Google

23 Kasım 2015 Pazartesi

Hayırlısı Olsun

Evhamlı mısınız?
Yoksa kendinizi kaderin ellerine teslim mi edersiniz? :)

Mesela burnunuz aksa; “ay ben grip olacağım galiba,” diye alternatif tıp başta olmak üzere tüm ilaçlara başvurur musunuz, yoksa grip olacaksam da kader kısmet, hayırlısı böyleymiş, gibi bir teslimiyet göstererek sakinliğinizi korur musunuz?

Ben de acayip bir teslimiyetçilik vardır. Çay ısmarladığım bir yerde kahve gelse bunda da vardır bir hayır, aman ben kahveyi de severim zaten deyip kısmetime razı olurum. O kadar önemsemem. Utandığım için ya da değiştirin diye söylemeye çekindiğim için değil. Çok rahat bir insanımdır, hatta bazen fazla rahat. Bu sadece bir örnek ama her şeyde ve şerde olumlu bir taraf görüp kabullenirim. Amaaan, derim.



Hastalıklar mevzu olduğunda da böyleyim. Özellikle yoğun ve stresli olduğum zamanlarda kendimi asla dinlemem, yorgunluk nedir, bilmem. 

Geçen hafta sol kol altımdan sırtıma kadar olan bir kuşak içinde döküntüler çıktı. Ürtikerim var zaten, -halk arasında kurdeşen olarak bilinir- herhâlde stresten ürtiker oldum dedim üzerinde durmadım. Aradan birkaç gün geçti, sol göğsüme bıçak saplanıyor, ya da elektrik akımı veriliyor gibi ağrılarım oldu, herhalde göğüs kanseri oldum falan diye düşünüp nasip böyleymiş diye bir kabulleniş içine girdim. :)



Sonra sırtımda da aynı ağrılar oluşmaya başladı bir yandan kaşıntım da vardı ama ürtiker kaşıntısına benzemiyordu. Hatta beni bir böcek yedi ve zehirledi mi acaba diye bile düşündüm.

Kaç gün geçti, o döküntüler ne zaman çıktı, ağrılar ne zaman başladı hiç hatırlamıyorum, çünkü kendimle ilgilenmiyordum. Genel olarak kendime olan ilgisizliğim had safhadadır ama o kadar çok düşünecek şeyim vardı ki, kendim bu düşünülecek şey sıralaması içinde değildim.

En sonunda anneme gösterdim, doktora git, dedi.
Çok doluyum gidemem demiştim ama ertesi gün dersim iptal edilince doktora gittim, öleceksem hiç değilse bunu bileyim istedim. :)

Doktor zona teşhisi koydu. Böyle bir sonuç beklemiyordum. Bu hastalığın bilinen nedeni yoğun stres ve üzüntüymüş. Böyle durumlarda bağışıklık sistemi savunmasız kalıyor, bu virüs ortaya çıkıyor ve vücutta döküntüler, şiddetli sinir ağrıları ortaya çıkıyormuş.

Neye bu kadar üzüldün, ne stresin var, diye sordu, doktor.
Hayırlısı buymuş, dedim, tabi içimden. Çünkü hangi şeye daha çok üzüldüm, hangisi beni bu hale getirdi bilmiyordum.

Zaten mahalleli teyze de dedi ki;  bu yaşta zona çıkaracak kadar ne derdin var senin, yediğin önünde yemediğin arkanda...

Neyse benim hayat düsturum da bu işte: Hayırlısı...
Peki sizinki?

22 Kasım 2015 Pazar

Çocuklarıma Kim Bakacak?

Evli, çocuklu ve çalışan bayanların çok büyük bir derdi var.
"Çocuğuma kim bakacak?"

Bu soruna çoğunluğun bulduğu çözüm anneanne ya da babaanne olmakla beraber büyük bir çoğunlukta çeşitli nedenlerden dolayı çözümsüzlük içinde.

