Güncel bir şeyler izlemek istiyorum ama izleyecek hiç bir şey bulamıyorum. O yüzden mini dizilere sardım. Eğer varsa güncel (çevirisi bitmiş) dizi önerilerinizi alabilirim.
Son izlediğim mini dizi: Snow Lotus
Snow Lotus Konusu:
Devamı »
30 Ocak 2016 Cumartesi
Reply 1988 Yorum ve Replikleri
Reply 94 faciasından sonra Reply 1988'e (doğum yılım olmasına rağmen) ön yargılıydım ve çeviri bitmeden, yorumları okumadan izlemek istemiyordum. Bu yüzden çevirinin bitmesini bekleyip öyle başladım.
Dizinin konusu ve oyuncuları hakkındaki bilgiye şuradan ulaşabilirsiniz.
Dizi hakkında söyleyeceklerim;
Yasal uyarı: Burada birazcık spoiler vereceğim sadece zaten sonu hakkında spoiler yiyenler isterlerse okuyabilirler. Ama bence okumayın.
Devamı »
Dizinin konusu ve oyuncuları hakkındaki bilgiye şuradan ulaşabilirsiniz.
Dizi hakkında söyleyeceklerim;
- Dizi hakkında söyleyecek çok fazla şeyim var o yüzden nereden başlayacağımı bilemiyorum.
- Baştan şunu söyleyim ki, romantik komedi arayışındaki biriyseniz sizi tatmin eden bir dizi değil. Bu dizi bambaşka bir kulvarda.
- Türü için sıcacık bir aile dizisi ama geri planda sizi izlemeniz için teşvik eden bir romantizm var. Bu da "kocanın kim olacak?" sorusu.
- Evet bu dizide de Reply 97 ve Reply 94'de olduğu gibi "Koca kim olacak" sorusunun cevabı ve heyecanı üzerine kurulu bir senaryo vardı. Eğer izleyecekseniz tüm spolardan kendinizi uzak tutun diyeceğim ama etrafta düşüncesiz IQ'su düşük çok fazla kişi var. Muhtemelen çoktan spoiler yemişsinizdir.
- Sıcak, eğlenceli ve özellikle son bölümlere doğru çok romantikti.
- Aslında bu kadar erken tarihli dönem dizilerine karşı ön yargılarım vardı. Tee 1980'li yılları izlemek pek de cazip gelmiyordu ama ön yargılarımda haksızmışım.
- Muhtemelen duymuşsunuzdur ki dizinin sonu ile alakalı biraz sıkıntılar var, spoiler olması açısından yazmıyorum ama benimde çok kızdığım bir son olmasına rağmen diziyi iyi ki izlemişim diyorum.
- Diziyi izleyip izlememe noktasında hala kararsızsanız dün yazdığım şu yazı bir çok kimsenin son kararını vermesini sağladı. Okursanız size de fikir verebilir.
Yasal uyarı: Burada birazcık spoiler vereceğim sadece zaten sonu hakkında spoiler yiyenler isterlerse okuyabilirler. Ama bence okumayın.
Devamı »
Etiketler:
2016 en iyi kore dizileri,
AKLIMDA KALANLAR,
answer to 1988 yorum,
Izlediklerim,
İzlediklerim,
Reply 1988 Yorum,
reply 88 blog,
reply 88 nasıl,
reply 88 replikleri,
reply 88 yorum
29 Ocak 2016 Cuma
28 Ocak 2016 Perşembe
Neden Kore Dizileri?
Neden Kore Dizileri sorunun çok geniş bir yanıtı var. Hepsine tek tek girmeyeceğim. Ama Kore dizilerine bizi bağlayan en önemli unsurlardan birisi kültürlerimizin çok benziyor olmasıdır.
Zaman zaman bunlara örnekler veriyorum ama son izlediğim dizi tüm bu benzerlikleri özetler nitelikteydi.
Son izlediğim Reply 1988 adı ile müsemma bir dönem dizisiydi. Ve bu dönemde yaşananlar ve insanların yaşayış şekli öylesine bizdendi ki yıllardır Kore dizisi izlememe rağmen benim bile şaşırdığım benzerlikler vardı.
Bu yazıyı hem neden Kore dizisi diye merak eden genel okuyucuma hem de diziyi izleyen ve izlemek isteyenler için diziden bağımsız olarak yazdım.
Geçelim diziden yakaladığım karelere...
Dizide kahkahalar attığım bir görüntüydü şu:
Telefondaki danteli görünce durdurup görüntüyü annemlere de
Devamı »
Zaman zaman bunlara örnekler veriyorum ama son izlediğim dizi tüm bu benzerlikleri özetler nitelikteydi.
Son izlediğim Reply 1988 adı ile müsemma bir dönem dizisiydi. Ve bu dönemde yaşananlar ve insanların yaşayış şekli öylesine bizdendi ki yıllardır Kore dizisi izlememe rağmen benim bile şaşırdığım benzerlikler vardı.
Bu yazıyı hem neden Kore dizisi diye merak eden genel okuyucuma hem de diziyi izleyen ve izlemek isteyenler için diziden bağımsız olarak yazdım.
Geçelim diziden yakaladığım karelere...
Dizide kahkahalar attığım bir görüntüydü şu:
Telefondaki danteli görünce durdurup görüntüyü annemlere de
Devamı »
Bülbülü Öldürmek Harper Lee Okur Yorumu
Uzun zamandır kitap yorumu yazamıyorum. Aslında kitap okumayı bırakmış ya da ara vermiş değilim, her zaman dediğim gibi kitap okumak ve dizi izlemek için her zaman vakit ayırırım ama okuduğum kitapları fotoğraflamaya vakit ayıramadım. Bu yüzden de burada yazmaya ara vermiştim.
Ta ki bugüne kadar. Biriken kitap yorumlarımı son okuduğum kitaptan başlayarak eritmeyi planlıyorum.
Son okuduğum kitabın ismi: Bülbülü Öldürmek
Yazarı: Harper Lee
Kitap çok satanlar listesinde sürekli karşıma çıkıyor, klasikler arasında sayılıyordu. İndirime girdiğinde sepetime eklemiştim.
Bu kitap neden bahsediyor derseniz; ana fikri 60'lı yıllar Amerikası'nda Maycomb kasabasındaki beyaz ve zenci ayrımcılığını gözler önüne sermekti. Tabii bir kasabadan yola çıkarak bu ırk ayrımcılığının tamamı işlenmişti.
Bunu yaparken yazar, 6-7 yaşlarındaki Scout'u anlatıcı olarak seçmiş ve olayları bize farkındalıkları olan bu küçük kızın gözünden aktarmış.
Hikayenin ortasına kadar sır perdeleri sımsıkı kapalıydı ve acaba bu kitap ne zaman sadede gelecek, bize ne anlatmak istiyor gibi düşünceler içine girdim. Hatta sıkıldım ve acaba yarım mı bıraksam dedim. Ama bu kadar ses getiren, filmi çekilen bir kitabın ana fikrini, bize ne anlatmak istediğini merak ederek zor da olsa devam ettim.
Kitap benim için 3 kısımdan oluşuyordu.
Scoot'un çocukluk maceralarını anlatan birinci kısım: Sıkıcı.
Olayların gelişmeye başladığı ikinci kısım: Biraz daha akıcı ama hala zor okunan bir hikaye.
Ve kitabı iyi ki okumuşum dedirten son kısım: Demek yazar bunu demek istiyordu hissi.
Vay be! dediğim bu kısımda olaylar çözüldü ve konu heyecan dolu oldu.
Kitabı tavsiye eder miyim sorusuna gelince, gerçek bir kitap kurdu değilseniz kitabı sevmez muhtemelen yarıda bırakırsınız. Çünkü yazar sadede gelirken yolu uzatmış.
Ama gerçekten kitap okumayı seviyor, mesajı olan ve ağır ilerleyen kitaplar gözünüzü korkutmuyorsa sizde çok iz bırakacak bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Özellikle "Sabah olunca her şey hep daha iyi olur" diyen Atticus yani baba karakteri size iyi ebeveyn olmak adına şahane bir örnek sergiliyor ve ondan çok şey öğreniyorsunuz.
Meraklılarına not: Büyüyüp kasabaya dönen Scout'un ağzından kitabın devamı yayınlanacakmış.
Ta ki bugüne kadar. Biriken kitap yorumlarımı son okuduğum kitaptan başlayarak eritmeyi planlıyorum.
Son okuduğum kitabın ismi: Bülbülü Öldürmek
Yazarı: Harper Lee
Kitap çok satanlar listesinde sürekli karşıma çıkıyor, klasikler arasında sayılıyordu. İndirime girdiğinde sepetime eklemiştim.
Bu kitap neden bahsediyor derseniz; ana fikri 60'lı yıllar Amerikası'nda Maycomb kasabasındaki beyaz ve zenci ayrımcılığını gözler önüne sermekti. Tabii bir kasabadan yola çıkarak bu ırk ayrımcılığının tamamı işlenmişti.
Bunu yaparken yazar, 6-7 yaşlarındaki Scout'u anlatıcı olarak seçmiş ve olayları bize farkındalıkları olan bu küçük kızın gözünden aktarmış.
Hikayenin ortasına kadar sır perdeleri sımsıkı kapalıydı ve acaba bu kitap ne zaman sadede gelecek, bize ne anlatmak istiyor gibi düşünceler içine girdim. Hatta sıkıldım ve acaba yarım mı bıraksam dedim. Ama bu kadar ses getiren, filmi çekilen bir kitabın ana fikrini, bize ne anlatmak istediğini merak ederek zor da olsa devam ettim.
Kitap benim için 3 kısımdan oluşuyordu.
Scoot'un çocukluk maceralarını anlatan birinci kısım: Sıkıcı.
Olayların gelişmeye başladığı ikinci kısım: Biraz daha akıcı ama hala zor okunan bir hikaye.
Ve kitabı iyi ki okumuşum dedirten son kısım: Demek yazar bunu demek istiyordu hissi.
Vay be! dediğim bu kısımda olaylar çözüldü ve konu heyecan dolu oldu.
Kitabı tavsiye eder miyim sorusuna gelince, gerçek bir kitap kurdu değilseniz kitabı sevmez muhtemelen yarıda bırakırsınız. Çünkü yazar sadede gelirken yolu uzatmış.
Ama gerçekten kitap okumayı seviyor, mesajı olan ve ağır ilerleyen kitaplar gözünüzü korkutmuyorsa sizde çok iz bırakacak bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Özellikle "Sabah olunca her şey hep daha iyi olur" diyen Atticus yani baba karakteri size iyi ebeveyn olmak adına şahane bir örnek sergiliyor ve ondan çok şey öğreniyorsunuz.
Meraklılarına not: Büyüyüp kasabaya dönen Scout'un ağzından kitabın devamı yayınlanacakmış.
26 Ocak 2016 Salı
Bu Ay Google Çok Romantik
Daha önce denk gelmeyenler neden bahsettiğimi anlamadığı için özet geçeceğim.
Google'a bir kelime ya da cümle yazıyorsunuz ve size sayfalar dolusu sonuç çıkarıyor. Ve siz bu çıkan sonuçlardan aradığınız şeye en uygun olan siteye tıklıyorsunuz.
İşte tıkladığınız site sizin hangi arama ile kendisine geldiğinizi görebiliyor.
Bende görebiliyorum.
Bu gördüğüm aramalardan da enteresan bulduklarımı da her ay sizinle paylaşmaya çalışıyorum.
Bu ayki aramaların biraz romantik olduğunu söylemeliyim. Haha!
Sizi aramızdan çıkarmış ve Nabrut ve Ben demiş. Canım benim ya! Çok Romantiksin. :)
Bayanlar bir el atın cevap yazın şu kardeşimize, yazıktır, günahtır.
Tövbe estağfirullah. :DDD
Kim Hyun Joong burnunu sümkürerek siliyormuş. Böğğ.. Ay güzel Allah'ım sen bizi koru.
Görülebilecek en üzücü rüya sanırım. Üzülme gardaş! Rüya bu!
Wattpad'de meşhur olmak için; Kore dizilerini izle, senaryoları kitaplaştır, çal çırp ve meşhur ol. Bu kadar basit!
Bu ay ki romantik aramalarımızın sonuna geldik.
Adios!
Google'a bir kelime ya da cümle yazıyorsunuz ve size sayfalar dolusu sonuç çıkarıyor. Ve siz bu çıkan sonuçlardan aradığınız şeye en uygun olan siteye tıklıyorsunuz.
İşte tıkladığınız site sizin hangi arama ile kendisine geldiğinizi görebiliyor.
Bende görebiliyorum.
Bu gördüğüm aramalardan da enteresan bulduklarımı da her ay sizinle paylaşmaya çalışıyorum.
Bu ayki aramaların biraz romantik olduğunu söylemeliyim. Haha!
Sizi aramızdan çıkarmış ve Nabrut ve Ben demiş. Canım benim ya! Çok Romantiksin. :)
Bayanlar bir el atın cevap yazın şu kardeşimize, yazıktır, günahtır.
Tövbe estağfirullah. :DDD
Kim Hyun Joong burnunu sümkürerek siliyormuş. Böğğ.. Ay güzel Allah'ım sen bizi koru.
Görülebilecek en üzücü rüya sanırım. Üzülme gardaş! Rüya bu!
Wattpad'de meşhur olmak için; Kore dizilerini izle, senaryoları kitaplaştır, çal çırp ve meşhur ol. Bu kadar basit!
Bu ay ki romantik aramalarımızın sonuna geldik.
Adios!
25 Ocak 2016 Pazartesi
Sevgili Züğürt Tesellicisi Başlarına İthaf Olunmuştur
Arkeolojik kalıntı müzesinden bildiriyorum.
Eğer bir imparatorluk kurarsam hepsini züğürt tesellicisi başı ilan edeceğim.
İç not: Arkeolojik kalıntı meselesini bilmiyorsanız şuradan okuyabilirsiniz.
Her kalıntı gibi zamanla deformasyona uğradığım için bu sene doğum günümü unuttum. Hatırlatmasalar iyi olurdu. Yokmuş gibi davranır yeni yaşıma girmezdim.
Yaşımı soracak olursanız; ünlü bilge Melek Subaşı’nın da dediği gibi;
Adınız Soyadınız?
Melek Subaşı
Doğum yeriniz?
Muş.
Kaç yaşındasınız?
30 yokum amma 29 varım. 30 yokum doğrusu. Okumam yazmam olmadığı için bilmiyorum ama 29 yaşındayım.
Ben de 30 yokum ama kaç yaşında olduğumu hala bilmiyorsanız şuradaki veya şuradaki doğum günü yazılarımdan birinde geçen seneki yaşımı yazmıştım.
E doğum günü kızı olarak o kadarcık da yaramazlık yapayım ama değil mi?
“Keyfim yerinde. Bana burada çok iyi bakıyorlar.”Müze görevlilerinden bana bakmakla yükümlü personel (arkadaşlarım, kuzenlerim, annem, babam, abim) günümüze kadar gelen en sağlam kalıntı olduğumu, güzelliğimden bir şey kaybetmeyip geldiğim yüzyıla ait izler taşımadığımı söylediler.
Eğer bir imparatorluk kurarsam hepsini züğürt tesellicisi başı ilan edeceğim.
İç not: Arkeolojik kalıntı meselesini bilmiyorsanız şuradan okuyabilirsiniz.
Her kalıntı gibi zamanla deformasyona uğradığım için bu sene doğum günümü unuttum. Hatırlatmasalar iyi olurdu. Yokmuş gibi davranır yeni yaşıma girmezdim.
Yaşımı soracak olursanız; ünlü bilge Melek Subaşı’nın da dediği gibi;
Adınız Soyadınız?
Melek Subaşı
Doğum yeriniz?
Muş.
Kaç yaşındasınız?
30 yokum amma 29 varım. 30 yokum doğrusu. Okumam yazmam olmadığı için bilmiyorum ama 29 yaşındayım.
Ben de 30 yokum ama kaç yaşında olduğumu hala bilmiyorsanız şuradaki veya şuradaki doğum günü yazılarımdan birinde geçen seneki yaşımı yazmıştım.
E doğum günü kızı olarak o kadarcık da yaramazlık yapayım ama değil mi?
Gülümsemeye dair şaşırtıcı gerçekler: Hangi gülümseme ne anlama geliyor?
Vücut dili kullanımının en belirgin özelliklerinden olan gülümsemenin farklı çeşitleri, altında farklı anlamlar barındırıyor. Tıpkı hissederek gülümsemenin ve mutlu olmadığımız halde gülümsemenin karşımızdaki kişiler tarafından hissedilebiliyor olması gibi, nasıl güldüğümüzün de karşımızdaki kişiler tarafından algılanış biçimi farklılıklar gösterebiliyor.
Dudakları kapatarak gülümsemek

Dudaklar kapalı şekilde gülümsemek, gülümsemenin en yaygın olarak kullanılan çeşitlerinden biri. Kolay yapılabiliyor olması, gülümsemek istemediğimiz ancak gülümsememiz gereken durumlarda karşı tarafa kibar ve nazik bir tepki vermeyi daha kolay hale getiriyor. Dudaklar kapalı olarak gülümsemek, çoğunlukla samimi algılanmayan bir gülümseme biçimi. Gerçekten hissederek gülümseyen kişilerden dişlerini göstererek gülümsemelerini bekliyoruz. Her ne kadar orta dereceli bir samimiyet belirtisi olarak algılansa da, karşımızdaki kişinin gülümserken dişlerinin beyazlığına güvenmiyor oluşunun ya da dişlerindeki problemleri gizlemek isteyişinin de dudaklarını sıkı şekilde kapatarak gülümsemeyi tercih etmesinin sebebi olduğunu da aklımızın bir köşesinde bulundurmakta fayda var.
