Google

29 Şubat 2016 Pazartesi

Snapchat Neden Popüler Oldu?

Yazın telefonuma snapchat'i indirmiş ve birçok kişi gibi bende bu ne bea, hiç bir şey anlamadım, diyerek telefonumdan kaldırmıştım. 

Son aylarda tekrar gündeme gelip hatta bazı kesimlerce Instagram’ın tahtını salladığı söylenen uygulamayı tekrar indirdim. Ve didikledim, internetteki yazıları okudum, kalan eksiklerimi de arkadaşlarıma sorarak tamamladım.

Sonuç: Gerçekten acayip eğlenceli bir app yani uygulama ya da sosyal ağ imiş. -artık adı her neyse-

Diğer sosyal ağlardan farkı ne, ben fotoğrafı zaten Instagram'da paylaşıyorum, bu iki uygulamanın birbirinden ne farkı var, derseniz; benim gözlemlerim şu şekilde:

* Takipçi derdi yok. Zaten takipçi sayısı da görülemiyor. Sadece paylaşımınızın kaç kere görüldüğünden haberdar olabiliyorsunuz. Takipçi, beğeni gibi kriterlerin olmaması da bu sosyal ağı kesinlikle çok daha eğlenceli hale getiriyor. 

* Ve bence bu gibi kıstasların olmaması sizi rahatlatıyor. Instagram’da olduğu gibi bir konsept kurayım, sanatsal bir resim çekiyim gibi zorlamalara gelmeden o an, tüm dağınıklığı ve doğallığı ile her halinizi paylaşabiliyorsunuz. Sanatsal kaygı (!) olmayınca da hem paylaşımlar daha samimi olabiliyor, hem de Instagram konseptine uygun olmayan tüm her şeyi burada rahatlıkla paylaşabiliyorsunuz.



* Paylaştığınız şeyin kaç saniye görülebileceğini kendiniz ayarlıyorsunuz. Eğer birisi ekran görüntüsü almaya kalkarsa bu size bildirim olarak geri dönüyor.

* Ara yüzde acayip eğlenceli yüz lensleri var. Hatta bu yüz lenslerinden bir tanesinde iki kişi ekrana giriyorsunuz ve sizin yüzlerinizi takas ediyor. Bu lens sayesinde dün gece gülmekten karnımıza ağrılar girdi. Çünkü babamla o kadar benziyoruz ki yüzlerimizi değiştiren uygulama da biz hiç değişmedik. Sadece babam biraz gençleşti. Özellikle bu lensleri denemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

* İnstagram’ın sıkıcı ve resmi havasına inat bu uygulama bahsettiğim lensler, emoji ekleyebilme özelliği, fotoğrafın üzerine yazılar ve karamalar yapmak gibi özellikleri ile çok daha eğlenceli.

* Bence uygulamanın en sinir bozucu kısmı birini takip etmek için kullanıcı ismini birebir girmek zorunda olmak. Tavsiye edilenler ya da arkadaşımın takip ettikleri gibi bir bölümü yok. Gerçi bu özelliğin olmaması sadece yakın gördüğün sayılı insanı takip etme olanağı veriyor ki bence snapchat’i diğer sosyal ağlardan ayıran en önemli özelliklerden birisi de bu.

Benim snapchat adresim @nabrutvebiz 
(şizofren birisi benim bulduğum bu saçma nicki “nabrut” kendi kullanmaya başladığı için öznabrut yazacaktım ama ö sıkıntı çıkardı. :) 

Gönderiler 24 saat sonra silindiğinden dolayı belki bir delilik yaparak ay cemalimi :P paylaşabilirim, hatta silindiği için saçmalayabilirim de ona göre takipte kalın efendim. :)
Ayrıca uygulama ile ilgili düşüncelerinizi, benim bilmediğim ama sizin eklemek istediklerinizi ve yine takip önerilerinizi yorumlarınızda merakla bekliyor olacağım.

28 Şubat 2016 Pazar

♪♫♪ Tren gelir hoş gelir ley ley limi limi ley♪♫♪

Yazmanın ilaç olduğu yaşı geçtiğinizde boşluğa düşüyorsunuz.

Yazmanın ilaç olmadığını anladığınız yaş işe aslında yazarak bir sonuca varamadığınıza kani olduğunuz olgunlaşma evreniz.

Eskiden yazdıklarınız o an size iyi gelmiş ama sonrasında sadece anı olarak kalmış satırlar. Hiç biri reçete ya da teşhis değil.

Yazmanın ilaç olmadığı yaşta yazmak sizin için ne ifade ediyor?
Tek başınalığınızı unutturan bir işlev görüyor. Sizi anlayan biri sonradan tekrar sizi okumuş oluyor. Bu biri de tabi ki siz oluyorsunuz.

Yazmanın ilaç olduğunu kim çıkarıyor derseniz; uzmanlar!
Onlara göre boş bulduğumuz sayfaya dolu olan içimizi pıtır pıtır dökmeliymişiz. 
Peh!


Bir arkadaşım gurbette yaşamanın en güzel yanının ailevi sorunlardan uzak kalmak olduğundan, hele ki özverili biriysen çok daha güzel olduğundan bahsetmişti. Ses çıkarmayan hep alttan almak zorunda kalan tarafsan eğer, demişti sana gurbet öneriyorum.

Bende inan oradan bile beni bulur bela, demiştim. Ama bulmuyormuş. Gurbetin tek avantajı da buymuş.

İşte ben gel zaman git zaman annemle kapı komşusu olmak isterken, bazen başımı alıp kimsenin bana kolay ulaşamayacağı bir yerde yaşamak istiyorum.


Ve bu yazının sonunda Candan apla der ki; ♪♫♪ bahar gelince mi ben böyle olurum, yoksa böyle olduğum için mi gelir bahar ♪♫♪

Not: biliyorum, olay örgüsü ve duygu geçişleri karışık bir yazı oldu lakin şu sıralar benim gibi hisseden birileri vardır mutlaka, biliyorum. Bahar çarpması...

26 Şubat 2016 Cuma

Kore Dizilerindeki "Gerçek" Mekanlar

Benim için bir dizide mekan, giysiler, saç ve makyaj ve hatta teknolojik aletler gibi detaylar çok önemlidir.
Bir diziyi sırf kaliteli mekan, giysi seçimi gibi faktörlerden dolayı izleyip sevebileceğim gibi, tam aksi bir durumda diziyi izleyemediğim de vakidir. 
Şöyle ki; giysileri yüzünden tarihi dizileri sevmiyorum mesela.
Çünkü artık yaş kemale erip romantik komediler o kadar heyecan vermeyince mekanlar, giysiler, saç makyaj ve dahi oyuncular benim o diziyi izlemem için sebep oluşturuyor. Sırf hikaye beni diziye bağlamıyor, sıkılıyorum ve böyle benim göz zevkime hitap edecek unsurlar arıyorum.

Detayları da seviyorum biliyorsunuz. İşte dizilerde takip ettiğim detaylardan birisi de esas kızın odası seçilen mekanlar.
Odalara karşı farkındalığım ilk olarak kendi odamı dekore etmeye başladığım sırada başladı.
Sonrasında ise bu odalara bu kadar özenilmesi, en küçük detayların bile düşünülmesini görmemle devam etti.



The time we were not in love dizisinde Ha ji Won'un canlandırdığı karakterin odası benim için en unutulmaz mekanlardan biriydi. Hatta bir dekorasyon dergisinin kapağından fırlamış gibiydi. Bu odanın bir de arka tarafı vardı ki hem banyosu hem de çalışma masasının olduğu bu kısımdaki dantelli kum torbası wish list'imde! :)

Devamı »

24 Şubat 2016 Çarşamba

Görücü Usulü Evlilik Hakkında Bilinmeyenler

Yazı Dizisi 4. Kısım

Görücü usulü evliliklerden bahsediyoruz ama belki de ilk başta bahsetmem gereken bir husus bugüne kaldı.

"Görücü usulünü kimler tercih eder?"

Görücü usulü denilince birçok kimsenin aklına bundan 50-60 yıl önce uygulanan usuller geliyor. 

Ve bu birçok kimseye göre görücü usulü demek;
Ailenin bulduğu bir kızla/erkekle yine onların mecbur tutmasıyla evlenmek, 
Kızı/oğlanı neredeyse düğün gününe kadar görmemek,  
Aile baskı kurduğu için seçilen bir evlenme yöntemi, 
Köylerde devam eden metropollerde ise cahil kesimin tercih ettiği küçümsenen bir evlenme şeklidir.
Küçümsenen diyorum ama keşke şu anda yeterli gelecek doğru kelimeyi bulabilseydim. Siz boşluklarımı doldurup eksiklerimi tamamlayın lütfen. Ama benimde şurada anlattığım gibi günümüzde görücü usulü evliliklerin zannedilenlerle uzaktan yakından bir alakası yok.

Görücü usulü evlilik dini tercih olarak flört etmeyen, bunun yanı sıra ailelerde küfüv arayan gençlerin yine dini hassasiyetleri yüzünden tercih ettiği bir evlilik şeklidir. Böyle olduğu halde hala bazı kesimlerce bu dini tercih yani görücü ile evlenme usulü küçümseniyor ve çağdışı olduğu iddia ediliyor. Bu usulü küçümseyen kesimin modern ve “çağ-daş” algısı benim yaşayışım ve hatta giyinişim ile de ters düştüğü için ne dedikleri ile hiç ilgilenmiyorum. O yüzden onlara göre çağdışı olan bu evlilik yöntemini, çağlar önce 610 yılında tebliğ olunmaya başlayan ama değişikliğe uğramadan tüm zamanlara hitap eden dinimin bir vecibesi olarak görüyorum. 



Hatta bazıları da var ki, görücü usulü evlilik yaptığı söylemekten utanıyor, hatta evlendikten sonra bunu söylememek adına kendince bir tanışma hikâyesi peyda ediyor. Böyle birçok kimseye de rastladım. Onları bunu yapmaya itenin yukarıda bahsettiğim kişilerin sizden illa bir flört mazisi bekliyor olması. Eğer omurgalı bir duruşunuz yoksa dini seçiminizden utanır hale gelip böyle senaryolar üretmeniz kaçınılmaz hale gelebiliyor. 

Kaldı ki; çok değil yakın tarihimizde de tesettür çağ dışı görülüp tesettürlü kadınlar toplum tarafından dışlanmış, insanlar dinini yaşamaktan utanır hale gelmişti. Dini sorumluluklarımızın aşağılanıp hor görülmesi çok sık karşımıza çıkan bir durum olduğu için görücü usulü hakkında da böyle düşünceler içinde olunmasına şaşırmıyorum. Burada bize düşen bilinçli Müslümanlar olmak.
Kaldı ki; tüm dünyada kör randevu adı ile yayılmaya başlayan görücü usulü evlilik çok yakın zamanda “moda” haline de gelecek. 
Neden mi? 
Çünkü geldiğimiz şu zamanda insanlar birbirine güvenini tamamen kaybetti ve iş, evlilik kurumuna gelince görücü usulünün esasını oluşturan aile garantisi gibi bir dayanak elzem bir hale geldi.

Köylerde kasabalarda hala aile zoruyla ve örfi bir mecburiyet olarak yürütülen görücü usulü de devam etmekte olabilir. Ama bir üst tabakada artık böyle bir şeyin söz konusu olmadığı apaçık ortadadır. Dinimizde de kızın rızası esas olduğu ve kız evet demeden dini nikâh gerçekleşemeyeceği için bu tür zorla yapılan evliliklerin de dinimiz ile asla bağdaştırılmaması gerekir. 

Son olarak demek istediğim şu ki; özellikle doğuda ve dahi köylerde uygulanan "zorla evlendirme" ile dinimizin koyduğu usullerle yapılan "görücü usulü" evliliğin sadece isimleri aynı olup keyfiyetleri tamamen farklı olduğu unutulmamalı, iki usulün sınırları keskin çizgilerle çizilmeli ve bu iki farklı uygulamayı karıştırarak görücü usulü evlilik tü kaka yapılmaktan vazgeçilmelidir.

Yazı dizisinin 
1. kısmı için buraya;
2. kısmı için buraya;
3. kısmı için buraya bakabilirsiniz.

22 Şubat 2016 Pazartesi

Trendeki Kız Okur Yorumu

Geçenlerde Ntv’deki edebiyat programında 2015’in en çok satan kitaplarından birinin Trendeki Kız olduğundan bahsedildi. 

Bende kitabı daha önce edinmeye çalışmış ama şuradaki yazımda anlattığım olayın sonrasına bir türlü almak da nasip olmamıştı.
Bir iki hafta önce okul kütüphanesinde görünce “sonunda benimsin” diyerek vezneye gittim.

Kitabın türü gerilim diye lanse edilse de çok gerildiğiniz bir konusu yok, kitabı merak uyandırıcı diye tanımlamak daha doğru olur. 



İşe trenle gidip gelen ve bu yolculukları esnasına tren camından insanların evini gözetleyen Rachel’ın bir gün bu takip ettiği evlerde yaşanan bir cinayete kısmen tanıklık etmesi üzerine başlayan bir hikaye. 
Devamı »

21 Şubat 2016 Pazar

Görücü Usulü Gerçek Evlilik Hikayeleri

Henüz okumadıysanız görücü usulü hakkında bir yazı dizisine başladım. 

Birinci kısmını buradan ikinci kısmını ise şuradan okuyabilirsiniz. 
Bugün yazılara biraz ara verip sizden gelen gerçek görücü usulü hikayelerden birini paylaşacağım. 

Hikaye Yan Gel Yat Üniversitesi bloğunun şahane sahibesinin anne ve babasına ait. Sizin hikayelerinizi de dinlemek isterim dediğimde hikayesi ilk yollayan kişiydi. Çok teşekkür ediyorum.
Araya kendi yorumlarımı kattığım hikaye şöyle;

Annemle babam aynı köydenmiş ama babam İstanbul'da yaşıyormuş. 
Köye gittiklerinde annemin üvey abisi dedeme gelin kardeşimi isteyin, demiş. 

Bana gelen hikayelerde ve benim duyduğum bir çok hikayede buna rastladım: Evde üveylik varsa veya eve gelin gelmiş ve görümceyi artık evde istemiyorsa gelin bizim kızı alın vakıası sıkça yaşanıyor.

O zamana kadar ne annem babamı ne de babam annemi görmüş. İstemeye gittikleri akşam elektrikler yokmuş ve mum ışığında istemişler. Babam anlatırken dalga geçer, "tülbendini gözlerinin üstüne çekmiş, zaten elektrik yok, mum ışığında yüzünü bile göremedim" der.


Annem evlenmek istemiyormuş, abisinin zoruyla olmuş, o akşam da ağlamaktan gözleri şişmiş, tülbent o yüzden öyle gözlerinin üstündeymiş.

Elektriğin kesilmesi de işine gelmiş. Ama evlendikten sonra hiç pişman olmamış, çok sıkıntı çekmelerine rağmen, yine dünyaya gelsem yine aynı adamla evlenirim der. :)

Benim annem babamın evlilik macerası da böyle. :)

Bu son cümle görücü usulü evlilik yapan bir çok çiftin ortak fikridir. Benim annem de hiç evlenmek istemeden başladığı bu evcilik oyunun anlatırken en sonunda öyle der; bir daha dünyaya gelsem yine bu adamla evlenirim.

Hikaye beni çok etkiledi. Yüzünü bile görmediği bir kadınla evlenen adam, evlenmek istemediği için yüzü gözü şişen bir genç kız ama yıllar süren "iyikilerle" dolu bir hayat...
Şimdi bu hikayelerden sonra bizler bir yerde hata yapıyoruz ama nerede onu düşünüp duruyorum.

20 Şubat 2016 Cumartesi

Kore Film Önerileri

Film önerileri diye bir başlık yaptım ama film yorumları daha doğru bir tabir olur.

'C'est Si Bon' 



Konusu 60'lı yıllarda üniversite gençlerinin bir müzik grubu kurmaları aralarından birisinin ise tam çıkış yapacakları sırada ayrılması konusu üzerine şekilleniyor. Tabi hikayenin odağında tüm üyelerin aşık olduğu bir kadın var. Kang hana Neul başta olmak üzere sağlam bir oyuncu kadrosu olmasına rağmen filmin zaman kaybı olduğunu, sıkıldığımı, sonunun ise ayrı bir felaket olduğunu söylemem gerekir. Ama dönem filmlerini sevenler belki filmi de severler, bilemiyorum. 

Film ise ismini aslında hepimizin kulak aşinalığı olduğu şu şarkıdan alıyor.


Ode to my father


Bu film hakkında epey övgü okumuş, konusuna bile bakmadan indirmiştim. Kore; Güney Kore ve Kuzey Kor olarak  ikiye ayrılınca Kuzey'den kaçıp gelen bir ailenin hikayesini izlediğimiz film aslında bize çok tanıdık bir hikaye. Bulgaristan, Yunanistan vb. mübadele dönemlerinde en yakınlarını bile geride bırakmak zorunda kalan bir çok Türk'ün hikayesi ile benzerlik gösteriyor. Hatta çok benzer bir hikayeyi izlemiş gibiyim ama çıkartamadım.
Bu açılardan film genel hatları ile güzel olsa da önceden izlemişim gibi bir his verdiği ve hikaye biraz yavaş ilerlediği için yine gönül rahatlığı ile izleyin diyemeyeceğim.


Twenty



Bu filmin uzun zaman çevirisini beklememin sebebi bir çok kimse gibi Woo Bin idi. 
Woo Bin'in yanında yine Heirs'ten rol arkadaşı Kang Hana Neul vardı ki kadrosu şahaneydi. 



Ama sadece kadrosu. Amerikan film serisi Pasta'ya benzetilmeye çalışılmış bir gençlik filmi olan Twenty hayal kırıklığından öteye geçemiyor. Bel altı esprilerin bolca geçtiği filmde güldüğümü de söyleyemem. Bu da yetmezmiş gibi Woo Bin'in karakteri öylesine ipsiz sapsız ki neredeyse kendisinden soğudum. 


ipsiz sapsız derken replik meramımı daha iyi anlatıyor sanırım :)

Woo Bin'e rağmen izlenilmemesi gereken filmlerden olduğunu düşünüyorum.

Ben size gönül rahatlığı ile bir film öneremedim ama ne izlemeyeceğini bilmemek de önemli diye düşünüyor ve sizden son çevirilen filmlerden öneriler bekliyorum.

Facebook Kore Dizileri Sayfamı takip etmek için: https://www.facebook.com/koredizifilmreplikleri1

Blog'umda yazdığım tüm dizi ve filmleri alfabetik olarak sıraladım.
Dizi listesine Buradan film listesine ise Şuradan ulaşabilirsiniz.

Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım

19 Şubat 2016 Cuma

Kore Abur Cuburlarının Lezzetleri

Güney Kore yiyecekleri hakkında daha öncede konuşmuştuk.
Hemen her dizide sık sık geçen yemek sahneleri, şapırdatmalı yemek fasıllarının gecenin bir köründe dizi izlerken yaptığı etkiyi de tartışmıştık.
Şurada Kore yemek tarifleri vermiş, şurada ise size tavuk ayağı yemenin sebep ve hikmetlerinden bahsetmiştim. 

O kadar iştahlı yemek yiyorlar ki, tavuk ayağı haricinde her şeyi canım çekiyor, hatta Fated of love you dizisinde kızımız kurutulmuş balık gözünü leblebi gibi fırt fırt ağzına atıyordu, onu bile canım çekmişti. Şimdi yazarken düşündüm de izlediğim sırada çok aç falan olmalıymışım.

Bunlar haricinde ben kokoreç severim, içinizden benim gibi kokoreç sevenler olduğu gibi kokoreç deyince bile ıyy diye midesi kalkanlar da vardır eminim. Zira hayvanın bağırsağını yiyoruz, bağırsağın içinden ne geçtiğini bilmem söylememe gerek var mı? Haha!

Aynı bizdeki kokoreç gibi Koreli insanların hepsi de o tavuk ayağını ayıla bayıla yemiyor. Bir çok dizide yiyemeyen kişilere de şahit olduk nitekim.

En son Madam Antoine dizisinde geçen replik de duygularımıza tercüman olan cinstendi.



Kore yemekleri bahsi açılmışken en son izlediğim videodan da bahsetmek istiyorum.
Dizilerde sıklıkla gördüğümüz, acaba tadı neye benziyor diye merak ettiğimiz, hatta tadını bile bilmeden ağzımızı sulandıran o abur cuburlardan bazılarını Oha diyorum ekibi tatmışlar ve tatları hakkında fikirlerinden bahsetmişler.
Henüz izlemediyseniz, izleyip, dizi izlerken de zaten tadı güzel değil diye kendinizi teskin edebilirsiniz.


Facebook Kore Dizileri Sayfamı takip etmek için: https://www.facebook.com/koredizifilmreplikleri1

Blog'umda yazdığım tüm dizi ve filmleri alfabetik olarak sıraladım.
Buradan hepsine ulaşabilirsiniz.

Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım

18 Şubat 2016 Perşembe

Görücü Usulü Evlilik Nedir? 2

Görücü usulü ile alakalı yazı dizimin ilk kısmını şuradan okuyabilirsiniz. 

İkinci kısım yani günümüzdeki görücü “usulüne” gelirsek;

Artık usuller değişti. Ya da şöyle söyleyeyim; okumuş ve İslami evlilik yapmak isteyen belirli bir kesimin… Ayyy bunu genelleyemeyeceğim çünkü okumuş muhafazakâr kesimin de kendi arasında görücü usulü evlilikten anladıkları başka başka şekiller var.

O yüzden genelleme yapmadan kendi kültür çevremizdeki işleyişi anlatayım.

Bizim görücü usulü anlayışımız şöyledir;

Bir cengâver der ki, falancanın kızı var, ne dersiniz?

Es vereyim; aracı kişiyi bilerek cengâver diye nitelendirdim zira bu gibi işlerde aracı gerçekten çok "arada" kalır, iki tarafı kırmadan dökmeden işi usulünce yapabilmek adına bir cengâver gibi savaştığı gibi zaten aracı olmayı göze almak da başlı başına bir cengâverliktir. Çünkü elçiye zeval olmaz darb-ı meseli (atasözü) iş evlendirme mevzusu olunca pek ciddiye alınmaz ve aracı kişi çoğu zaman incinir ve yıpranır. 

Bu esnada kızımızın sosyal medyadan fotoğrafı bulunabilirse çok iyi olur, maça bir sıfır önde başlanır. Ama benim gibi nemrutsanız ve hiçbir hesabınızda fotoğraf bulundurmuyorsanız karşı taraf gol yemiş olur ve bu çok eğlencelidir. Yani ben bunu seviyorum. 

Yazar gerçekten bunu seviyor muydu yoksa;
İhtimal 1: Çok çirkindi, olası taliplerinin önünü kesmek istemiyordu.
İhtimal 2: Yazar kendini setredip gizlemeyi seviyor, yabancı erkeklerin, ulaşabilen herkesin kendisine bakması fikrinden rahatsız oluyor, dini tercihleri ise muahafazakar bir genç kızın kendisi sakınması gerektiğini düşünüyordu.
İhtimal 3: Kesin çok çirkindi. 



Ailesinin ve kızın genel özellikleri akıllarına yattıysa erkek tarafı aracıyla haber yollar, gidelim kızı ve ailesini görelim isterler.
Bu teklif üzere kızın ailesi de bahsi geçen aile ve oğulları hakkında tahkikat yapar ve uygun görürlerse bu talebi kabul ederler. Eğer uygun görmezlerse evimize bile zahmet etmeyin diye kibarca geri çevirirler.  

Burada da es vereyim; bizde aa bu evin kızı varmış diye yolgeçen hanıymışçasına görücü gelmez, kabul etmeyiz. Ha görücü olduğunu asla belli etmeden misafirliğe gelenler konusunda ailem bir yaptırım :) uygulayamıyor. Birde zaten kararımız olumsuz olduğu halde olsun, biz yine de bir gelelim diye ısrar edenler var ki, aracı da kıramayacağımız biriyse mecburen onları da buyur ederiz. Hatta şurada size böyle sinir bozucu bir durumların birinden bahsetmiştim.

Bu gibi durumlarda hem karşı tarafı rencide etmemek adına hem de hemen hemen aynı çevrenin insanı olmak ve tekrar görüşülme, karşılaşılma imkânı çok olduğu için kıza söylememek tercih edilir. Bence çok erdemli bir davranıştır. 

Çünkü yanlışlıkla duyduğun görücü vakıalarının ertesinde mevzu bahis kişi evlenebilir, hatta en yakın arkadaşınla bile evlenebilir ve rahatsız edici durumlar oluşur. En iyisi bilmemektir. –yaşanmıştır-

İkinci aşamaya geçildiyse; yani erkek tarafına onay verildiyse eve buyur edilir. Ama bu esnada aile oğullarını getirmez. Pasta ile gelinen bu aşamanın amacı kayınvalide adayının kızı görmesi ve ailelerin daha yakından tanışmasıdır.

Bu aşamadan sonra aileler birbirini beğendiyse tahkikat genişletilir ve erkek tarafı da görücü usulünün “görme” kısmını talep etmek adına kızın ailesi ile telefonlaşır. Bu telefon trafiğini aracı olan kişi de yürütebilir.

Aman Allah’ım! Bu prosedürler yaşarken normaldi de şimdi yazarken şöyle bir baktım da mecliste görüşülen yeni anayasa tasarısı kadar çetin bir süreçmiş. İyi ki erkek değilim. Hahah!

Neyse efendim; eğer kızın ailesi erkek tarafını ve oğulları hakkındaki tahkikatın sonucunu beğendiyse görücü usulü randevu için gün, saat ve yer ayarlanır. 

Yakanıza karanfil takarak gidersiniz.

Yok canım, o süreçte fotoğraf falan istenir ya da olay mahallinde iki tarafı da tanıyan biri olur, stres yapmayın, karanfile gerek yok. :)

Sonra işte o sıkıcı konuşma faslı, eğer etkileşim olursa telefon alınıp verilme, sonrasında birkaç defa daha görüşülüp yüz yüze konuşma, gibi kişiden kişiye farklılık gösteren bir süreç başlar. Birkaç ay da sürebilen bu süreç ailelerin bilgisi dâhilinde devam eder. Sonu olumlu ya da olumsuz sonuçlanabilir.

Kimi zaman, lan bu muymuş herkesin öve öve göklere çıkardığı diye içinizden geçirirsiniz,

Kimi zaman adam şahane her şey tamam ama ben neden elenktirik alamadım diye asla cevabını bulamadığınız sorularla baş başa kalabilirsiniz. Tabi bu problemin bir de mahalleli teyze bu sefer neyini beğenmedin gül gibi oğlanın diye baskı yapacak stresi vardır ki karın ağrısı bile yapar.

Sonraki süreci soruyorsanız ben henüz o level'a atlayamadım lakin duyup bildiklerim sonraki süreçte söz falan yapıyorlar. :P

Sözün kısası bizim için görücü usulünün aslını ailelerin onayı oluşturur. 

Bugün bir görücü usulü sürecinde yaşananlardan bahsettim. 

Bir sonraki yazılarımda görücü usulünün dini boyutu, günümüzdeki diğer görücü usulleri, insanların görücü usulü deyince anladıkları gibi birçok konudan bahsedeceğim.

Bir önceki yazımda sizin görücü usulü anılarınız varsa e-mail adresime yollar mısınız, yayınlayalım demiştim.
Çok güzel mailler geldi, çok teşekkür ediyorum. Henüz yollamadıysanız sizin anılarınızı da okumak ve burada paylaşmak isterim. Adres: nabrutvebiz@gmail.com

16 Şubat 2016 Salı

Görücü Usulü Evlilik Nedir? 1

Bir önceki yazımda muhafazakâr genç kızların yeni trendi hakkında bir şeyler yazacağımdan bahsetmiştim. Lakin o konuya girmeden önce bir giriş yazısı yazıp size görücü usulü ne demek ondan bahsetmem gerekiyor.

Zihninizde görücü usulünün ne demek olduğunu biliyoruz herhalde, gibi bir düşünce hâsıl olduysa derim ki; 

“Siz görücü usulünü bir de benden dinleyin.”

Benim anne ile babam da görücü usulü ile evlenmişler. Zaten onların gençliğinin denk geldiği zaman diliminde görücü usulü –muhafazakâr olsun ya da olmasın- daha yaygın bir evlenme şekli olarak görülüyor.  70’li yılların sonuna doğru evlenen anne ve babam gibi birçok ebeveynin de evlenme hikâyesi görücü usulüne dayanıyor. İstisnalar yok mu, var elbet ama kaidemizi bozmadan görücü usulünü anlatamaya devam ediyorum.



Anne ile babamın görücü usulü evlilik hikâyesi muadilleri ile benzerlik gösteriyor. Annem, damat adayı sıfatı ile babamın da içlerinde olduğu “yüksek görücü usulü heyetine” birkaç kez çay veriyor, sadece çay verme fasıllarındaki girip çıkma süreci içinde annemi gören babam;

-İşte bu benim hayatımın kadını, o la lala, deyip hemen evlenmeye karar veriyor.

Yani yok tabi muhtemelen o la la dememiştir. O kısmı ben uydurdum. 

Ama "yüksek görücü heyeti başkanına" şöyle diyor;
- Bir de sesini duysaydım.

Aracı başkan amca ise babama;
- İstersen birde türkü söylesin, diye mukabelede bulunmuş. Espirik amca.

Zavallı babam o romantik günlerden "bir hoş geldin bile demedi ki sesini duyayım," diyerek bahsediyor. Annemin ise koca görücü heyeti ve dahi babasının yanında elin adamına cilvenaz tarafını gösterecek hali yok ya! 

Görücü usulünün son derce katı kuralları olduğu o günlerde, evlilik "deli" cesaretiyken istatistikler o zamanlarda acayip "deli" bir nüfusun var olduğunu gösteriyor.

Babam sesini bile  duymadığı bu güzel hatunla kaderin itelemesi, meleklerin ettiği romantik dualar eşliğinde bol atraksiyonlu, çoğunluğu mutlu, inmeli çıkmalı ama güzel bir evliliğe adım atıyor.

Onlar ermiş muradına….

O devirde "görücü usulü" evliliğin usulleri böyle.

Günümüze gelirsek; ya da oraya gelmeden....


Aslında bu görücü usulü bir parçada anlatılamayacak kadar uzun olduğundan bir kaç gün sürecek bir yazı dizisi halinde yayınlayacağım.

Bu kısımda ben hazır annemlerin evliliklerini anlatmışken sizden de görücü usulü ile ilgili ne anılar çıkacak çok merak ediyorum. Önce anıları dinleyelim, eskiden günümüze doğru gelelim.

Not: Hatta nabrutvebiz@gmail.com adresine kendi görücü usulü hikayelerinizi yazsanız, ben yazamam ki diyenlerin yazılarını da ben editlesem yayınlasak...

10 Şubat 2016 Çarşamba

Züğürt Tesellisinin Geldiği Son Nokta

Evde kalmış kız bloğu olarak 14 Şubat güzellemesi yapmak en birinci vazifem olması gerekirken Kubat’ın 14 Kubat kutlu olsun şarkısından sonra bunun üzerine diyecek sözüm kalmayarak susuyordum.


 Günlerden 14 Şubat
Aşk böcükleri her yerde
Tam bi' görmemiş stayla
Face'te millet hep ilişkide
Güllere 100 TL verince
Anladım bu gün bir işkence
Lahmacun bile kalp şeklinde
Bu neyin kafası böyle
Süslü püslü laflardan kurtulmak istiyorum
Bütün peluş ayıları, yok etmek istiyorum
O kalpli balonları, patlatmak istiyorum
Bugüne on dört kubat, denilsin istiyorum
Süslü püslü laflardan kurtulmak istiyoruz
Bütün peluş ayıları, yok etmek istiyoruz
O kalpli balonları, patlatmak istiyoruz
Bugüne on dört kubat, denilsin istiyoruz.

Ben suskunluğumu korurken, birçok sevgili ve koca eskitmiş hatta bir de oğlu olmasına rağmen tipinden evde kalmış kızlık akan sevgili Yıldız Tilbe ablamızdan yeni bir 14 Şubat güzellemesi geldi. Genç Turkcell'in her sene sevgilisi olmayan kesimi hunharca teselli etmesine bayılırken, bu seneki Yıldız Tilbe seçiminin çok isabetli olduğunu düşünüyorum. 


Artık 14 Şubat sevgililer günü olmaktan çıkıp sevgilisi olmayanları teselli etme günü olmaya doğru hızla yol alıyor. 

Objektif olarak fikrimi soracak olursanız; bu konuyu yarın muhafazakar kızların son moda istekleri hakkındaki yazımda geniş geniş anlatacağım. 

8 Şubat 2016 Pazartesi

Kitap Hırsızı Okur Yorumu

"Kitap Hırsızı" konusu bilmeden, tavsiye üzerine aldığım bir kitaptı.
Kitabın yazarı: Markus Zusak

Kitapların arka kapaklarındaki konularından bahseden yazıları okumayı sevmem. Çünkü bu yazıları okuduğunuzda kitap hakkında zihninizde bir şablon belirir, kitaba başladığınızda hikayeyi bu şablona uydurmaya çalışırsınız ve genelde bu arka kapak yazıları çok başarısız olduğu için yazanlar içeriğe uymaz, sizin oluşturduğunuz şablona hiç uymaz ve sonucunda okuduğunuz hikayede sizi rahatsız eden bir şeyler olur.

Okurken, yakın bir zamanda filmi çekilen bu kitabın neden bu kadar çok sevildiğini merak ettim. 

Kitapta anlatılan hikaye vasattı. Tek güzel olan şey yazarın diliydi. Gerçekten farklı ve alışılmışın dışında bir dil kullanan yazarın hikayesi o kadar sıkıcıydı ki o güzel diline rağmen çok zor ilerliyordu. 

Resmin içinden kitabı bulunuz :)
2. Dünya Savaşı Almanya’sında Yahudi olduğu için anne babasından ayrı düşerek evlatlık verilen Liesel’in yüreklere dokunan hikayesi olarak lanse edilen kitap benim yüreğime dokunmadı. Çünkü mevzu bahis Yahudiler olunca hümanist olamıyorum, çünkü onlar konu Müslümanlar olunca hümanist olmadıkları gibi, canavarlar. Çünkü, çünkü, çünkü....

Kitabın bu kadar ses getirmesinin sebebi de büyük ihtimalle Yahudi sempatisi toplamak adına Yahudi misyonerleri tarafından desteklenmesidir.

Kitabı sevenlere saygı duyuyor, okunması gereken kitaplar listesinde olmadığını düşünüyorum.

7 Şubat 2016 Pazar

Devam Eden Kore Dizileri Hakkında 2016 Yorum

Murpy kanunları her zaman işler. Vaktin yokken izleyecek diziler birikir ve sen izleyemezsin.
Vaktin olduğunda ise izleyecek hiç bir şey bulamazsın.

Bende bu durumda idim, sizden de öneri gelmeyince hiç sevmediğim bir şey yapmaya başladım:
Çevirisi bitmeyen dizilere başlamak!

Bu diziler hakkında tavsiye niteliğinde değil sadece fikir vermesi açısından bir yazı yazacağım.

Eş zamanlı izlediğim dizilerden ilki şurada konusu ve oyuncularından bahsettiğim ve oyuncuları itibarıyla izleyeceğimden bahsettiğim One More Happy Ending.


Devamı »

5 Şubat 2016 Cuma

Bubblegum Dizisi Yorum ve Replikleri

Bubblegum'u başrollerini Lee Dong Wook ve Jung Ryeo Won paylaştığı için izlemeye karar vermiş epey bir müddet çeviri beklemiştim.


Dizinin konusu ve oyuncuları hakkındaki bilgiye şuradan ulaşabilirsiniz.

Diziyi izledim ama sadece 8.bölüme kadar. Neden sadece 8. bölüme kadar izledim? Aşağıda cevaplayacağım.

Bubblegum dizisi nasıldı?

  • Lee Jin Wook kırıtık (yoksa kırık mı demeliyim) bir roldeydi. Yani sanırsınız, Yılmaz Morgül. Böyle gay-vari hareketler, ağız kapatarak gülmeler, fazlaca feminendi. Naifliğin sınırlarını abartmışlardı. Bu beni fazlaca rahatsız etti. 
  • Aslında hiç öyle bir adam olmadığı için en azından iyi bir oyunculuk çıkarmıştı diyebilirim.
  • Dizi iki arkadaşın aslında yıllardır birbirine aşık olup da farkında olmamaları ya da bazı nedenlerle duygularını bastırmış olmaları hikayesi üzerine kurulmuştu. Bu açıdan baktığımızda The time we were not in love dizisine çok benziyor. Lakin The time we were not in love dizisinde ikilinin arkadaşlıkları acayip gıpta edilesi iken bu dizideki arkadaşlık boyutu size o duyguyu vermiyor, iki kardeş gibi birbirlerini yiyip duruyorlar.
  • İlk 4 bölümü çok sıkılarak izleyip belki açılır diye kendimi iteledim, durdum. Sonrasında ise 8. bölüme kadar pek zevk almadan normal seyirde izledim. Sonra da dedim ki, ilk 4 bölüm kötü şimdi de o kadar zevk almıyorum, izlemeye devam etmek için dizinin sonundan da merak ettiğim bir şey yok, e o halde bu diziyi yarım bırakmalıyım.
  • Ve sadece 8 bölüm izleyerek hayal kırıklığı ile diziyi sonlandırdım.
Yasal Uyarı: Buradan sonrası biraz spoiler içerir.
Devamı »

4 Şubat 2016 Perşembe

Bir erkeği kılıbık yapma yolları

Her şey bir telefon gelene kadardı.

Sonra bitti.

Karşımda artık başka bir adam oturuyordu.

Yine sondan başladım değil mi? Başa döneyim.

Okulda çok sevdiğim, hayran olduğum bir profesör var. Muhtemelen profesör deyince gözünüzün önünde saçları ağarmış bir adam canlanmıştır. Ama öyle değil. Türkiye şartlarına göre erken bir yaşta bu unvana sahip olması; biraz kendi çabasından ama daha çok Kıbrıs’ta hocalık yapması ile alakalı bir durum. Buradaki üniversitelerde böyle yükselmeler daha kolay gerçekleşiyor. Neyse.

Uzun lafın kısası erken bir yaşta bu unvana sahip olan hocamız gerçekten çok cool ve gıpta edilesi özelliklere sahip. Kendisi tezimin de Jüri başkanı olma şerefine :P nail olduğu için jüri sonrası bazı düzeltmeleri yapıp tezimi kendisine teslim etmeye gittim.

Sağ olsun, benimle çok yakından alakadar oldu, bazı yönlendirmeleri ile bir kez daha kendisine hayran bıraktı, derken…

Derken telefon çaldı.
Açtı.
İşte burada film koptu. Arayan karısıydı.


Konuşmayı özel hayat gizliliğini ihlal etmemek adına buraya yazmıyorum ama ama bizim cool profesörün içinden bir adet kılıbık çıktı. Benim devreler iptal oldu tabii. Kılıbık olması beklediğim bir şey değildi. Genel yapısı kılıbık olduğunu gizliyordu.

Sonra bu olay üzerine düşündüm. Ve şu sonuca vardım:

Dışarıda kedi gibi olup evde fırtınalar estiren bir erkek tipi var ki, böylesindense bu hocamız gibi dışarıda fırtınalar estirip eve geldiğinde kılıbık olması daha kabul edilebilir bir durum oluşturuyor.


Yine de genel olarak ne karısına karşı ne de insanlara karşı kılıbık olmayan, cool duruşunu her iki tarafta da koruyan, karakterinden taviz vermeyen erkekler için magazin diliyle “in” diyoruz.

Not: Başlığın cevabını bilmiyorum ama hocamızın karısı ile tanışmayı düşünüyorum. Kendisinden öğreneceğim çok şey var. :)
http://kurtlarvadisi2o23.blogspot.com

3 Şubat 2016 Çarşamba

Göz Yaşlarınıza Engel Olamayacağınız Şarkılar

Artık benim için de “şu sıralar ne dinliyorsun” sorusunun bir cevabı var. 
Acayip damar olan bu şarkıyı bayılarak dinliyorum. Bende şiddetli bir ağlama hissi uyandırıyor.
Karmaşık duygular içinde olduğum için mi, yoksa hissettiklerime tercüman olduğu için mi bilmiyorum lakin sözleri içime işliyor.
Bahsettiğim şarkıyı siz de şuradan https://www.youtube.com/watch?v=0Try_KIXdRs dinleyebilirsiniz.
Devamı »

1 Şubat 2016 Pazartesi

Gizemli Büyük Bir Sır

Gizemli Giriş Cümlesi: Bu yazdığım şey aslında çok önemli bir sırrımmış gibi geliyor. Ya da daha önce kimseyle yüksek sesle paylaşmadığım için böyle hissediyorum. Ama biliyorum ki birçok kişi bunu yaptı ve bazıları hala yapmaya devam ediyor.

Gece hayallere dalmadan uykuya dalamam. Çocukluğumdan beri bu böyledir.

Özellikle ergenlik döneminde gündüz otobüste aklıma gelen bir senaryoyu "dur ben bunu geceye saklayım," diye düşündüğümü, gece  güzel bir film izleyecekmişim gibi yatağa  koşarak gittiğimi, yorganı kafama çekip senaryomun başrolünü üstlendiğimi hatırlıyorum. Özellikle yaz tatilindeki berduşluktan dolayı tüm senaryolar tükenip cumhurbaşkanı olduğumu bile hayal etmişliğim vardır.
Ne var ki yani! Hayaller bedava diye edebiyat yapıp durdular, bizde kullandık. :)

Bu süreç uykuya dalmamı kolaylaştırır ve daha tatlı bir geçiş olurdu. Muhtemelen sırıtarak uykuya dalardım.

Sonra büyüdüm, hayal kurmaya zamanım olmadı, gerçekleri düşünmekten.

Gerçekler ise genelde uyku kaçırır. Özellikle gece yastığa koyduğunuzda tüm can sıkıcı şeyler başınıza üşüşür. Can sıkıntısından, sinirden uykunuz kaçar.



Her zaman can sıkıcı gerçekler uykunuzu kaçırmaz tabii. Başınıza güzel şeyler geliyorsa o sıralar, işte bunları düşünmek de uykunuzu kaçırabilir. Çünkü sevinçten heyecanlanırsınız, vücut adrenalin salgılar. Adrenalin ise uykunuzu hop yutar, götürür. Sabah olsa o güzel şeylere kavuşsam hissi ile uykunuzdan olursunuz.

İşte tam da bu sebeplerden dolayı büyüyüp kaybettiğim “geceleri hayal kurmak” hasletini yeniden yapar oldum. Uykuya dalmak için bir melisa çayı, bir sıcak duş ya da bir bardak şekerli süt kadar etkili olan bu yöntem gerçekten işe yarıyor.

Sırtımda çantam bir trene binmiş, o günkü ruh halime göre istediğim bir ülkeye seyahat ettiğimi hayal ediyorum. İzlediğim gezi programları ya da belgesellerden aklımda kalan görüntülere kendimi yerleştiriyorum. Bazen dükkânlara girip alışveriş bile yapıyorum. Sonuna gelip tekrar evime dönemeden uykuya dalmış oluyorum. O hayalden sıyrılıp yavaş ve yumuşakça uykuya geçiş süreci -belki de anı- o kadar tatlı ve huzur dolu oluyor ki size burada kelimelerle anlatamıyorum.

Yorulduğum, bir külçe haline gelip yatağa kendimi zor attığım zamanları ise ayrı bir seviyorum. Hayal kurmaya bile vaktim olmadan sızıp uyuyorum. İşte böyle dolu dolu geçirdiğim günlerin gecesindeki gönül huzuru da başka bir şeye benzemiyor…