Çocuğunu emanet edebileceği iyi bir bakıcı bulanlar kendini çok şanslı hissetmekle beraber çocuğuna hiç kimsenin kendisi ya da annesi kadar iyi bakamayacağının da farkındalar.

Bende çalışan bir annenin kızı olarak, bunu bizzat yaşadığım için çocukluktan beri bu konuda endişelerim oldu. Çocukken okuyacağım ama çalışmayacağım, çocuklarıma ben kendim bizzat bakacağım gibi düşünceler içindeyken, büyüdükçe, çalışma isteğim olmamış çocuklarıma verdiğim değerin önüne geçti. Belki de kendimi daha çok sevdiğimin, ileride de kendimi daha çok sevmem gerektiğinin farkına vardım. Kendini seven bir kadının çocuklarına daha faydalı olacağını aynı zamanda çalışan kadınların çocuklarının özgüven sahibi, daha yırtıcı ve başarılı olduklarını gözlemledim.

Tamam, şu an kısmen çalışıyorum, ileride de tam zamanlı çalışacağım, çalışacağım ama benim olası çocuklarıma kim bakacak? Bunun üzerine şimdiden düşünüp ahlanıp vahlanmıyorum ama tabiri caizse yerini yapayım diye arada anneme takılıyordum;
-Benimkilere nasılsa sen bakacaksın.



Ya da bana kızıp çocukların olursa anlarsın temalı bir nutuk çekmeye başladığında sen bakacaksın bak boşuna beddua etme, seni bulur diyordum.

Ben senin evinin her işini gördürürüm sen yeter ki benim bebelere bak diye sırnaşıyordum. Şimdiye kadar da tamam diyordu ama sanırım artık biraz yaşlandı, baktı evlenmeye niyetim de yok, ben evlenip çocuğum oluncaya kadar da iyice güçten düşecek ve söylem değiştirdi: 
Bana ne, ben bakmam, diyor. 30 yıl sana baktım yeter, diyor. 
Aslında 27 yıldır bakıyor ama işte anneleri bilirsiniz saat 11 iken 12 olmuş hadi yat derler, yuvarlamayı severler. :)

O zaman bende evlenmem canıma minnet torunun yerine bana bakmaya devam edersin, diyorum. 

Babaanne cici, anneanneniz kaka diye torunlarının beynini yıkarım, diyorum ama yine de fikrini değiştiremiyorum.

Belki ciddi söylüyor, belki benimle uğraşmak için böyle diyor bilemiyorum ama kendimi riske atmamak adına destansı kriterlerim arasına şunu da ekliyorum:
Evleneceğim kişinin annesi atletik yapıda, güçlü kuvvetli, genç, diri ve torunlarına bakmaya dünden razı olan biri olmalı.

Not: Konu ile fotoğrafın ne alakası var derseniz; bu konuşmalarımızı kıs kıs gülerek dinleyen babama çok fazla gülmemesini annem bakmazsa kendisinin bakmak zorunda kalabileceğini söylüyorum da.

Nabroşka Saybrıstan Bildirdi. 

21 Kasım 2015 Cumartesi

Kore Dizilerinden Küçük Ama Önemsiz Bir Not

Kore dizilerinde son zamanlarda sıkça duyduğumuz bir söz var:


Bitene kadar bitmez. 

Hatta o kadar çok tekrar edildi ki neredeyse fonetik olarak ezberledim. Eminim sizde de durum böyledir.
Bu söz nedir, neden son zamanlarda bu kadar çok tekrar ediliyor diye düşünürken Siwon She Was Pretty dizisinde bize sözün kime ait olduğundan bahsetti.



Söz Yogi Berra'ya aitmiş. Peki Yogi Berra kimdir?
Devamı »

20 Kasım 2015 Cuma

She Was Pretty Yorum ve Replikleri

güçlü kadrosu ve ilginç konusu sebebiyle She was pretty dizisini izleyeceğimi şurada bahsetmiştim.



Dizinin konusu ve oyuncuları hakkındaki bilgiyi şuradan alabilirsiniz.

Dizi hakkında söyleyeceklerim;

  • Kill me, heal me'den sonra senenin en iyi romantik komedisiydi.
  • Başları çok çok komik, sonrası tadında romantikti.
  • Esas oğlan ile esas kız arasında son bölüme kadar yanlış anlaşılmaların süregeldiği romantik komedilerden değildi.
  • The greatest love'dan sonra en şahane sona sahip Kore dizisiydi.
  • Bir ikinci adam vakıası daha yaşadık, Siwon için kalbimiz kan ağladı.
  • Kesinlikle, mutlaka izleyin. Daha ne deyim?
Yasal Uyarı: Buradan sonra yüksek dozda spoiler içerir.

Devamı »

Bir İlkbahar Macerası Milly Johnson Okur Yorumu

Evlilik bir kadında nasıl yıkımlara yol açabilirdi? Hem de aslında fark etmediği yıkımlar. Sorun çıkmaması adına susmak, mutlu olduğunu zan ederek yaşamak artık Lou’nun yeni bir kişilik özelliği olmuştu. Kendisini aldattığı halde affettiği kocası Phil, kendisini yetersiz hissetmesi için elinden geleni yapıyordu.

Hâlbuki genç kızken, hani henüz evlenmediği “o güzel yıllarda” en yakın arkadaşı Deb ile bir kafe açmanın hayallerini kuran cesur ve idealist bir kadındı.

Sonra Lou’nun eline bir dergi geçti. Dergide ilkbahar temizliğine başlayıp fazlalıklarından kurtulmasına dair bir yazı vardı. İşte o yazı onun hayatını değiştirecekti. Önce evde atmaya kıyamadığı, belki lazım olur diye sakladığı ama hiçbir gün lazım olmamış olan tüm fazlalıkları atmaya başladı. Bu iş ise onun Tom ile de tanışmasına sebep oldu. Sonra mı? Sonrasını öğrenmek için sizi kitabı okumaya davet ediyorum.


Sonbaharla tezat oluşturan kitabımın ismi: Bir İlkbahar Macerası
Yazarı: Milly Johnson

Kitabı epey sevdim biliyor musunuz? Uzun zamandır rafta beklettiğim için çok pişmanım. Kitabı elime alıyor bir türlü ısınamıyordum. 

Hikâye dolu, dolu ve kaliteli. Öyle çerezlik içi boş, oku unut kitaplardan değil. Lou’nun evlilik hayatında düştüğü yanlışlar siz de derin etkiler bırakıyor. Bir yandan da eğlenceli ve akıcı bir dili var. 
Tek kusuru ise sadede gelirken yaşanan süreç biraz uzatılmış ve artık sonuca bağla diye yazara içinizden sitem ettiriyor.

18 Kasım 2015 Çarşamba

Kısmetse Olur Cast mı?

İlk defa, izlediğim bir şeyi söylemeye utanıyor, biz hep belgesel izleriz diye röportaj verenlere öykünüyorum. Hani Kızılay’da yürürken muhabir bir saniye deyip yoluma çıksa, mikrofonu bana yöneltip evlilik programlarını izliyor musunuz diye sorsa;

-Imm hayır, ben asla evlilik programı izlemem, şimdiye kadar ise hiç denk gelmedim. Biz genelde belgesel izliyoruz. Kültür seviyemiz uçmuş vaziyette, diye bir cevap veririm.

Muhabir de yav hee, hee der ve bu evlilik programlarına reyting sağlayanların adedini belgesel izlediğini iddia edenlerin toplamından çıkarır.

Yine de dürüst olmak gerekirse vakit bulduğumda evlilik programlarını izleyip sosyal çıkarımlar yapmayı seviyor ve eğleniyorum. Özellikle flörtleşme aşamasının başındaki bireylerin şekilden şekle girip eğilip bükülmelerini, şaşkınlık ve heyecanlarını izlerken bazen kahkahalar atıyorum.

Son zamanlarda sardığım yukarıda da belirttiğim gibi söylemeye utandığım bir evlilik programı Kısmetse Olur. Utanıyorum çünkü; günde 1 saatimi heba ettiğim bu program çok basit ve büyük ihtimalle cast'tan ibaret. Gerçeklik payının oldukça düşük olduğunu düşünüyorum.

Programı bilmeyenler varsa ben kısaca şöyle izah edeyim;
20’li yaşlarda okumayıp ev kızı olmayı tercih etmiş kızlarımız koca bulmak için,
yine 20’li yaşlarda bir baltaya sap olamamış ya da boşanmış erkek adaylar ise sanırım dışarıda kız kalmadığı için (!) günde 12 saatliğine bir eve kapatılıyorlar.



Adaylar arasında okumuş sadece bir kız var  ama oda psikopat. Programı ne zaman açsam kessssssssssssssssssss diye bağırıyor. Ben önceleri kendisini kasap sanıyordum sürekli keeeeeeeessssssss dediği için meslek hastalığı var galiba diyordum. Meğerse mimarmış.

Ayça diye bir kız var. Eve girdiği ilk gün Emre diye birini gözüne kestirdi, benimsin dedi, sana aşığım dedi ve sonunda istediğini elde etti. Boşanmış sonra da nişandan dönmüş Ayça’nın, kendinden küçük olan birini nasıl tavladığını sorarsanız; Emre bir röportajında aynen şöyle dedi:
-Ayça’ya çok değer veriyorum çünkü şimdiye kadar hiç kimse beni bu kadar çok sevmedi.

Ayça’nın Emre’ye olan bu tutkusuna ise diğer erkek adayların dibi düşüyor. Bir kadının böyle alenen sevmesi, aşkını haykırmasına bayılıyorlar.

Buradan yaptığım sosyal çıkarım şu yönde:
Eskilerden beri kadınlar tutkulu ve göstere göstere yaşanan bir aşkın hayalini kurarlar. Çok sevilmek ama herkesin içinde göstere göstere sevilmekten hoşlanırlar. Günümüzde ise erkekler bunu istiyor: bir kadın bana yapışsın, beni sevsin, peşimden koşsun. Böyle kadınlara da hayır diyemiyorlar.

Adaylardan devam ediyorum;
Serhan adında bir erkek aday var inanın komedi dizisindeki absürt karakterlerden birisi gibi.
Elinde tespih ağzında Nihat Doğan vari sözlerle ortalarda dolanıyor. Fazlaca Uğur Işılak etkisinde kalmış. Ve şimdi fotoğrafını ekleyim diye Google’a girdim ki meğer Bu Tarz Benim yarışmasına da katılmış. Bu yarışmada, elinden tespihini elinden düşürmeyen Polat Alemdar'ın evlilik programı temsilcisiyken, maçoların kralıyım diye saçmalarken Bu Tarz benim yarışmasında Palyaço kılığına girmiş. Maço Palyaço!



Kadınlar hamamına çevirdiğim blogumdaki evlilik programı tespitlerimin birinci kısmının sonuna gelmiş bulunuyoruz. 
İzleyenleri yorum kısmında dedikoduya davet ediyorum.

Eğer programı izlemediğiniz halde buraya kadar okuduysanız da sizi gönülden tebrik ediyorum. E bugün açar bir bakarsınız artık. ^^

Edit: Cast olduğuna dair kanıtlar ve bilinmeyen gerçekler şu Instagram hesabında açıklanıyormuş: https://www.instagram.com/kismetseolurgercekler/

Edit 2: Yukarıda bahsettiğim adres gerçeklerden bahsettiği için kapattırıldı. Yeni adresten takip etmek isterseniz: https://www.instagram.com/KISMETSEOLURGERCEKLER/

Not: Kafam o kadar dolu ve stresliyim ki saçma sapan şeyler izlemeye acayip ihtiyacım var. Kınamayın vallahi başınıza gelir. Sonra çekirdek çitleyip evlilik programı izlemeye başlarsınız benden söylemesi.