Kendini beğenmiş gülümseme

Kendini beğenmiş ve odağın kendisinde olmasını isteyen insanların çoklukla kullandığı bu gülümseme çeşidinde, dudaklar genelde kapalı ve gülümseme sağa ya da sola çekilmiş olarak bulunuyor. Zaman zaman dudakların aralık olduğu ya da üst dudağın biraz daha kalkık tutulduğu durumlarda da gözlenebiliyor. Dudaklarla birlikte kaşlarda da bir tarafı kaldırmak gülümsemeyi tamamlayıcı olarak kullanılabiliyor.
Kendini beğenmiş şekilde gülümseyen insanların bir çoğu bulunduğu ortamda lider konumunda olmak isteyen ve odak noktası olmak isteyen kişiler. Kalabalık bir ortamda iletişim kurduğunuz kişilere bir süreliğine bu şekilde gülümsemeye devam ettiğinizde sizinle konuşurken çok daha dikkatli ve gergin olduklarını hissedebilirsiniz.
Yarım gülümseme

Kendini beğenmiş gülümsemeye oldukça benzeyen bu gülümseme türü, asimetrik bir görüntü yarattığı ve tam olarak ne yaptığınızın anlaşılmaması nedeniyle en karmaşık ve en farklı tepkiler alabileceğiniz gülümseme çeşidi. Kendine güven, utanma, ilgi, kızgınlık, dominantlık gibi birbirinden çok farklı duyguları yansıtabiliyor.
Ağız açık gülümseme

Ağız açık olarak gülümseme, dişlerin tamamının gösterildiği gülümseme çeşidinden farklı olarak, kahkaha atarken çekilmiş bir fotoğraf görüntüsünü andırır. Bu gülümseme de, şaşırtıcı şekilde çoğunlukla yapay ve samimiyetsiz bir imaj yansıtır. Her ne kadar yapay olsa da, bu şekilde gülümseyen kişiler çoğunlukla umursamaz, ben merkezci ve eğlenceli kişiler olarak tanımlanır. Özellikle fotoğraflarda fotojenik görünmenin en kolay yollarından biri, tüm dişleri göstermek ve ağzınızı olabildiğince açmak. Tabii ki öğle yemeğinde dişinizde maydanoz kalmadığından ve dişlerinizin yeterince beyaz olduğundan emin olduktan sonra:)
Bu içerik http://www.uplifers.com/ tarafından hazırlanmıştır.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
Dudakları kapatarak gülümsemek
Dudaklar kapalı şekilde gülümsemek, gülümsemenin en yaygın olarak kullanılan çeşitlerinden biri. Kolay yapılabiliyor olması, gülümsemek istemediğimiz ancak gülümsememiz gereken durumlarda karşı tarafa kibar ve nazik bir tepki vermeyi daha kolay hale getiriyor. Dudaklar kapalı olarak gülümsemek, çoğunlukla samimi algılanmayan bir gülümseme biçimi. Gerçekten hissederek gülümseyen kişilerden dişlerini göstererek gülümsemelerini bekliyoruz. Her ne kadar orta dereceli bir samimiyet belirtisi olarak algılansa da, karşımızdaki kişinin gülümserken dişlerinin beyazlığına güvenmiyor oluşunun ya da dişlerindeki problemleri gizlemek isteyişinin de dudaklarını sıkı şekilde kapatarak gülümsemeyi tercih etmesinin sebebi olduğunu da aklımızın bir köşesinde bulundurmakta fayda var.
Kendini beğenmiş gülümseme
Kendini beğenmiş ve odağın kendisinde olmasını isteyen insanların çoklukla kullandığı bu gülümseme çeşidinde, dudaklar genelde kapalı ve gülümseme sağa ya da sola çekilmiş olarak bulunuyor. Zaman zaman dudakların aralık olduğu ya da üst dudağın biraz daha kalkık tutulduğu durumlarda da gözlenebiliyor. Dudaklarla birlikte kaşlarda da bir tarafı kaldırmak gülümsemeyi tamamlayıcı olarak kullanılabiliyor.
Kendini beğenmiş şekilde gülümseyen insanların bir çoğu bulunduğu ortamda lider konumunda olmak isteyen ve odak noktası olmak isteyen kişiler. Kalabalık bir ortamda iletişim kurduğunuz kişilere bir süreliğine bu şekilde gülümsemeye devam ettiğinizde sizinle konuşurken çok daha dikkatli ve gergin olduklarını hissedebilirsiniz.
Yarım gülümseme
Kendini beğenmiş gülümsemeye oldukça benzeyen bu gülümseme türü, asimetrik bir görüntü yarattığı ve tam olarak ne yaptığınızın anlaşılmaması nedeniyle en karmaşık ve en farklı tepkiler alabileceğiniz gülümseme çeşidi. Kendine güven, utanma, ilgi, kızgınlık, dominantlık gibi birbirinden çok farklı duyguları yansıtabiliyor.
Ağız açık gülümseme
Ağız açık olarak gülümseme, dişlerin tamamının gösterildiği gülümseme çeşidinden farklı olarak, kahkaha atarken çekilmiş bir fotoğraf görüntüsünü andırır. Bu gülümseme de, şaşırtıcı şekilde çoğunlukla yapay ve samimiyetsiz bir imaj yansıtır. Her ne kadar yapay olsa da, bu şekilde gülümseyen kişiler çoğunlukla umursamaz, ben merkezci ve eğlenceli kişiler olarak tanımlanır. Özellikle fotoğraflarda fotojenik görünmenin en kolay yollarından biri, tüm dişleri göstermek ve ağzınızı olabildiğince açmak. Tabii ki öğle yemeğinde dişinizde maydanoz kalmadığından ve dişlerinizin yeterince beyaz olduğundan emin olduktan sonra:)
Bu içerik http://www.uplifers.com/ tarafından hazırlanmıştır.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
24 Ocak 2016 Pazar
Splash Splash Love Konusu ve Yorumum
Mini dizileri kaçırmazdım ama son zamanlarda üst üste kötü seçimlerde bulununca izlemez olmuştum.
Ta ki, Splash Splash Love dizisine kadar.
Dizinin yorumuna geçmeden önce konusundan bahsedeceğim
Devamı »
Ta ki, Splash Splash Love dizisine kadar.
Dizinin yorumuna geçmeden önce konusundan bahsedeceğim
Splash Splash Love Konusu:
Kim seul Gi üniversite sınavına hazırlanmaktadır. Çok da parlak bir öğrenci olmadığı için sınav sabahı yağmur altında aynen şöyle dilekte bulunur.
Bu dileğinin üzerine bir su birikintisinin içine düşer ve kaybolur. Kendini Joeson döneminde bulur.
Joeson dönemindeki bu liseli öğrenciyi kralın yanında ne maceralar bekliyor dizide izleyeceksiniz.
Dizinin oyuncuları:
Dizinin başrollerinde Oh my ghost dizisinde tatlı bela hayalet Kim seul gi ile Beast grubunun en şımarık üyesi Let's eat dizisi ile pek bi sevdiğimiz Yoon Doo Joon var.
Dizinin başrollerinde Oh my ghost dizisinde tatlı bela hayalet Kim seul gi ile Beast grubunun en şımarık üyesi Let's eat dizisi ile pek bi sevdiğimiz Yoon Doo Joon var.
Dizi hakkında söyleyeceklerim;
- İki bölümlük bu mini dizi mutlaka izlenmeli. Çok eğlenceli, çerezlik bu dizi keşke 16 bölüm olsaydı hissi uyandırıyor.
- Konusundan yola çıkarak çok eğlenceli olacağı bariz bir şekilde görünen dizi aynı zamanda romantik de.
- Mini dizilerin sonları genelde havada kalır. Ama bu dizinin sonu da tam tadında olmuş.
- Diziyi izlemeden önce aşağıda yazacağım detayları okursanız dizi daha da eğlenceli hale gelecektir.
Dizidekikralın ismi: Kral Sejong. Kral Sajong Kore tarihinde Hangul alfabesini bulan efsanevi bir kraldır. Dizideki gibi gerçekten devletin ileri gelenleri halkın cehaletten kurtulmasını istemedikleri için hangula karşı çıkmışlardır.
Hangulun oluşturulmasından önce sadece yüksek sınıfa mensup kişiler okuryazardı ve Çin alfabesi kullanılmaktaydı.
Dizi içinde de geçen su saatini yapma çabaları Kral Sejong zamanında başarı ile tamamlanmıştır.
Hangulun oluşturulmasından önce sadece yüksek sınıfa mensup kişiler okuryazardı ve Çin alfabesi kullanılmaktaydı.
Dizi içinde de geçen su saatini yapma çabaları Kral Sejong zamanında başarı ile tamamlanmıştır.
Su saati, suyun düzenli biçimde su miktarının ölçüldüğü bir kabın içine veya kaptan dışarıya akmasına dayanan bir saat türüdür.Su saatleri güneş saatleri ile birlikte en eski zaman ölçüm yöntemlerinden biridir. Ne zaman icat edildiği bilinmemektedir.
Yasal Uyarı: Buradan sonrası yüksek dozda spoiler içerir.
21 Ocak 2016 Perşembe
19 Ocak 2016 Salı
Dualarım Neden Kabul Olunmuyor?
Dualarım kabul olunmuyor diye düşünüyorsanız bir de beni dinleyin.
Bana dua edecek ya da benim dua isteyeceğim kapım çok. Elhamdülillah.
Kendim de ısrarla isteyenlerdenim. İstedim, istedim vermedi demem ve Hak verene kadar istemeye devam ederim. Çünkü başkasına müdana edemediğim gibi, kimseye bir su getirir misin demişliğim bile yoktur.
Israrlı dualarım arasında "Allah'ım beni sana yaklaştıran arkadaşlar ver" de vardı. Aslında bununla kastım dini bütün, benim uyaranım olacak, ibadete teşvik edecek vesaire gibi hususiyetleri olan kişilerdi ama bunu düşünerek dua etmiyordum.
Allah duamın karşılığını verdi. Ama ben vermediğini sanıyordum. Sonradan fark ettim ki aslında evet, dualarım kabul olunmuştu. Öyle dostlarım, arkadaşlarım oluyordu ki sonunda beni Allah’a yaklaştırıyordu. Kalbimi o kadar kırıyorlardı bende öyle derin izler bırakıyorlardı ki o kırık kalple dualar ediyor, ibadetlerime daha sıkı sarılıyordum.
Nerede hata ettiğimi çok sonra anladım.
Bir defasında babam çok hastalandı. Tetkikler yapılıyor, araştırılıyor, ne olduğu bir türlü bulunamıyordu. Ben yine dua ediyordum. Allah’ım ne olur babamın bir şeyi çıkmasın. Hakikaten adam hasta idi ama bir şeyi çıkmıyordu. Çok sonradan idrak ettim. Allah’ım şifa ver diyememişim de o can havli ile korkumdan dolayı bir şey çıkmasın deyip durmuşum.
En meşhur duam ise "Allah'ım dermansız dert verme" idi. Aslında bu hepimizin diline pelesenk olmuş bir duadır. Aman Yarabbi! En dehşet dualardan biri de buymuş meğer.
Bakın duada ne istiyoruz. Dert verebilirsin Allah'ım ama dermanı olan dert ver. Hakikaten bu duamda kabul oluyordu. Başımıza bir sürü hastalık, sıkıntı duçar oluyor, sonunda dermanını buluyoruz ama arada geçen zamanda yaşadıklarımız yanımıza kar kalıyordu. Sonra anladım ki şöyle dua etmeliymiş; Allah'ım dert verip de dermanını aratma!
Yani diyorum ki, neden duam kabul olmuyor, neden böyle şeyler başıma geliyor demeden önce düşünmek gerekiyormuş. Bir yerde hata yapıyor, nasıl dua edileceğini bilmiyormuşuz ya da bazı olaylarda can havliyle ağzımızdan çıkanı kulağımız duymuyormuş.
Ben size kendimden örnekler verdim ki belki benden yola çıkarak siz de nerede hata yaptığınızı bulursunuz. Selametle...
Not: Teknik bir sıkıntıdan dolayı önceki yorumlara dönemedim ama bugün halledip döneceğim.
Bana dua edecek ya da benim dua isteyeceğim kapım çok. Elhamdülillah.
Kendim de ısrarla isteyenlerdenim. İstedim, istedim vermedi demem ve Hak verene kadar istemeye devam ederim. Çünkü başkasına müdana edemediğim gibi, kimseye bir su getirir misin demişliğim bile yoktur.
Israrlı dualarım arasında "Allah'ım beni sana yaklaştıran arkadaşlar ver" de vardı. Aslında bununla kastım dini bütün, benim uyaranım olacak, ibadete teşvik edecek vesaire gibi hususiyetleri olan kişilerdi ama bunu düşünerek dua etmiyordum.
Allah duamın karşılığını verdi. Ama ben vermediğini sanıyordum. Sonradan fark ettim ki aslında evet, dualarım kabul olunmuştu. Öyle dostlarım, arkadaşlarım oluyordu ki sonunda beni Allah’a yaklaştırıyordu. Kalbimi o kadar kırıyorlardı bende öyle derin izler bırakıyorlardı ki o kırık kalple dualar ediyor, ibadetlerime daha sıkı sarılıyordum.
Nerede hata ettiğimi çok sonra anladım.
Bir defasında babam çok hastalandı. Tetkikler yapılıyor, araştırılıyor, ne olduğu bir türlü bulunamıyordu. Ben yine dua ediyordum. Allah’ım ne olur babamın bir şeyi çıkmasın. Hakikaten adam hasta idi ama bir şeyi çıkmıyordu. Çok sonradan idrak ettim. Allah’ım şifa ver diyememişim de o can havli ile korkumdan dolayı bir şey çıkmasın deyip durmuşum.
En meşhur duam ise "Allah'ım dermansız dert verme" idi. Aslında bu hepimizin diline pelesenk olmuş bir duadır. Aman Yarabbi! En dehşet dualardan biri de buymuş meğer.
Bakın duada ne istiyoruz. Dert verebilirsin Allah'ım ama dermanı olan dert ver. Hakikaten bu duamda kabul oluyordu. Başımıza bir sürü hastalık, sıkıntı duçar oluyor, sonunda dermanını buluyoruz ama arada geçen zamanda yaşadıklarımız yanımıza kar kalıyordu. Sonra anladım ki şöyle dua etmeliymiş; Allah'ım dert verip de dermanını aratma!
Yani diyorum ki, neden duam kabul olmuyor, neden böyle şeyler başıma geliyor demeden önce düşünmek gerekiyormuş. Bir yerde hata yapıyor, nasıl dua edileceğini bilmiyormuşuz ya da bazı olaylarda can havliyle ağzımızdan çıkanı kulağımız duymuyormuş.
Ben size kendimden örnekler verdim ki belki benden yola çıkarak siz de nerede hata yaptığınızı bulursunuz. Selametle...
Not: Teknik bir sıkıntıdan dolayı önceki yorumlara dönemedim ama bugün halledip döneceğim.
17 Ocak 2016 Pazar
Oh My Venüs Dizisinden Bazı Ayrıntılar
Dün yayınladığım şuradaki Oh My Venüs yazısına devam ediyorum.
Dikkatli izleyiciler bilirler, çıkan skandal sonrası ayrı kalan ikilimiz bu hallerini Dokumacı Kız ile Sığır Çobanı'na benzetmişlerdi. Bu kadar çok uzak doğu ile alakadar olduğumuza göre dizi ve filmlerden böyle ayrıntılar yakalayarak genel kültür sahibi olmamız gerektiğini de her zaman söyler ve araştırıp bulduklarımız sizinle de paylaşırım, bilirsiniz.
Devamı »
16 Ocak 2016 Cumartesi
Oh My Venüs Yorum ve Replikleri
Daha teklif aşamasında Oh My Venüs dizisini takibe almış, So Ji Sub ile Shin Min ah'ın şahane birlikteliğini izleyeceğimi söylemiştim.
Dizinin konusu ve oyuncuları hakkındaki bilgiye şuradan ulaşabilirsiniz.
Dizi hakkında söyleyeceklerim;
Devamı »
Dizinin konusu ve oyuncuları hakkındaki bilgiye şuradan ulaşabilirsiniz.
Dizi hakkında söyleyeceklerim;
- İlk olarak şunu söylemeden edemeyeceğim "Keşke So Ji Sub ile Shin min ah evlense! Bu kadar çok yakışan, kimyaları bu kadar iyi uyan bir çift daha görmedim. Yani gördüysem de hatırlamıyorum.
- Aslında dizinin basına verilen bültenlerinde hiç böyle lanse edilmedi ama bu dizi için kısmen de olsa şişman kızın zayıflayıp güzelleşme hikayesi diyebiliriz.
- Senaryonun geneline baktığımızda klasik olduğunu söyleyebilirim. Ama klasik senaryo bu şahane çiftin sayesinde o kadar güzel işlenmişti ki hiç sıkılmadan izledim.
- Benim en iyi ilk 10 listeme üst sıralardan girebilecek bir dizi olmuş. Bayıldım. Hiç adetim olmadığı halde boş bir vaktimde baştan tekrar izleyebileceğim kadar güzeldi.
- Ben ki So ji Sub'u mimiksiz ve don bulur oyunculuğunu sever ama pek de hoşlanmazdım. Kendisinden özür diliyorum. Oppaaa çebaaalll, Oppaaa biyaneee :DD. Bu dizi ile mimikleri ile canlandırdığı karakter ile kendisinin artık büyük bir fanıyım. Bence şimdiye kadar canlandırdığı en iyi karakterdi ve unutulmazdı.
- Sonuç olarak mutlaka izleyin. Şiddetle tavsiye ediyorum.
Şimdi replik ve video kısmına geçeceğim ama neredeyse dizinin tamamının replik ve videosunu çıkardım.
Şimdiye kadar en çok eğlendiğim en uzun postlarımdan birisi oldu. Çok özendiğim bu yazının altına bir yorum bırakmadan ya da Google plus ile +1 yapmadan geçmezseniz bana başka yazılar yazmak adına gaz vermiş olursunuz diyor ve aradan çıkarak sözü senariste veriyorum. :)
Yasal Uyarı: Buradan sonrası yüksek dozda spoiler içerir.
Devamı »
13 Ocak 2016 Çarşamba
Bekara Karı Boşamak Kolay Gelirmiş!
Zannediyorum ki çocukken anne babası evden gider gitmez, eller havaya moduna geçen sadece biz değilizdir.
Çocuk psikolojisi nasıl bir şeyse artık, annemle babam evden çıkıp gittiğinde ev gözümüze bir başka gözükürdü. Sanki evin duvarlarında "Ey Özgürlük" şarkısı yankılanırdı. Evvela anne babamın odasına girip çekmecelerini karıştırırdık. Bakın şimdi düşünüyorum da ne ayıp Yarabbi! Ve annemle babam ne kadar şahane ebeveynmiş ki bizi eve gelince iyi bir dayaktan geçirmezlerdi. Bekâra karı boşamak kolay gelirmiş atasözünü hesaba katarak şu söylediğimi mazur görün ama benim çocuklarım çekmecelerimi karıştırsa bir temiz döverim haha! Yine dayak cennetten çıkma diyen atalarımızın kulakları çınlasın, ben -terlik haricinde- sopa yemeden büyümüş biri olarak anne babam gibi olamam.
Bunu diyen kişi yeğeni ağzını büzüp ağlayacak olsa ondan önce ağlamaya başlıyor.
Annenle babanın çekmecelerinden ne istiyordunuz, neden karıştırıyordunuz, diye sorarsanız babam çok sık yurtdışına gittiği için envaı çeşit çikolata ve abur cubur olurdu. Ben ise bir çikolata manyağı idim. 3 yaşlarında çukudu çukudu diye başlayan bu sevdam katlanarak devam ediyor, ama gelin görün ki ürtikerim yani alerjim olduğu için de ölçüyü kaçırmamam gerekiyordu. İşte cefakâr annem de benden çikolataları kaçırmak adına çekmecelerini sığınak yapıyor, lakin beni durdurmak mümkün olmuyordu.
Evden annem gider gitmez ben çikolataları, abim ise elektronik aletleri sökme, kurcalama ve bunları bozma hobisi olduğundan hesap makinası, radyo, saat, cep bilgisayarı gibi söküp takabileceği aletleri aşırmak için çekmecelere dadanıyorduk.
Eğer evde abim de yoksa hemen apartmandaki arkadaşlarımdan birini çağırırdım. Telefon sapıklığı yapmak, arkadaşlarımıza telefonda şarkı dinletmek – ev telefonumuz vardı o zamanlar- 166’yı arayıp telefonda masal dinlemek annemler evde yokken yaptığım yaramazlıkların başında gelirdi.
Ara not: Bizim jenerasyon için 166 masal servisinin yeri başkadır. Cep telefonu ve internetin olmadığı o güzel zamanlarımızda bu servis en teknolojik hadiselerden biriydi. Birçok çocuk bu servisi aramak için anne babasının evden gitmesini beklerdi. Çünkü dakika başına epey pahalıya gelen, telefon faturasını kabartan bir uygulamaydı. Bu servisin en sinir tarafı ise aradığınız zaman genelde masalın ortasından başlamasıydı. Masalın başını kaçırdığınız için anlayamaz, bir süre sonra kapatırdınız.
Bunlardan hiçbiri olmazsa yanıma birkaç gofret alarak ayağımı kalorifere dayamak kumandayı ele geçirip zaping yaparak Yeşilçam filmi bulmak, evde yalnızken yapmayı sevdiğim aktivitelerin başında gelirdi. Ayağımı kalorifere dayardım çünkü çorap giymeye çok üşenirdim. Şimdi çorap üzerine birde pandiflerimi giyiyorum. Çocukluğum beni görse muhtemelen ağlardı.
En büyük yaramazlık ise abimle evde kaldığımız bir gün arkadaşı babama bir miktar dolar bıraktı. Artık borcu mu vardı başka bir hesapları mı vardı orasını hatırlayamıyorum. Bu tomar halindeki parayı abim sayıp oynuyordu. Bende sayayım diye istediğimde ise vermedi. Hayatının hatasını yaptı tabi. Ben o kadar hırslandım ki, abim parayı annemlerin odasına bırakınca gidip içinden bir miktarını yırtıp buruşturup aynanın arkasına sakladım. O zamandan beri paraya kıymet vermiyorum. :P
Annemler eve gelip parayı sayıp da eksik olduğunu anlayınca evde hummalı bir arayış başladı. Ben önce hiç sesimi çıkarmadım. Epey aradılar ama sonra itiraf ettim. Hayret beni yine dövmediler. Ne iyi anne babam var ben olsam kesin döverdim. Geçen gün Şahan Gökbakar Instagram'da bu fotoğrafı paylaşınca aklıma bunlar geldi.
Benim abimle aramda 6 yaş olduğu için uçuk kaçık yaramazlık anılarımız yok. Ama eminim sizin anne babanız evden gittiğinde yaptıklarınız hakkında çok eğlenceli anılarınız vardır. Yazarsanız severek okurum.
Çocuk psikolojisi nasıl bir şeyse artık, annemle babam evden çıkıp gittiğinde ev gözümüze bir başka gözükürdü. Sanki evin duvarlarında "Ey Özgürlük" şarkısı yankılanırdı. Evvela anne babamın odasına girip çekmecelerini karıştırırdık. Bakın şimdi düşünüyorum da ne ayıp Yarabbi! Ve annemle babam ne kadar şahane ebeveynmiş ki bizi eve gelince iyi bir dayaktan geçirmezlerdi. Bekâra karı boşamak kolay gelirmiş atasözünü hesaba katarak şu söylediğimi mazur görün ama benim çocuklarım çekmecelerimi karıştırsa bir temiz döverim haha! Yine dayak cennetten çıkma diyen atalarımızın kulakları çınlasın, ben -terlik haricinde- sopa yemeden büyümüş biri olarak anne babam gibi olamam.
Bunu diyen kişi yeğeni ağzını büzüp ağlayacak olsa ondan önce ağlamaya başlıyor.
Annenle babanın çekmecelerinden ne istiyordunuz, neden karıştırıyordunuz, diye sorarsanız babam çok sık yurtdışına gittiği için envaı çeşit çikolata ve abur cubur olurdu. Ben ise bir çikolata manyağı idim. 3 yaşlarında çukudu çukudu diye başlayan bu sevdam katlanarak devam ediyor, ama gelin görün ki ürtikerim yani alerjim olduğu için de ölçüyü kaçırmamam gerekiyordu. İşte cefakâr annem de benden çikolataları kaçırmak adına çekmecelerini sığınak yapıyor, lakin beni durdurmak mümkün olmuyordu.
Evden annem gider gitmez ben çikolataları, abim ise elektronik aletleri sökme, kurcalama ve bunları bozma hobisi olduğundan hesap makinası, radyo, saat, cep bilgisayarı gibi söküp takabileceği aletleri aşırmak için çekmecelere dadanıyorduk.
Eğer evde abim de yoksa hemen apartmandaki arkadaşlarımdan birini çağırırdım. Telefon sapıklığı yapmak, arkadaşlarımıza telefonda şarkı dinletmek – ev telefonumuz vardı o zamanlar- 166’yı arayıp telefonda masal dinlemek annemler evde yokken yaptığım yaramazlıkların başında gelirdi.
Ara not: Bizim jenerasyon için 166 masal servisinin yeri başkadır. Cep telefonu ve internetin olmadığı o güzel zamanlarımızda bu servis en teknolojik hadiselerden biriydi. Birçok çocuk bu servisi aramak için anne babasının evden gitmesini beklerdi. Çünkü dakika başına epey pahalıya gelen, telefon faturasını kabartan bir uygulamaydı. Bu servisin en sinir tarafı ise aradığınız zaman genelde masalın ortasından başlamasıydı. Masalın başını kaçırdığınız için anlayamaz, bir süre sonra kapatırdınız.
Bunlardan hiçbiri olmazsa yanıma birkaç gofret alarak ayağımı kalorifere dayamak kumandayı ele geçirip zaping yaparak Yeşilçam filmi bulmak, evde yalnızken yapmayı sevdiğim aktivitelerin başında gelirdi. Ayağımı kalorifere dayardım çünkü çorap giymeye çok üşenirdim. Şimdi çorap üzerine birde pandiflerimi giyiyorum. Çocukluğum beni görse muhtemelen ağlardı.
En büyük yaramazlık ise abimle evde kaldığımız bir gün arkadaşı babama bir miktar dolar bıraktı. Artık borcu mu vardı başka bir hesapları mı vardı orasını hatırlayamıyorum. Bu tomar halindeki parayı abim sayıp oynuyordu. Bende sayayım diye istediğimde ise vermedi. Hayatının hatasını yaptı tabi. Ben o kadar hırslandım ki, abim parayı annemlerin odasına bırakınca gidip içinden bir miktarını yırtıp buruşturup aynanın arkasına sakladım. O zamandan beri paraya kıymet vermiyorum. :P
Annemler eve gelip parayı sayıp da eksik olduğunu anlayınca evde hummalı bir arayış başladı. Ben önce hiç sesimi çıkarmadım. Epey aradılar ama sonra itiraf ettim. Hayret beni yine dövmediler. Ne iyi anne babam var ben olsam kesin döverdim. Geçen gün Şahan Gökbakar Instagram'da bu fotoğrafı paylaşınca aklıma bunlar geldi.
Benim abimle aramda 6 yaş olduğu için uçuk kaçık yaramazlık anılarımız yok. Ama eminim sizin anne babanız evden gittiğinde yaptıklarınız hakkında çok eğlenceli anılarınız vardır. Yazarsanız severek okurum.
11 Ocak 2016 Pazartesi
♫♪♪♫♪ Huzurum Kalmadı ♫♪♪♫♪
Onca yıl boyunca Allah huzur versin duasının mahiyetini anlayamamışım. Şimdi yürekten âmin diyemediğim bu dualara çok üzülüyorum.
Yazının tamda burasında tatlı muharririniz Nabroşka size şu siteye tıklamanızı sadece 2 dakika süren dalga seslerini dinlemenizi tavsiye ediyor. (Sitenin ismi şahane değil mi? do nothing for 2 minutes-2 dakika boyunca hiçbir şey yapma)
Huzursuzum. Huzuru kaybetmeden de huzurun hayatınızdaki yerini asla anlayamıyorsunuz. Huzur bir yerde hep var ama hava gibi ve siz onu göremiyorsunuz. Ne zamanki o huzur tükeniyor, siz ölmeye başlıyorsunuz. Nasıl ki oksijen biterken birden değil de yavaş yavaş ölüyorsanız huzurun sizdeki etkisi de aynen böyle görülüyor.
Madden bir huzursuzluğum yok, ama ruhen çok huzursuz ve kaygılı bir dönemdeyim. Ruhum huzursuz ve nereye konacağını asla bilemiyor. Huzursuz ayak sendromunda ayağınızı koyacak yer bulamadığınız gibi ruhunuz huzursuzlandığında da nereye konacağını bilemiyor.
Burada, şimdi oturuyor ve bunları yazıyorum ama aklımda bir şeyi yapmayı unutmuş olma telaşı var. Devamlı olarak, bir şeyler yapmam gerekli ama ben unutmuşum ya da yapmam gerekenden başka bir şey yapıyormuş, asıl yapmam gerekeni unutuyormuşum gibi bir duygu içindeyim. Unuttuğum bir şey yok ama yaşadığım şeyi ancak böyle ifade edebiliyorum. Rahatça arkama yaslanıp o an ne yapıyorsam onun tadını çıkaramıyorum. Çünkü ruhum oradan oraya gezinirken bana rahat bir nefes aldırmıyor.
Hani randevunuz saat 3'dedir ama siz 2'de hazır olursunuz. Kalan vakit kısa olduğu için oturup rahatlıkla başka bir şeyle meşgul olamazsınız ama bir yandan da beklemek için kocaman 1 saatiniz olduğundan bu vakti nasıl geçireceğim derdine düşersiniz, tam bu düşünce girdapları içinde gezerken o 1 saat heba olur, gider. İşte her şeyi heba ettiğim huzursuz kaygılı günler yaşıyorum.
Allah huzurumuzu bozmasın…
Not: Başlığımda konumun tüm ciddiyeti ile örtüştü. Şahaneyim. :)
Yazının tamda burasında tatlı muharririniz Nabroşka size şu siteye tıklamanızı sadece 2 dakika süren dalga seslerini dinlemenizi tavsiye ediyor. (Sitenin ismi şahane değil mi? do nothing for 2 minutes-2 dakika boyunca hiçbir şey yapma)
Huzursuzum. Huzuru kaybetmeden de huzurun hayatınızdaki yerini asla anlayamıyorsunuz. Huzur bir yerde hep var ama hava gibi ve siz onu göremiyorsunuz. Ne zamanki o huzur tükeniyor, siz ölmeye başlıyorsunuz. Nasıl ki oksijen biterken birden değil de yavaş yavaş ölüyorsanız huzurun sizdeki etkisi de aynen böyle görülüyor.
Madden bir huzursuzluğum yok, ama ruhen çok huzursuz ve kaygılı bir dönemdeyim. Ruhum huzursuz ve nereye konacağını asla bilemiyor. Huzursuz ayak sendromunda ayağınızı koyacak yer bulamadığınız gibi ruhunuz huzursuzlandığında da nereye konacağını bilemiyor.
Burada, şimdi oturuyor ve bunları yazıyorum ama aklımda bir şeyi yapmayı unutmuş olma telaşı var. Devamlı olarak, bir şeyler yapmam gerekli ama ben unutmuşum ya da yapmam gerekenden başka bir şey yapıyormuş, asıl yapmam gerekeni unutuyormuşum gibi bir duygu içindeyim. Unuttuğum bir şey yok ama yaşadığım şeyi ancak böyle ifade edebiliyorum. Rahatça arkama yaslanıp o an ne yapıyorsam onun tadını çıkaramıyorum. Çünkü ruhum oradan oraya gezinirken bana rahat bir nefes aldırmıyor.
Görsel kaynağı için bakınız: fotoğrafın sağ alt köşesi
Hani randevunuz saat 3'dedir ama siz 2'de hazır olursunuz. Kalan vakit kısa olduğu için oturup rahatlıkla başka bir şeyle meşgul olamazsınız ama bir yandan da beklemek için kocaman 1 saatiniz olduğundan bu vakti nasıl geçireceğim derdine düşersiniz, tam bu düşünce girdapları içinde gezerken o 1 saat heba olur, gider. İşte her şeyi heba ettiğim huzursuz kaygılı günler yaşıyorum.
Allah huzurumuzu bozmasın…
Not: Başlığımda konumun tüm ciddiyeti ile örtüştü. Şahaneyim. :)
9 Ocak 2016 Cumartesi
2015 En Güzel Kore Filmleri
Kaliteli alt yazı bulma sorunu olduğu için çok fazla Kore Filmi çevrilemiyor. Bu sebeple 2015 yılında, diziler gibi etki yaratan şahane filmlerin varlığından söz edemeyeceğim. Zaten genel olarak Kore dizileri filmlerinden daha başarılı oluyor.
Tüm bunlara rağmen yine de bu sene izlediğim sinema filmlerinden en iyilerinin listesini yapacağım. Filmleri izlemeye karar vermeden önce film isimlerine tıklayarak daha çok bilgi almanızı tavsiye ederim.
Devamı »
KOLAJ TEMSİLİDİR |
Tüm bunlara rağmen yine de bu sene izlediğim sinema filmlerinden en iyilerinin listesini yapacağım. Filmleri izlemeye karar vermeden önce film isimlerine tıklayarak daha çok bilgi almanızı tavsiye ederim.
Devamı »
8 Ocak 2016 Cuma
Pinocchio Dizisi Yorum Replikleri
Pinocchio dizisini izleyip izlememe konusunda tereddütlerim vardı.
Neden tereddüt ettiğimi sorarsanız;
bir tarfa mutlaka izle çok güzel bir dizi,
bir taraf ise sakın izleme vakit kaybı diyordu.
En sonunda izleyip hangi tarafta yer aldığımı öğrenmek istedim.
Dizinin konusu ve oyuncuları hakkında bilgiyi şuradan alabilirsiniz.
Dizi hakkında söyleyeceklerim;
Yasal Uyarı: Buradan sonrası yüksek dozda spoiler içerir.Devamı »
Neden tereddüt ettiğimi sorarsanız;
bir tarfa mutlaka izle çok güzel bir dizi,
bir taraf ise sakın izleme vakit kaybı diyordu.
En sonunda izleyip hangi tarafta yer aldığımı öğrenmek istedim.
Dizinin konusu ve oyuncuları hakkında bilgiyi şuradan alabilirsiniz.
Dizi hakkında söyleyeceklerim;
- İlk bölümleri severek izledim. Gerçek hayatta da sevgili olan Park Shin Hye ve Lee Jong-Suk çok iyi bir ikili olmuşlardı.
- Pinokyo hastalığı fikri güzeldi.
- Ama dizinin aşk hikayesinin ardında işlenen hikaye örgüsü hikayenin işlenişi çok yavaş ve sıkıcıydı. Tür olarak Healer ile çok benziyordu, aynı helaer gibi iki tarafın ailesinin acı bir olayda birleşmesi ve olayların gazetecelik ekseninde gelişmesi birebir örtüşüyordu ama Healer çok heyecan verici iken bu dizi ancak sizi videoyu sarmaya zorluyordu. taba benziyordu.
- Sanki hikayesi güzel ama satırları akmak bilmeyen bir kitaba benziyordu.
- 8. bölüme kadar severek izlesem de sonrasında 14. bölüme kadar ancak dayandım ve diziyi yarım bıraktım. Hiç huyum değildir, kötü olsa bile sonuna kadar izlerim ama dizinin sonunda merak ettiğim beni izlemeye itekleyen hiç bir şey yoktu.
- Sonuç olarak ben diziyi sevmeyen ama sevenlere de saygı duyan taraftayım. Birde şunu merak ediyorum, Pinocchio'yu izleyip sevenler Healer'a da izlediler mi? Bence aynı türdeki iki diziden Healer açık ara öndeydi.
İzlediğim yere kadar repliklerini hazırladım.
Yasal Uyarı: Buradan sonrası yüksek dozda spoiler içerir.
7 Ocak 2016 Perşembe
Evdeki Misafirimiz Kim?
Evde bir misafirimiz var. Elini ayağını kullanamadığı için onu bir yerden diğer bir yere biz taşımak zorundayız. Kendi kendine yemek yiyemiyor, biz yedirmek zorundayız. Konuşup ihtiyaçlarını anlatamıyor. Ne istediğini anlamaya çalışıyoruz, bazen başarılı olamıyoruz.
İşte o zaman da ağlamaya başlıyor.
Uyuduğunda ses etmememiz gerekiyor. Evde hayalet gibi dolaşıyoruz. Kızıp çığlıklar atsa hiç üzülmüyoruz, hemen etrafında pervane olup ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyoruz.
Fazla uyursa özlüyorum, artık uyansa diye saate bakıyorum. Dün ağladı ve ben de onunla ağladım. Ağlaması benim en zayıf noktam. Kollarım kopana kadar onu gezdirebilirim. Öperek bitseydi, çoktan erimiş, bitmişti. Öpmenin yetmediği noktada ısırarak tadına bakmak istiyorum ama daha 7 kilo olduğu için kıyamıyorum. Eti ağzımı bile doldurmuyor.
Gülücükler saçtığında içim bir tuhaf oluyor. Salyasını sağıma soluma bulaştırıyor, üzerim mis gibi bebek kokuyor. Üzerime kokusu öylesine siniyor ki evden çıktığımda kendini unutturmuyor, arada buram buram kokusu burnuma geliyor. Dışarı çıkınca koşarak eve dönmek istiyorum.
Hala de, hala, hala diye tekrar ediyorum, şimdiye kadar ilk sözcükleri hala olan bir bebek görülmese de inanmak başarmanın yarısıdır diye kendime gaz veriyorum. Babasına kızdığımda; tüküy babaya diye direktif veriyorum gaz çıkararak bana karşılık veriyor.
5. ayı bitmek üzere olan bu ufaklığa aşığım.
İşte o zaman da ağlamaya başlıyor.
Uyuduğunda ses etmememiz gerekiyor. Evde hayalet gibi dolaşıyoruz. Kızıp çığlıklar atsa hiç üzülmüyoruz, hemen etrafında pervane olup ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyoruz.
Fazla uyursa özlüyorum, artık uyansa diye saate bakıyorum. Dün ağladı ve ben de onunla ağladım. Ağlaması benim en zayıf noktam. Kollarım kopana kadar onu gezdirebilirim. Öperek bitseydi, çoktan erimiş, bitmişti. Öpmenin yetmediği noktada ısırarak tadına bakmak istiyorum ama daha 7 kilo olduğu için kıyamıyorum. Eti ağzımı bile doldurmuyor.
Gülücükler saçtığında içim bir tuhaf oluyor. Salyasını sağıma soluma bulaştırıyor, üzerim mis gibi bebek kokuyor. Üzerime kokusu öylesine siniyor ki evden çıktığımda kendini unutturmuyor, arada buram buram kokusu burnuma geliyor. Dışarı çıkınca koşarak eve dönmek istiyorum.
Hala de, hala, hala diye tekrar ediyorum, şimdiye kadar ilk sözcükleri hala olan bir bebek görülmese de inanmak başarmanın yarısıdır diye kendime gaz veriyorum. Babasına kızdığımda; tüküy babaya diye direktif veriyorum gaz çıkararak bana karşılık veriyor.
5. ayı bitmek üzere olan bu ufaklığa aşığım.
Hala Sultan Bildirdi.
6 Ocak 2016 Çarşamba
Dolce Gabbana'nın Şahane Tesettür Koleksiyonu
Dolce&Gabbana orta-doğu piyasası için abaya ve baş örtüsündan oluşan bir koleksiyon hazırladı.
Bir başka deyişle gay çiftimiz Dolce ve Gabbana tesettüre de el attı. Hatta Gabbana Instagram hesabında orta-doğunun kendisini büyülediğini söyledi.
Zengin Arap kadınlarından kazanacakları milyonları düşününce büyülenmemesi mümkün değil tabii. Bu koleksiyon orta-doğu için hazırlanmış olsa da 2015 yılında muhafazakar giyime harcadığı bütçe ile orta-doğuyu geçen Türkiye'de de satılmalı diye düşünüyorum. Orta-doğu ile yetinmeyerek biraz da bizi kazıklayabilirler.
Çünkü kendi adıma koleksiyona bakarken ağzımın sularının aktığını söylemeliyim. Bayıldım.
Gerçi koleksiyon Ekim ayında satışa sunulacak. O zamana kadar bizim çok özgün (!) şahane hot couture butiklerimizin şimdiden bunları taklit etmeye başlayacağını tahmin ediyorum.
Zaten Dolce&Gabbana markasının çakmasının el attığı ürün yelpazesinin orijinalini aştığını düşünürsek çok beklenmedik bir durum değil.
Şimdilerde tesettür adı altında satılan belden oturan pardösüleri, diz üzerinde biten tunikleri düşündüğümüzde bu koleksiyonu tesettür açısından da hoş bulmamak elde değil.
695 dolar ile 7 bin dolar arasında değişen fiyatları ile bu koleksiyon hakkında sizin düşüncelerinizi neler?
Bir başka deyişle gay çiftimiz Dolce ve Gabbana tesettüre de el attı. Hatta Gabbana Instagram hesabında orta-doğunun kendisini büyülediğini söyledi.
Zengin Arap kadınlarından kazanacakları milyonları düşününce büyülenmemesi mümkün değil tabii. Bu koleksiyon orta-doğu için hazırlanmış olsa da 2015 yılında muhafazakar giyime harcadığı bütçe ile orta-doğuyu geçen Türkiye'de de satılmalı diye düşünüyorum. Orta-doğu ile yetinmeyerek biraz da bizi kazıklayabilirler.
Çünkü kendi adıma koleksiyona bakarken ağzımın sularının aktığını söylemeliyim. Bayıldım.
Gerçi koleksiyon Ekim ayında satışa sunulacak. O zamana kadar bizim çok özgün (!) şahane hot couture butiklerimizin şimdiden bunları taklit etmeye başlayacağını tahmin ediyorum.
Zaten Dolce&Gabbana markasının çakmasının el attığı ürün yelpazesinin orijinalini aştığını düşünürsek çok beklenmedik bir durum değil.
Şimdilerde tesettür adı altında satılan belden oturan pardösüleri, diz üzerinde biten tunikleri düşündüğümüzde bu koleksiyonu tesettür açısından da hoş bulmamak elde değil.
695 dolar ile 7 bin dolar arasında değişen fiyatları ile bu koleksiyon hakkında sizin düşüncelerinizi neler?
4 Ocak 2016 Pazartesi
Dikkat öldürebilirim!
Evde hayvan besleme faaliyetlerinin sonucunda hüsrana uğramayan olduğunu sanmıyorum.
Abimle benim hayvan beslemek için çıktığımız yolların sonu her zaman hayvan telef etmekle sonuçlandı.
İlk önce bir Japon balığını sahiplendik. Kendisini annemden habersiz aldığımız için turşu bidonunda beslemek zorunda kaldık. Japon balıkları en dayanıklı, en çok yaşayan balık cinsi olduğu için kendisine bir süit bile ayarlayamadığımız halde bidondan bozma gecekondusunda sessiz sedasız bize sıkıntı olmadan yaşayıp gidiyordu, ta ki biz onu haşlama yapana kadar. Bir gün suyunu değiştirelim dedik, su sıcaklığını biraz abarttığımızı balık mevta olduğunda fark ettik. Allah affetsin.
Üzüntümüzden dolayı annem bir süit (fanus) ve yeni bir balık aldı. Sonra hızımızı alamadık, küçük bir akvaryum edindik. Taşları, su ısıtıcısı, su temizleyicisi, derecesi, çeşit çeşit balıklar derken küçük akvaryumumuza da sığamadık. Kocaman bir akvaryum aldık. Işıklı janjanlı akvaryumumuzun sonunu merak ediyor musunuz?
Bir tatil sonrası eve geldiğimizde Japon balıklarından birinin ağzında kuyruk gördük ve birçok lepistesimizi de akvaryum içinde göremedik. Cinayete tahammülümüz yoktu, balık sevdamızın sonu böyle oldu. Sonra annem akvaryumu balkona çıkarıp içine toprak doldurdu ve saksı yaptı.
Ben zaten iletişime geçemediğim hayvanları sevmem. İletişime geçebildiklerimi seviyor muyum bunu da muhabbet kuşu maceramız ile anlatayım.
Muhabbet kuşu besleyelim gibi bir düşünce içinde değildik ta ki evimizin terasına, ayağımıza gelene kadar.
Artık mavi bir kuşumuz olmuştu, abim kafesin kapağını açınca ben çıldırasıya bağırarak bana konmasın diye oradan oraya kaçıyordum. Sabah çok öterse üzerine örtü örtüyordum. Anladığınız üzere aramızdan su sızmıyordu. Abim üniversite için evden ayrılınca kendisini isteyen birine gözyaşları içinde teslim ettim. Cani değilim, sadece korkuyorum.
Yıllar sonra hayvanlara daha sempati beslediğimde ve korkmamaya başladığımda yine bir sarı kuş girdi odama. Manyak bir şeydi. Sabah namazını kaçıracak olsam kafesinin içinde çırpınıyor ötüyor, bitap düşüyordu. Zuzu ile aramız çok güzeldi, ama sonra belki de benim yanımdaki görevi sona ererek, bilinmeze doğru uçtu. Kaçırdım.
Evde civciv beslemekle alakalı bende travma yaratan anımı şurada anlatmıştım, hatırlarsınız.
En son abim bir köpek aldı. Golden cinsini bilirsiniz, acayip insan canlısıydı, şekerlikten ölecekti. Onunla birlikteliğimiz de kısa sürdü. Annem ya o ya ben diyerek köpeğimizi sürgüne yolladı. Sonunda fabrika da yılan ısırmış ve öldü.
Şimdilerde biliyorsunuz kedi almak istiyorum ama onu da üzerine basarak falan öldürürsem diye korkmuyor değilim. Ya da fotoğraftaki gibi güçlü uzun ömürlü bir hayvan beslemeliyim ne dersiniz? :)
Belki sizin hayvan beslemekle ilgili başarı hikayeleriniz vardır, bana da anlatırsınız...
Abimle benim hayvan beslemek için çıktığımız yolların sonu her zaman hayvan telef etmekle sonuçlandı.
İlk önce bir Japon balığını sahiplendik. Kendisini annemden habersiz aldığımız için turşu bidonunda beslemek zorunda kaldık. Japon balıkları en dayanıklı, en çok yaşayan balık cinsi olduğu için kendisine bir süit bile ayarlayamadığımız halde bidondan bozma gecekondusunda sessiz sedasız bize sıkıntı olmadan yaşayıp gidiyordu, ta ki biz onu haşlama yapana kadar. Bir gün suyunu değiştirelim dedik, su sıcaklığını biraz abarttığımızı balık mevta olduğunda fark ettik. Allah affetsin.
Üzüntümüzden dolayı annem bir süit (fanus) ve yeni bir balık aldı. Sonra hızımızı alamadık, küçük bir akvaryum edindik. Taşları, su ısıtıcısı, su temizleyicisi, derecesi, çeşit çeşit balıklar derken küçük akvaryumumuza da sığamadık. Kocaman bir akvaryum aldık. Işıklı janjanlı akvaryumumuzun sonunu merak ediyor musunuz?
Bir tatil sonrası eve geldiğimizde Japon balıklarından birinin ağzında kuyruk gördük ve birçok lepistesimizi de akvaryum içinde göremedik. Cinayete tahammülümüz yoktu, balık sevdamızın sonu böyle oldu. Sonra annem akvaryumu balkona çıkarıp içine toprak doldurdu ve saksı yaptı.
Ben zaten iletişime geçemediğim hayvanları sevmem. İletişime geçebildiklerimi seviyor muyum bunu da muhabbet kuşu maceramız ile anlatayım.
Muhabbet kuşu besleyelim gibi bir düşünce içinde değildik ta ki evimizin terasına, ayağımıza gelene kadar.
Artık mavi bir kuşumuz olmuştu, abim kafesin kapağını açınca ben çıldırasıya bağırarak bana konmasın diye oradan oraya kaçıyordum. Sabah çok öterse üzerine örtü örtüyordum. Anladığınız üzere aramızdan su sızmıyordu. Abim üniversite için evden ayrılınca kendisini isteyen birine gözyaşları içinde teslim ettim. Cani değilim, sadece korkuyorum.
Yıllar sonra hayvanlara daha sempati beslediğimde ve korkmamaya başladığımda yine bir sarı kuş girdi odama. Manyak bir şeydi. Sabah namazını kaçıracak olsam kafesinin içinde çırpınıyor ötüyor, bitap düşüyordu. Zuzu ile aramız çok güzeldi, ama sonra belki de benim yanımdaki görevi sona ererek, bilinmeze doğru uçtu. Kaçırdım.
Evde civciv beslemekle alakalı bende travma yaratan anımı şurada anlatmıştım, hatırlarsınız.
En son abim bir köpek aldı. Golden cinsini bilirsiniz, acayip insan canlısıydı, şekerlikten ölecekti. Onunla birlikteliğimiz de kısa sürdü. Annem ya o ya ben diyerek köpeğimizi sürgüne yolladı. Sonunda fabrika da yılan ısırmış ve öldü.
Şimdilerde biliyorsunuz kedi almak istiyorum ama onu da üzerine basarak falan öldürürsem diye korkmuyor değilim. Ya da fotoğraftaki gibi güçlü uzun ömürlü bir hayvan beslemeliyim ne dersiniz? :)
Belki sizin hayvan beslemekle ilgili başarı hikayeleriniz vardır, bana da anlatırsınız...
2 Ocak 2016 Cumartesi
One more happy ending konusu ve oyuncuları
Beni heyecanlandıran dizi haberlerinden birini paylaşacağım.
Dizinin adı: One more happy ending
One more happy ending konusu:
Dizi evlenenlerin, tekrar evlenmek isteyenlerin ve boşananların hikâyelerini anlatmaktadır.
Jang Na-Ra, You Da-In, Yo In Na, Seo In-Young yıllar önce Angels isimli bir idol grubunun üyeleriydiler. Grup dağıldıktan sonra arkadaşlıklarını devam ettirdiler.
Jang na ra şimdilerde bir yeniden evlenmek isteyenlere hizmet veren bir danışmanlık şirketini işletmektedir.
Devamı »
1 Ocak 2016 Cuma
Kore Dizi Klişeleri Yağmurlu Sahneler
Böylesine önemli bir klişeyi yazmayı neden bu kadar ertelediğimi merak ediyorum.
Bir dizinin olmazsa olmazı yağmur sahnelerinden bahsediyorum.
Ve işin ironik kısmı; aslında Kore'nin bizim sandığımız ya da dizilerde bize sunulan kadar çok yağmur alan bir ikliminin olmaması.
Yağan yağmurun doğal olmadığını zaten o kadar şiddetli yağmur altında çekim yapmanın imkanı olmadığını, tüm çekim ekipmanlarının bozulacağını, sadece çekimin ana karakterlerinin değil, çekim arkasındaki koca ekibin de sırılsıklam olup çalışmasının mümkün olamayacağını söylememe gerek yok sanırım.
Zaten benim gibi bts meraklısı iseniz bir çok kez bu organik olmayan yağmur yağdırma hadisesine şahit olmuşsunuzdur.
Peki dizilerde neden bu kadar çok yağmur sahnesi kullanıyor diye sorarsanız; cevabı sizin de tahmin ettiğiniz gibi romantik sahneler oluşturabilmek.
Ben yağmurdan ölesiye korkan çiselese şemsiye açan biri olarak yağmur altında romantizm yaşayamam ama izlemesini sevdiğim tartışma götürmez bir gerçek. :)
Bu yağmur sahnelerini iki başlık altında inceleyeceğiz:
Birincisinde yağmura karşı şemsiye açılırken diğerinde ceket açılıyor. :)
Devamı »
Bir dizinin olmazsa olmazı yağmur sahnelerinden bahsediyorum.
Ve işin ironik kısmı; aslında Kore'nin bizim sandığımız ya da dizilerde bize sunulan kadar çok yağmur alan bir ikliminin olmaması.
Yağan yağmurun doğal olmadığını zaten o kadar şiddetli yağmur altında çekim yapmanın imkanı olmadığını, tüm çekim ekipmanlarının bozulacağını, sadece çekimin ana karakterlerinin değil, çekim arkasındaki koca ekibin de sırılsıklam olup çalışmasının mümkün olamayacağını söylememe gerek yok sanırım.
Zaten benim gibi bts meraklısı iseniz bir çok kez bu organik olmayan yağmur yağdırma hadisesine şahit olmuşsunuzdur.
Peki dizilerde neden bu kadar çok yağmur sahnesi kullanıyor diye sorarsanız; cevabı sizin de tahmin ettiğiniz gibi romantik sahneler oluşturabilmek.
Ben yağmurdan ölesiye korkan çiselese şemsiye açan biri olarak yağmur altında romantizm yaşayamam ama izlemesini sevdiğim tartışma götürmez bir gerçek. :)
Bu yağmur sahnelerini iki başlık altında inceleyeceğiz:
Birincisinde yağmura karşı şemsiye açılırken diğerinde ceket açılıyor. :)
Devamı »
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)