında bu kadar da tesadüf olmaz dediğiniz durumlara dizini sonlarına doğru flashbacklerle açıklık getirmelerine artı puan verebilirim.
*Kötü bir dizi değil, şahane bir dizi de değil. Ortalama bir dizi. İzlediğim için pişman değilim ama herkese illa izleyin de diyemem.

Her zaman kullandığım tabirle naif bir çizgisi olsa da zaman zaman esas kız gibi tam da şöyle diyorsunuz:



İşte bence tam da bu diziyi biraz gerçeklikten uzaklaştırıp yapmacık yapıyor.

Yasal Uyarı: Buradan sonrası yüksek dozda spolier içerir.

Devamı »

17 Eylül 2015 Perşembe

İnsanoğlunun Çoğalma Çabaları

Hani herkesin bitmek bilmediği için yaka silktiği askerlik anıları vardır ya, ben askerlik anısı dinlemeye bayılırım.
Bunun ilk nedeni bilmediğim bir dünyanın işleyişi hakkındaki ayrıntılar hoşuma gidiyor.
Diğer ve belki de esas nedeni ise babam hiç askerlik anısı anlatmaz. Askerliğini harekâtın hemen ardından o karışıklığın içinde Kıbrıs'ta yapmış. Çok sıkıntılı zamanlar geçirdiği için anlatarak tekrar yaşamak istemiyor. Böylece bende askerlik anılarına karşı bir antipati oluşmadı.

Erkeklerdeki bu askerlik anılarına karşılık kadınlarda doğum anıları var. Ve işte ben bu durum karşısında tek kelime ile fikrimi beyan etmek istiyorum:
İmdaaaatttt!

Yeğenimin doğumu vesilesiyle yüksek dozda maruz kaldığım bu anılar sayesinde hayattan soğudum. Şimdi aranızdan doğum yapmış olanlar bana kızabilir elbette ama buradan sonrasını biraz objektif bir bakış açısı ile okumanızı temenni ediyorum.



Bu doğum hikâyelerinden yaptığım gözlemleri size anlatayım:

Bir defa her kadın doğum hikâyesini survivordan çıkmışçasına anlatıyor. Süsüyor, büyütüyor, sanırsınız Hazret-i Havva’dan beri insanlar doğurarak değil, amip gibi bölünerek çoğalıyor da ilk kez doğum yapan kendisiymiş gibi bir his geçiriyor size.

Yine her kadının doğumu çok çok zor geçiyor. İlla ki hepsi ölümden döndüğüne dair hikâyeler anlatıyor. Herkesin doğumu çok zorlu ve hepsine doktor seni ve bebeği zor kurtardık, bir dakika ile hayattasınız falan demiş oluyor. Artık Türkiye’deki jinekologların yeteneğinin sınırlarını siz düşünün.

Doğurdukları çocukların kilosunu yarıştıranlar var. Normal doğum yapanlar sezaryen yapanlara caka satıyor. 
Sütü gelenler, sütü taşanlar, sütü yarayanlar, sütü sulu olanlar, sütü yağlı olanlar... 

Ah birde devlet hastanesinde doğum yapan bir sınıf var ki onların anılarına hiç değinmek istemiyorum. Çok berbat, hatta korku filmi gibi etraf kan revan.

Bu hikâyelerden çıkardığım ders doğum dehşet bir şey. Hatta doğumhanelerde kadınların odalarında pencere olmadığını, bunun sebebinin doğum sancısı esnasındaki acının ve sonrasındaki lohusalık sendromunun insanı intihara sürükleyebileceğinden dolayı tedbir amaçlı olduğunu söylediler.
Sonuç: Terapiye ihtiyacım var.

Senin tuzun kuru sen ne anlarsın doğumdan diyebilirsiniz. Zaten bende doğum yaptıktan sonra size surivor gibi maceralarımdan bahsetmeyeceğime dair garanti veremiyorum.

Not: Tabii ben evlenip doğum yapana kadar fotoğraftaki teyze kıvamına gelirim kesin. :)
Not 2: Bir aydır Ankara'dayım. İki gün önce Kıbrıs'a dönmüş olmam gerekiyordu ama Instagram'da anlattığım sebeplerden dolayı kalınca, bloguma geri döneyim dedim. Soranlara selamlar, sevgiler...

Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım