Healer dizisi başlamadan önce özellikle Yo Jin Tae rol aldığı için merak ettiğimi ve izlemek istediğimi yazmıştım ama sonra dram havası sezerek izlememiştim.
Dizinin konusu ve oyuncuları hakkında bilgiyi şuradan alabilirsiniz.
İzlemem konusunda o kadar çok yorum bıraktınız ki, görev bilinci ile izlemeye başladım desem yeridir.
Ama iyi ki ısrar ettiniz, teşekkür ediyorum.
Dizi hakkında söyleyeceklerim;
* Eğer benim gibi dramdır diye izlemekten çekiniyorsanız, dram değil. -Dramatik sahneler var elbette.-
* Eğer ben romantik komedilerin insanıyım diyorsanız bu dizi çok romantik.
* Olay örgüsü çok heyecanlı, aşama aşama açığa çıkan sırlar diziyi zinde tutuyor.
* Herkes Healer karakterine hasta olsa da ben Yo Jin Tea'yi hayranlıkla izledim.
* Ama iki erkek karakterden çok Park Min Young'un rolü dizinin lokomotifiydi.
* Bütün bunlara rağmen berbat sonu hakkında yorum yapmak istemiyorum bile! Böyle güzel bir dizinin havada kalan klasik Kore dizisi sonlarından biri ile bitmesi şahane bir dizi dememe büyük bir engel. O yüzden güzel bir diziydi diye dizi hakkında söyleyeceklerimi sonlandırıyorum.
Yasal Uyarı: Buradan sonrası yüksek dozda spolier içerir.
Devamı »
30 Ekim 2015 Cuma
28 Ekim 2015 Çarşamba
Bir Modifiye Öyküsü
Modifiye Şahinlerin sadece Ankara’ya özgü olduğunu, başka şehirlerde bu arabaları kullananların ise aslen Angaralı olduklarını düşünürdüm. O kadar Ankara ile özdeşti benim için.
Açıkçası daha fazla üzerine düşünmedim. Belki gerçekten böyleydi.
Ama sonra Kıbrıs’a geldim. Ve modifiyeli Şahinleri yani başka bir deyişle Doğan görünümlü Şahinleri gördüğümde aynen şöyle dedim;
-Anaaa buraya da gelmişler ya la!
(bu arabaları görünce içimdeki Angaralı çıkıyor haliyle)
Bu arabaların sahipleri üzerine sosyolojik bir çıkarım yapıldı mı, yapıldıysa araştırmanın sonucu nedir, çok merak ediyorum. Çünkü hiç modifiyeli arabası olan bir arkadaşım olmadı, bu yüzden de kendim bir gözlem sonucuna sahip değilim.
Ama yine de o egzozlarına taktıkları bir şey var ya, hani böyle acayip gürültülü ses çıkmasına sebep olan o her ne şeyse, bunu yapanları küçükken tencere kapağını direksiyon yapıp ını nığnn diye ses çıkartan çocuklara benzetiyorum.
Açıkçası daha fazla üzerine düşünmedim. Belki gerçekten böyleydi.
Ama sonra Kıbrıs’a geldim. Ve modifiyeli Şahinleri yani başka bir deyişle Doğan görünümlü Şahinleri gördüğümde aynen şöyle dedim;
-Anaaa buraya da gelmişler ya la!
(bu arabaları görünce içimdeki Angaralı çıkıyor haliyle)
Belli ki kaçış yoktu, her ülke ve şehirde karşıma çıkacaktı, alnımın yazısıydı, belki de lanetlenmiştim. Yollarda, içinden Angara havaları yükselen bu arabalar bana korna çalacak, pikniklerde beni yüksek dozda Angara havasına maruz bırakacaklardı. Yapacak bir şeyi yoktu, kaderime razı olmuştum. Kıbrıs’a bile konuşlanan bu familyaya karşı elimden ne gelebilirdi ki? Zaten pembesini bile görmüştüm burada, korkular içindeydim. Sahibinin bir kadın olması için dua etsem mi, etmesem mi düşünceler içindeydim. Belki bir tane de ben almalı, onların arasına katılmalıydım. Ah ben neler diyordum böyle!
Ama yine de o egzozlarına taktıkları bir şey var ya, hani böyle acayip gürültülü ses çıkmasına sebep olan o her ne şeyse, bunu yapanları küçükken tencere kapağını direksiyon yapıp ını nığnn diye ses çıkartan çocuklara benzetiyorum.
Geç olsun, Güç Olmasın!
1. Blogger denilince aklınıza gelen 3 şey nedir?
Kendisi sayesinde tanıdığım onlarca sanal ama şahane insan,
Bir gün bir gazete ya da dergiden teklif alırım belki hayali.
Nasıl yaşlandığımın yazılı kanıtı.
2. Kişisel bloglar mı yoksa gezi, güzellik, moda bloglarını mı tercih ediyorsunuz?
Vaktim olsa hepsini okumayı seviyorum.
3. Blogger olmanızda etkili 3 şey nedir?
Ah 6 yıl önce ne düşünüyordum da blog açtım artık unuttum bile.
4. Örnek aldığınız bloggerlar var mı?
Yok.
5. Şu anki mesleğiniz ne ya da ne seçeceksiniz?
İşsizlik meslekten sayılıyor mu?
Bu mimi yollayan LuNa & Yepp 'e teşekkür ediyorum.
Filmlerin klişe sahnelerinden birindeyiz;
Kapıyı yarılıyorsunuz, yoğun bir ışık huzmesi gözlerinizi kamaştırıyor ve başka bir dünyaya geçiş yapıyorsunuz.
Kapı ateşin bulunduğu çağa doğru açılıyor. Ben kapıdan geçmek için tereddüt ediyorum ve beraberime, yanında kendimi rahat hissedeceğimi düşündüğüm Narsist Prensesi alıyorum.
Ateşle oynayan birini görüyoruz, kendisi ateşi bulan kişiymiş. Beraberce ona ateşle oynamaması gerektiğini anlatıyoruz. Ama aynı dili konuşmadığımız için anlaşamıyoruz. Biz de Narsist Prenses ile koyu bir sohbete dalıyoruz, biz konuşurken kapı ortadan kayboluyor, dönüş yolunu bulamıyoruz. Yontma Taş Devrinde sıkışıp kalıyoruz ama yanımda Narsist Prenses olduğu için bunu dert etmiyorum. Çünkü konuşacak çok şeyimiz var..
Yoon Eun Hye’yi (Profil Resmim) gerçek hayatta görsen ne yapardın?
Kalbim gümbürderdi. Sonra yanına giderdim. Kendisine cildi için ne kullandığını, estetiği olup olmadığını sorardım. Sonra cildine yaklaşıp acaba kendimi görebiliyor muyum diye bir deneme yapardım. Ona, bana bir eşyasını hatıra olarak verip veremeyeceğini sorar, bu yaşta içimden fangirl çıkmasını sağladığı için kendisini tebrik ederdim. Din değiştirmeyi düşünüp düşünmediğini, eğer isterse ona İslam dinini anlatabileceğimi söylerdim. Bir selfie çekinirdik sonra. Ve muhtemelen aslında o kadar da harika bir kadın olmadığını anlar yoluma devam ederdim.
Bu mimi yollayan Supercell Ve Narsist Prenses'e teşekkür ediyorum.
Kendisi sayesinde tanıdığım onlarca sanal ama şahane insan,
Bir gün bir gazete ya da dergiden teklif alırım belki hayali.
Nasıl yaşlandığımın yazılı kanıtı.
2. Kişisel bloglar mı yoksa gezi, güzellik, moda bloglarını mı tercih ediyorsunuz?
Vaktim olsa hepsini okumayı seviyorum.
3. Blogger olmanızda etkili 3 şey nedir?
Ah 6 yıl önce ne düşünüyordum da blog açtım artık unuttum bile.
4. Örnek aldığınız bloggerlar var mı?
Yok.
5. Şu anki mesleğiniz ne ya da ne seçeceksiniz?
İşsizlik meslekten sayılıyor mu?
Bu mimi yollayan LuNa & Yepp 'e teşekkür ediyorum.
Filmlerin klişe sahnelerinden birindeyiz;
Kapıyı yarılıyorsunuz, yoğun bir ışık huzmesi gözlerinizi kamaştırıyor ve başka bir dünyaya geçiş yapıyorsunuz.
Kapı ateşin bulunduğu çağa doğru açılıyor. Ben kapıdan geçmek için tereddüt ediyorum ve beraberime, yanında kendimi rahat hissedeceğimi düşündüğüm Narsist Prensesi alıyorum.
Ateşle oynayan birini görüyoruz, kendisi ateşi bulan kişiymiş. Beraberce ona ateşle oynamaması gerektiğini anlatıyoruz. Ama aynı dili konuşmadığımız için anlaşamıyoruz. Biz de Narsist Prenses ile koyu bir sohbete dalıyoruz, biz konuşurken kapı ortadan kayboluyor, dönüş yolunu bulamıyoruz. Yontma Taş Devrinde sıkışıp kalıyoruz ama yanımda Narsist Prenses olduğu için bunu dert etmiyorum. Çünkü konuşacak çok şeyimiz var..
Yoon Eun Hye’yi (Profil Resmim) gerçek hayatta görsen ne yapardın?
Kalbim gümbürderdi. Sonra yanına giderdim. Kendisine cildi için ne kullandığını, estetiği olup olmadığını sorardım. Sonra cildine yaklaşıp acaba kendimi görebiliyor muyum diye bir deneme yapardım. Ona, bana bir eşyasını hatıra olarak verip veremeyeceğini sorar, bu yaşta içimden fangirl çıkmasını sağladığı için kendisini tebrik ederdim. Din değiştirmeyi düşünüp düşünmediğini, eğer isterse ona İslam dinini anlatabileceğimi söylerdim. Bir selfie çekinirdik sonra. Ve muhtemelen aslında o kadar da harika bir kadın olmadığını anlar yoluma devam ederdim.
Nagazaki Okur Yorumu
Kitabın ilk sayfasında şu not sizi karşılıyor.
Bu roman, Mayıs 2008'de, Asahi dâhil birçok Japon gazetesinde haber olarak yayınlanmış gerçek bir olaya dayanmaktadır.
88 sayfalık kısa bir hikâyeden bahseden bu kitap yukarıda da bahsedildiği gibi gerçek bir hayat hikâyesi baz alınarak yazılmış.
Kitabın Yazarı: Eric Faye
Kitabın Yazarı: Eric Faye
Nagazaki Japonya’nın ünlü kentlerinden birisidir. Shimurasan ise bir ofis çalışanı olarak düzenli sessiz bir hayat süren orta yaşın üzerinde bekâr bir adamdır. Bir gün fark eder ki; evindeki nesneler yer değiştirmekte, dolaptaki yemekleri eksilmektedir. Bu onun sanrısı mıdır, yoksa gerçeğin ta kendisi mi?
Öykünün en ilginç tarafı gerçek bir hikâyeden yola çıkılarak yazılmış olmasıydı. Ancak romanlarda olur denilen bir olay gerçekte yaşanmış ve bu gerçek olay bir romana konu edilmiş.
Hikâyeyi okurken aynı zamanda Japonların yalnız dünyasına tanık oluyor, bu kadar yalnızlaşmalarının altında yatan nedenler üzerine düşünüyor, refah seviyelerine, disiplin ve yaşayışlarına özendiğimiz bu milletin bir nevi perde arkasını öğrenmiş oluyorsunuz.
Hikâyeyi okurken aynı zamanda Japonların yalnız dünyasına tanık oluyor, bu kadar yalnızlaşmalarının altında yatan nedenler üzerine düşünüyor, refah seviyelerine, disiplin ve yaşayışlarına özendiğimiz bu milletin bir nevi perde arkasını öğrenmiş oluyorsunuz.
Japon kültürüne ilgi duyuyorsanız zaten çok kısa olan bu hikâyeyi okumanızı tavsiye ederim.
Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım
25 Ekim 2015 Pazar
Tesettür Mağazacılığını Anlamaya Çalışmak
Erken yaşlarda kendi arzumla –ailemin herhangi bir desteği ya da teşviki olmadan- tesettüre girdim. O zamanlardan uzun uzadıya bahsetmek istemiyorum, yaşayanlar zaten biliyor, yaşamayanlar da okullara, devlet dairelerine ezelden beri rahatça tesettürle girilebildiğini sanacak kadar dünyadan bihaber.
Benim o zamanlar diye başlayan cümlemi devam ettireceğim mevzu; tesettüre uygun kıyafetler bulmanın zorluğu ile alakadar. Tesettüre uygun kıyafet bulamıyor, diktirmeye bütçemiz yetmiyor sonucunda da babaanne kıyafetleri giyiyorduk. Çünkü ancak o tarz babaanne işi kıyafetlerin kolu uzun, boyu uzun gibi seçenekleri oluyordu.
Babaanne kıyafetleri bulmak bile, hiç değilse uzun bir şey buldum diye nimetten sayılırken benim gibi küçük bedenliler için bir etek bulma ihtimali bile öylesine düşüktü ki...
Evet, şimdi Ankara'ya bakıyorum İstanbul'a baktım, sayısız tesettür mağazası, hatta butiği var. Ama biz yine tesettüre uygun bir şey bulamıyoruz.
Tesettür mağazasında tesettüre uygun kıyafet bulamamak tam olarak ne demek?
Hemen açıklamak istiyorum, eminim ki birçok kişi benimle aynı dertten mustariptir.
Tesettür kıyafetleri satması gereken mağazaya girdiğimde aynen şöyle manzaralarla karşılaşıyorum:
*Kolu kapri bir bluz, (hımm burası tesettürlüler içindi değil mi apla?)
*Tunik yapmışlar, sadece popumun yarısını örtebilecek uzunlukta, (yazar popo gibi galat bir kelimeyi kullanarak ne kadar kızgın olduğuna dikkat çekmek istedi)
*Etek dikmişler, yanına da dizime kadar yırtmaç koymuşlar, (tesettürlüler de otobanda yolda kalabilir elbette. Hani bacak göstermek zorunda kalırsak falan zorlanmayalım istemiş olabilirler ?!)
*Gömlek yapmışlar; içimi olduğu gibi gösteriyor. (tesettürlüler seksi olmasın mı ama?!)
*Başka bir gömlek yapmışlar; kolunda yırtmacı var, boynu yarım metre açık, başını örtsen sürekli boynum gözüküyor mu diye eşarbını çekiştirip duracaksın. (bu tarz gömlekleri biz zaten normal mağazalarda bulabilirdik, siz neden tesettür mağazası açmaya zahmet ettiniz ki?)
*Pantolona bakıyorum, bileğimde bitiyor, oturunca dizleri katlanıp bileğimden yukarı çıkacak, tesettür hududunu aşacak, (hadi onu geçtim, namaza eğilsem avret mahallim gözüktüğü için namazım bozulur arkadaş!)
Zaten pantolonla, tunikle ne işin var, miss gibi pardösü giy, çık diyenleriniz olacaksa peşinen söyleyeyim: Pardösüleri de bele oturacak sizi 90-60-90 gösterecek tarzda üretiyorlar artık! Şöyle hem modaya uyacak kumaş ve dikiş özelliklerine sahip hem de tesettür kriterlerine giren pardösü bulmak neredeyse imkânsız.
Örnekleri çoğaltabilirsiniz.
Soruyorum size; bu tesettür mağazalarının hangi biri tesettüre uygun şeyler satıyor?
Tüm bunları çıktığınızda bize alacak bir şey kalmadığı için, içlerinden bazılarını mecburen alıp bilerek tesettür sınırlarının dışına çıkıyoruz.
Poyraz Karayel dizisinden ünlü düşünür Zülfikar’ın dediği gibi olduk mu kapitalist sistemin oyuncağı?!
Benim o zamanlar diye başlayan cümlemi devam ettireceğim mevzu; tesettüre uygun kıyafetler bulmanın zorluğu ile alakadar. Tesettüre uygun kıyafet bulamıyor, diktirmeye bütçemiz yetmiyor sonucunda da babaanne kıyafetleri giyiyorduk. Çünkü ancak o tarz babaanne işi kıyafetlerin kolu uzun, boyu uzun gibi seçenekleri oluyordu.
Babaanne kıyafetleri bulmak bile, hiç değilse uzun bir şey buldum diye nimetten sayılırken benim gibi küçük bedenliler için bir etek bulma ihtimali bile öylesine düşüktü ki...
Evet, şimdi Ankara'ya bakıyorum İstanbul'a baktım, sayısız tesettür mağazası, hatta butiği var. Ama biz yine tesettüre uygun bir şey bulamıyoruz.
Tesettür mağazasında tesettüre uygun kıyafet bulamamak tam olarak ne demek?
Hemen açıklamak istiyorum, eminim ki birçok kişi benimle aynı dertten mustariptir.
Tesettür kıyafetleri satması gereken mağazaya girdiğimde aynen şöyle manzaralarla karşılaşıyorum:
*Kolu kapri bir bluz, (hımm burası tesettürlüler içindi değil mi apla?)
*Tunik yapmışlar, sadece popumun yarısını örtebilecek uzunlukta, (yazar popo gibi galat bir kelimeyi kullanarak ne kadar kızgın olduğuna dikkat çekmek istedi)
*Etek dikmişler, yanına da dizime kadar yırtmaç koymuşlar, (tesettürlüler de otobanda yolda kalabilir elbette. Hani bacak göstermek zorunda kalırsak falan zorlanmayalım istemiş olabilirler ?!)
*Gömlek yapmışlar; içimi olduğu gibi gösteriyor. (tesettürlüler seksi olmasın mı ama?!)
*Başka bir gömlek yapmışlar; kolunda yırtmacı var, boynu yarım metre açık, başını örtsen sürekli boynum gözüküyor mu diye eşarbını çekiştirip duracaksın. (bu tarz gömlekleri biz zaten normal mağazalarda bulabilirdik, siz neden tesettür mağazası açmaya zahmet ettiniz ki?)
*Pantolona bakıyorum, bileğimde bitiyor, oturunca dizleri katlanıp bileğimden yukarı çıkacak, tesettür hududunu aşacak, (hadi onu geçtim, namaza eğilsem avret mahallim gözüktüğü için namazım bozulur arkadaş!)
Zaten pantolonla, tunikle ne işin var, miss gibi pardösü giy, çık diyenleriniz olacaksa peşinen söyleyeyim: Pardösüleri de bele oturacak sizi 90-60-90 gösterecek tarzda üretiyorlar artık! Şöyle hem modaya uyacak kumaş ve dikiş özelliklerine sahip hem de tesettür kriterlerine giren pardösü bulmak neredeyse imkânsız.
Örnekleri çoğaltabilirsiniz.
Soruyorum size; bu tesettür mağazalarının hangi biri tesettüre uygun şeyler satıyor?
Tüm bunları çıktığınızda bize alacak bir şey kalmadığı için, içlerinden bazılarını mecburen alıp bilerek tesettür sınırlarının dışına çıkıyoruz.
Poyraz Karayel dizisinden ünlü düşünür Zülfikar’ın dediği gibi olduk mu kapitalist sistemin oyuncağı?!
19 Ekim 2015 Pazartesi
Son Aylarda Neler Yaptım?
Son iki ayda neler yaptım kısa bir özet geçeceğim.
Kitap (lar) okudum.
Ankara'ya gittim.
Artık Ankara'da kendimi ciddi ciddi misafir gibi hissediyorum. İnsanoğlu ne ilginç!
Minyonlara gittim.
Büyüyünce Bob ile evlenmeyi planlıyorum. ^.^
Sephora'dan Biotherm'in bu setini aldım. Biotherm aquasource mükemmel bir krem. Yağlı krem sevmeyenler, hemen emilsin isteyenler için üretilmiş.
Mavi tüpteki nemlendirici maskenin kokusunu ve yarattığı etkiyi sevmedim. Nemlendirici maske sonrası daha canlı ve yumuşak bir cilt beklentisi içine giriyorum. Ama bu beklentimi karşılamıyor.
Makyaj temizleme suyu ise ağır kokusu ve gözlerimi yakması hasebiyle memnun kalmadığım bir ürün oldu. Makyaj temizleme suyunda Bioderma'yı çok beğeniyorum, severek kullanıyorum.
Ankara'ya her geldiğimde Ulus'ta Vakıflar Dairesi'nde tezimle alakalı işlerim oluyor. Bu sebeple her eseferinde Ulus'a uğruyor ve uğradığımda da Ruşen Pastanesi'nde Ankara Sarması yemeden dönmüyorum. Ankara'nın çok eski pastanelerinden olan bu mekanda yediğim pasta, mekanın ambiyansı derken kendimi 80'ler setinde gibi hissediyorum.
Uzun süredir -bulamadığım için- Toybox almıyorum.
Ortaokuldan beri müptelasıyım. İçinden çıkan çok orijinal, şahane oyuncaklarım var. Mesela bir tanesini şurada paylaşmıştım ki, minyatür bir ses kayıt cihazı, -gerçekten çalışıyor-, hesap makineları, müzik kutuları içinden çıkan şu an aklıma gelen en ilginç şeyler. Artık böyle orijinal şeyler çıkmıyor, dediler. Bu konuda bir fikrim yok. En kısa zamanda şirkete mail atıp aslını öğreneceğim.
Tabii bunların hepsi Ankara'da oldu. Sonra döndük.
Dönünce ben eski rutinime döndüm.
Ders çalışma savaşıma mühimmat topladım.
Ders çalışmaya çalıştım.
Yeni doğum yapan arkadaşımı ziyarete gittim. Mersin'li olan arkadaşım bana ismi kaynar olan bir lahusa çayı içirdi. Oralarda meşhur olan bir çaymış. İçinde 7 tür bitki varmış ve sütü çoğaltırmış. İçine ceviz atıp içiliyor. Ama o kadar lezzetli ki tarif edemem.
Bir yandan mandalinalar oldu buralardan oralara ithal bile edildi.
Sonra pikniğe çıktık, çok sevdiğim keçi boynuzlarından topladık, taze taze yedik;
ve Doğan görünümlü Şahinler'den bolca Ankara havasına maruz kalarak piknik sezonunu kapattık.
Son aylar böyleydi. Son günler derseniz;
Perşembe günü geleneksel acil ziyaretimi düzenledim. İki şişe serum bol miktarda hap ile gecenin bir yarısı evime döndüm. Doktorlar beni çok sevdi, yine gel demiyoruz ama sen yine de geliyorsun diye sitem ettiler.
Bu aralar biraz doktor işlerim, bolca halsizliğim, midem bulantım ve 8/5 tansiyonum var. Hani belki buraları da biraz ihmal ederim.
Belki dua edenlerim olur diye yazmadan edemedim.
Not: Tüm bunları Instagram adresimde paylaştım.
17 Ekim 2015 Cumartesi
Kore Dizi Klişeleri -Park Sahneleri-
Kore dizilerinde çok ilginç bulduğum ve yıllardır değişmeyen klişelerden birisi parka gitmektir. Parkta geçen sahneler hemen her dizide illaki işlenir.
Bu yazı ile beraberce neden parklar sorunun cevabını bulmaya çalışalım.
Parka gitmek klişesi şu şekillerde gelişebilir:
Bu sahnelerin geneli esas adam ile esas kızın salıncakta sallanması şeklindedir.
Salıncaktaki ruh hali hafif melankoliktir. Ya esas kız ya da esas oğlanın canı sıkkındır ve sanırım ki terapi amaçlı sallanmaktadırlar. Yani sallanarak terapi olur mu bilmiyorum, artık o kadarını da Elin Oğlu'ndaki Çabi'ye falan sorun.☺
Morali bozulan terk edilen esas kız/oğlan kendini salıncakta bulur.
Devamı »
Bu yazı ile beraberce neden parklar sorunun cevabını bulmaya çalışalım.
Parka gitmek klişesi şu şekillerde gelişebilir:
Bu sahnelerin geneli esas adam ile esas kızın salıncakta sallanması şeklindedir.
Salıncaktaki ruh hali hafif melankoliktir. Ya esas kız ya da esas oğlanın canı sıkkındır ve sanırım ki terapi amaçlı sallanmaktadırlar. Yani sallanarak terapi olur mu bilmiyorum, artık o kadarını da Elin Oğlu'ndaki Çabi'ye falan sorun.☺
![]() |
Playfull Kiss |
Morali bozulan terk edilen esas kız/oğlan kendini salıncakta bulur.
Devamı »
14 Ekim 2015 Çarşamba
Kırmızı Başlıklı Kız Sendromu
Prenses masallarına öykünüp dursak da, belki de yanlış masalların içine girmek istiyoruz. Belki de bizim masalımız Kırmızı Başlıklı Kız.
Hani o salak, avanak kız! Bir masalın esas kızı olduğu halde bir prensi olmayan kız!
Hani babaannesini tanıyamayarak safiyane bir halde kurda neden ağzının ve burnunun büyük olduğunu soran Kırmızı Başlıklı Kız.
Mesela onun gibi benim de algılama sorunum var. Kurt kendini bana ben senin babaannenim, diye yutturmaya kalksa olayı anlayana kadar ağzı ile burnu neden büyüdü hasta mı acaba diye düşünceler içine girecek daha ne olup bittiğini anlayamadan kurt tarafından ham yapılacağım.
Ve korkarım ki yine bu algılama sorunum yüzünden biri beni alıp arabayla kaçırsa bir yanlışlık var diye üzerime alınmayacak, nasılsa yarı yolda bırakır diye sessizce yolculuğa devam edeceğim.
Tabii ben böyle iyi niyetler içindeyken ve hakikatte kaçırılıyorken kaçırma vakıasının zanlısı polisler tarafından yakalandığında zaten gönlü vardı diye ifade verebilecek, çünkü olayın zanlı tarafından görünen kısmı böyle olacak.
Çocuk masalı ile başlayıp polisiye bir senaryo ile devam ettiğimiz bu yazıya otobiyografik bir anı ile devam edeceğiz.
Yani ben tek başıma edeceğim ama niyeyse çoğul bir ifade kullanınca daha havalı oluyor.
Ankara’da oturanlar Olgunlar’ı bilirler. Korsan kitap satan seyyar kitapçıların mesken edindiği seyyar stantların uzandığı bir sokaktır. Korsan kitap almadığım için doğma büyüme Ankaralı olduğum halde hiç yolum düşmedi. Sonra kuzenlerim ikinci el kitap alıp değişim yaptıklarını söyleyerek benim ampulümü yaktılar. Tınnn!
Vergi dairesindeki işimi hallettikten sonra istikameti Olgunlara çevirdim. İlk ilgimi çeken tezgâha yanaştım. Son günlerin popüler kitabı Trendeki Kız vardı. İkinci eli var mı, dedim.
İkinci eli olmadığını ama korsanı olduğunu söyleyen satıcı dedi ki;
-İstersen numaranı ver, ikinci eli gelirse haber veririm.
Demek ki buranın işleyişi böyle, müşteri devamlılığını sağlamak için iyi bir taktik, diye düşündüm.
Ama ben Ankara’da yaşamıyorum dedim. Kitaplara bakmayı sürdürürken;
Nerede yaşıyorsun, dedi satıcı.
-Kıbrıs’ta öğrenciyim.
-Tamam, sen numaranı ver, ben oraya da gönderirim.
Hala hiç işkillenmedim, şahane bir satıcı, müşteri avında, diye düşündüm.
-Nerelisin ile başlayan sohbet faslına geçince müşterileri ile yakın ilişki kurmaya çalıştığını düşündüğüm kişinin yanından, yakın ilişki sevmediğim için yavaşça sıvıştım.
Yan tezgâha uğradığımda ise arkada ikinci eller var diyerek beni tezgâhın arkasına aldılar.
Bir önceki tezgâhta çok işkillenmedim ama beni tezgâhın arkasına alınca biraz rahatsız oldum. Sonradan olayı müzakere ettiğim olgunlar bilirkişisi olan işleyişi bilen kuzenim bunun normal olduğunu asıl bir önceki tezgâhta rahatsız olmam gerektiğini söyledi.
Dedim ya, Kırmızı Başlıklı Kız sendromundan kaynaklanan algılama sorunum tavan yapmış durumda.
Bu tezgâhın arkasında da kitapları karıştırıp bir tanesinde karar kılmışken adam "bak bu kitabı da seveceksin," diye eli ile koluma dokunmasın mı?
İşte o zaman Frankenstein misal kafamdan buhar tüterek kitabı tezgâha koydum, vazgeçtim, almayacağım diyerek ilk ve kesinlikle son Olgunlar ziyaretimden topuklayarak uzaklaştım.
Hakikaten telefon üzerine bir sistem olabilir diye düşünmekle beraber koluma dokunan diğer satıcının başına kitabı fırlatmadığıma üzülüyorum.
Ama gün geçmiyor ki bu Kırmızı Başlıklı Kız Sendromum yüzünden başıma bir başka iş gelmesin.
Not: Yazar bu sendromu tamamen kendisi uydurmuş olup gerçekle yakından uzaktan alakası yoktur.
Hani o salak, avanak kız! Bir masalın esas kızı olduğu halde bir prensi olmayan kız!
Hani babaannesini tanıyamayarak safiyane bir halde kurda neden ağzının ve burnunun büyük olduğunu soran Kırmızı Başlıklı Kız.
Mesela onun gibi benim de algılama sorunum var. Kurt kendini bana ben senin babaannenim, diye yutturmaya kalksa olayı anlayana kadar ağzı ile burnu neden büyüdü hasta mı acaba diye düşünceler içine girecek daha ne olup bittiğini anlayamadan kurt tarafından ham yapılacağım.
Ve korkarım ki yine bu algılama sorunum yüzünden biri beni alıp arabayla kaçırsa bir yanlışlık var diye üzerime alınmayacak, nasılsa yarı yolda bırakır diye sessizce yolculuğa devam edeceğim.
Tabii ben böyle iyi niyetler içindeyken ve hakikatte kaçırılıyorken kaçırma vakıasının zanlısı polisler tarafından yakalandığında zaten gönlü vardı diye ifade verebilecek, çünkü olayın zanlı tarafından görünen kısmı böyle olacak.
Çocuk masalı ile başlayıp polisiye bir senaryo ile devam ettiğimiz bu yazıya otobiyografik bir anı ile devam edeceğiz.
Yani ben tek başıma edeceğim ama niyeyse çoğul bir ifade kullanınca daha havalı oluyor.
Ankara’da oturanlar Olgunlar’ı bilirler. Korsan kitap satan seyyar kitapçıların mesken edindiği seyyar stantların uzandığı bir sokaktır. Korsan kitap almadığım için doğma büyüme Ankaralı olduğum halde hiç yolum düşmedi. Sonra kuzenlerim ikinci el kitap alıp değişim yaptıklarını söyleyerek benim ampulümü yaktılar. Tınnn!
Vergi dairesindeki işimi hallettikten sonra istikameti Olgunlara çevirdim. İlk ilgimi çeken tezgâha yanaştım. Son günlerin popüler kitabı Trendeki Kız vardı. İkinci eli var mı, dedim.
İkinci eli olmadığını ama korsanı olduğunu söyleyen satıcı dedi ki;
-İstersen numaranı ver, ikinci eli gelirse haber veririm.
Demek ki buranın işleyişi böyle, müşteri devamlılığını sağlamak için iyi bir taktik, diye düşündüm.
Ama ben Ankara’da yaşamıyorum dedim. Kitaplara bakmayı sürdürürken;
Nerede yaşıyorsun, dedi satıcı.
-Kıbrıs’ta öğrenciyim.
-Tamam, sen numaranı ver, ben oraya da gönderirim.
Hala hiç işkillenmedim, şahane bir satıcı, müşteri avında, diye düşündüm.
-Nerelisin ile başlayan sohbet faslına geçince müşterileri ile yakın ilişki kurmaya çalıştığını düşündüğüm kişinin yanından, yakın ilişki sevmediğim için yavaşça sıvıştım.
Yan tezgâha uğradığımda ise arkada ikinci eller var diyerek beni tezgâhın arkasına aldılar.
Bir önceki tezgâhta çok işkillenmedim ama beni tezgâhın arkasına alınca biraz rahatsız oldum. Sonradan olayı müzakere ettiğim olgunlar bilirkişisi olan işleyişi bilen kuzenim bunun normal olduğunu asıl bir önceki tezgâhta rahatsız olmam gerektiğini söyledi.
Dedim ya, Kırmızı Başlıklı Kız sendromundan kaynaklanan algılama sorunum tavan yapmış durumda.
Bu tezgâhın arkasında da kitapları karıştırıp bir tanesinde karar kılmışken adam "bak bu kitabı da seveceksin," diye eli ile koluma dokunmasın mı?
İşte o zaman Frankenstein misal kafamdan buhar tüterek kitabı tezgâha koydum, vazgeçtim, almayacağım diyerek ilk ve kesinlikle son Olgunlar ziyaretimden topuklayarak uzaklaştım.
Hakikaten telefon üzerine bir sistem olabilir diye düşünmekle beraber koluma dokunan diğer satıcının başına kitabı fırlatmadığıma üzülüyorum.
Ama gün geçmiyor ki bu Kırmızı Başlıklı Kız Sendromum yüzünden başıma bir başka iş gelmesin.
Not: Yazar bu sendromu tamamen kendisi uydurmuş olup gerçekle yakından uzaktan alakası yoktur.
13 Ekim 2015 Salı
Bir Erkek Hakkında Nick Hornby Okur Yorumu
Kitabın adı Bir Erkek Hakkında ama içeriğine en uygun isim Bir Erkek Ve Bir Erkek Çocuğu Hakkında olurdu.
Will 36 yaşındadır. Bekâr, çocuksuz ve işsizdir. -İşsiz ama zengin bir adam- Babasının yıllar evvel yazdığı Noel şarkısı milli marş kadar meşhur olmuş ve bundan elde ettiği telif ücretleri ile çalışmaya ihtiyacı olmadan hayatını devam ettirmektedir. Sürekliliği olmayan ilişkileri sevmekte, birine bağlanmaktan korkmaktadır. Bağlanma korkusu olan bu adam gözünü boşanmış çocuklu kadınlara dikmiştir çünkü bu kadınların evlilik beklentisi yoktur.
Will bu amacı uğruna dul ve çocuklu kadınların peşinde koşarken Marcus ile karşılaşır. Will ne kadar sorumluluk almadan yaşamaya alışkın tembel bir adamsa, Marcus ise onun aksine yaşından büyük sorumluluklar altına giren 12 yaşında bir (adam)dır. Ve birbirlerinden öğrenecekleri çok şeyleri vardır.
Kitap karşılıklı bölümlerden oluşuyor. Bir bölümde yazar Macus tarafından konuşurken bir diğer bölümde Will tarafından olay döngüsünü bizlere sunuyor.
Kitabı çok sevdim. Akıcı bir dili ve farklı bir hikâyesi var. Ve en önemlisi sizi bir çocuğun dünyasına kolaylıkla girdirebilen satırlara sahip.
Özellikle son kısmının çok güzel bağlandığını düşündüğüm bu kitabı aklınızın bir köşesine yazmanızı tavsiye ederim.
Will 36 yaşındadır. Bekâr, çocuksuz ve işsizdir. -İşsiz ama zengin bir adam- Babasının yıllar evvel yazdığı Noel şarkısı milli marş kadar meşhur olmuş ve bundan elde ettiği telif ücretleri ile çalışmaya ihtiyacı olmadan hayatını devam ettirmektedir. Sürekliliği olmayan ilişkileri sevmekte, birine bağlanmaktan korkmaktadır. Bağlanma korkusu olan bu adam gözünü boşanmış çocuklu kadınlara dikmiştir çünkü bu kadınların evlilik beklentisi yoktur.
Will bu amacı uğruna dul ve çocuklu kadınların peşinde koşarken Marcus ile karşılaşır. Will ne kadar sorumluluk almadan yaşamaya alışkın tembel bir adamsa, Marcus ise onun aksine yaşından büyük sorumluluklar altına giren 12 yaşında bir (adam)dır. Ve birbirlerinden öğrenecekleri çok şeyleri vardır.
Kitap karşılıklı bölümlerden oluşuyor. Bir bölümde yazar Macus tarafından konuşurken bir diğer bölümde Will tarafından olay döngüsünü bizlere sunuyor.
Kitabı çok sevdim. Akıcı bir dili ve farklı bir hikâyesi var. Ve en önemlisi sizi bir çocuğun dünyasına kolaylıkla girdirebilen satırlara sahip.
Özellikle son kısmının çok güzel bağlandığını düşündüğüm bu kitabı aklınızın bir köşesine yazmanızı tavsiye ederim.
Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım
12 Ekim 2015 Pazartesi
Mezuniyet Sonrası Ev Hayatı
Filmin ismi: Eve Dönüş
Türü: Korku, Gerilim, Aile, Zero/mantik
Gösterim tarihi: Mezuniyet Sonrası
Hedef Kitle: Körpecik Genç Kızlar
Konusu:
Ergen olarak çıktığınız evinize, diplomasını almış, meslek sahibi genç bir kız olarak dönersiniz. Dönüşünüzde dönüştüğünüz yeni kişiyi ailenize tanıtmak ise biraz zaman alacaktır.
Evet, çocuklarının ailesi gözünde büyümesi zordur lakin büyüdüğünüz döneme tanıklık edemeyen, bu dönemde sizden uzakta olan aileniz için bunu kabullenmek daha da zordur. Çünkü onlar sizi halen evden çıktığınız yaşlarda sanıyorlardır.
Tabii sandıkları sadece bununla sınırlı değildir, aynı zamanda çıktığınız zamanki huy ve karakter özelliklerine de sahip olduğunuzu zannediyorlardır.
Hâlbuki siz bu evrede bambaşka biri oldunuz değil mi?
Peki, onların bu gerçeği anlaması ne kadar sürecek? Bu sorunun cevabını vermeden önce durum değerlendirmemize devam edelim.
Eve döndüğünüzde içine düştüğünüz durum; metronun kalabalığında herkes gitmek istediği yönü bilip oraya doğru düzenli bir ilerleyiş içindeyken kendi gideceği yeri bulamayan etrafına bakınan, gelenin geçenin çarptığı birinin durumuna benzer.
Aile fertlerinin kurulu bir düzeni, devam eden bir hayatları vardır ama siz kurulu olan düzeninizi bırakıp gelmiş sudan çıkmış bir balıksınızdır. Sudan çıkmış bu balığın türü ise sazandır, onu mu yapsam bunu mu yapsam, o kursa mı gitsem o sınava mı hazırlansam diye bulduğunuz fikre atlamaya meyillisinizdir.
Yine bu süreçte -aradan uzun zaman geçtiği için- aidiyet hissinizi kaybetmeniz sebebiyle kendinizi evde fazla ve yükmüş gibi hissedersiniz -en azından bende öyle olmuştu-
Herkesin dediğine alınırsınız, hatta alınmak, orada fazla olduğunuzu hissetmek için lafları cımbızla seçersiniz. Yani siz bildiğiniz kendi kendinize kaşınırsınız. Aslında kimse sizin fazla olduğunuzu düşünmüyordur ama aynı siz gibi onlar da sizin varlığınıza alışmaya çalışıyordur.
Öncelikle size kalıcı olarak yatacağınız oda ve dolaplarınızı zapt ettikleri için dolap tedarik etmeye çalışırlar. Bu süreç bazen uzayabilir ve günlerce hatta aylarca salon ya da oturma odasında yatabilirsiniz.
Hatta bana oda ayarlanana kadar ben salonda yattım. Salonda üçlü koltuk açılıyordu. Onu açtılar, bana sağ olsunlar. İşin dram kısmı bu koltuğun salonun kapısına en yakın yerde olması ve daha da acıklı kısmı salonun kapısı ile dış kapının karşılıklı olması. Bu durum karşısında neye ağlasam diye düşünüp durduğum o buhranlı dönemlerde beni neredeyse kapının dışında yatıracaklar diye ağladığımı hatırlıyorum. Biraz çocukluk, biraz yeni hayatın bilinmezliğinin verdiği depresyon ve en çok kendi başına buyruk yaşadığın hayattan sonra ev hayatının disiplinine alışma çabaları neticesinde doğan normal tepkilerdir bunlar.
Sonra odam da oldu, dolabım değil dolaplarım oldu. Evde kilo olarak en az yeri kaplasam da eşya olarak en fazla yeri ben kaplıyorum. Ama işte eve döndüğün o ilk zamanlar insanın hissettiği o fazlalık ve aidiyetsizlik duygusu neden oluşur, taaccübe şayan bir durumdur.
Bu dönemde en zorlu süreç anne ile olandır. Öncelikle mutfakta girilen –ofis savaşları gibi düşünün çünkü orası annenizin ofisidir- çekişmeler sonunda annenizin galibiyeti ile sonuçlanır.
O tuzluk sizin değil, annenizin istediği yerde duracaktır. O mutfak annenizindir ve annenizin kalacaktır. Tavsiyem böyle konularda idealist düşünceler içine girmeyin. Bırakın eksiği ile fazlası ile anneniz kendi düzenine devam etsin, gitsin.
Sizin yaptığınızı da beğenmiyorsa bırakın kendisi yapsın, sizde keyifle yiyin aman boş verin, böyle şeylere kafanızı takmayın. Bu süreç bittikten bir müddet sonra anneniz kankanız olacaktır zaten. Sabredin, zamanla birbirinize alışacaksınız.
Babadan babaya değişmekle beraber dominant babalar da bu süreçte size hiç yardımcı olmayacaktır. Yıllarca uzakta yaşadıktan, kendi kişiliğinizi oluşturduktan sonra sizi kendi istediği gibi eğip bükmeye çalışan babalarınızın elinde kalabilmeniz muhtemel. Çünkü çoktan kurumuşsunuzdur, eğilmeye uygun şartlar içinde değilsinizdir. Kırılıp babanızın elinde kaldığınızda önce üzülecek sonra ve zamanla aslında ne kadar haklı olduğunu anlayacaksınız.
Bir zaman sonra- bu süre kişiden kişiye farklılık gösterebilir- bazılarınız iş bulup hayatın koşturmasına dalacak, bazılarınız bulamayacak o gün senin, bu parti benim, o avm bizim dolaşacak ev kızlığının keyfini çıkaracak ve bu ilk zamanlarda yaşadığı buhranlara gülüp geçecek…
Yazının birinci kısmı için şuraya bakabilirsiniz.
Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım
10 Ekim 2015 Cumartesi
2015 Kore Drama Ödülleri
Kore dizi ödülleri sahiplerini buldu.
Dedikodu yapmadan olmaz değil mi? Toplanın.
Büyük Ödül: Kim Soo Hyun (Producer, KBS)
Büyük ödülü bu sene de Kim Soo Hyun aldı. Ama kesinlikle arkasında bir dayısı falan olduğunu düşünüyorum. Hayır, kendisini bende çook severim. Ama adaylar şöyle iken;
Kim Soo Hyun (Producer)
Joo Won (Yong Pal)
Ji Sung (Kill Me, Heal Me)
Cha Seung Won (Hwajung)
Yoo Dong Geun (What Happens with My Family)
ve listede 7 karakteri birden canlandırarak harika bir iş çıkaran Ji sung varken sizce de büyük haksızlık olmamış mı?
En İyi Drama: tvN’den Misaeng
En iyi drama adayları arasında;
Kill Me, Heal Me (MBC)
Producer (KBS2)
Yong Pal (SBS)
Misaeng (tvN)
Heard it Through the Grapevine (SBS) vardı.
Bence Producer dizisinin listede yer alması akıllara zarar bir durumdu. Diğer dizilere gelirsek;
bu daldaki ödül Kill me Heal Me'ye verilmeliydi diye arzu etsem de henüz Misaeng dizisini izlemedim. O yüzden net bir şey söyleyemiyorum. Dizi izleme listemde.
En İyi Senaryo: Jang Hyuk Rin (Yong Pal, SBS)
En iyi senaryo ödülünün Yong Pal'a verilmesine ise anlam veremedim. Bu sene benzer senaryolarla ile yazılmış o kadar çok dizi çekildi ki acaba Yong Pal'ı onlardan farklı kılan neydi merak ediyorum. İzleyenlerin yorumlarını bekliyorum.
En İyi Yönetmen: Seo Soo Min ve Pyo Min Soo (Producer, KBS)
Producer o kadar kötü bir diziydi ki yorum yapmak istemiyorum. :)
En Mükemmel Aktör: Lee Jong Suk (Pinocchio, SBS)
Kendisini beğeniriz. Pinocchio izlemedim ama iyi bir oyuncu olduğunu kabul ediyorum.
En Mükemmel Aktris: Kim Tae Hee (Yong Pal, SBS)
Yong Pal'a verilen bu ödül bolluğu ve soru işaretleri...
Mükemmel Aktör: Lee Joon (Heard It Through the Grapevine, SBS) ve (Kim Dae Myung (Misaeng, tvN)
Adaylar şu şekilde idi:
Seo In Guk (I Remember You)
Kim Dae Myung (Misaeng)
Seo Kang Joon (Hwajung)
Lee Joon (Heard it Through the Grapevine)
Jo Jung Suk (Oh My Ghostess)
Listede Jo jung Suk ve Seo in Guk varken Kim Dae Myung'un ödülü almasına çok üzüldüm. Seo in Guk'u da geçtim tamam ama, Oh! my ghost ile Jung Suk'a ödül verilmemişse de biz onu gönlümüzün birincisi ilan edip acımızı azaltmaya çalışıyoruz. :)
Mükemmel Aktris: Sooyoung (My Spring Day, MBC)
En İyi Çaylak Aktör: Chanyeol (EXO Next Door)
En İyi Çaylak Aktris: Im Ji Yeon (High Society, SBS)
İşte bu çok hoştu. İzleyen herkes High Society dizisindeki ikinci çifte bayılmıştı. O yüzden bu ödülü hak ettiğini düşünüyorum. Çok şekerdi.
Bu Senenin Yıldızı: Kim So Hyun (Who Are You: School 2015, KBS)
Kendisini ilk defa Miss You'da Yoon eun Hye'nin çocukluğunu canlandırırken izlemiş oyunculuğunu çok beğenmiştim. Sonra isimli mini dizide izleyip bayılmıştım. Daha 16 yaşındaki aktristin çok iyi yerlere geleceğini düşünüyorum.
Başarı Ödülü: Kim Young Ae (Kill Me, Heal Me, MBC)
Bu kadın kimdi derseniz; Kill me Heal me dizisinde Cha Do Hyun'un büyükannesi o sert kadındı.
Küresel Yıldız: Sam Okyere (Warm and Cozy, MBC)
Siyahi bir oyuncu. Warm and Cozy dizisine de çok küçük bir rolle katılmış, dalgıç olarak konuk oyuncu olmuştu. İzleyenler hatırlarlar.
Hallyu Star: Kim Soo Hyun (Producer, KBS), Chanyeol (EXO Next Door)
Ateşli Yıldız: Seo Kang Joon (Hwajung, MBC)
KDA Ödülü: Park Hae Jin (Bad Guys, OCN)
Jüri Ödülü: Im Siwan (Misaeng, tvN)
En İyi OST: Jang Jae In, “Auditory Hallucination” (Kill Me, Heal Me, MBC)
Deli olmamak elde mi? Böyle güzel bir diziye verile verile en iyi ost ödülü verilmiş. Bu ödülleri kim hangi akla hizmet vermiş bilmiyorum.
Sadece Misaeng izleyip gerçekten bu kadar ödülü hak etti mi kendim öğrenmek istiyorum.
Onun haricinde Heart to Heart, kill me heal me ve Oh My Ghost dizilerine haksızlık yapıldığını düşünmemek elde değil.
Beni buraya kadar dinlediniz. Şimdi ben sizi dinlemek istiyorum. Siz ödüller hakkında ne düşünüyorsunuz?
Dedikodu yapmadan olmaz değil mi? Toplanın.
Büyük Ödül: Kim Soo Hyun (Producer, KBS)
Büyük ödülü bu sene de Kim Soo Hyun aldı. Ama kesinlikle arkasında bir dayısı falan olduğunu düşünüyorum. Hayır, kendisini bende çook severim. Ama adaylar şöyle iken;
Kim Soo Hyun (Producer)
Joo Won (Yong Pal)
Ji Sung (Kill Me, Heal Me)
Cha Seung Won (Hwajung)
Yoo Dong Geun (What Happens with My Family)
ve listede 7 karakteri birden canlandırarak harika bir iş çıkaran Ji sung varken sizce de büyük haksızlık olmamış mı?
En iyi drama adayları arasında;
Kill Me, Heal Me (MBC)
Producer (KBS2)
Yong Pal (SBS)
Misaeng (tvN)
Heard it Through the Grapevine (SBS) vardı.
Bence Producer dizisinin listede yer alması akıllara zarar bir durumdu. Diğer dizilere gelirsek;
bu daldaki ödül Kill me Heal Me'ye verilmeliydi diye arzu etsem de henüz Misaeng dizisini izlemedim. O yüzden net bir şey söyleyemiyorum. Dizi izleme listemde.
En İyi Senaryo: Jang Hyuk Rin (Yong Pal, SBS)
En iyi senaryo ödülünün Yong Pal'a verilmesine ise anlam veremedim. Bu sene benzer senaryolarla ile yazılmış o kadar çok dizi çekildi ki acaba Yong Pal'ı onlardan farklı kılan neydi merak ediyorum. İzleyenlerin yorumlarını bekliyorum.
En İyi Yönetmen: Seo Soo Min ve Pyo Min Soo (Producer, KBS)
Producer o kadar kötü bir diziydi ki yorum yapmak istemiyorum. :)
En Mükemmel Aktör: Lee Jong Suk (Pinocchio, SBS)
Kendisini beğeniriz. Pinocchio izlemedim ama iyi bir oyuncu olduğunu kabul ediyorum.
En Mükemmel Aktris: Kim Tae Hee (Yong Pal, SBS)
Yong Pal'a verilen bu ödül bolluğu ve soru işaretleri...
Mükemmel Aktör: Lee Joon (Heard It Through the Grapevine, SBS) ve (Kim Dae Myung (Misaeng, tvN)
Adaylar şu şekilde idi:
Seo In Guk (I Remember You)
Kim Dae Myung (Misaeng)
Seo Kang Joon (Hwajung)
Lee Joon (Heard it Through the Grapevine)
Jo Jung Suk (Oh My Ghostess)
Listede Jo jung Suk ve Seo in Guk varken Kim Dae Myung'un ödülü almasına çok üzüldüm. Seo in Guk'u da geçtim tamam ama, Oh! my ghost ile Jung Suk'a ödül verilmemişse de biz onu gönlümüzün birincisi ilan edip acımızı azaltmaya çalışıyoruz. :)
Mükemmel Aktris: Sooyoung (My Spring Day, MBC)
En İyi Çaylak Aktör: Chanyeol (EXO Next Door)
En İyi Çaylak Aktris: Im Ji Yeon (High Society, SBS)
İşte bu çok hoştu. İzleyen herkes High Society dizisindeki ikinci çifte bayılmıştı. O yüzden bu ödülü hak ettiğini düşünüyorum. Çok şekerdi.
Bu Senenin Yıldızı: Kim So Hyun (Who Are You: School 2015, KBS)
Kendisini ilk defa Miss You'da Yoon eun Hye'nin çocukluğunu canlandırırken izlemiş oyunculuğunu çok beğenmiştim. Sonra isimli mini dizide izleyip bayılmıştım. Daha 16 yaşındaki aktristin çok iyi yerlere geleceğini düşünüyorum.
Başarı Ödülü: Kim Young Ae (Kill Me, Heal Me, MBC)
Bu kadın kimdi derseniz; Kill me Heal me dizisinde Cha Do Hyun'un büyükannesi o sert kadındı.
Küresel Yıldız: Sam Okyere (Warm and Cozy, MBC)
Siyahi bir oyuncu. Warm and Cozy dizisine de çok küçük bir rolle katılmış, dalgıç olarak konuk oyuncu olmuştu. İzleyenler hatırlarlar.
Hallyu Star: Kim Soo Hyun (Producer, KBS), Chanyeol (EXO Next Door)
Ateşli Yıldız: Seo Kang Joon (Hwajung, MBC)
KDA Ödülü: Park Hae Jin (Bad Guys, OCN)
Jüri Ödülü: Im Siwan (Misaeng, tvN)
En İyi OST: Jang Jae In, “Auditory Hallucination” (Kill Me, Heal Me, MBC)
Deli olmamak elde mi? Böyle güzel bir diziye verile verile en iyi ost ödülü verilmiş. Bu ödülleri kim hangi akla hizmet vermiş bilmiyorum.
Sadece Misaeng izleyip gerçekten bu kadar ödülü hak etti mi kendim öğrenmek istiyorum.
Onun haricinde Heart to Heart, kill me heal me ve Oh My Ghost dizilerine haksızlık yapıldığını düşünmemek elde değil.
Beni buraya kadar dinlediniz. Şimdi ben sizi dinlemek istiyorum. Siz ödüller hakkında ne düşünüyorsunuz?
Facebook Kore Dizileri Sayfamı takip etmek için: https://www.facebook.com/koredizifilmreplikleri1
Blog'umda yazdığım tüm dizi ve filmleri alfabetik olarak sıraladım.
Buradan hepsine ulaşabilirsiniz.
Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım
9 Ekim 2015 Cuma
Oh My Ghost Dizisi Yorum ve Replikleri
Konusu itibarıyla Master's Sun dizisine benzettiğim için izleme listeme aldığım Oh My Ghost dizisinin konusu ve oyuncularından şurada bahsetmiştim.
Dizi hakkındaki yorumum;
* Baştan söylemeliyim ki, Pasta dizindeki gibi yine ve yeniden bir Şeb vakıası ile karşı karşıyayız. İlk kez My love, My Bride filminde izlediğim Jo Jung Suk'a bu dizide hayran kaldım. Gamzeler falan derken izleyenler olarak biraz başımızı döndürmüş olabilir.
* Park Bo Young şahane bir oyunculuk sergilemiş. Hatta döktürmüş. İçine hayalet girmiş hali ile kendi hali arasındaki kişilik değişikleri o kadar keskin ve doğaldı ki, arada sırada acaba aynı kız mı oynuyor, aynı kız mı seslendiriyor diye düşünceler içinde kaldım.
İçine hayalet girdiğinde çok şeker ve sırnaşık bir kız oluyordu ki bayıldım. Hatta hayalet hiç çıkmasın istiyor, çıkınca hayal kırıklığına uğruyordum.
* İçlerinden bir tanesini Park Bo Young'un seslendirdiği Ost'lar çok güzeldi. Bakınız o şarkı: https://www.youtube.com/watch?v=gZbXEEEi8ww
* İkinci kadın ya da ikinci adam entrikası olmayan dizileri ayrı bir seviyorum.
* Dizi ham madde olarak Master's Sun'a benzese de senaryo çok daha başka işleniyor.
1. Hayaletleri gören içine kapanmış bir kız,
2. Hayaletlere karşı -spo olmaması açısından bahsedemeyeceğim- güçlü bir yanı olan esas oğlan.
İşte bu iki maddede benziyorlar, ama sadece o kadar.
* Dizi hakkında tek negatif yorumum sonu ile ilgili olacak. Burada Spolier vermemek adına fazla bir şey yazmak istemiyorum ama şu biraz aceleye gelmiş Kore dizi sonlarına benzemesi açısından biraz sinirlendiğimi söyleyebilirim.
* Sonuç olarak kesinlikle izlenmesi gereken çok şeker bir romantik komedi olduğunu düşünüyorum.
Not: 20.bölümde ise Seo in Guk konuk oyuncu olarak yer alıyor.
Not 2: Jang Dong Gun hakkında bir yazı yazmıştım. Yazıda; dizilerde sürekli örnek damat adayı olarak isminin zikredildiğini söylemiş dizilerden örnekler göstermiştim.
Bu diziden bir başka örnek de aşağıdaki replik. Yakışıklı adam deyince akla ilk gelen:
Dizinin konusundan kısaca bahsetmek için şu repliği kullanabiliriz.
Yasal Uyarı: Buradan sonrası yükse dozda spolier içerir.
Devamı »
Dizi hakkındaki yorumum;
* Baştan söylemeliyim ki, Pasta dizindeki gibi yine ve yeniden bir Şeb vakıası ile karşı karşıyayız. İlk kez My love, My Bride filminde izlediğim Jo Jung Suk'a bu dizide hayran kaldım. Gamzeler falan derken izleyenler olarak biraz başımızı döndürmüş olabilir.
* Park Bo Young şahane bir oyunculuk sergilemiş. Hatta döktürmüş. İçine hayalet girmiş hali ile kendi hali arasındaki kişilik değişikleri o kadar keskin ve doğaldı ki, arada sırada acaba aynı kız mı oynuyor, aynı kız mı seslendiriyor diye düşünceler içinde kaldım.
İçine hayalet girdiğinde çok şeker ve sırnaşık bir kız oluyordu ki bayıldım. Hatta hayalet hiç çıkmasın istiyor, çıkınca hayal kırıklığına uğruyordum.
* İçlerinden bir tanesini Park Bo Young'un seslendirdiği Ost'lar çok güzeldi. Bakınız o şarkı: https://www.youtube.com/watch?v=gZbXEEEi8ww
* İkinci kadın ya da ikinci adam entrikası olmayan dizileri ayrı bir seviyorum.
* Dizi ham madde olarak Master's Sun'a benzese de senaryo çok daha başka işleniyor.
1. Hayaletleri gören içine kapanmış bir kız,
2. Hayaletlere karşı -spo olmaması açısından bahsedemeyeceğim- güçlü bir yanı olan esas oğlan.
İşte bu iki maddede benziyorlar, ama sadece o kadar.
* Dizi hakkında tek negatif yorumum sonu ile ilgili olacak. Burada Spolier vermemek adına fazla bir şey yazmak istemiyorum ama şu biraz aceleye gelmiş Kore dizi sonlarına benzemesi açısından biraz sinirlendiğimi söyleyebilirim.
* Sonuç olarak kesinlikle izlenmesi gereken çok şeker bir romantik komedi olduğunu düşünüyorum.
Not: 20.bölümde ise Seo in Guk konuk oyuncu olarak yer alıyor.
Not 2: Jang Dong Gun hakkında bir yazı yazmıştım. Yazıda; dizilerde sürekli örnek damat adayı olarak isminin zikredildiğini söylemiş dizilerden örnekler göstermiştim.
Bu diziden bir başka örnek de aşağıdaki replik. Yakışıklı adam deyince akla ilk gelen:
Dizinin konusundan kısaca bahsetmek için şu repliği kullanabiliriz.
Yasal Uyarı: Buradan sonrası yükse dozda spolier içerir.
Devamı »
8 Ekim 2015 Perşembe
Aşka En Yakın Duygu
Aşka en yakın duygunun yeğen sevgisi olduğunu düşünüyorum. Tamam, daha önce âşık olmadım ama en azından âşık olmak da en az bunun kadar güzel bir duygudur, muhtemelen yani. Belki de ve inşallah.
Ve yine muhtemelen ki, kendi çocuğum olduğunda da asıl aşkın bir annenin çocuğuna olan sevgisi olduğunu düşüneceğim. Zamanla bu aşamalardan geçerek belki bende bir gün hakiki aşka; fena makamına ulaşacağım. İnşallah…
Yakın zamanda hala olup evdeki imparatorluğumu bıraktığımı, tacı yeni prensesimize devrettiğimi Instagram’da paylaşmıştım.
İki sözünden biri yeğeni olan, sürekli yeğeninin fotoğraflarını paylaşan ya da gösteren teyze/halaları hiç kınamadım ama onların bu coşkusunu ise asla anlayamadım.
Ta ki; kendim de hala olana kadar.
Daha önce hiç böyle bir duygu yaşamadım. Anneme babama duyduğum sevgiye benzemiyor. Kardeş sevgisi gibi de değil. Daha önce hiçbir erkeğe böyle bir his beslemedim. Bebekleri seven, her gördüğü çocuğu durdurup hanimiş yapan bir tip de değilim.
Meteoroloji vücudumu inceleyip beni hava durumu spikerine havale etse spiker aynen şunları söylerdi:
Yaşadığım duyguyu hiçbir şeye benzetemiyorum, belki daha önce âşık olsaydım onunla kıyaslardım ama bununla kıyaslayacak hiçbir his yaşamadım. Çok acayip bulduğum kendimi tanıyamadığım bir deneyimleme sürecindeyim.
Ben yaşadığım şeyi anlatamıyorum ama daha önce bir yeğen sahibi olanlar mutlaka benim hissettiklerimi anlıyordur. Ve bana öyle geliyor ki sadece kendi çocuğumu bu kadar çok sevebilirim. Bilmem, belki kendi çocuğumu sevmek için bu kadar vakit bile bulamam, çünkü annelik zor ve büyük sorumluluklar gerektiriyor. Hâlbuki benim yeğenime karşı olan tek yükümlülüğüm telaşsız tasasız sadece onu sevmek. Ve bu yükümlülüğüme bayılıyorum….
Ve yine muhtemelen ki, kendi çocuğum olduğunda da asıl aşkın bir annenin çocuğuna olan sevgisi olduğunu düşüneceğim. Zamanla bu aşamalardan geçerek belki bende bir gün hakiki aşka; fena makamına ulaşacağım. İnşallah…
Yakın zamanda hala olup evdeki imparatorluğumu bıraktığımı, tacı yeni prensesimize devrettiğimi Instagram’da paylaşmıştım.
İki sözünden biri yeğeni olan, sürekli yeğeninin fotoğraflarını paylaşan ya da gösteren teyze/halaları hiç kınamadım ama onların bu coşkusunu ise asla anlayamadım.
Ta ki; kendim de hala olana kadar.
Daha önce hiç böyle bir duygu yaşamadım. Anneme babama duyduğum sevgiye benzemiyor. Kardeş sevgisi gibi de değil. Daha önce hiçbir erkeğe böyle bir his beslemedim. Bebekleri seven, her gördüğü çocuğu durdurup hanimiş yapan bir tip de değilim.
Meteoroloji vücudumu inceleyip beni hava durumu spikerine havale etse spiker aynen şunları söylerdi:
- N.F. kod isimli şahıs bebeğe sarıldığında göğüs kafesinden yükselen sıcak hava dalgası beynine kadar yükseliyor, ortamda ılık ılık bir rüzgar esiyor. Etrafta kalp şeklinde polenler uçuşuyor. Nasa'dan aldığımız bilgilere göre bilinmeyen bir yerden yükselen Ghost filminin efsanevi film müziği bebek ile söz konusu şahsın etraflarını sarıyormuş.Kızımızın fotoğrafını gördüğümde farkında olmadan aptal âşıklar gibi sırıtıyorum. Videosunu yolladıklarında evde çığlık kıyamet koparıyorum.
Yaşadığım duyguyu hiçbir şeye benzetemiyorum, belki daha önce âşık olsaydım onunla kıyaslardım ama bununla kıyaslayacak hiçbir his yaşamadım. Çok acayip bulduğum kendimi tanıyamadığım bir deneyimleme sürecindeyim.
Ben yaşadığım şeyi anlatamıyorum ama daha önce bir yeğen sahibi olanlar mutlaka benim hissettiklerimi anlıyordur. Ve bana öyle geliyor ki sadece kendi çocuğumu bu kadar çok sevebilirim. Bilmem, belki kendi çocuğumu sevmek için bu kadar vakit bile bulamam, çünkü annelik zor ve büyük sorumluluklar gerektiriyor. Hâlbuki benim yeğenime karşı olan tek yükümlülüğüm telaşsız tasasız sadece onu sevmek. Ve bu yükümlülüğüme bayılıyorum….
Hala Sultan Bildirdi
Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım
7 Ekim 2015 Çarşamba
Google ile yapılan ilginç aramalar
Bu her ay yazdığım bir yazı dizisi.
Google arama motorunun bana yönlendirdiği aramalardan oluşuyor.
Bu ay ki aramalar şöyle:

Bu arama beni dehşete düşürdü. Acaba, dedim evde kalmış kız fetişleri mi var? Korkular içindeyim. 0.o Evde kalan kız bul diye yazılınca Google'ın bana yönlendirmesine ayrıca içerledim. Öyle olsun!
O gruba bende dahilim. En büyük eleştirmenim ise yine ben, kendimim. Eleştirmenimi dinlediğim de söylenemez. Ben ne zaman adam olacağım acaba?
Eleştirmenim bu sorunun cevabını vermek istiyor?
-Bildiklerinle amel ettiğin gün!

Tesettürü taşımak nadir kadınların yaptığı bir eylem olup kendilerine gıpta ile bakmaktayız.

Sevmediğim insanların yatılı misafir olması haricinde ben seviyorum.

Ah be arkadaşım! Zengin adamı elde etmek konulu film bilmiyorum. İnan ki. Hayır olsa ben izleyip bir şeyler öğrenirim belki.
Google arama motorunun bana yönlendirdiği aramalardan oluşuyor.
Bu ay ki aramalar şöyle:
Bu arama beni dehşete düşürdü. Acaba, dedim evde kalmış kız fetişleri mi var? Korkular içindeyim. 0.o Evde kalan kız bul diye yazılınca Google'ın bana yönlendirmesine ayrıca içerledim. Öyle olsun!
O gruba bende dahilim. En büyük eleştirmenim ise yine ben, kendimim. Eleştirmenimi dinlediğim de söylenemez. Ben ne zaman adam olacağım acaba?
Eleştirmenim bu sorunun cevabını vermek istiyor?
-Bildiklerinle amel ettiğin gün!
Tesettürü taşımak nadir kadınların yaptığı bir eylem olup kendilerine gıpta ile bakmaktayız.
Sevmediğim insanların yatılı misafir olması haricinde ben seviyorum.
Ah be arkadaşım! Zengin adamı elde etmek konulu film bilmiyorum. İnan ki. Hayır olsa ben izleyip bir şeyler öğrenirim belki.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)