Google

30 Aralık 2015 Çarşamba

Yapabildiğinizi kimseye çaktırmayın!

Ay ben bunu yapamam, ay ben şunu yapamam, ben onu beceremem ki diyen tüm kızlar en iyi işleri kaptı, en iyi yerlere geldi ve çoktan evlendi. Siz hala ben kendi kendime yeterim, her işin üstünden gelirim, elimden her iş gelir, diye ortalarda dolana durun.

Sadece bunlarla da kalmadılar, eş olmak, gelin olmak, evlat olmak, çalışan olmak konularında hep en iyi olarak sizi geçtiler. En iyi eş, en iyi gelin, en iyi arkadaş, en iyi çalışan…

Peki, bu hiçbir şeyi beceremeyeceklerini savunan arkadaşların sırrı neydi de sizi bizi geçtiler?

Anlatalım.

Onların sırrı algı operasyonu gerçekleştirmekti. Bu operasyonlarında derin devlet kadar başarılı olduklarını söylememe gerek yok sanırım.

Bu uyguladıkları operasyonu şimdi sizlere de anlatacağım ki uygulamaya geçerek en iyiler alanını zorlayın.*
Örneklerle açıklama yoluna gidersem; 
mesela nişanlısınız, 
kayınvalidenize ve müstakbel eşinize yemek yapmayı pek beceremediğinizi,  çok az deneyiminiz olduğunu, elinizden pek de gelmediğini söyleyin, ama hepten de kapıyı kapamayın, yani zamanla öğrenirim herhalde diyerek açık kapı bırakın, hevesli olduğunuzu da gösterin.

Tüm bunları söylerken de gerçekte iyi yemek yapan biri olmanız gerekiyor. Yani işin matematiği;
iyi olduğunuz alanı inkar edip ortalamanın altında olduğunuza vurgu yapmak. Bir başka deyişle her şeyi yapabilecek ama bunu asla çaktırmayacaksınız.



E peki, ben iyi yemek yapabiliyorum ama neden aksini söylüyorum nabrutcuğum, ben ne yemekler döktürürüm diye kayınvelideme caka satarım gibi bir düşünceniz varsa maalesef ki çok büyük bir yanlış içindesiniz. 

Şöyle ki; eğer yemek yapmak konusunda deneyimsiz olduğunuzu söylerseniz, karşı taraf beklentilerini ortalamanın altına düşürür. Ama siz gerçekte deneyimli olduğunuz için yaptığınız yemeği yediklerinde beklentilerinin üzerinde bir şeyle karşılaşacakları için memnuniyet de en üst seviyede olacaktır.

Ama siz ben şahane yemekler yaparım, on parmağımda on marifet gibi hal sergilerseniz karşı tarafın beklentisi görelim bakalım şunun marifetlerini diye en üst seviyeden olacaktır ki, ne yaparsanız yapın asla en iyi gelin olamayacağınız gibi ömrünüzce kimseye yaranmak kabil de olmayacaktır.

Yaaa, yıllardır, ben onu yapamam ben bunu yapamam, elimden gelmez diyenler neden en iyiler listesine adını altın harflerle yazdırıyor anladınız mı? Hahah!

Aslında bu tip insanları çok zeki buluyorum ve zeki olduklarını da gizliyorlar, çünkü zeki olduğunu gizlemek de başka bir algı operasyonu oda başka bir yazı olsun.

Ben size en basitinden gelin örneğini verdim ama bunlar çalışma hayatında da var, eğitim hayatında da var, var oğlu var. Her yerde karşımıza çıkıyorlar. Siz ben her şeyi yaparım, yapamasam bile yapmak için kendimi parçalarım gibi düşünceler içinde çok affedersiniz bir yerlerinizi yırtarken bu tip insanlar alkışlanıyor, sizden ise hep daha fazlası bekleniyor ve asla onlar gibi takdir göremiyorsunuz. 

*Kendim bunu bildiğim halde yapabiliyor muyum? Ben böyle oyunlar oynayamam. Yapabiliyorsam, yapabiliyorum derim, yapamıyorsam yapamam. Çünkü çok akıllı değilim. Akıllı değilim diyerek sizin üzerinizde bir algı operasyonu da ben mi yapıyorum acaba? :)

29 Aralık 2015 Salı

Gardaş La Bi' Bah!

Doğma büyüme Ankaralıyım ama Gimsa'ya ilk defa yaz tatilinde teyzem götürdü. 
Hep duyardım; Gimsa'ya gittik, Gimsa’dan aldık.

Duyduklarım içinde ucuz olduğu ve genellikle çok kalabalık olduğu da vardı. Teyzeme çok kalabalık oluyormuş elimi çizerler mi, dedim. 
Geçen gün benim pardösüm yırtıldı, dedi.
Tabi benim gözlerimden fışkıran ünlemleri hayal edersiniz. 

Neyse ki pardösüsü alışveriş arabasına sıkışarak yırtılmış. Böylece korkusuzca adımımı içeri atabildim.



Ucuz sanırım. Artık Ankara'ya belirli zamanlarda geldiğim için piyasaya çok hakim değilim. Giyim kısmından çok züccaciye reyonunu sevdiğimi söyleyebilirim. Birde yaş pasta, kuru pasta, börek, kısmına bayıldım. Epey lezzetli ve ucuz şeyler var. Her marketin o kısmını pek severim zaten. 

Alışverişin sonunda elim çizilmedi. Ama mahalleli ve marketin gediklisi olan teyzeler popoları ile beni iteleyerek kendilerine yer açmaya çalıştılar. O kadar kalabalıktı. Hatta iyi ki yalnız gitmemişim, üzerime yanlışlıkla raflardan bir barkod yapışır, teyzeler ucuzmuş diye beni de sepete atarlar diye korkular içinde teyzeme yapışık gezdim. Pek bir şey de bulamadım zaten. Bu sürekli Gimsa’ya gittik, Gimsa’dan aldık diyen kişilerin ne alıp sattıklarını yine anlayamadım. Pasta haricinde bir kulaklık ve bir kitap aldım. Belki de meşhur Gimsa alışveriş usulünü bilmiyorumdur. Bu arada kulaklık sadece 1 hafta dayandı.


Gimsa nedir? İçinde giyim, elektronik, züccaciye ve gıda kısmı bulunan hepsini tek bir kasada ödediğiniz büyükçe bir market diyebilirim. 5M Migros’tan ne farkı var derseniz; Migros Tunalı, Gimsa Ulus derim ve durum anlaşılır sanırım. Birde Gimsa'nın giyim kısmı daha geniş tutulmuş ve tesettür kıyafetleri ve markaları da epey büyük bir alan kaplıyor.

İşte bu kısımda sizden Ankaralı olanların Gimsa maceralarını ve deneyimlerini dinlemek isterim. Ankaralıyım ama bende gitmedim diyorsanız aman ha, yalnız falan gitmeyin, sizi de alır götürürler, demedi demeyin...

28 Aralık 2015 Pazartesi

Kıbrıs'ta Kumar Oynuyor muyum?

Çocukken kumarbazdım. Zamanında dini açıdan bir aydınlanma yaşamamış olsaydım durumum vahim olabilirdi. Nitekim aynı burçlara sahip olduğumuz Mehmet Ali Erbil ve Serdar Ortaç’ın kumarbaz olduğu gerçeği bir tesadüften ibaret değil. 

Kova burcunun kazanmak hissinden beslenmesi ve çok hırslı insanlar olmalarından ileri geldiğini düşündüğüm bu kumar sevdasını astrologlar da doğruluyor ve kova burçlarına aman dikkat diye tavsiyelerde bulunuyorlar.

Hatta bendeki bu kazanma hırsı öyle bir seviyede ki, jenga, scrabble, tabu, cranium, monopoly gibi eğlence amaçlı oyunları bile ciddiye alır, kazanmak için olanca gücümle çalışır, takımsak takımı galibiyete götürmek adına tüm varlığımı ortaya koyarım. Asla mızıkçılık yapmam, kaybedeceğim belli olan bir oyunun bile son anına kadar elimden geleni yaparım. Sanki içimden birisi He-Man gölgelerin gücü adına diye bağırıyor şu an.
Genelde kazanırım. Nadiren kazanamadığım oyunların sonunda ağlarım. Hadi tamam ağlamam o kadar da değil ama suratım düşer. Kaybetmeyi sevmiyorum, oyun bile olsa… Yazdıktan sonra kendime uzaktan baktım da, ne korkunç bir kadınmışım ya hu!


Giriş cümleme dönersem;

Çocukken kumar adına ne yaptığımı soracak olursanız; kırtasiyeye gidip tombala çekerdim. En büyük zevklerimden biriydi. 

Sizin okulunuzun yakınındaki kırtasiyede de var mıydı, her okulda olur mu, bunların cevabını bilmiyorum ama bizim okulun yakınındaki kırtasiyede tombala vardı. 
Şöyle ki; kırtasiyeci amca sayılardan oluşan bir liste hazırlar, her sayıya denk gelen bir hediye olur, siz ise kapalı torbadan bir sayı çeker ve sayıya denk gelen hediyenin sahibi olurdunuz. Kırtasiyeci amcamız bunun zaman zaman kazı kazan versiyonunu da yapardı. Bu listenin size vaat ettikleri silmeyen silgi, bilye, tebeşir, adı sanı bilinmeyen zehirlemesi olası gofret gibi eften püften dandik şeylerdi. Ama 1 numarada büyük hediye olurdu. Sizi teşvik eden, tost almanız gereken parayı kırtasiyeci amcaya hibe etmenizi sağlayan da işte bu 1 numaradaki hediyeydi. Bende uzun zaman bir numaradaki hediyeyi (el feneri) kazanmak için aç kaldım. 

Ama sonunda kazandım biliyor musunuz? Kırtasiyeci amcanın çok üzüldüğünü ama bakın arkadaşınıza ne çıktı diye diğerlerini de gaza getirdiğini ve gururlandığımı hatırlıyorum. 

Sonra mı?

Sanırım istediğimi elde ettiğim için tövbekâr oldum. 

24 Aralık 2015 Perşembe

Instagram Hakkında Bilinmeyenler

Okuduğunu anlamak hakikaten çok önemli bir meziyet. Allah’ın herkese bahşetmediği bu meziyet yüzünden biz yazarak kendini anlatmaya çalışanlar çok zor durumlarda kalabiliyor.

Inatagram’da instagörl kızlarının paylaşımlarının yorum kısımlarında dönen kavgaları gördüğümde gülsem mi ağlasam mı bilemediğim bir hal içinde kalıyorum. Paylaşım yapanın anlatmaya çalıştığı şeyi asla anlamak istemeyen anonim teyze/abla konuyu kendi istediği yere çekiyor. Kendisine cevap verene yine başka bir telden alakasız bir cevap veriyor. Bu cevap verenler kendi arasında kavga etmeye başlıyorlar. Sonra esas kavgayı çıkarmaya sebep olan teyze/abla ortadan kayboluyor, çünkü arada geçen konuşmaların hepsini anlayıp cevaplamaya yetecek aklı ve kabiliyeti yok. Kalanlar ise aralarında kavga etmeye devam ediyor. Bu böyle bir dönence halini alıyor. Saltolar kimden geliyor, kim kime yürüyor her şey karışıyor. 

Hatta iş öyle bir yere varıyor ki Facebook’daki dürtme yerine İnstagram’da saçını çek özelliği getirilse ve paylaşımlar altında birbirine girenler bu özelliği kullanmaya başlasa şahane olacak. Çünkü görünen o ki; işin geldiği son radde budur.

Bu keşmekeşin en sonunda ise paylaşımı yapan abla kavgalı/küfürlü yorumları üşenmeden tek tek siliyor, kişileri tek tek engelliyor. Paylaşımı yapan ablanın bu azmine karşılık anonim hesap açıp saydırmayı sürdüren Instagram kişileri de mevcut olup kendilerini şaşkınlık içinde takip ediyoruz.



Bu kavgaların arasına gt yazıp kaynak yapanlar da var ki önceleri küfür ediyorlar sanıyordum. Haha!
Meğerse gt geri takip demekmiş. 
Geri takibin barındırdığı alt metin ise;
Beni takip edersen aşkım, bende seni takip ederim oluyor ki bu kısım insanların dünyasını da anlamış değilim. Gerçi anlamaya niyetim de yok. Zararsızlar bence, öylece halleri üzerine bırakmak da beis görmüyorum.

Yine bu kavgalar arasına kaynak yapan ikinci tür insanlar da Instagram satıcıları. Genelde en ucuz donlar için sayfamıza bekleriz gibi ibareler kullanıyorlar. Onlar da ekmeğinin peşindeki hırslı ticariler. Bekleme yapmadan geçelim.

Intagram’dan bahsetmişken Fatih Güllüoğlu ile alakalı bir şeyler yazmadan geçemeyeceğim. 
Takip ediyor musunuz, daha önceden duydunuz mu bilmiyorum ama Instagram ahalisi kendisine Lordum diyor. Lord unvanı nereden geliyor, kendisini Antepli bilirdik ne ara İngiliz olup Lort unvanı aldım bilemiyorum, lakin bir insan kendisine nasıl lordum dedirtir, bu öz güven nedir, diye içimden geçirmeden edemiyorum. Onun hesabında dönen yorumları okurken kadın olmaktan utandığım doğrudur. Neden o yorumları yazanlar yerine ben utanıyorum o kısım ise bir muamma.

Bir başka kaos oluşturan durum ise takip ettiğiniz ticari bir hesabın başka bir butik vb. önermesi, sonra başka bir butik vb. daha, sonra bir tane daha… Sonra bu hesapları incelemeye kalktığınızda, kilitleri oldukları için istek yollamak zorunda kalmanız, daha sonrasında ise istek yolladığınız hesabı unutup timeline’da bahsi geçen hesabı görüp sanırım hesabım çalınmış, benim bilgim haricinde birilerini takibe almış gibi paranoyak düşünceler içine girmeniz.
Hatta bazı hesaplar takip için sayfa önerme işini o kadar abartıyor ki, 
“lan bu sayfa aslında ne satıyordu,
 diye düşünmenize bile yol açıyor.

Ama ben özellikle tasvip etmediği, sevmediği birini takip edenlerin ruh halini çok merak ediyorum. İçlerinden;
Dur şunu takip edeyim de her hatasında laf sokayım, rahatsız edeyim gibi düşünceler barındırıyorlarsa eğer, bence en çok kendileri rahatsız olup sinir krizlerine giriyorlar ama haberleri yok.

http://kurtlarvadisi2o23.blogspot.com

18 Aralık 2015 Cuma

The Beauty Inside Filmi Konusu ve Yorumum

Çok güzel bir film izledim diye her zamanki gibi konuya hızlı bir giriş yapacağım.
Yıldızlar geçidi denilebilecek kadrosundan dolayı daha çekim aşamasında iken merak içinde bekliyordum. Beklediğime değen bir yapım olduğunu söylemeliyim.



Filmin adı: The Beauty Inside 

Oyuncularından tek tek bahsedecek olsam bitiremem o yüzden toplu olarak koyacağım.



 Yıldızlar geçidi derken neyi kastettiğim daha iyi anlaşılmıştır sanırım.

Bu kadar oyuncunun bir film içinde ne işi var?

Filmde tüm bu oyuncular hatta kadın oyuncular dahi aynı karakteri canlandırıyor. Bu nasıl oluyor diye sorarsanız size filmin konusunu da özetleyen şu replikle bunun nasıl mümkün olduğunu açıklayabilirim.



İşte replikte anlatıldığı gibi filmde tek bir ruh ama onlarca tip var.
Nasıl yani, ne demek istiyorsun, neden gibi sorularınız varsa cevabını almak adına sizi filmi izlemeye devam ediyorum.

Dizide esas kız değişmiyor. Love 911 gibi şahane bir filmde izlediğimiz Hang Hyo Joo bu filmde de çok iyi bir iş çıkarmış.

Film yazarı Benim şişman sevgilim, Love Me not gibi ünlü filmlerin de yazarı olan Kim Sun-Jung.

Filmi sevdim çünkü;
*Çok ilginçti.
*Acayip güzel bir kurguya sahipti ki Blue Dragon film ödüllerinde en iyi kurgu ödülünü aldı.
*Tabi bu kadar ünlüyü bir arada izlemek çok eğlenceliydi.
*Ve filmin verdiği mesaj çok etkileyiciydi. Spoiler olmaması açısından açıklayamıyorum ama beni derinden etkiledi.
*Romantik komedi değil, dram da değil. 

Yasal Uyarı: Buradan sonrası Spoiler içerir.
Devamı »

17 Aralık 2015 Perşembe

http://kurtlarvadisi2o23.blogspot.com

Bir kadına alınabilecek en güzel hediye

Dünyanın en güzel hediyesi başlığındaki yazımdan dolayı, Google bana bir kadına alınabilecek en güzel hediye aramalarını yolluyor.

Sahi bir kadına alınabilecek en güzel hediye nedir?
Ben genel kadın kriterlerine uymadığım için kendimi cevabın haricinde tutarak düşündüm.

Bu sorunun karşılığını verirken hesaba katılacak olarak zaman, mekan, veren kişi ve verilen kişilerden oluşan bir çok etmen var.
Kadının kadına, erkeğin erkeğe, erkeğin kadına, kadının erkeğe olmak üzere kategorileri var.

Söylemek istediğim şu ki; internette böyle bir arama yaparak sorunun net bir cevabına ulaşmak mümkün değil. En fazla yol gösterebilir.

Yine en güzel hediye en pahalı değil en çok emek harcanmış olan şeydir bana göre.
Yalan yemin ediyorum yalan! Çarpılacağım. 
Doğru olma ihtimali sadece şu açıdan baktığımızda var: Mesela bir telefon hediye etmek için lazım olan parayı kazanmak ciddi bir emek ister.
Hahah!



Yine de bir fikir vermek gerekirse:

Lise yıllarında hatta ortaokulda Ceyhun Yılmaz'ı çok severdim . Best fm'deki programını kaçırmadan dinlerdim.
Şiirleri, sesi hepsinin yeri ayrıdır bende.
Ümit Yaşar Oğuzcan'ı bana sevdiren hatta tanıtan da odur.

Ceyhun Yılmaz'ın "Sevdiğim İkinci Kadınsın Sen" şiir kitabı hediye edilebilir mesela.
Şairin sevdiği birinci kadının annesi olduğu şiiri daha önce duymadıysanız şuradan dinleyebilirsiniz.

Bu başlıkta bir kitabı hediye etmek güzel, romantik bir hareket olur, genç körpe bir kızın iç yağlarını eritebilir. Ama bunu hediye edeceğiniz kişiyi de çok doğru seçmeniz gerekir.
Eğer bu hediyeyi benim gibi gayet kart ve körpe olmayan bir kıza alacaksınız şöyle bir tepki ile karşılaşabilirsiniz.

-Sondan ikinci mi yoksa?

Ya da muhatabınız sessiz sedasız kitabı kabullenir sonrasında ismi Yalancı olan bir kitap alarak -zira bu isimde bir çok kitap var- size mukabelede bulunabilir.

"bir olaydan" esinlenerek yazılmıştır.

Sonuç olarak kadın-erkek fark etmez hediye almak, bir kölem olsa ona yaptırmak isteyeceğim kadar zor bir iş.

Peki siz nasıl bir hediye isterdiniz? 
Şimdi söyle bir hediye alsam şahane olurdu başlıklı yorumlarınızı merakla bekliyorum. 

15 Aralık 2015 Salı

2015'in en çok okunan yazıları

Sene sonu gelirken toplamda 20 062 yorum yayınlamışım.
2015 yılında toplam 225 yazı yazmışım. Toplamda 962 yazı.

225 yazıyı dizi ve kitap yorumlarımı ayırarak değerlendirdiğimde;

Bu sene ciddi eğilimler etiketi altında yazdığım yazılardan en çok okunan yazım "Yığın Yığın elbise"ydi. Çok güzel geri dönüşler almıştım.

Yine bu sene en çok yorum alan "Tesettür Mağazacılığını Anlamaya Çalışmak" başlıklı yazımdı. Hep beraber tartıştık, konuştuk, anlamaya çalıştık. Sonuç olarak yine de Tesettür Mağazacılığını anlayamadık.

En çok yorum alan ikinci yazı Selamün Aleyküm yerine ne diyebilirim diye size akıl danıştığım "Merhaba yerine altenatif fikir arayışları" başlıklı yazımdı. Bana çok güzel alternatif kelimeler tavsiye ettiniz.

Son Moda Evlilik başlıklı yazımda; evlilikte son modayı, trendi gelin adaylarını, yeni nesil koca adaylarının hayattan beklentilerini yazdım. Yeni türeyen bir ırktan bahsettim, siz de bu ırkın ülkenin dört bir tarafında varlığını gösterdiğinden beni haberdar ettiniz.

Bu sene en çok okunan 3 yazıdan birisi kuruyemiş tercihlerimden bahsetttiğim Karışık Kuruyemiş Tabağı başlıklı yazımdı. Bu yazımda en çok leblebi sevdiğimden bahsetmiştim. Tabi konunun aslı akşam televizyon izlerken kuruyemiş tabağından seçip ayıkladıklarımı kapsamıyor. :) Kuruyemiş tercihlerinizden evlilik tahmini yapıyorum, okumadıysanız , e hadi buyrun.


Çok okunan 2. yazı hiç bu kadar okunacağını tahmin ederek yazmasam da Sokranmak her ev kızının öncelikli vazifesidir başlıklı yazımdı. Sanırım anne kız ilişkileri herkese çok tanıdık geldiği için bu kadar çok okundu.



En çok okunan 3. yazı ise bir görücü vakıasının zanlısı olarak 3. sayfa haberlerine çıkan N.F kod adlı bir genç kızın dramıydı. 
Bu sene benim en sevdiğim yazımda buydu sanırım. Duygu yoğunluğu ve bıraktığı hisler yüksek olan olayları daha severek yazıyorum.


Bu sene yazdığım en şiddet içeren yazıydı Ucuza Gitmeyin! 
Şu kendine altınla değer biçen kadınları eleştirmiştim. Hatta günlük hayatta çokça kullanıldığı için okuyan bazı kişilerin canını sıktığımı, senin tuzun kuru tabi, evlen de seni de görelim diyenlerin olduğunu tahmin ediyorum. Ama hala yazımın arkasındayım.

Genellikle sizinle aynı şeyleri düşünüyoruz, hissediyoruz, gibi yorumlar bırakıyorsunuz ama bu yazımda bir çok kimseyle ters düştük sanırım.
http://nabrutvebiz.blogspot.com.tr/2015/05/evlilik-teklifi.html

Arada bilimsel açıklamalar da yaparak çok okuyan kız evde kalır mı sorusunun cevabını buldum.
http://nabrutvebiz.blogspot.com.tr/2015/06/cok-kitap-okuyan-kz-evde-kalr-m.html

En çok tartışma çıkaran, bel altı yorumlar aldığım yazı Bağyan Sürücü başlıklı yazımdı. Devam yazısının sonunda açıklama yapmıştım. Bu yazım bahsettiğim düşüncemin de hala arkasındayım. ^^

Yine bu sene size Instagram'daki moda gurularının gerçek yüzünü ortaya çıkardığım bir yazı yazarak paparazzilik yapabildiğimi de kanıtlamış oldum.

Son olarak Google Plus üzerinden en çok paylaşılan yazı da Ona biraz dokandım ve çok mutluyum lan! başlıklı yazımdı.

Bu senenin kısa bir özeti böyleydi.
Adet olduğu üzere sene sonu gelirken "en"leri kapsayan yazılar yazmaya devam edeceğim. Hatta sizin bende en çok iz bırakan, unutamadığım yorumlarınızdan oluşan bir yazı da yazacağım. 

Sizin ekleyecekleriniz var mı?

14 Aralık 2015 Pazartesi

Sizin evinizde de bu çekmecelerden var mı?

Taşınma esnasındaki sefil halleri acaba sadece Türkler mi yaşıyor, o havalı Amerikanlar taşınmıyor mu? 
Onlar ev değiştireceği zaman bütün eşyalarını ardında mı bırakıyor gibi düşünceler içindeyim.

Yani benim gibi prenses ruhlu bir insanı o kutuları taşırken görseydiniz muhtemelen ağlar, nereden nereye, Allah düşürmesin gibi cümleler kurardınız. Kutuları taşırken hayalimdeki kuyruğuma -tuvaletimin kuyruğu- basmamak için ne mücadeleler verdim bir ben biliyorum. :) Ruhum ezildi resmen!
Kutuları neden sen taşıdın, normalde taşıma şirketleri taşıyor gibi soru işaretleri hasıl olduysa sorunun cevabını başka bir yazıda anlatayım.

Avrupalılar ve dahi Amerikalılar bize sundukları kadar havalılarsa ve yine Batı hayranı özenti takımının sandığı kadar üstün yaşayış standartlarına sahiplerse asla ama asla taşınmak gibi bir rezil durumun içine girdikleri sanmıyorum.

Mesela evlerinde, hiç kimseye ait olmadığı gibi hiçbir yeri de olmayan, atsan atılmayan, satsan satılmayan eşyaların bulunduğu ıvır zıvır çekmeceleri var mı, merak ediyorum. Kendilerini bize pazarladıkları kadar şahane insanlarsa muhtemelen yoktur.
Taşınmak iyi, güzel, hoş, paketleme işleri biraz zorlu ama en fena kısım işte bu ıvır zıvır çekmecelerini toparlamak.


alıntıdır

Ivır zıvır çekmeceleri nedir?

Bir kere bu çekmecedeki şeyler “özellikle” bir kimseye ait değildir. Ortak kullanılan ya da kimin olduğu bilinmeyen parçalarla doludur.

Öyle bir çekmecedir ki;  lazım olursa diye saklanan ama senelerdir asla lazım olmayan şeyleri bünyesinde barındırır.

Öyle bir çekmecedir ki; evin bireyleri, etrafta olup da nereye koyacaklarını bilemedikleri ama ortadan kaldırmaları gereken şeyleri bu çekmeceye tabiri caizse tıkıştırırlar.

Aslında cankurtaran görevi gören bu çekmeceler taşınırken başa beladır. Hazır taşınırken şu çekmecedekileri tasnif edeyim deseniz başarılı olamazsınız çünkü içindeki şeylerin gerçekte hiçbir yeri yoktur. Bu tasnif esnasında en fazla uzun zamandır kayıp olan eşyalarınızı bulur ve “aaa bu, burada mıymış” dersiniz.

Boş ve dolu olanları karışmış piller, kime ve hangi elbiseye ait olduğu bilinmeyen düğmeler, neyin oldu bilinmeyen çiviler, tel tokalar, 10 kuruşluk bozukluklar, -belki lazım olur diye atılmayan- çikolata kutusunun kurdelesi gibi sonunu getiremeyeceğim anlamsız birçok şey bu çekmecenin olası sakinleridir.

Bu çekmecelerdeki yaşanmışlık çiftlerin evlilik süresinin uzunluğuna göre azalıp çoğalmakla beraber yeni çiftlerde çekmecelerin sakinleri gayet azken benim anne ve babam gibi 30 yılı çoktan devirmiş çiftlerde çekmece yerini çekmece”ler”e bırakabiliyor.

Yazıyı buraya kadar getirdim ama şu an en çok neden korkuyorum biliyor musunuz?

Biri çıkıp da "bizde böyle bir çekmece yok, o sizin dağınıklığınız," diyecek diye. Hahah!

12 Aralık 2015 Cumartesi

2015'in En iyi Kore Dizileri

Ben kendimce 2015'in en iyi yada en sevdiğim Kore dizileri listesi yapacağım.
Ama bilmeyenler için, ne tür dizilerden hoşlandığımdan bahsedeyim ki sizde ona göre bu diziler sizinde en iyi dizileriniz olabilir mi olamaz mı daha kolay karar vermiş olursunuz.

Ben korku filmi ve aksiyon severim ama sadece sinemada yada sinema sistemi ile izlediğimde.
Dram ise sevmem,şahane bir film olma ihtimali olmadıkça izlemem, beni haddinden fazla etkiliyor çünkü.

O yüzden bu listede sadece romantik komedi dizileri olacak.
Sizde romantik komedi sevenlerdenseniz,bu dizileri de seversiniz diye düşünüyorum.


*Liste içinde nadir de olsa 2015 yapımı olmayan dizilerde var, çünkü bu liste "benim 2015'te izlediğim" en iyi dizilerden oluşuyor.
*Diziler hakkında daha çok bilgi, replik ve video için dizi isimlerinin üzerine tıklayabilirsiniz.
*Bunlar benim kişisel düşüncelerim olup tavsiyelere açık ama eleştiriye açık değildir.

Devamı »

Cheese in the Trap Dizi Konusu ve Oyuncuları

2016'nın dizi haberleri gelmeye başladı bile. Bu dizilerden birisi de Cheese in the Trap.


Cheese in the Trap Konusu:
Devamı »

11 Aralık 2015 Cuma

Noble, My Love Kore Dizisi Konusu ve Yorumum

Tavsiyeler üzerine Noble, My Love dizisini izledim.



Dizi hakkında yorum yaparken konusundan da bahsetmiş olacağım.

  • Bir dizi çekmişler, içine tüüüüm klişeleri koymuşlar.
  1. Zengin oğlan var.
  2. Fakir kız var.
  3. Evde kalmış kız var.
  4. Sevgili kiralayıp sonra ona aşık olma klişesi var.
  5. Aldatılıp kadınlara tövbe etmiş yaralı adam :) klişesi var.
  6. Kötü anne var.
  • Daha da klişe kalmadı sanırım. Tüm bu klişe tipleri, klişe sahnelerle bütünleştirerek 20 bölümlük bir dizi çekmişler. Her bölüm 15'er dakikadan oluşuyor. 
  • Benim gibi klişeleri ölümüne seven birisi için buraya kadar her şey harika!
  • Buraya kadar diyorum çünkü oyunculuklar çok kötü idi. Kız güzel, adam yakışıklı ama gerçekten kötü oyunculardı. Flash tv oyuncularından hallice bir oyunculuk sergilemişlerdi.
  • Klişe sevip oyunculuk beni rahatsız etmez diyenler için izlenebilir hoş bir romantik komedi.
  • Ama benim gibi oyunculuk kötü olursa dizinin içine giremem, beni rahatsız eder diyorsanız izlemeyin.
My Love Kore Dizisi Konusu: Lee Kang Hoon varlıklı bir ailenin başarılı bir iş adamı olan oğludur. Ukala ve umarsamazdır.
Cha Yoon Seo borç harç kurduğu bir veterinerliği olan veterinerdir. Bir gece Lee Kang Hoon'un hayatını kurtarır ve dönülmez bir yola girer. 

Yasal Uyarı: Buradan sonrası yüksek dozde spoiler içerir.
Devamı »

10 Aralık 2015 Perşembe

Bu Ülke Kafayı Bulmuş

Evinin karşısında kilise vardı. Dolapta ise Amerikan bisküvileri. 
Hâlbuki herkes Türkçe konuşuyordu. Nasıl bir ülkedeydi bu kız.

Her yer son model arabalarla doluydu ama ülkenin en yüksek hızını (!) satın aldığı (3.mbps) interneti bağlamaları 20 gün sürüyordu. Tezatlarla dolu, KDV olmadığı için çok ucuz olan ve su gibi satılan içkiden dolayı kafası güzel diye düşündüğü bu ülkeyi yeni evleri sayesinde belki biraz daha sevebilirdi. 

Kız bahçeye çıkıyor, kiliseye bakıyor, kilise de ona bakıyordu, çok ilginç duygular içindeydi. Bu tezatlığa uymak adına çekik gözleri, başına bağladığı yaşmağı ile bahçeye çıkıyor, yemek çubukları ile noodle’ını yiyordu. Kapının önünden geçenler bu hali görünce Müslümansa istiğfar çekiyor, palikarya ise istavroz çıkarıyordu. Mahalle karışıktı, insanlar çıldırmış olmalıydı. Aralarına yeni bir manyak eklenmişti. 



Olsundu.

Oh My God’dı. Aman Allah’ım bu kız gerçekten keçileri kaçırmıştı. Aslında böyle demek istememişti, ona neler oluyordu böyle.

Ocak ayında jürisi vardı ama o böyle ev taşıyor, blog yazıyordu. Tezinden bihaberdi. 
Olsundu, bir kez daha zona çıkarırdı, bu sefer belki ölürdü, zona öldürmüyordu değil mi? 
Tühtü, olsundu. 

Yorgundu, interneti gelmiş ama laptopunun şarjı bozuktu. 
Olsundu, ağlamayacaktı, gözlerine toz bile kaçmayacaktı.

Bu arada soranlara selamı vardı.

Not : Yıldız Tilbe'den olsun mu olmasın şarkısını tüm nabroşkalara armağan ediyoruz.

Nabroşka Saybrıs'tan Bildirdi.
http://kurtlarvadisi2o23.blogspot.com

29 Kasım 2015 Pazar

Bir Nabrut'un Günlüğü :P

Son aylarda küçük bir İstanbul seyahatinde bulundum.


İstanbul tatillerimin olmazsa olmazı Karaköy Güllüoğlu'na gittim. 
Gerçi eskisi gibi harikulade değil ama yine de şu an olsa da yesek!


Karaköy Güllüoğlu'ndan hemen aşağı doğru yürüdüğünüzde Yeraltı Camisi vardır. Çok bilinmez ama caminin içinde sahibi türbeleri var. Ziyaretimizi yaptık.


Geleneksel durak noktalarımdan biri de Çamlıca Tepesi idi.


Buraya özellikle mahlepli simit yemek için geliyorum. Hatta çocukken buradan simit alır Ankara'ya götürüp buzluğa koyardık. O kadar çok severim.


Kürkçü dükkanına döndük tabii.


Duty Free ziyaretinde bulundum. Ama dolar ve euro yükselince artık eskisi kadar hesaplı olmuyor.


Dönüşte yine ders başı mesaisi başladı. Ben bu arada tekli Twix'leri yerken acaba sağ twix mi yoksa sol Twix'imi yiyorum gibi deli depek düşünceler içine girdim. 


Uzun zamandır geleneksel öğrenci evi yemeğinden yapmamıştık. Çok özlemişim.
Bilmeyenler varsa anlatayım;
makarnayı haşlıyorsun, konserve garnitür, yoğurt ve mayonez ile karıştırıyorsun ve yalancı Rus Salatası gibi bir şey oluyor. Çok severim.


Bu arada bazen çok sevdiğim,


arkadaş sohbetlerinde,


Bazen de çay hatırına sabrettiğim sohbetlerde bulundum.


Zaman zaman misafirlerimiz geldi, ders başından kalkıp ev kızı oldum.


Deniz gördüm.


Ne kadar yoğun olursam olayım, bir bölüm dizi izlemeden ve kitap okumadan da uyumadım.


Tüm bunları da Instagram hesabımdan paylaştım.

28 Kasım 2015 Cumartesi

Sassy Go Go Dizisi Yorum ve Replikleri

Özellikle 20 yaş altından izlemem konusunda çokça rica aldığım ve 12 bölüm olduğu için de tereddütümü azaltan Sassy go go dizisini izledim.


Dizinin konusu ve oyuncuları hakkındaki bilgiyi şurada yazmıştım.

Dizi hakkındaki yorumum;
  • Okul temalı dizileri seviyorsanız bu diziyi de seversiniz.
  • 20 yaş ve altındaysanız bu diziyi kesinlikle seversiniz.
  • 25'li yaşlardaysanız ve okul dizilerine karşı çok bir sempatiniz yoksa dizi size biraz çocuksu gelebilir. Yer yer sıkılabilirsiniz.
  • Ben ise okul dizilerini çok sevmem buna rağmen özellikle ilk 4 bölüme kadar her seferinde bir bölüm daha şans vermeyeceğim diye başlayıp yükselen temposu ile dizi sonlarında bir diğer bölümü izlemeye karar verdim. Zaten sonrasında dizi beni içine aldı. Ama zaman zamanda çok çocuksu geldi. Bu dizi güzel herhalde ama yaşıma uygun değil gibi düşünceler içine girdim.
  • Dizide sizi heyecanlandıran ve sizi diziye katan bir mücadele hissi var sanki sizde o olayın içinde yer alıyor gibi heyecanlanıyorsunuz.
  • Genellikle dizilerde kötüler kazanır ve iyilerin kazanması için dizinin en son bölümünü beklemeniz gerekirken bu dizinin en büyük özelliği her bölümün sonunda ve her olayda iyilerin kazanması idi.
  • Buradan sonra izleyip izlememek konusunda sizi muhayyer bırakıyorum.
Yasal Uyarı: Buradan sonrası yüksek dozda spoiler içerir.

Devamı »

Sassy Go Go Konusu ve Oyuncuları


Dizinin ismi: Sassy go go/Cheer Up

Sassy Go go dizisinin konusu: Zengin çocuklarının toplandığı bir okul olan Sevit lisesinde iki taraf vardır: Okulun ilk onunu oluşturan zeki ve zengin çocuklar ile sondan onluk dilime giren haylazlar.
Devamı »

26 Kasım 2015 Perşembe

Moda Arama Motoru

Online alışverişi çok seviyorum, hem birçok noktada daha hesaplı oluyor, hem de alışveriş yapmak için gezip dolanmaya vakit bulamadığım, lakin bir kadın olarak alışveriş isteği ile dolduğumda kendimi iyi hissetmeme sebep oluyor. Alışverişin verdiği mutluluk bir de çikolata da var sanırım.

Online alışveriş güzel, hoş ama bazen “özellikle aradığım” bir kıyafet olduğunda normal alışverişten farkı kalmıyor. Nasıl ki aradığım bir şey için o dükkan senin, bu dükkan benim başım dönene kadar dolaşıyor ayaklarıma karar sular iniyorsa, online alışverişte de bir çok siteyi dolaşmam, sayfa sayfa kıyafete teker teker bakmam gerekiyor.

Ama bu bahsettiğim durum online alışverişin doğasına aykırı değil mi? Biz online alışverişi daha kolay olduğu için tabiri caizse yattığın yerden alışveriş yapmanın keyfine varmak için tercih etmiyor muyuz?

Aradığım şeyi bulmak için onlarca siteyi gezmek zorunda kalıp saatlerimi harcayacaksam, sıkıldığım ve gözümün ağrıdığı da yanıma kar kalacaksa online alışveriş yapmanın ne avantajı olabilir ki?

İşte aradığını bulmak için site site gezmek zorunda kalmak sorununa bir çözüm yolu buldum. 
Moda arama motoru. Stilgiyin.com


Google mantığı ile düşünün. Google’a herhangi bir kelime girdiğinizde tüm sitelerdeki dokümanları toplayıp size sunuyor.

İşte stilgiyin sitesindeki arama kutucuğuna da mesela; 
kırmızı 38 numara rugan ayakkabı yazıyorsunuz ve bu arama motoru online ayakkabı satan sitelerdeki tüm rugan kırmızı ayakkabıları görselleri ve fiyatları ile beraber sıralıyor.

Şahane değil mi? 

Şu da var, sadece ayakkabı değil, tesettür giyim dahil tüm giyim ve aksesuar aramalarınızı bu site üzerinden gerçekleştirebiliyorsunuz.
Bir gazete haberinde sitenin aylık 2 milyon ziyaretçisi olduğunu okuduğumda neden böyle bir sistemden daha önce haberdar olmadım diye hayıflansam da sonrasında kendisine bahsettiğim birçok arkadaşımın da habersiz olduğunu görüp bunu burada da yazmak istedim.

Teknoloji benim yetişemediğim bir hızda gelişip hayatımızı güzelleştirirken küçüklükten beri hayalini kurduğum, tüm işlerimi yapacak olan Jetgillerin Rosie’si ne zaman üretilmeye başlayacak acaba diye heyecanla bekliyorum. :)

Not: Bu sistem online kitap siteleri için de yapılsa alacağımız kitap hangi sitede daha ucuz kolaylıkla öğrensek o da şahane olmaz mı, ne dersiniz?

http://kurtlarvadisi2o23.blogspot.com

23 Kasım 2015 Pazartesi

Hayırlısı Olsun

Evhamlı mısınız?
Yoksa kendinizi kaderin ellerine teslim mi edersiniz? :)

Mesela burnunuz aksa; “ay ben grip olacağım galiba,” diye alternatif tıp başta olmak üzere tüm ilaçlara başvurur musunuz, yoksa grip olacaksam da kader kısmet, hayırlısı böyleymiş, gibi bir teslimiyet göstererek sakinliğinizi korur musunuz?

Ben de acayip bir teslimiyetçilik vardır. Çay ısmarladığım bir yerde kahve gelse bunda da vardır bir hayır, aman ben kahveyi de severim zaten deyip kısmetime razı olurum. O kadar önemsemem. Utandığım için ya da değiştirin diye söylemeye çekindiğim için değil. Çok rahat bir insanımdır, hatta bazen fazla rahat. Bu sadece bir örnek ama her şeyde ve şerde olumlu bir taraf görüp kabullenirim. Amaaan, derim.



Hastalıklar mevzu olduğunda da böyleyim. Özellikle yoğun ve stresli olduğum zamanlarda kendimi asla dinlemem, yorgunluk nedir, bilmem. 

Geçen hafta sol kol altımdan sırtıma kadar olan bir kuşak içinde döküntüler çıktı. Ürtikerim var zaten, -halk arasında kurdeşen olarak bilinir- herhâlde stresten ürtiker oldum dedim üzerinde durmadım. Aradan birkaç gün geçti, sol göğsüme bıçak saplanıyor, ya da elektrik akımı veriliyor gibi ağrılarım oldu, herhalde göğüs kanseri oldum falan diye düşünüp nasip böyleymiş diye bir kabulleniş içine girdim. :)



Sonra sırtımda da aynı ağrılar oluşmaya başladı bir yandan kaşıntım da vardı ama ürtiker kaşıntısına benzemiyordu. Hatta beni bir böcek yedi ve zehirledi mi acaba diye bile düşündüm.

Kaç gün geçti, o döküntüler ne zaman çıktı, ağrılar ne zaman başladı hiç hatırlamıyorum, çünkü kendimle ilgilenmiyordum. Genel olarak kendime olan ilgisizliğim had safhadadır ama o kadar çok düşünecek şeyim vardı ki, kendim bu düşünülecek şey sıralaması içinde değildim.

En sonunda anneme gösterdim, doktora git, dedi.
Çok doluyum gidemem demiştim ama ertesi gün dersim iptal edilince doktora gittim, öleceksem hiç değilse bunu bileyim istedim. :)

Doktor zona teşhisi koydu. Böyle bir sonuç beklemiyordum. Bu hastalığın bilinen nedeni yoğun stres ve üzüntüymüş. Böyle durumlarda bağışıklık sistemi savunmasız kalıyor, bu virüs ortaya çıkıyor ve vücutta döküntüler, şiddetli sinir ağrıları ortaya çıkıyormuş.

Neye bu kadar üzüldün, ne stresin var, diye sordu, doktor.
Hayırlısı buymuş, dedim, tabi içimden. Çünkü hangi şeye daha çok üzüldüm, hangisi beni bu hale getirdi bilmiyordum.

Zaten mahalleli teyze de dedi ki;  bu yaşta zona çıkaracak kadar ne derdin var senin, yediğin önünde yemediğin arkanda...

Neyse benim hayat düsturum da bu işte: Hayırlısı...
Peki sizinki?

22 Kasım 2015 Pazar

Çocuklarıma Kim Bakacak?

Evli, çocuklu ve çalışan bayanların çok büyük bir derdi var.
"Çocuğuma kim bakacak?"

Bu soruna çoğunluğun bulduğu çözüm anneanne ya da babaanne olmakla beraber büyük bir çoğunlukta çeşitli nedenlerden dolayı çözümsüzlük içinde.

Çocuğunu emanet edebileceği iyi bir bakıcı bulanlar kendini çok şanslı hissetmekle beraber çocuğuna hiç kimsenin kendisi ya da annesi kadar iyi bakamayacağının da farkındalar.

Bende çalışan bir annenin kızı olarak, bunu bizzat yaşadığım için çocukluktan beri bu konuda endişelerim oldu. Çocukken okuyacağım ama çalışmayacağım, çocuklarıma ben kendim bizzat bakacağım gibi düşünceler içindeyken, büyüdükçe, çalışma isteğim olmamış çocuklarıma verdiğim değerin önüne geçti. Belki de kendimi daha çok sevdiğimin, ileride de kendimi daha çok sevmem gerektiğinin farkına vardım. Kendini seven bir kadının çocuklarına daha faydalı olacağını aynı zamanda çalışan kadınların çocuklarının özgüven sahibi, daha yırtıcı ve başarılı olduklarını gözlemledim.

Tamam, şu an kısmen çalışıyorum, ileride de tam zamanlı çalışacağım, çalışacağım ama benim olası çocuklarıma kim bakacak? Bunun üzerine şimdiden düşünüp ahlanıp vahlanmıyorum ama tabiri caizse yerini yapayım diye arada anneme takılıyordum;
-Benimkilere nasılsa sen bakacaksın.



Ya da bana kızıp çocukların olursa anlarsın temalı bir nutuk çekmeye başladığında sen bakacaksın bak boşuna beddua etme, seni bulur diyordum.

Ben senin evinin her işini gördürürüm sen yeter ki benim bebelere bak diye sırnaşıyordum. Şimdiye kadar da tamam diyordu ama sanırım artık biraz yaşlandı, baktı evlenmeye niyetim de yok, ben evlenip çocuğum oluncaya kadar da iyice güçten düşecek ve söylem değiştirdi: 
Bana ne, ben bakmam, diyor. 30 yıl sana baktım yeter, diyor. 
Aslında 27 yıldır bakıyor ama işte anneleri bilirsiniz saat 11 iken 12 olmuş hadi yat derler, yuvarlamayı severler. :)

O zaman bende evlenmem canıma minnet torunun yerine bana bakmaya devam edersin, diyorum. 

Babaanne cici, anneanneniz kaka diye torunlarının beynini yıkarım, diyorum ama yine de fikrini değiştiremiyorum.

Belki ciddi söylüyor, belki benimle uğraşmak için böyle diyor bilemiyorum ama kendimi riske atmamak adına destansı kriterlerim arasına şunu da ekliyorum:
Evleneceğim kişinin annesi atletik yapıda, güçlü kuvvetli, genç, diri ve torunlarına bakmaya dünden razı olan biri olmalı.

Not: Konu ile fotoğrafın ne alakası var derseniz; bu konuşmalarımızı kıs kıs gülerek dinleyen babama çok fazla gülmemesini annem bakmazsa kendisinin bakmak zorunda kalabileceğini söylüyorum da.

Nabroşka Saybrıstan Bildirdi. 

21 Kasım 2015 Cumartesi

Kore Dizilerinden Küçük Ama Önemsiz Bir Not

Kore dizilerinde son zamanlarda sıkça duyduğumuz bir söz var:


Bitene kadar bitmez. 

Hatta o kadar çok tekrar edildi ki neredeyse fonetik olarak ezberledim. Eminim sizde de durum böyledir.
Bu söz nedir, neden son zamanlarda bu kadar çok tekrar ediliyor diye düşünürken Siwon She Was Pretty dizisinde bize sözün kime ait olduğundan bahsetti.



Söz Yogi Berra'ya aitmiş. Peki Yogi Berra kimdir?
Devamı »

20 Kasım 2015 Cuma

She Was Pretty Yorum ve Replikleri

güçlü kadrosu ve ilginç konusu sebebiyle She was pretty dizisini izleyeceğimi şurada bahsetmiştim.



Dizinin konusu ve oyuncuları hakkındaki bilgiyi şuradan alabilirsiniz.

Dizi hakkında söyleyeceklerim;

  • Kill me, heal me'den sonra senenin en iyi romantik komedisiydi.
  • Başları çok çok komik, sonrası tadında romantikti.
  • Esas oğlan ile esas kız arasında son bölüme kadar yanlış anlaşılmaların süregeldiği romantik komedilerden değildi.
  • The greatest love'dan sonra en şahane sona sahip Kore dizisiydi.
  • Bir ikinci adam vakıası daha yaşadık, Siwon için kalbimiz kan ağladı.
  • Kesinlikle, mutlaka izleyin. Daha ne deyim?
Yasal Uyarı: Buradan sonra yüksek dozda spoiler içerir.

Devamı »

Bir İlkbahar Macerası Milly Johnson Okur Yorumu

Evlilik bir kadında nasıl yıkımlara yol açabilirdi? Hem de aslında fark etmediği yıkımlar. Sorun çıkmaması adına susmak, mutlu olduğunu zan ederek yaşamak artık Lou’nun yeni bir kişilik özelliği olmuştu. Kendisini aldattığı halde affettiği kocası Phil, kendisini yetersiz hissetmesi için elinden geleni yapıyordu.

Hâlbuki genç kızken, hani henüz evlenmediği “o güzel yıllarda” en yakın arkadaşı Deb ile bir kafe açmanın hayallerini kuran cesur ve idealist bir kadındı.

Sonra Lou’nun eline bir dergi geçti. Dergide ilkbahar temizliğine başlayıp fazlalıklarından kurtulmasına dair bir yazı vardı. İşte o yazı onun hayatını değiştirecekti. Önce evde atmaya kıyamadığı, belki lazım olur diye sakladığı ama hiçbir gün lazım olmamış olan tüm fazlalıkları atmaya başladı. Bu iş ise onun Tom ile de tanışmasına sebep oldu. Sonra mı? Sonrasını öğrenmek için sizi kitabı okumaya davet ediyorum.


Sonbaharla tezat oluşturan kitabımın ismi: Bir İlkbahar Macerası
Yazarı: Milly Johnson

Kitabı epey sevdim biliyor musunuz? Uzun zamandır rafta beklettiğim için çok pişmanım. Kitabı elime alıyor bir türlü ısınamıyordum. 

Hikâye dolu, dolu ve kaliteli. Öyle çerezlik içi boş, oku unut kitaplardan değil. Lou’nun evlilik hayatında düştüğü yanlışlar siz de derin etkiler bırakıyor. Bir yandan da eğlenceli ve akıcı bir dili var. 
Tek kusuru ise sadede gelirken yaşanan süreç biraz uzatılmış ve artık sonuca bağla diye yazara içinizden sitem ettiriyor.

18 Kasım 2015 Çarşamba

Kısmetse Olur Cast mı?

İlk defa, izlediğim bir şeyi söylemeye utanıyor, biz hep belgesel izleriz diye röportaj verenlere öykünüyorum. Hani Kızılay’da yürürken muhabir bir saniye deyip yoluma çıksa, mikrofonu bana yöneltip evlilik programlarını izliyor musunuz diye sorsa;

-Imm hayır, ben asla evlilik programı izlemem, şimdiye kadar ise hiç denk gelmedim. Biz genelde belgesel izliyoruz. Kültür seviyemiz uçmuş vaziyette, diye bir cevap veririm.

Muhabir de yav hee, hee der ve bu evlilik programlarına reyting sağlayanların adedini belgesel izlediğini iddia edenlerin toplamından çıkarır.

Yine de dürüst olmak gerekirse vakit bulduğumda evlilik programlarını izleyip sosyal çıkarımlar yapmayı seviyor ve eğleniyorum. Özellikle flörtleşme aşamasının başındaki bireylerin şekilden şekle girip eğilip bükülmelerini, şaşkınlık ve heyecanlarını izlerken bazen kahkahalar atıyorum.

Son zamanlarda sardığım yukarıda da belirttiğim gibi söylemeye utandığım bir evlilik programı Kısmetse Olur. Utanıyorum çünkü; günde 1 saatimi heba ettiğim bu program çok basit ve büyük ihtimalle cast'tan ibaret. Gerçeklik payının oldukça düşük olduğunu düşünüyorum.

Programı bilmeyenler varsa ben kısaca şöyle izah edeyim;
20’li yaşlarda okumayıp ev kızı olmayı tercih etmiş kızlarımız koca bulmak için,
yine 20’li yaşlarda bir baltaya sap olamamış ya da boşanmış erkek adaylar ise sanırım dışarıda kız kalmadığı için (!) günde 12 saatliğine bir eve kapatılıyorlar.



Adaylar arasında okumuş sadece bir kız var  ama oda psikopat. Programı ne zaman açsam kessssssssssssssssssss diye bağırıyor. Ben önceleri kendisini kasap sanıyordum sürekli keeeeeeeessssssss dediği için meslek hastalığı var galiba diyordum. Meğerse mimarmış.

Ayça diye bir kız var. Eve girdiği ilk gün Emre diye birini gözüne kestirdi, benimsin dedi, sana aşığım dedi ve sonunda istediğini elde etti. Boşanmış sonra da nişandan dönmüş Ayça’nın, kendinden küçük olan birini nasıl tavladığını sorarsanız; Emre bir röportajında aynen şöyle dedi:
-Ayça’ya çok değer veriyorum çünkü şimdiye kadar hiç kimse beni bu kadar çok sevmedi.

Ayça’nın Emre’ye olan bu tutkusuna ise diğer erkek adayların dibi düşüyor. Bir kadının böyle alenen sevmesi, aşkını haykırmasına bayılıyorlar.

Buradan yaptığım sosyal çıkarım şu yönde:
Eskilerden beri kadınlar tutkulu ve göstere göstere yaşanan bir aşkın hayalini kurarlar. Çok sevilmek ama herkesin içinde göstere göstere sevilmekten hoşlanırlar. Günümüzde ise erkekler bunu istiyor: bir kadın bana yapışsın, beni sevsin, peşimden koşsun. Böyle kadınlara da hayır diyemiyorlar.

Adaylardan devam ediyorum;
Serhan adında bir erkek aday var inanın komedi dizisindeki absürt karakterlerden birisi gibi.
Elinde tespih ağzında Nihat Doğan vari sözlerle ortalarda dolanıyor. Fazlaca Uğur Işılak etkisinde kalmış. Ve şimdi fotoğrafını ekleyim diye Google’a girdim ki meğer Bu Tarz Benim yarışmasına da katılmış. Bu yarışmada, elinden tespihini elinden düşürmeyen Polat Alemdar'ın evlilik programı temsilcisiyken, maçoların kralıyım diye saçmalarken Bu Tarz benim yarışmasında Palyaço kılığına girmiş. Maço Palyaço!



Kadınlar hamamına çevirdiğim blogumdaki evlilik programı tespitlerimin birinci kısmının sonuna gelmiş bulunuyoruz. 
İzleyenleri yorum kısmında dedikoduya davet ediyorum.

Eğer programı izlemediğiniz halde buraya kadar okuduysanız da sizi gönülden tebrik ediyorum. E bugün açar bir bakarsınız artık. ^^

Edit: Cast olduğuna dair kanıtlar ve bilinmeyen gerçekler şu Instagram hesabında açıklanıyormuş: https://www.instagram.com/kismetseolurgercekler/

Edit 2: Yukarıda bahsettiğim adres gerçeklerden bahsettiği için kapattırıldı. Yeni adresten takip etmek isterseniz: https://www.instagram.com/KISMETSEOLURGERCEKLER/

Not: Kafam o kadar dolu ve stresliyim ki saçma sapan şeyler izlemeye acayip ihtiyacım var. Kınamayın vallahi başınıza gelir. Sonra çekirdek çitleyip evlilik programı izlemeye başlarsınız benden söylemesi.